Kategori: Yurdun 11’i

  • Timur Soykan : Yabancı baronun Türk ortakları

    Timur Soykan : Yabancı baronun Türk ortakları

    Murat Ağırel Türk vatandaşı yapılan Hırvatistanlı uyuşturucu baronunun, Türk ortaklarını kayda geçirdi. Bakalım bu sefer yabancı baronun Türkiye’deki bağlantıları soruşturulacak mı?

    Gazeteci Murat Ağırel, Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan Havala kitabında kara para trafiğini gözler önüne seriyor. Uyuşturucu kaçakçılığı, yasa dışı bahis gibi suçlardan elde edilen paranın kirli yolculuğunda devletteki çürümeyi de ortaya koyuyor.

    Dikkatli okurlarımız hatırlayacaktır. Hırvat uyuşturucu baronu Nenad Petrak, 18 Kasım 2023 tarihinde İstanbul Üsküdar’da yakalanmıştı. Nisan 2022’de İstanbul Yenibosna’da 250 bin dolara bir daire alarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu yazmıştık. Hırvatistan tarafından Kırmızı Bülten ile aranan uyuşturucu kaçakçısı, ismindeki tek harfi değiştirip ‘Nenat’ olmuş ve ‘Çelik’ soyadını almıştı.

    Yeni ismiyle Etimesgut kütüğüne kaydedilmişti. Kırmızı Bülten ile aranan bir uyuşturucu baronunun parmak izi incelemesi ve istihbarat değerlendirmelerini geçerek vatandaş olması büyük skandaldı. ‘Etimesgutlu Hırvat Baron’ başlığıyla duyurduğumuz bu haberde ve baronların vatandaş olduğu pek çok skandalda aynı soruyu sorduk: Bu kişilerin Türkiye’deki bağlantıları neden hep karanlıkta kalıyor?

    BARON PETRAK’IN 4 TÜRK ORTAĞI VAR

    Murat Ağırel, Havala kitabında yabancı baronun Türk bağlantılarını ortaya koydu. Nenad Petrak Hırvatistan’da ‘Ersa Adriatic’ isimli inşaat şirketinin yönetim kurulu başkanıydı. Kayıtlara göre; Petrak’ın şirketinin dört kurucusu Türk’tü. İsimleri; Uğur Erdoğan, Zekeriya Ersin Öktem, Bülent Saruhan Saraylı, Reşit Babüroğlu’ydu. Murat Ağırel bu kişilerin Hırvatistan’da başka şirketlerinin bulunduğunu da tespit etti. Üstelik Bülent Saruhan Saraylı, Zekeriya Ersin Öktem ve Reşit Babüroğlu, Ersa Adriatic’in yanı sıra Ersa İnşaat A.Ş. ve Karas Altyapı İnşaat Ticaret A.Ş. adlı şirketlerde Nenad Petrak ile ortaktı.

    Murat Ağırel’in Havala kitabında anlattığı Bülent Saruhan Saraylı, Türkiye’de Çubucak Turizm İşletmeleri A.Ş., Ersa İnşaat Proje Turizm, Mesa-dorbud’un arasında olduğu çok sayıda şirketin sahibi. Aynı zamanda İstanbul Turizm Derneği yönetim kurulu üyesi. Ersa İnşaat, Hırvatistan’da çok sayıda inşaat işi almış. Şirket adına projeleri imzalayan ise Zekeriya Ersin Öktem. Yani Nenad Petrak’ın diğer Türk ortağı. Zekeriya Ersin Öktem’in de Sense İnşaat isimli bir şirketi var.

    “FETÖ BORSASINA UZANAN İLİŞKİLER”

    Öktem’in ismi daha önce Anadolu Başsavcılığı’na yaptığı bir suç duyurusuyla gündeme gelmişti. Eski çalışanı olan ‘Aytaç Ocaklı’ isimli kişinin, adını kullanarak Ukrayna’daki bir Türk şirketini dolandırdığını iddia etmişti.

    Aytaç Ocaklı ise yıllardır farklı iddialar ile ilgili Türkiye’nin gündeminde. FETÖ’cü savcı Zekeriya Öz’ün gizli kasası olduğu iddia edildi. Zekeriya Öz’ün yurtdışına kaçırılmasını organize ettiği öne sürüldü. Necip Hablemitoğlu cinayeti şüphelisi, eski Özel Kuvvetler mensubu Nuri Gökhan Bozkır, kendisini Aytaç Ocaklı’nın 2021 yılında Ukrayna’dan Romanya’ya kaçırdığını söyledi.

    “ALIŞVERİŞ MERKEZİNE ÇÖKTÜLER”

    Sedat Peker ise 28 Haziran 2021’deki ifşalarında Aytaç Ocaklı’nın Ukrayna’nın Lviv şehrindeki alışveriş merkezine çöküldüğünü anlatmıştı. Sedat Peker’in iddiasına göre; FETÖ Borsası’nın kurucularından Burak Başlılar ile savunma sanayi ihaleleri alan Cihan Ekşioğlu, Aytaç Ocaklı hakkında ‘Zekeriya Öz’ü yurtdışına kaçırdı’ diye haberler yaptırmış ve daha sonra alışveriş merkezine çökmüşlerdi. Oysa Burak Başlılar’ın Fetullahçı Çete ile sıkı bağları biliniyordu. Zekeriya Öz’e Forex’te oynaması için 500 bin dolar verdiği iddia edilmişti. Burak Başlılar, Cihan Ekşioğlu ile Zaman Gazetesi’nin sahiplerinden olan ama FETÖ soruşturmalarından hep kurtarılan Fettah Tamince eski ortaktı.

    Murat Ağırel, kitabında bu garip bağlantıların altını çiziyor ve şöyle yazıyor: “Özetle bu bir ‘Biz kırk kişiyiz birbirimizi biliriz’ hikâyesidir. FETÖ’sü, baronu, kara paracısı hepsi aynı torbada bulunuyor.”

    Türk vatandaşı yapılan Hırvatistanlı uyuşturucu baronunun, Türk ortakları kayda geçti. Bakalım bu sefer yabancı baronun Türkiye’deki bağlantıları soruşturulacak mı?

    Timur Soykan’ın yazısının devamı

  • Timur Soykan : Parmak izi skandalı

    Timur Soykan : Parmak izi skandalı

    Kırmızı Bülten ile aranan Sırp asıllı İsveç vatandaşı Maximilian Rivkin’in Bulgaristan pasaportuyla başvurup Türk vatandaşlığı aldığı ortaya çıkmıştı. ABD ve İsveç’in 5 milyon dolar ödül ile aradığı uyuşturucu kaçakçısına Ali Yerlikaya’nın İçişleri Bakanlığı döneminde vatandaşlık verilmiş. Interpol veri sisteminde parmak izleri olmasına ve vatandaşlık başvurusunda parmak izi vermesine karşın yakalanmamış.

    Parmak izi skandalı2021’den beri İsveç ve ABD’nin Kırmızı Bülten ile aradığı, FBI’ın 5 milyon dolar ödül koyduğu Rivkin 2023’te Cem Cansu adıyla Türk vatandaşı oldu.

    AKP’nin varlık barışı yasaları ve ucuz Türk vatandaşlığı kampanyalarıyla dünyanın mafyası Türkiye’ye akın etti. Onlardan biri; Avustralya’da kurulan Komançero Çetesi’ydi. Çetenin liderlerinden Avustralya’da doğan Türk asıllı Hakan Ayık, Yeni Zelandalı Ngakuru, Sırp asıllı İsveç vatandaşı Maximilian Rivkin, İstanbul’dan dünyayı saran uyuşturucu ağını yönetiyordu. Hakan Ayık Türk vatandaşıydı. Ngakuru ile Rivkin ise Kırmızı Bülten ile aranmalarına karşın Türkiye’de oturum izni almıştı. İstanbul Şişli’de aldıkları bir oteli merkezlerine dönüştürmüştü.

    TRUVA ATI TUZAĞI

    ABD’nin federal soruşturma bürosu FBI ve Avustralya Federal Polisi, 2019 yılında Komançero Çetesi’ne yönelik daha önce eşi görülmemiş küresel bir operasyon başlattı. ANOM adını verdikleri şifreli bir haberleşme sistemi geliştirdiler. Komançero Çetesi’ne sızan FBI ajanları, Hakan Ayık ve Maximillian Rivkin’e ANOM sistemini “Hiçbir şekilde dinlenemez, tam olarak güvenli, konum bilgisi vermez ve tek tuşla bütün mesajlar silinebilir” diyerek pazarladı.

    ANOM’a Hakan Ayık ve Maximilian Rivkin ortak oldu. Farkında olmadan FBI tuzağının distribütörlüğünü yapıyorlar, suç örgütü üyelerine satıyorlardı. ANOM kısa sürede 300 suç örgütüne ulaştı, 12 bin kullanıcısı oldu. FBI, 2019 ile 2021 arasında suç örgütlerinin gönderdiği 27 milyon mesajı arşivledi. Suç örgütünün lider ve üyeleri, uyuşturucu güzergahları, cinayetleri, kara para trafiği deşifre olmuştu.

    Maximilian Rivkin, ANOM’u pazarlıyordu. Bunun tuzak olduğundan habersizdi.

    Yeni Zelandalı lideri Ngakuru, Mayıs 2021 tarihli bir ANOM mesajında “Türkiye’de çok güçlü ve etkiliyiz. Bu bizi kolluk güçlerine karşı dayanıklı hale getiriyor” yazmıştı. Hakan Ayık’ın bağlantıları sayesinde güvende olduklarını anlatıyordu.

    KÜRESEL OPERASYONDA TÜRKİYE YOKTU

    FBI ve Avustralya Federal Polisi’nin ANOM tuzağı sayesinde 7 Haziran 2021’de başlattığı Truva Atı Kalkanı Operasyonu’na 16 ülke katıldı. Ahtapot gibi dünyayı saran suç örgütlerinin 800 üyesi yakalandı, onlarca ton uyuşturucu ele geçirildi. Ne hikmetse bu operasyona Türkiye katılmadı ve bu sayede ahtapotun İstanbul’daki beyni ele geçirilemedi.

    16 ülkenin yer aldığı Truva Atı Kalkanı Operasyonu’nda Türkiye yer almadı.

    Truva Atı Kalkanı Operasyonu’ndan 2 yıl 4 ay sonra nihayet Türkiye’de Komançero Çetesi’ne operasyon yapıldı. 28 Mayıs 2023 seçiminden sonra Süleyman Soylu İçişleri Bakanlığı’ndan alınmış, yerine Ali Yerlikaya getirilmişti. Hakan Ayık, Ngakuru, Maximilian Rivkin’in de arasında olduğu 42 kişi yakalanmış, 4.5 milyar TL’lik mal varlıklarına el konulmuştu.

    Ali Yerlikaya’nın X hesabından yaptığı açıklamada şöyle deniliyordu:

    “Komançero Organize Suç Örgütü’nün yönetici kadrosunda yer alan Maximillian Rivkin’in Nikolaj Ankov adına düzenlenen Bulgaristan Pasaportuyla başvuru yaparak Türk vatandaşlığına geçtiği ve Cem Cansu adını aldığı tespit edildi. Bu şahısla ilgili derhal Türk vatandaşlığının geri alınması işlemleri başlatıldı.”

    MESAJLARDAKİ BÜYÜK BARON

    Maximilian Rivkin, ANOM’da ‘Ice Chef’ kod adını kullanıyordu. Latin Amerika’dan Avrupa ve Avustralya’ya kokain kaçakçılığı yapıyordu. 2020’de Güney Kore’deki ortağı ile Japonya üzerinden Avustralya’ya ton balığı konservelerine gizlenmiş kokaini göndermişti. Nisan 2021’de Avrupa’da metamfetamin üretip Avustralya’ya göndermişti. Aynı dönemde bir teknenin dizel tanklarında gizlenmiş 500 kilo kokaini  Avustralya’ya sokmaya çalışıyordu. İstanbul’da Balkanlar ve İskandinav ülkelerinden gelen kişilerle buluşuyordu.

    Timur Soykan’ın yazısının devamı

  • Timur Soykan : Baronların ‘babası’

    Timur Soykan : Baronların ‘babası’

    Türkiye’yi uyuşturucu ağının merkezine dönüştürdüğü iddia edilen baronların bir numaralı şüphelisi; Abdullah Alp Üstün. Nasıl oluyorsa; büyük bir uyuşturucu davasında tutuksuz yargılanıyor. Hatta Avrupa’nın en çok aranan uyuşturucu baronlarından Bolle Jos’un arkasında o var. Kod ismi ise ‘Baba’ (The Godfather) filminden: Don Vito Corleone. Oğlunun kod ismi ise Corleone.

    Baronlar iddianamesinde Türkiye’de üslenen ve vatandaşlık peşinde olan tüm yabancı uyuşturucu kaçakçılarının bağlantılı olduğu bir isim var: Abdullah Alp Üstün. Savcılığa göre; Avrupa’yı saran kokain ağını Abdullah Alp Üstün Türkiye’den yönetiyor. İddianamede Abdullah Alp Üstün’ün, uyuşturucu kaçakçılığı ve kara para aklamak suçlarının yanı sıra örgüt kurmaktan cezalandırılması isteniyor. Bolle Jos ve Isaac Bignan’ın arasında olduğu yabancı baronlar ise örgüte üye olmak ve kara para aklamakla suçlanıyor. Diğer 48 sanık hakkında da aynı suçlamalarla dava açıldı.

    Baştan anlatalım:

    Abdullah Alp Üstün, 1979 Kastamonu doğumlu.

    2011 yılında hakkında eroin kaçakçılığı nedeniyle soruşturma başlatılmıştı. İddiaya göre; İran’dan temin ettiği eroini önce Yüksekova’ya getirtiyor ve buradan Mersin’de bir depoya taşıtıyordu. Burada salça konserveleri yüklü TIR ile Ro-Ro taşıma sistemini kullanarak eroin İtalya’nın Trieste Limanı’na götürülüyordu. Uyuşturucunun son durağı ise Almanya ve Hollanda’ydı. Abdullah Alp Üstün, bu ülkelerde eroini alıcılara ulaştırıyordu. Bu uyuşturucu ticaretiyle ilgili dava üç yıl sonra 2014 yılında Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açıldı.

    2 MİLYON 300 BİN HAP

    Aynı dönemde Avrupa’da polisin takibindeydi. 2011’de Hollanda’daki bir uyuşturucu operasyonunda sahte Sırbistan kimliğiyle yakalandı ama serbest kaldı. Çok sayıda sahte kimlik kullanıyordu ve gerçek kimliğinin belirlenmesi çok zordu. 2012 yılında 2 milyon 300 bin extacy hapın yakalandığı bir operasyonda bir numaralı şüpheliydi ama kayıplara karıştı.

    2014 yılında Hollanda’nın Rotterdam kentinde bir evde yakalandı ve Litvanya’ya iade edildi.

    EROİN KOKAİN TAKASI

    Abdullah Alp Üstün, yeraltı dünyasının önemli isimlerinden ‘Siirtli Naci’ yani Naci Yılmaz ile ortaktı. Türkiye’de uzun süre tutuklu kalan Naci Yılmaz yurt dışında yaşıyordu. 2017’de İstanbul’da açılan bir davaya göre; Türkiye’de temin ettikleri eroini Bulgaristan üzerinden Hollanda’ya gönderiyorlardı. Bunun karşılığında aldıkları kokaini ise yine karayoluyla Türkiye’ye getiriyorlardı. Eroin ile kokaini takas ettikleri bu sevkiyatı polis tespit etti. Takipte eroinin Sarıyer’deki bir villada diplomatik dokunulmazlığı olan konsolosluk araçlarına yüklendiği belirlendi. Bir orta asya ülkesine ait diplomatik plakalı araçlar, arama yapılamadığı için Bulgaristan’a uyuşturucuyu kolayca çıkarıyordu. Bu operasyonda Abdullah Alp Üstün tutuklandı ancak kısa süre sonra adli kontrol şartıyla serbest kaldı.

    YARGILANIRKEN DEVAM ETTİ

    Büyük baronlara yönelik son iddianamede Abdullah Alp Üstün’ün uyuşturucu ticareti davasından yargılanırken büyük bir kokain trafiğini yönettiği anlatılıyor.

    İşte bu bir skandal. Abdullah Alp Üstün, Türkiye’de büyük bir uyuşturucu davasında adli kontrol ile serbest bırakılmasına ve devletin gözünün üzerinde olmasına karşın uyuşturucu kaçakçılığını nasıl yapabildi? Kimler onun faaliyetlerine göz yumdu?

    Hollanda makamları, uyuşturucu kaçakçısı Bolle Jos’un yakalanması için Türkiye’ye baskı yapmazsa muhtemelen operasyon yapılmayacak ve Abdullah Alp Üstün faaliyetlerine devam edecekti.

    KESİŞİM NOKTASI

    Ancak ‘Bolle Jos’ lakaplı Joseph Johannes Leijdekkers’e yönelik soruşturma başlayınca sadece Hollandalı baronun değil, pek çok yabancı baronun kesişim noktasının Abdullah Alp Üstün olduğu anlaşıldı. Yazı dizisinin önceki bölümlerinde anlatmıştık. Abdullah Alp Üstün’ün eşi ile Joseph Johannes Leijdekkers’in eşi kardeş. Yani bacanaklar. İddianamede bunu anlatan savcı şu tespiti yaptı:

    “Joseph Johannes Leijdekkers’e uyuşturucu kaçakçısı olma yolunda Abdullah Alp Üstün’ün yardım ettiği anlaşılıyor.”

    Özetle savcı Avrupa’nın en çok aranan uyuşturucu baronunun arkasında Abdullah Alp Üstün olduğunu ifade etti.

    BODRUM’DA YAKALANDI

    Hollandalı baronlar Joseph Johannes Leijdekkers ve Isaac Bignan’ın yakalanması için 13 Haziran 2023’te yapılan operasyonda hedeflerden biri de Abdullah Alp Üstün’dü ve adamlarıyla birlikte Bodrum’daki lüks villasındaydı.

    Polis, Elements Yalıkavak Sitesi Küme Evleri’ndeki villaya baskın yaptı. Abdullah Alp Üstün ile birlikte adamları Fuat Aksoy, Aziz Demir ve Ozan Toprak gözaltına alındı. Aynı anda Abdullah Alp Üstün ile Bolle Jos’un birlikte kullandığı İstanbul Mecidiyeköy’deki Quasar isimli gökdelenin 24. katındaki 2410, 2411, 2412 numaralı daireler ve onların kullanımındaki lounge’a baskın yapıldı. Burada Naci Yılmaz’ın kardeşi Tekin Yılmaz yakalandı. Abdullah Alp Üstün ile Bolle Jos’un sık sık buluştuğu Kocaeli Kartepe’deki otel ile baronların İstanbul ve Bodrum’daki çok sayıda villa ile rezidans dairelerinde arama yapılıyordu.

    Timur Soykanın yazısının devamı

  • İbrahim Varlı : O karanlığa artık millet izin vermez

    İbrahim Varlı : O karanlığa artık millet izin vermez

    İmamoğlu: İBB’de bir avuç insana rant sağlayan dönemi 2019’da kapandı. Düzeni sağlam temellerle değiştirdik. Bir daha da millet o karanlık dönemin gelmesine müsaade etmeyecek. Onlar çabalıyor ama başaramayacaklar.

    O karanlığa artık millet izin vermez

    Fotoğraf: Deniz Güngör

    Tüm gözler mega kent İstanbul’da. Sandıktan çıkacak sonuç sadece 16 milyon kentin değil tüm bir ülkenin de “kaderi”ni belirleyecek. İktidar cumhurbaşkanıyla, bakanlarıyla İstanbul’a yığınak yapsa da CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu, AKP’li Murat Kurum’a karşı önde. Eşit, adil olmayan bir yarışa rağmen seçimi kazanacağından emin olduğunu söyleyen İmamoğlu, İBB’deki makamında BirGün’ün sorularını yanıtladı.

    İktidar İstanbul seçimi genel seçim havasında sürdürüyor. Tüm devlet gücüyle kampanya yürütüyor. İBB’yi neden bu kadar önemli?

    2019 seçimlerinden başlayıp, 5 yıllık İBB yönetiminde devam eden süreç, 31 Mart seçimleri arefesinde zirve yaptı. Dünyanın neresinde bir Dışişleri bakanı seçim kampanyası yapar? Seçim ve sandık güvenliğinden sorumlu İçişleri Bakanı, dünyanın neresinde esnaf gezip oy ister? Sağlık Bakanı çökmüş hasta randevu sistemini çözmek yerine İstanbul’da turluyor. Adalet Bakanı için hele sözün bittiği yerdeyiz. Bu, devlet yönetim aklının da ahlakının da geldiği ibretlik durumu gösteriyor. Bazı bakanların adını ilk kez AKP seçim kampanyasına katılınca duyduk. İBB’nin bir avuç insana hizmet eden, bir avuç insana rant sağlayan, kentin sakinlerini düşünmek yerine rantın sahiplerini düşünen aklı ve dönemi 2019’da kapandı. Düzeni değiştirdik. Hem de çok sağlam temellerle değiştirdik. Bir daha da bu millet o karanlık dönemin gelmesine müsade etmeyecek. Onlar bu düzeni tekrar tesis etmek için çabalıyor ama başaramayacaklar.

    CHP, bir önceki seçimde yaptığı “millet ittifakı” yerine, “kent uzlaşısı” ya da “halk ittifakı” strateji izliyor. Bunun İstanbul seçmenindeki etkisi nasıl?

    Bizim ittifakımızın adı İstanbul İttifakı, Halk İttifakı. Bu ittifak 2019’da kuruldu o günden bugüne de güçlenerek devam ediyor. İçinde her partiden yüzbinlerce insan var. İstanbul İttifakı’nın kalıcı ve güçlü olmasını sağlayan temel argüman belediyecilik hizmetlerinde eşit ve adil olmamızdır. Biz insanları oy veren vermeyen diye ayırmadık. Kökeni, inancı, memleketi üzerinden ayırmadık. İşe alımdan tutun da, metro yapımına kadar çok geniş bir hatta tüm iş ve işlemlerimiz böyledir. Yani bu bir strateji değil, bizim çalışma ve hayata yaklaşım tarzımızdır. Biz buyuz. İstanbul İttifakı; içinde takiyye, içinde menfaat, içinde farklı bir ajanda barındırmaz.

    Seçim adil, eşit bir ortamda yapılmıyor. Murat Kurum ile değil, bütün bir devlet gücüne karşı yarışıyorsunuz. Buna rağmen yine de öndesiniz.

    16 milyon İstanbullu’nun gücü karşısında kim durabilir ki? Bu seçimde egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunu İstanbul’da görecekler. Devlet ve hükümet gücü kullanarak, milletin gücünün önüne geçebileceğini zanneden varsa o rüyadan seçim gecesi uyanır.  Halk ne derse o olur. Halk da en doğru tercihi yapar. Anketlerde hep önde olduk, sona geldik yine öndeyiz. Ben anketlere önem veririm ama daha önemli bir şey var benim için. Ben çarşıda, pazarda, sokakta olan biriyim. Toplumda bize olan teveccühün çok daha farklı kesimlerde yaygınlaşmış olduğunu gözlemledim. Bu beni en çok mutlu eden gelişme oldu. Bizden bizim temsil ettiğimiz anlayıştan geçmişte uzak duran insanların şimdi sevgiyle, parlayan gözlerle samimi duygularla bize koştuğunu görmek dünyanın en güzel hissi.

    Belediye Meclisi’nde çoğunluğun olmaması size güçlükler yaşattı. Seçmene çağrınız nedir?

    İbrahim Varlı’nın yazısının devamı

  • Fikri Sağlar : Sorumluluk ve zafer!

    Fikri Sağlar : Sorumluluk ve zafer!

    Bu hafta sonu yani 31 Mart 2024 Pazar günü, sandığa gideceğiz…

    Önemli bir görevin sorumluluğunu taşıdığımız şimdiden bilinmeli…

    Çünkü bu seçim, Türkiye’nin ve halkımızın geleceğiyle ilgili!

    Seçim günü sadece yerel yöneticileri seçmeyeceğiz, aynı zamanda 2018’den beri devleti işgal eden otokratik yapıyı da oylayacağız…

    Din tacirlerinin ülkemize biçtiği amorf bir düzen olan ılımlı İslam (neyse?) ile laik demokrasiyi kabul eden rejim arasındaki tercihimizi yapacağız…

    Demokratik sosyal hukuk devletine mi? Şerri hükümlerle yönetilen, yurttaşı kul yapılmış, halkı ümmet yerine konulmuş, günah işleyen, hırsızların kol gezdiği, emperyalistlerin ülkeyi soyduğu mevcut düzene mi oy vereceğiz?

    ∗∗∗

    Geleceğimizi, mal varlıkları şaibeli, ülkesini soyan, ahlak yoksunu yöneticilere mi, yoksa dürüst namuslu ve halkı için çaba gösteren yetkin insanlara mı teslim edeceğiz?

    İnsanlarına ihanet etmiş kindar ve bağnaz dindarların oluşturduğu nesli mi yoksa, kızları da dahil aydınlanmış çağdaş gençlerin kurduğu bir düzeni mi tercih edeceğiz?

    Kadına şiddet uygulayan hatta öldürme kolaylığına ulaşmış bir toplumda mı? yoksa “Kadın erkek eşittir hatta kadın varlığımızın tek nedenidir” diyen saygın bir çoğunlukta mı yaşamak isteyeceğiz?

    Emeği sömürülmeyen, emeklisi açlığa terkedilmeyen, çiftçisi üreten, elde edilen zenginliği adil üleşen, siyasetçisi sorgulanabilen, devleti hesap veren bir ülkeyi mi hedefliyoruz?

    ∗∗∗

    Yoksa; rüşveti çocuklarıyla paylaşan, para makineleriyle sayıp kasalarına koyan, evdeki milyonlarca doları ve avroyu “oğlum sıfırla” diyerek halktan kaçıran, ayakkabı kutularında milyonlarca döviz saklayan, uyuşturucu kaçakçılığını nüfus ticaretiyle koruyanlara mı oy vereceğiz!!

    Bunlarla yol yürümenin bizleri, çırılçıplak bırakacağını da artık görmeliyiz…

    ∗∗∗

    Atatürk’ün kurduğu laik demokratik sosyal hukuk devleti yerine emperyalistlerin yeni kapitülasyonlarına mahkûm edilmiş bir ülkede yaşamak bize yakışmıyor!

    Talibanlaşan bir anlayışla aydınlık geleceğimizin yok edilmesine izin vermemeliyiz ve torunlarımıza çağdışı bir yaşam bırakma vicdansızlığını yaşamamalıyız…

    ∗∗∗

    İktidar, emeğimizi sömürüyor…

    İktidar, can ve malımıza göz dikiyor…

    İktidar, Anadolu’yu yağmalıyor…

    İktidar, kapitalizmin tüm vahşetini üzerimizde deniyor!

    Çünkü kendini bu ülke ve insanlarına ait hissetmiyor…

    Halkları aldatan, insanları kandıran, kaynaklarımızı çalan bir yönetim biçimi uyguluyor…

    ∗∗∗

    Demokrasiyi askıya aldı…

    İnsanları ayırdı…

    Eşitliği yok etti…

    Zenginliği yandaşa, kalıcı yoksulluk ve de açlığı soyduğu yurttaşa bıraktı…

    Frensiz ve dengesiz ülkeyi keyfince yönetiyor…

    ∗∗∗

    Bir örnek vermek istiyorum…

    Hatırlarsanız; Tank Palet fabrikasının ihtiyaçtan dolayı 50 milyon dolara Katar’a devredildiğini Partili Cumhurbaşkanı bizzat açıklanmıştı.

    Kıyamet koptu ama bir zaman sonra unutturuldu, “fabrika” Katar’a gitti…

    Bir zamanlar bizim olan fabrikanın şimdi en iyi müşterisi biz olduk!

    ∗∗∗

    Geçtiğimiz zaman içinde Ülke hazinesinden 55 milyon doları Elon Musk’ın şirketine vererek Silifkeli hemşerim Alper Gezeravcı’yı uzaya gönderdik

    Sevindik. “Bizim de bir astronotumuz oldu” diye!

    Güzel de!

    Meğer uzaya gönderdiğimiz astronotu, yerel seçimlerde propaganda malzemesi yapmak için yollamışız…

    Astronot Alper işi gücü bırakmış, İzmir Cumhur ittifakı adayı Hamza Dağ’a destek vermek için İzmir’de dolaşıyor….

    55 milyon doları AKP cebinden vermedi, milletin parası harcadı…

    Astronot Gezeravcı acaba, CHP, SOL PARTİ, TİP, TKP, İYİP, DEM, Yeniden Refah ve isimlerini sayamadığım diğer partilerinin mitinglerine davet edilse gider mi?

    Ya da gönderilir mi?

    Gitmez ya da gönderilmezse hukuki müeyyidesi olur mu? (!!!)

    Devletin astronotu mu, Cumhur İttifakı’nın astronotu mu?

    Sadece AKP kullanacaksa, uzay yolculuğu ücreti 55 milyon doların vergilerimizden verildiğine göre AKP’den tahsil edilmesi gerekmiyor mu?

    Bu sorularıma cevap veremeyeceklerini biliyorum…

    Fikri Sağlar’ın yazısının devamı

  • ANKA EKONOMİ KOORDİNATÖRÜ ERDAL SAĞLAM’IN KALEMİNDEN HAFTALIK EKONOMİ ANALİZİ

    ANKA EKONOMİ KOORDİNATÖRÜ ERDAL SAĞLAM’IN KALEMİNDEN HAFTALIK EKONOMİ ANALİZİ

    Merkez Bankası’nın seçim öncesinde yaptığı 5 puanlık faiz artışının etkisini bu haftadan itibaren görmeye başlayacağız. Sürpriz faiz artışının ilk etkisini döviz rezervlerindeki erimenin durmasıyla hemen gördük. Kurlar üzerinde etkisini gösteren faiz artışının, mevduat ve kredi faiz oranlarına ne kadar etki edeceğini ise Pazartesi gününden itibaren görmeye başlayacağız.

    5 puanlık faiz artış kararının seçim öncesine çekilmesinde, dövize olan talebin bir türlü durdurulamaması sonucu rezervlerdeki erimenin belirleyici olduğu ortaya çıktı. Perşembe günkü Merkez Bankası toplantısından önceki üç gün, rezervlerdeki erime günlük 1,5 milyar dolara kadar çıktı. Kararın alındığı ilk gün ise bu erimenin durduğu, rezervlerde 300 milyon dolar artış olduğunu gördük.

    Mayıs seçimleri öncesinde en dip noktasına düşen rezervler, swap hariç kamu dahil eksi 77 milyar dolara kadar inmişti. Faiz kararından önceki gün olan Çarşamba günü ise swap hariç kamu dahil net rezerv eksi 75 milyar dolar olarak saptandı. Hızlı erime aynen devam etseydi, Mayıs’taki en dip nokta da aşılıp, rezervler eksi 80 milyar doların altına inecekti. İşte Merkez Bankası’nın 5 puanlık faiz artış kararının bu nedenle öne çekildiği anlaşılıyor.

    Önümüzdeki hafta içinde rezervlerde, fazla olmasa da iyileşmenin başlaması beklenebilir. Çünkü yabancı banka raporlarında bu sürpriz artışın devam etmeyeceği yönünde beklentiler dile getirildi ve bu saptamanın artık kısa vadeli yabancı sermaye girişini başlatması bekleniyor. Önümüzdeki hafta yabancı girişinin başlayacağı, gelen fonların TL’ye dönerek bir süre bekleyeceği, daha sonra da tahvil ya da hisse senedine yatırım yapacağı tahmin ediliyor.

    Bu arada seçim sonrasında alınacak kararların, kısa vadeli fon girişinde asıl belirleyici unsur olacağı açık. Seçimlerden sonra, son dönemde hazırlığı yapılan yeni tedbirler konusunda çıkacak haberler ve atılacak somut adımların yabancı fon girişini hızlandırabileceği umut ediliyor.

    Bu arada yerli yatırımcının faiz kararından sonra döviz ve altına olan talebinin durakladığı gözlendi. Bankacılar, yerlilerin faiz kararıyla durduğunu ama ellerindeki altın ve dövizi bozdurmak için bir süre daha bekleyeceğini tahmin ettiklerini söylüyorlar. Yerli yatırımcının davranışında yabancı fon girişinin hangi hızla geleceği, bunun rezervlerde ne kadar iyileşme sağlayacağı gibi unsurlar etkili olacak. Yani yabancı fon girişi hızlanıp rezervler yükselmeye başlar, aylık kur artışları düşük seyrederse, işte o zaman yerlilerin de ellerindeki ya da bankalarda tuttukları altın ve dövizleri bozdurdukları görülebilir.

    TL MEVDUAT FAİZİ ÖNEMLİ OLACAK

    Özellikle küçük tasarrufçunun dövizden vazgeçmesinde en belirleyici olacak veri ise bundan sonra TL mevduat faizlerinin hangi düzeye çıkacağı olacak. Eğer enflasyonun üzerinde bir mevduat geliri elde ettiklerini görürlerse, işte o zaman yerli yatırımcının da TL’ye dönmeye başlayacağını görebiliriz.

    Geçen haftaki Merkez Bankası politika faizi artışı TL mevduat ve kredi faiz oranlarında önemli bir artış sağlamadı. 5 puanlık artışa karşılık TL mevduat ve kredi faiz oranları 1-2 puanlık artış gösterdi. Banka şubelerinin hem mevduat hem de krediler konusunda hareketsiz kalıp, yönetimlerinden Pazartesi sabah saatlerinde gelecek yeni talimatları beklediklerini gördük.

    Bankacılar 5 puanlık politika faiz artışının mevduat ve kredi faiz oranlarına en fazla 3 puan yansıyacağı beklentisi içinde. Kredi faiz oranlarına fazla etkisi olmayabilir; çünkü krediler konusunda alınan son önlemler zaten kredi kullanım talebini kesmiş görünüyor. O nedenle bankaların kredi verebilmeleri için zaten faiz oranlarını daha fazla artıracak yerleri bulunmadığı söylenebilir.

    Ancak mevduat faizlerinde, özellikle de küçük tasarrufçuya verilecek TL mevduat faiz oranlarında yaşanacak artış önemli olacak. Çünkü altın ve dövize yatırım yapan küçük tasarrufçu, kendisine teklif edilen faiz oranları aylık enflasyon oranlarının altında kaldığı için, bu yolu tercih etti. İşte küçük tasarrufçunun yatırım tercihini değiştirmesi ve TL’ye dönüşünü sağlamak için küçük tasarrufçunun mevduat faiz oranlarının artırılması gerekecek.

    Rezervler iyice düzelmeden, aylık enflasyon oranları düşmeye başlamadan önce mevcut faiz oranları ile küçük tasarrufçunun TL ‘ye dönme ihtimali düşük. Yani küçük tasarrufçunun ancak yılın ikinci yarısında TL’ye dönme ihtimalinden söz edilebilir. Halbuki seçim sonrası alınacak tedbirlerle bu tercihin değiştirilmesi öne çekilebilir. Bunu sağlamak için Merkez Bankası’nın bankaları, küçük tasarrufa verdikleri faizi oranlarını yükseltmeleri için teşvik etmesi gerekebilir.

    Bu hafta 5 puanlık faiz artışının piyasalara etkisi görülmeye başlayacak ama asıl etkinin seçimlerden sonra görüleceği de kesin. Seçimlerden sonra alınacak ek tedbirlerin dozu, bundan sonraki enflasyonla mücadelenin ne kadar sıkı olacağı bundan sonraki piyasa hareketlerini de belirleyecek.

    5 puanlık son faiz artışı dahil, alınan sıkı para politikası tedbirlerinin asıl etkisi seçimlerden sonra görülmeye başlayacak ve ekonomide sıkı bir daralma süreci yaşamaya başlayacağız. Sıkı para politikasının en azından 2-3 yıl sürmesi gerekeceğini unutmamak gerek. Umarız alınacak tedbirlerle bu sürecin dar ve sabit gelirli kesim üzerindeki etkisi bir ölçüde rahatlatılabilir.

  • Fikri Sağlar : Yoksulluk kalıcı hale geldi, Artık açlık var.

    Fikri Sağlar : Yoksulluk kalıcı hale geldi, Artık açlık var.

    Türkiye’de siyaset o kadar kirlendi ki, artık yurttaşlar, yolsuzluk, hırsızlık, usulsüzlükleri kanıksar hale geldi. Hatta devletin soyulması, vergilerinin işbirlikçilere gitmesine bile kimse ses çıkarmıyor. Çarşı pazar yanıyor. Her gün açıklanan zamlarla yaşam daha da pahalılaştı.

    Yoksulluk kalıcı hale geldi. Artık açlık var.

    Çiftçi üretemiyor. Zaten İktidar, bilinçli olarak üretmesini de istemiyor. Düşünün, yerli tohum kullanmak yasakladı. Yani, kendi köylümüzü değil, emperyalist ülkelerin çiftçisini kazandırmayı önceliyorlar. Son 21 yılda, 3 Trakya büyüklüğünde tarım alanı yok edildi. Sudan başta olmak üzere, 129 ülkeden 159 çeşit tarım ürünü alıyoruz kimse aldırış etmiyor.

    Hele emeklilerin hali perişan. Aç dolaşıyorlar! 13 milyon emeklinin sesi duyulmuyor.  Birkaç cılız gösteri ve yorulmuş birkaç ses, sorunlarını duyurmaya yetmiyor. İktidar ise “Güneydoğu’da çıkan petrol, 100 bin varile ulaşınca emeklinin maaş sorunun çözeceğiz” diyerek adeta  onlarla dalga geçiyor.

    Daha bir yıl önce, 11 ilde deprem felaketi yaşandı. Resmi kaynaklara göre 50 bin 96 yurttaşımızın öldüğü, 107 bin 204 yaralımızın olduğu ve 520 bin bağımsız birimin yıkılmış ya da ağır hasarlı olarak tespit edildiği açıklandı. Aradan bir sene geçti. Bu arada Cumhurbaşkanlığı seçimi de oldu. Bol bol Vaatler verildi.

    Sonra?

    Siyasiler timsah gözyaşları(!) dökerken, devleti yönetenler bu felaketi unuttu…

    Depremzedeler hala çadırlarda yaşam savaşı vermeye devam ediyor, yani felaketler katlanarak sürüyor.

    ∗∗∗

    Bilinmeli ki 21 yıldır tüm bu yokluk ve felaketler karşısında vicdanı sızlamayan AKP iktidarı, “Siyaset ve siyasetçisinin gerçek yüzünü” gösterdi. Çağdaş bir ülke istemeyen, Atatürk’e hınç duyan, kendi gibi olmayana nefret ve kin kusan bu siyasetçi, artık kendini saklamıyor. Kalitesi düşük, bağımlı ve cahil olan bu siyasetçi profili, ülkede “Cahiliye dönemini” yaşatarak soygun düzenin olabildiğince devam etmesini istiyor. Yurttaşların inancını sömürerek kendi hırsızlıklarının üzerini örtmeye çalışıyor.

    Laik düzen, bu meczup anlayışın önündeki tek engeldir! Laik düzende düşünce ve ifade özgürlüğü, bağımsız yargı, iktidarları sorgulama hakkı vardır. Yani demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış vardır. Anlaşılan o ki onlar,

    Fikri Sağlar’ın yazısının devamı

  • Timur Soykan : Sandık harekâtı

    Timur Soykan : Sandık harekâtı

    İktidarın, az farkla kaybettiği şehirlere seçmen yığdığı iddia ediliyor. Kars, Iğdır ve Siirt’e binlerce asker, polis ve korucu seçmen olarak kaydedildi. Hatta kış tatbikatının seçime göre ayarlandığı iddia ediliyor. Kayıtlarda çok sayıda binada binlerce seçmenin bulunduğu tespit edildi.

    Türkiye, seçime giderken bir kez daha “İktidar oylarımızı çalacak mı?” gerilimini yaşıyor. Maalesef halkın iradesinin çalınması, sandıkta dönen dolaplar, mühürsüz zarflar, atı alıp Üsküdar’ı geçenler vaka-i adiye oldu. Ancak ne sandık hileleri ne de sandık güvenliği seçim günü başlıyor.

    31 Mart 2024 Yerel Seçimleri öncesinde iktidara adil olmayan seçim süreci yetmiyor. Muhalefet partilerinin tespitlerine göre; taşıma seçmen ile halkın iradesi gasp edilmek isteniyor. Çok çarpıcı iddialar var ama nedense gündem olmuyor. Oysa sandıktan oyların çalınmasından bir farkı yok.

    2019 seçiminde Şırnak’ta AKP’nin kazanmasının ‘Taşıma seçmen’ konusunda bir dönem noktası olduğu yorumu yapılıyor.

    Şırnak’ta 2014 yılında BDP, yüzde 59,5 oyla kazanmıştı, AKP ise yüzde 29 oyla ikinci olmuştu. 2019 yılında HDP, çok sayıda asker ve polisin, oy dengesini AKP lehine değiştirmek için şehre kaydırıldığını iddia etmişti. 2019 yerel seçimlerinde AKP yüzde 61,7 (19 bin 718 oy) ile birinci oldu. HDP ise yüzde 35 (11 bin 194) oy oranında kaldı. YSK, HDP’nin itirazlarını kabul etmedi.

    İNCELEME YAPILDI

    2024 yerel seçimlerinde ise hem CHP hem de DEM Parti ‘taşıma seçmen’ konusunda detaylı incelemeler yaptı.

    CHP Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı, Yığma Seçmen Raporu hazırladı. Seçmen listelerinin askıya çıktığı tarihten itibaren normal olmayan seçmen hareketliliğini anlamaya yönelik bir analiz altyapısı oluşturuldu. Sorunlu il ve ilçeler tespit edildi. Hem CHP hem de DEM Parti’nin anormal seçmen hareketleri tespitleri üç ilde yoğunlaşıyor:

    Kars, Iğdır ve Siirt.

    Bu üç şehirde de Cumhur İttifakı ile muhalefet arasındaki oy farkı çok az. Ve bu bölgede Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 2024 Kış Tatbikatı’nın seçim dönemine denk getirilmesine dikkat çekiliyor. Tatbikat gerekçesiyle özellikle Kars ve Iğdır’a Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden askerlerin getirildiği ve bu şehirlere seçmen olarak kaydedildikleri öne sürülüyor.

    BEŞ BİN YENİ SEÇMEN

    Binlerce taşıma seçmen getirildiği öne sürülen dört şehirdeki iddiaları tek tek anlatalım:

    Timur Soykan’nın yazısının devamı

  • Timur Soykan : ‘Güçlendirilen’ okulları yağmalamışlar

    Timur Soykan : ‘Güçlendirilen’ okulları yağmalamışlar

    Bursa eski Milli Eğitim Müdürü’nün şikayeti üzerine başlayan müfettiş incelemesi depreme karşı güçlendirilen okullardan çıkan milyonlarca liralık malzemenin yağmalandığını ortaya koydu. İl milli eğitim müdürlüğündeki yetkililer, hurdaları müteahhitlere peşkeş çekmiş. Aynı dönemde müteahhitlere ihalesiz, sözleşmesiz 63 milyon TL’lik iş verilmiş. Ama suçlanan İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı’na dokunulmuyor.

    6 Şubat depremlerinden sonra kentlerdeki rant çetelerini incelerken il milli eğitim müdürlüğü yöneticiliğinden müteahhitliğe geçen bazı isimler dikkatimi çekmişti. Yüzlerce okuldaki inşaat, tadilat, mal alımı gibi işler, kentlerdeki bazı muslukların başına geçmelerini sağlıyordu. İhaleler karşılığında bazı müteahhitlerle ortak olan milli eğitim bürokratları vardı. Bursa’daki bir müfettiş incelemesi bu çarkların nasıl döndüğünü ortaya koydu. Tek adam rejiminde ülkeyi şirket gibi yönetenler ne ihale sistemi bırakmış ne de kural.

    En baştan anlatalım:

    İstanbul İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Serkan Gür, Eylül 2021’de Bursa İl Milli Eğitim Müdürü olarak atandı. Kendisinden önceki dönemde yapılan ihaleleri inceleyen Serkan Gür’e bir okul müdürü ihbarda bulundu.

    Okulun deposuna önceden yıkılan ya da güçlendirilen okullardan çıkarılan hurdaların konulduğunu ve bunların müteahhit tarafından diğer okulların inşaatlarında kullanıldığını söyledi. Okuldaki deponun anahtarına sahip olan müteahhit eski bir öğretmendi ve il milli eğitim müdürlüğünden özellikle okullardaki tesisat işlerini alıyordu. Müteahhidin okullardan çıkan eski tesisatları, yeni aldığı işlerde okullara döşediği öne sürülüyordu.

    Serkan Gür

    MİLLİ EMLAK’A TESLİM EDİLMELİYDİ

    Oysa okulların depreme karşı güçlendirilmesi ya da yıkılıp yeniden yapılması için verilen ihalelerde sözleşme çok açıktı; bu okullardan çıkan hurdalar, Milli Emlak Mal Müdürlüğü’ne teslim edilmeliydi. Yeni İl Milli Eğitim Müdürü Serkan Gür pek çok okuldan çıkan hurdaların müteahhitlere verildiğini ortaya koydu. Milli Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu’nun müfettiş görevlendirmesini talep etti. Bu konuda sorumlu olan Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü İnşaat ve Emlak Şubesi İnşaat Birimi’nden sorumlu Müdür Yardımcısı Necdet Sezer’di.

    Necdet Sezer

    HURDA VURGUNU

    MEB müfettişleri, 2019 ile 2022 yılları arasında yaptırılan bakım, onarım, güçlendirme işleriyle yıkılıp yeniden yapılan okulları incelemeye aldı. 5 Temmuz 2023’te tamamlanan rapor, inşaat işleri yapılan neredeyse tüm okullardaki hurda vurgununu ortaya koydu.

    Bu tarihlerde Bursa’daki 123 okulun, bakım, onarım, deprem güçlendirmesi yapılmıştı. Bu okullardan ekonomik değeri olan söküm ve demontaj malzemeleri alınmıştı. Bunların toplam değeri; 2019-2022 yılları arasında 12 milyon 626 bin TL’ydi. Sadece 1 milyon 401 bin TL’lik kısmı hurda olarak satılarak okul aile birliğine gelir oldu, okulda bekletildi ya da Milli Emlak Müdürlüğü’ne teslim edildi. 11 milyon 225 bin TL’lik hurda ise müteahhitlere verildi. Hatta bu hurdaları Milli Eğitim Müdürlüğü’nden aldıkları yeni inşaat işlerinde kullandılar.

    Müfettişlerin raporunda 123 okuldaki vurgun tek tek sıralandı. Biz birkaç örnek verelim:

    Timur Soykan’nın yazısının devamı

  • Timur Soykan : Dolandırıcılar cumhuriyeti

    Timur Soykan : Dolandırıcılar cumhuriyeti

    Türkiye’de bir dolandırıcılık holdingi kurulmuş. Farklı dolandırıcılık yöntemlerini aynı çatı altında birleştiren çete, İstanbul’da 4 çağrı merkezi kurarak onlarca dolandırıcıyı çalıştırmış. Çetenin elinde 80 milyonun kimlik bilgileri ve internet alışveriş verileri var. Kargoyu teslim almayan ve iade eden binlerce kişiyi dolandırmışlar. Jigolo tuzağına onlarca kişiyi düşürmüşler. Cinsel ilaç vurgunu ile insanları zehirlemişler.

    Türkiye’de bir dolandırıcılık fırtınası yaşanıyor. Devlet, kişisel verileri koruyamadı ve on milyonlarca insanın kimlik, adres bilgileri ortalığa saçıldı, dolandırıcıların eline geçti. Memleket insanı sahipsiz ve yolunacak kaza dönüştürüldü. Adliyeler dolandırılan kişilerin suç duyurularıyla dolu ve savcılıklar şikayetlere yetişemiyor. Davaların açılması yıllar sürüyor.

    İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılaması başlayan çok çarpıcı bir örneğe mercek tutalım. İddianameden anlatıyorum:

    Abdullah Coşkun Çelebioğlu. 45 yaşında. Bir dolandırıcılık holdingi kurdu. Farklı yöntemleri aynı çatı altında birleştirdi. O kadar rahattı ki; İstanbul’da Güngören, Esenyurt, Bahçelievler ve Bakırköy’de 4 ayrı çağrı merkezi açtı. Burada hafta içi her gün saat 09.00 ile 18.00 arasında, cumartesi günleri ise 09.00 ile 14.00 arasında mesai yapan dolandırıcılar, dolandırdıkları kişi başına prim alıyordu. Sadece Güngören’deki 1 numaralı çağrı merkezinde 30 dolandırıcı çalışıyordu.

    Yöntemler çok basitti.

    Abdullah Coşkun Çelebioğlu
    (Fotoğraf: BirGün)

    BİRİNCİ YÖNTEM: KARGO İADE VURGUNU

    Daha önce kargo şirketlerinde çalışan çete üyesi Oktay Mert, Türkiye’nin büyük iki kargo şirketinin yakın dönemli kargo bilgilerine sızıyordu. İnternetten verdiği siparişi almayan ya da iade eden kişileri çete lideri Abdullah Coşkun Çelebioğlu’na iletiyordu. Böylece; siparişi almayan kişilerin kimlik, telefon, adres ve daha önceki alışveriş bilgileri çetenin eline geçiyordu.

    Birinci aşama: Abdullah Coşkun Çelebioğlu’nun bilgisayarında devasa bir veri havuzu oluşmuştu. Her gün veri havuzundan dolandırılmaya aday bin kişiyi seçip bir excel listesi hazırlıyordu. Bu listedeki isimleri 4 çağrı merkezinin yöneticilerine paylaştırıyordu.

    Her sabah çayını, kahvesini alarak çağrı merkezindeki bilgisayarını açan dolandırıcılar ekranda dolandırılacak kişilerin listesini görüyordu. İsimleri, adresleri, sipariş edip almadıkları ya da iade ettikleri ürün, alışveriş yapılan site veya işletme, teslim ve iade tarihi yazıyordu.

    İkinci aşama: Çağrı merkezindeki ‘SMS’ci’ denilen dolandırıcılar, patates hat olarak adlandırılan Türkiye’deki yabancı uyruklular üzerine alınmış telefon numaralarından listedeki isimlere şu mesajı atıyordu:

    “Tüketici Kanunu’na aykırı olarak teslim alınamayan kargonuz sebebiyle firmamızın oluşan zararından dolayı hakkınızda icra takibi başlatılacaktır. En kısa sürede iletişime geçiniz.” Mesajın sonuna ‘Avukat D. C.M.’ gibi isimleri yazıyorlardı.

    Üçüncü aşama: Eğer mesajı alan kişi, bu numarayı ararsa ‘Uzlaştırmacı’ denilen ve avukat rolü konusunda uzmanlaşmış dolandırıcı telefonu açıyordu. Hukuki terimleri kullanan bu kişiler, “Kargoyu teslim almadığınız için şirket zarara uğradı ve size dava açacak. Eğer kargo bedelini öderseniz ürün size gönderilecek ve dava açılmayacak” diyordu. Bu kişileri ödeme yapmazsa icra yoluyla çok daha büyük zarara uğrayacaklarına ikna ediyorlardı. Mesela; “Bu 950 TL’yi ödemezseniz, mahkeme masraflarıyla birlikte 10 bin TL tahsil edilecek” diyerek insanları korkutuyorlardı.

    PRİM KODLARI BİLE VAR

    Dördüncü aşama: Korkan kişi, ödemeyi kabul ederse IBAN’cı devreye giriyordu. Patates hatlardan IBAN bilgilerinin olduğu SMS’i dolandırılan kişiye gönderiyordu. Açılabilecek davalara mani olabilmek için banka işleminin açıklama kısmına ‘Ürün bedeli’ ve ‘CH’ ile başlayan kodlar yazmalarını istiyorlardı. ‘CH’ ile başlayan ve ‘CH01’, ‘CH02’, ‘CH03’… ‘CH25’, ‘FC01’ diye devam eden bu kodlar, dolandırıcının kim olduğunu belli ediyordu. Dolandırıcı banka işlem açıklamasına eklenmiş kod sayesinde çeteden prim alıyordu.

    Çete lideri Abdullah Coşkun Çelebioğlu, dinlemeye takılan bir konuşmasında işlerinin çok iyi olduğunu ve çalıştırdığı dolandırıcılara verdiği prim ile övüyordu:

    Timur Soykan’nın yazısının devamı