Yapay Zekâ Çağında Nobel Kibri ve Akıl Tutulması
Mustafa Gözaydın, teknoloji devlerinin yapay zekâ politikalarını ve Nobel ödüllü iktisatçıların sahadan kopuk, süslü teorilerle düştükleri entelektüel kibri kaleme aldı.
Mustafa GözaydınKöşe yazısı
Yapay Zekâ Çağında Nobel Kibri ve Akıl Tutulması
Dijital bir devrimin tam ortasındayız. Her köşe başında yapay zekânın insanlığı ele geçireceği, işçi sınıfını yok edeceği ya da dünyayı iki sınıflı karanlık bir düzene böleceği yönünde felaket tellallığı yapılıyor. Bu koroya son olarak sırça köşklerinden inip televizyon ekranlarında boy gösteren Nobel ödüllü ekonomistlerimiz de katıldı. Ortaya attıkları tezler o kadar parıltılı, kullandıkları şairane benzetmeler o kadar süslü ki, sığ bir hayranlıkla dinleyenler için her şey kusursuz görünüyor. Ancak teorinin cilasını azıcık kazıyıp sahaya, gerçek hayata indiğinizde, neresine el atsanız dökülen bir entelektüel yabancılaşmayla karşılaşıyorsunuz.
Geçtiğimiz günlerde Nobel ödüllü iktisatçı Daron Acemoğlu’nun bir söyleşisini izledim. Küresel seçkinlerin, veri setlerinin ve algoritmaların dünyasına kendini kaptırmış her akademisyen gibi o da ciddi bir çelişkiler yumağının içinde dolanıyordu. Bir yanda yapay zekâyı geliştiren devasa teknoloji şirketlerinin insan emeğini ikame etme hırsını anlatıyor, hemen ardından bu vahşi sermayeyi "işçi dostu yapay zekâ" üretmeye davet ediyor. Bu durum, kapitalizmin doğasını hiç anlamamaktır. Fabrikasındaki mavi yakalı işçinin maliyetini sıfırlamak için otomasyona milyarlarca dolar gömen bir teknoloji devini, hangi liberal niyetle "insancıl" olmaya ikna edeceksiniz? Cevap yok!
Daha da vahimi, bu teorik körlüğün hazır bilgi havuzlarına ve yapay zekâ çıktılarına duyulan aşırı güvenden beslenmesi. Söyleşide geçen absürt bir "kanalizasyon" benzetmesi var. İngiliz bir şairin dizesinden cımbızlanmış; halkın demokrasiyi işleyen bir kanalizasyon altyapısı gibi talep ettiğini anlatıyor. Geçim sıkıntısıyla boğuşan, kirasını ödeyemeyen, emeği her gün daha da ucuzlatılan işçi sınıfının derdi, kâğıt üstündeki bu şairane benzetmeler midir? Sahadan, fabrikadan, sokaktan bu kadar kopuk olunca, bilgisayar ekranındaki yapay zekânın önünüze fırlattığı her soyut kavramı, toplumsal gerçekliğin kendisi zannedersiniz. İşte entelektüel dünyanın düştüğü en büyük tuzak budur: Kopyala-yapıştır entelektüelliği.
Oysa madalyonun diğer yüzünde çok daha rasyonel bir gerçeklik duruyor. Korkulanın aksine, yapay zekâ aslında daha bilinçli bir toplum yaratma potansiyeline sahiptir. Neden mi? Çünkü yapay zekâyı bir köle gibi değil, gerçek bir kaldıraç gibi kullanabilmek, kullanıcının zaten belirli bir entelektüel seviyeye ve eleştirel düşünme becerisine sahip olmasını gerektirir. Yapay zekânın her dediğini doğru kabul etmek, onun ürettiği her veriyi mutlak gerçeklik sanmak ancak derin bir bilgisizlikle mümkündür.
Toplumlar yapay zekânın sunduğu argümanları süzgeçten geçirmeyi, "Buradaki hata nerede?" diyebilmeyi öğrendikçe bilinçlenecektir. Yapay zekâ kendi kendine bir akıl veya ahlak üretmez; o sadece zaten bilinçli olan insanın elinde güçlü bir araca dönüşür.
Bugün dünyayı yönettiğini sanan kurumsal akıl ve onların teorisyenleri, bilginin altındaki boşluğu göremeyecek kadar körleşmiş durumdalar. Nobel apoletli dâhilerin televizyon ekranlarında sunduğu o "kusursuz" reçetelerin sahada çuvallamasının sebebi tam olarak budur. Karşımızda insanlığı aptallaştıran bir teknoloji değil, teknolojiye körü körüne biat eden seçkinlerin entelektüel kibri var. Ve bu kibre karşı en büyük panzehir; sorgulamak, inanmamak ve her neresinden tutsak dökülen o süslü teorilerin maskesini düşürmektir.
Mustafa Gözaydın
01.11.2026
inizi bu alana yazabilirsiniz.
Yorumlar
Henüz onaylı yorum yok.
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun.