Her Yağmurda "Venedik" Olmaktan Bıkmadık mı?
Şehirleri boğan betonlaşma krizine karşı gelişmiş ülkelerin uyguladığı geçirimli zemin formülü.
Mustafa GözaydınKöşe yazısı
Her Yağmurda "Venedik" Olmaktan Bıkmadık mı?
Her şiddetli yağmur sonrası aynı tanıdık manzaraları izliyoruz: Venedik’e dönen ana caddeler, nehir gibi akan kaldırımlar, sular altında kalan alt geçitler ve can havliyle dükkanından su tahliye etmeye çalışan esnaf... Haber bültenleri hemen o ezberlenmiş başlığı atıyor: "Afet vurdu!"
Peki, vuran gerçekten afet mi, yoksa kendi ellerimizle inşa ettiğimiz beton hapishaneler mi?
Eskiler çok iyi bilir; şehirlerimize yağmur yağdığında su toprakla buluşurdu. Toprak, adeta devasa bir sünger gibi gökten geleni sineye çeker, emer ve yer altı sularını beslerdi. Şehir merkezlerinde suyun akacağı, nefes alacağı alanlar vardı. Bugün ise bastığımız her yer beton, her yer asfalt. Toprağın üzerini adeta geçirimsiz bir zırhla kapattık. Doğa kanunudur; toprakla buluşamayan su, kendine akacak başka bir yol arar. Bulamadığında ise caddeleri nehre, meydanları göle çevirir.
Bizim asıl göremediğimiz —ya da görmek istemediğimiz— mesele şu: Biz neden sürekli sel olmasını bekleyip, sonra o suları devasa altyapı borularıyla tahliye etmenin "kolayına" ve maliyetine kaçıyoruz? Neden bataklığı kurutmak yerine sivrisineklerle savaşmayı seçiyoruz?
Göz Boyayan Kaldırımlardan Sünger Şehirlere Geçiş
Gelişmiş ülkelere baktığımızda bambaşka bir şehircilik vizyonu görüyoruz. Bizim on katımız yağmur alan Avrupa ve Asya metropollerinde, sağanaktan bir saat sonra sokaklarda tek bir su birikintisi bile bulamazsınız. Sihirbazlık mı yapıyorlar? Hayır, sadece aklı ve bilimi kullanıyorlar.
Bu ülkeler yıllardır "Sünger Şehir" konseptini uyguluyor. Yollar, kaldırımlar ve otoparklar suyu tamamen altına geçiren özel gözenekli betonlardan ve asfalttan yapılıyor. Yağmur damlası yere düştüğü an yüzeyde kalmıyor; filtrelenerek doğrudan toprağa karışıyor. Böylece ne altyapı sistemlerine aşırı yük biniyor ne de şehirler felaketi yaşıyor.
Bizde ise belediyecilik anlayışı ne yazık ki hâlâ "göz boyayan kaldırımlar" yapmaktan ibaret. Estetik kaygılarla döşenen ancak suyu zerre kadar geçirmeyen o parlak taşlar, her sonbahar ve baharda felaketin davetiyesi oluyor. Milyarlarca lira harcayarak yerin altına döşediğimiz devasa menfezler ve borular bile, beton yüzeylerden hızla akıp gelen o devasa su kütlesini taşımaya yetmiyor.
Artık kabul etmeliyiz: Doğa ile savaşarak, toprağın üzerini betonla kilitleyerek şehir yönetilemez. Türkiye’nin acilen inşaat yönetmeliklerini değiştirerek "geçirimli zemin" zorunluluğu getirmesi gerekiyor. Kaldırımları sadece yürünecek birer beton şerit olarak değil, şehrin nefes alma boruları olarak yeniden tasarlamalıyız.
Aksi takdirde, her yağmurda "altyapı yetersizdi" bahanesinin arkasına sığınmaya, malımızı ve en acısı canlarımızı bu geçirimsiz akıllara kurban etmeye devam edeceğiz.
Mustafa Gözaydın
14.10.2026
Yorumlar
Henüz onaylı yorum yok.
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun.