19° Açık

ÇALIŞAN DA ÇALIŞMAYAN DA AÇ!

Ekonomi - 9 Temmuz 2026 13:10 A A

Türkiye’nin ekonomi politiği ve sosyal güvenlik altyapısı, AKP hükümetleri döneminde köklü bir yapısal çöküşe sahne oldu. Anayasa’da güvence altına alınan “sosyal devlet” kavramı, yurttaşına evrensel hak temelli bir güvence sunmaktan uzaklaştı. Bunun yerine derinleşen yoksulluğu ve bölüşüm şoklarını cüzi nakdi transferlerle yönetmeyi amaçlayan devasa bir bağımlılık sistemine evrildi.

Cumhuriyet’in ulaştığı son resmi veriler ve tarihsel analizler, bağımlılık tuzağını gözler önüne seriyor. İktidarın övgü dolu söylemleri ile sahadaki sosyolojik enkaz arasındaki devasa asimetri böylece belgeleniyor.

17 MİLYON YURTTAŞ YARDIMLA YAŞIYOR

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yayımladığı son raporlar, krizin ulaştığı boyutları net bir biçimde belgeliyor. En güncel verilere göre Türkiye’de yaklaşık 17.114.912 yurttaş yaşamını çeşitli sosyal yardım kalemleriyle sürdürmeye çalışıyor. Bu tablo, hane bazında değerlendirildiğinde 4.200.000 ile 4.570.000 hane aralığına tekabül ediyor. Ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 20‘si doğrudan sosyal yardımlara bağımlı hale geldiği görülüyor.

Yoksulluğun tabana yayıldığının en çarpıcı tescili ise Genel Sağlık Sigortası (GSS) primleri devlet tarafından ödenen yurttaşların sayısı oldu. Bu grup, hane içinde kişi başına düşen geliri brüt asgari ücretin üçte birinin altında kalan yurttaşlardan oluşuyor. 2018 yılında 6.900.000 kişi olan bu gruptaki nüfus, günümüzde 9.444.000‘in üzerine çıkarak rekor kırdı. 2021 yılından bu yana e-Devlet kapısı üzerinden sosyal yardım almak için başvuranların sayısı 26.800.000‘i aştı. Bu rakam, gizli yoksulluğun ve potansiyel muhtaçlığın resmi rakamların da çok ötesinde patladığını kanıtlıyor.

TÜRKİYE ÇOCUK YOKSULLUĞU

Avrupa Birliği’nin (AB) sosyal koruma mimarisi ile Türkiye’de uygulanan sistem arasındaki yapısal fark, iktidarın ekonomide ”başarılı ve istikrarlı” bir gidişat olduğu iddialarını çürütüyor. Eurostat verilerine göre AB üyesi ülkelerde sosyal koruma harcamalarının GSYH’ye oranı ortalama yüzde 27,3 ile yüzde 27,8 seviyelerinde seyrediyor. Fransa’da bu oran yüzde 33,8‘e ulaşıyor. TÜİK verilerine göre ise Türkiye’de bu oran 2024 yılı itibarıyla yalnızca yüzde 11,1 seviyesinde bulunuyor.

Çok boyutlu yoksulluk endeksi (AROPE) verilerinde Türkiye tam anlamıyla negatif ayrışıyor. Genç nüfusta, yani 15-29 yaş aralığında, yoksulluk riski AB ortalamasında yüzde 24,2 iken Türkiye’de yüzde 28,2‘ye çıkmış durumda.

Çocuk yoksulluğunda tablo daha da ağır. 0-17 yaş aralığındaki çocukların yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşama oranı AB genelinde ortalama yüzde 24,7 seviyesinde seyrediyor. Türkiye’de ise çocukların yüzde 42,7‘si bu riskle burun buruna yaşıyor. AB’nin ekonomik olarak en geride kalmış ülkesi olan Romanya’da bile bu oran yüzde 41,5‘te kalıyor. Türkiye, AB ortalamasını neredeyse ikiye katlayarak çocuklarını açlığa, yoksunluğa ve yetersiz beslenmeye mahkûm etmede Avrupa klasmanında açık ara ilk sıraya yerleşti.

Avrupa’daki sistemler bireyi işgücü piyasasına entegre etmeyi hedefliyor. Almanya’nın yeni Grundsicherung modeli ile Fransa’nın RSA modeli bu yaklaşımın örnekleri arasında yer alıyor. Türkiye’de ise sosyal yardım tasarımı farklı işliyor. Bireyleri düşük ücretli kayıtlı istihdamdansa yardımlara tutunmaya veya merdiven altı kayıtdışı çalışmaya iten bir ‘refah tuzağı‘ üretiyor.

Fransa gibi RSA modeli uygulayan ülkelerde belirli bir yardımın ardından bireyin çalışma hayatına geri dönmemesi üzerine bu yardımlar kesilebiliyor. Bu ülkelerde yardım alanların iş hayatına katkıda bulunması teşvik ediliyor. Türkiye’de ise yardımların süresine dair benzer bir uygulama bulunmuyor.

24 YIL SONRA RAKAMLAR NE ANLATIYOR?

2002 yılı öncesi verilerle Temmuz 2026 memur maaş katsayısı güncellemelerinin ardından belirlenen yeni sosyal yardım miktarları kıyaslandığında derinleşen muhtaçlığın hacmi somutlaşıyor.

ÇALIŞAN DA ÇALIŞMAYAN DA AÇ!

Yüksek enflasyon sebebiyle yapılan artışlara karşın yardımların 2026 yılı açlık sınırı ile arasındaki fark dikkat çekiyor.

2026 verileriyle dört kişilik bir ailenin sadece zorunlu gıda harcamalarını ifade eden açlık sınırı 35.759 TL’ye ulaştı. Net asgari ücret ise 28.075 TL seviyesinde seyrediyor. Ara zammın dahi düşünülmediği süreçte muhtaç sayısındaki hızlı artışa karşın yapılan yardımların açlık sınırının ancak dörtte birine karşılık gelmesi dikkat çekiyor.

Türkiye’deki en yüksek sosyal yardım kalemi olan Evde Bakım Yardımı 15.755 TL düzeyinde. Bu tutar bile açlık sınırının ancak yüzde 44‘üne tekabül edebiliyor. Ağır engelli bir yurttaşa sağlanan 8.689 TL’lik destek ise açlık sınırının dörtte biri dahi etmiyor. Yardımlar enflasyon karşısında eriyip buharlaşıyor.

Ekonomi - 13:10 A A
BENZER HABERLER
Hazır Site by Uzman Tescil