Etiket: süleyman soylu

  • Süleyman Soylu’nun o paylaşımı yeniden gündem oldu!

    Süleyman Soylu’nun o paylaşımı yeniden gündem oldu!

    Eski HDP Milletvekili Semra Güzel’in yargılandığı davada dün karar çıktı.

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi, Güzel’e toplam 8 yıl 9 ay hapis cezası verip adli kontrol şartıyla tahliyesine hükmetti.

    Duruşmaya Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyeleri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Semra Güzel duruşmaya SEGBİS aracılığıyla bağlandı.

    TAHLİYE KARARI VERİLDİ

    Mahkeme Güzel’e “örgüt üyeliği” gerekçesiyle 6 yıl 3 ay, “resmi belgede sahtecilik” gerekçesiyle ise 2 yıl 6 ay hapis cezası vererek, eski vekilin adli kontrol şartıyla tahliyesine hükmetti.

    SOYLU’NUN O PAYLAŞIMI YENİDEN GÜNDEM OLDU

    Semra Güzel’in tahliyesi sonrası, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘nun 2022 yılında attığı bir tweet yeniden gündem oldu.

    Soylu, Semra Güzel’in fotoğrafını paylaşarak attığı tweette“Sevgili Kılıçdaroğlu, sana üzücü bir haberimiz var: HDPKK’lı Semra Güzel enselendi” ifadelerini kullanıyordu.

    Söz konusu tweetin devamına ise Soylu “Güzel, sahte pasaport ve A.G. isimli Göçmen Kaçakçısı ve örgüt propagandası yapan kişi ile Edirne’ye giderken MİT ve İstanbul Emniyeti’nin başarılı operasyonu ile yakalandı” notunu düşmüştü.

    İşte Soylu’nun yeniden gündem olan o paylaşımı…

    Image

  • Özgür Özel, Esenyurt’tan iktidara anketle seslendi!

    Özgür Özel, Esenyurt’tan iktidara anketle seslendi!

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Esenyurt Belediyesi’ne kayyum atanması kararına karşı partisinin sürdürdüğü eylemlerle ilgili “Direnişe, Ahmet Özer görevinin başına gelene kadar devam etme kararı aldık” açıklaması yaptı. Esenyurtluların büyük çoğunluğunun kararı onaylamadığını belirten Özel, iktidara “Bu işgal bir an önce sona erdirilmeli. Ahmet Özer göreve dönene kadar başkan vekili, belediye meclis üyeleri arasından seçilmelidir” diye seslendi.

    CHP MYK Genel Başkan Özgür Özel, partisinin Esenyurt‘ta düzenlenen toplantısının ardından yurttaşlara hitap etti.

    Özel, Esenyurt’ta görevden alınan ve tutuklanan Belediye Başkanı Ahmet Özer serbest kalana kadar burada başlattıkları nöbeti sürdüreceklerini söyledi.

    Kayyum kararı ve tutuklamaya yurttaşın onay vermediğini belirten Özel, “Biz yüzde 51 oy ile seçildik ama yapılan kamuoyu araştırmalarına göre Ahmet Özer’in tutuklanmasını Esenyurt halkının yüzde 80’i yanlış buluyor. Bu kayyum kararı milletin vicdanından dönmüştür” dedi.

    “BU İŞGAL BİR AN ÖNCE SONA ERMELİ”

    Özgür Özel’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle;

    -Demokrasi nöbetinin 20. günündeyiz. CHP, belediyesine kayyum yollanmasına, işgal edilmesine sessiz kalacak, birkaç gün tepki gösterip susacak, bunu unutturacak, bu sürecin devam etmesine seyirci kalacak bir parti değildir. Esenyurt’ta 20 gündür yaptığımız direnişe, demokrasi nöbetine, Ahmet Özer görevinin başına gelene kadar devam etme kararı aldık.

    -İlk 20 günde burada büyük mücadele veren Esenyurt örgütümüze, İstanbul örgütümüze ve belediye meclis üyelerimize yürekten teşekkür ediyorum. Bu işgal bir an önce sona erdirilmeli. Ahmet Özer göreve dönene kadar başkan vekili, belediye meclis üyeleri arasından seçilmelidir.

    -43 mahallesi olan Esenyurt’ta mahalle toplantıları örgütleyerek Ahmet Özer’in o mahalleye verdiği vaatlerini, eksik kalan işlerini tamamlayacağız. Esenyurt’ta aksayan hizmetleri mahalle mahalle anlatmaya devam edeceğiz. Buradan AK Parti ve MHP’ye kötü haberim var. Biz yüzde 51 oy ile seçildik ama yapılan kamuoyu araştırmalarına göre Ahmet Özer’in tutuklanmasını Esenyurt halkının yüzde 80’i yanlış buluyor. Bu kayyum kararı milletin vicdanından dönmüştür.”

    “POLİSE TEŞEKKÜR EDİYORUM”

    Özel, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bir teşekkürüm var, o da bütün provokasyonlara kanunsuz emirlere rağmen, ki amaç şuydu, bu milletin evladı polis memurlarımızı, her birisi baba, anne olan, evlat olan, eş olan, kardeş olan polis memurlarımızı milletin vekili ile karşı karşıya getirip, büyük bir sabır ve olgunlukla davranarak, polise en küçük kötü muamelede bulunmayan yöneticilerimiz, milletvekillerimiz ve Esenyurtlular. Arkadaşlarımıza ve verilen kanunsuz emirlerin onları da mağdur ettiğini bildiğimiz polis kardeşlerimize ve evlatlarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bu oyunu bozduk, bozmaya devam edeceğiz.

    Bugün il başkanım sordu ‘en ufak bir kötü muamelemiz oldu mu, polise saygısızlık oldu mu?’ bunu Esenyurt Emniyet Müdürüne sorabilirler. Bu yüzden partiyi ve Esenyurt’u kriminalize etmeye, suçlu, çatışmacı göstermeye çalışan zihniyeti bir kez daha milletimize şikayet ediyoruz.”

    “ERDOĞAN’IN HER BAYRAM TEBRİK YOLLADIĞI AHMET ÖZER…”

    İktidarın daha önce birçok kez Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ile görüştüğünü hatırlatan Özgür Özel, “Erdoğan’ın her bayram tebrik yolladığı Ahmet Özer, 2012’de anayasa komisyonuna çağırıp 3 saat dinledikleri Ahmet Özer, Süleyman Soylu’nun çalıştaylara davet ettiği Ahmet Özer’i suçlu ilan edemezsiniz. Ahmet Özer’e yıllarca akıl danıştınız. Bu yüzden her etkinliklerine çağırdıkları Ahmet Özer’den suçlu, terörist çıkmaz ama bu işin peşini de CHP sonuna kadar bırakmaz.

    İddianameyi hazırlayın ve artık Ahmet Özer’i serbest bırakın. Bizlere gösterdikleri ev sahipliği için Esenyurtlular’a teşekkür ediyoruz. Biz kayyum siyasetine alışmayacağız” dedi.

  • Türkiye’ye dönecek mi? Sedat Peker sessizliğini bozdu…

    Türkiye’ye dönecek mi? Sedat Peker sessizliğini bozdu…

    Interpoll’ün hakkında kırmızı bültenle arama kararı çıkardığı Sedat Peker, Türkiye’de Afgan ve Suriyeli suç kartellerin oluşabileceğini söyledi. Peker, ‘Köfteci Yusuf’ konusunda ise topu Süleyman Soylu’ya attı, “Türkiye’ye dönecek misiniz?” sorusuna da yanıt verdi.

    Kırmızı bültenle aranan organize suç örgütü lideri Sedat PekerKöfteci Yusuf‘un ürünlerinde domuz eti bulunması sonrası yeniden gündeme gelmesi üzerine bir röportaj verdi.

    Domuz eti iddialarını reddedip topu Süleyman Soylu‘ya atan Peker, Türkiye’deki suç örgütleri konusundaki öngörülerini anlattı.

    ‘SUÇ KARTELLERİ’ UYARISI

    Dubai’den Sözcü gazetesi yazarı Saygı Öztürk’e konuşan Peker, Güney Amerika ülkelerindeki kartel savaşlarının bir benzerinin Türkiye’de yaşanabileceğini ileri sürerek, “… Bunun aynısı Brezilya’da yaşandı. Orada büyük kriminal suç ailelerinden güç, başka yapılara geçti. Meksika’da, Kolombiya’da da yaşandı. Karteller gidip kendileri adam öldürmüyor. Türkiye de esasen çok tehlikeli, yaşanacak bir şey daha var. Devletin burada tedbir alması lazım. Brezilya, Meksika, Kolombiya da yaşanan şeyin aynısı, ‘kötü insan doğası’ her yerde aynıdır, değişmez. Türkiye’de de yaşanacak” iddiasında bulundu.

    Peker şu öngörüsünü paylaştı:

    “Aile yapımız bozulmadığı için Türkiye geriden gidiyor. Ama süreç hep aynı. Önceden aile tarzı olanlar. Ondan sonra sokakta oluşan genç gruplar. Sonra da devletten ayrılmış büyük kartelleri kuran yapılar. Yani şu an Türkiye benim görüşüme göre üç- beş seneye kadar böyle bir yapıya evrilecek. Bu genç grupları altında toplayan bu karteller oluşursa o zaman PKK’nın şehit ettiği görevli sayısından fazlasını düşünün çünkü Meksika’ya Kolombiya ya bakın bizim PKK’nın 40 senede şehit ettiği insan orada bir sene de kartel savaşlarında ölüyor.”

    KÖFTECİ YUSUF KONUSUNDA TOPU SOYLU’YA ATTI

    (Köfteci Yusuf’u, çökmek için ‘Domuz eti dedikodusu yayarız’ diye tehdit ettiği iddiası)

    “Ben o dosyanın sanığı değilim. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile aramızda bu olay yaşandı. Köfteci Yusuf’u şahsen tanımam. Gürsu’da miting yapmaya gidiyordum. Bir telefon verdiler. Benim Yusuf Akkaş’la tanışmam telefonla oldu. Diğer arkadaşların, ne satacağı et kesim yerinden, ne muhabbetlerinden haberim yok. Ne de bununla ilgili bir şey konuştuk.

    O şahıslar içinde tanıdığımız insanlar var. Ama ben onlar gibi yüzbinlerce insan tanıyorum. Yani beni o arkadaşla konuşturan öyle aile çerçevesi içerisinde olan, birinci derece yakınlarım değil. Dosyada Yusuf olayında benimle ilgili bölüm yok. Ne benim aramam, mesajım ne de herhangi bir kaydım bulunmuyor.”

    ‘GELMEYİ DÜŞÜNMÜYORUM, GELSEM BİR SAATTEN UZUN SÜRECEK SUÇLAMA YOK’

    “Hukuken çok rahatım. Türkiye’ye geldiğim zaman hakkımda bir saatten fazla sürecek bir suçlama yok. Ha şu an gelmeyi düşünmüyorum…

    AK Partinin avukatlarından olan bir beyefendiyi zan altında bırakmak için söylemiyorum. Süleyman Soylu ile sorun yaşayınca hakkımda 1,5 yıl sonra dava açıldı. Dava açan, AK Parti’de görev yapmış, parti üyesi avukat daha sonra savcı oluyor ve kısa süre sonra örgütlü suçlara bakmaya başlıyor. Benim dosyamı birden eski Savcısından alıp bu beyefendiye verdiler. Bu beyefendi de kısa sürede dava açıp 1,5 yıl sonra beni de davanın içinde sanık yaptı. Yani sadece bir kişiyle oluşan düşmanlık üzerinden hakkımda yakalama kararı çıkarıldı. Yani bir köftesini yemeden köfteci Yusuf’un olayından yargılandık.”

    ‘SENEYE MEZUN OLUYORUM’

    Peker söyleşide, önümüzdeki sene bir üniversitenin uluslararası ilişkiler bölümünden mezun olacağını da açıklarken günlerini Türkiye’den getirttiğim kitapları okuyarak geçirdiğini söyledi.

    Dubai için de “Nüfusu 1 milyon ama 13 milyon yabancı insan var. 13 milyon kişiyi bu 1 milyona öyle bir uyum sağlatmışlar ki inanın bir kadın tek başına ülkenin başından ülkenin sonuna kadar yürüse gözünü kaldırıp hiç kimse bakmaz. Yani kanunlar o kadar caydırıcı” ifadelerini kullandı.

    Kaynak:Cumhuriyet.com.tr

  • BDDK müdürünün düğününde bankalardan takı yağdı…

    BDDK müdürünün düğününde bankalardan takı yağdı…

    BDDK Başkan Yardımcısı Mustafa Aydın, kurumun denetimi altında olan bankalar ve özel finans kuruluşlarının yöneticilerine düğün davetiyesi göndererek bir skandala imza attı. İstanbul Şişli’de gerçekleşen düğünde, denetim altındaki bankaların genel müdürleri, özel finans kuruluşlarının sahipleri ve yöneticileri takı kuyruğuna girdi. BDDK’nin denetlediği finans dünyasından isimler düğüne akın ederken, takılar kutuları da doldu.

    Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkan Yardımcısı Mustafa Aydın’ın düğünü, davetliler ve yapılan takılarla büyük yankı uyandırdı.

    BirGün gazetesinde Timur Soykan‘ın gündeme getirdiği düğünde, BDDK’nın denetimi altında bulunan bankaların genel müdürleri, özel finans kuruluşlarının sahipleri ve yöneticileri düğünde takı sırasına girerken, çelenkler salonu doldurdu.

    ‘Bankaların patronu’nun düğününde takılar havada uçuştu, MHP gövde gösterisi yaptı.

    FİNANS DÜNYASINI SARSAN SKANDAL DÜĞÜN

    Mustafa Aydın ve Nilüfer Özmen’in İstanbul Şişli’deki Radisson Blu Hotel’de gerçekleşen düğününe BDDK’nın denetlediği bankalar ve finans kuruluşları davet edildi.

    Düğüne katılmak zorunda hisseden şirketler, takı konusunda kararsız kalırken, bazı bankalar 150 bin TL ile 350 bin TL arasında bütçeler belirledi. Düğüne katılanların arasında BDDK Başkanı Şahap Kavcıoğlu, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve MHP’li vekiller de vardı.

    “BU ÖZEL GÜNÜMÜZDE SİZLERİ DE ARAMIZDA GÖRMEKTEN MUTLULUK DUYARIZ”

    Timur Soykan’ın skandal düğünü anlattığı yazısı şu şekilde:

    “Finans kuruluşlarının yöneticileri, devlet adına kendilerini denetleyen kişinin düğününe davet edilmenin şaşkınlığını yaşarken, birçok yönetici ‘takı sırası’ konusunda rakipleriyle yarıştı. Otele girdiğimde, salonun girişinde neredeyse tüm bankalar ve finans kuruluşlarının çelenkleriyle karşılaştım. Görevliler, BDDK Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun gönderdiği çelengi yerleştirmek için çaba harcıyordu. MHP’li yöneticilerden gelen çok sayıda çelenk dikkat çekiyordu ve BDDK Başkan Yardımcısı Mustafa Aydın’ın MHP’li olduğu anlaşılıyordu.”

    BDDK müdürünün düğününde bankalardan takı yağdı: Süleyman Soylu ve MHP'den gövde gösterisi!

    DÜĞÜNE KATILMAYAN KALMADI

    “Düğün saat 18.00’de başlamıştı ancak saat 19.00 civarında salon dolmaya başladı. Finans dünyasının tanınmış isimleri tam kadro salondaydı. Bosphorus Balo Salonu’nda masalarda oturulacak yer yoktu; davetliler ayakta beklerken, keman ve flüt dinletisi devam ediyordu. Saat 19.30’da büyük kapılar açıldı ve konuklar içeri davet edildi. Yalnızca takı merasimi için hazırlanmış olan salon, BDDK’nin denetiminde olan finans dünyası yöneticileriyle dolup taştı.”

    NİKÂH MASASINDA GÜÇ GÖSTERİSİ

    “Nikâh şahitleri arasında TBMM Başkanvekili Celal Adan, BDDK Başkanı Şahap Kavcıoğlu, MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Faruk Aksu gibi isimler vardı. Nikâhı kıyan MHP’li Kırklareli Belediye Başkanı Derya Bulut oldu. Sahneye çıkan gelin ve damat, alkışlar eşliğinde nikâh masasına yürüdü. ‘Şahitler MHP ve Soylu‘ cümlesi sahnede damadın arkasındaki siyasi desteği açıkça gözler önüne serdi.”

    “DEVLET GÜCÜYLE HASILAT”

    “Takı merasimi saatler sürdü. Banka genel müdürleri ve finans şirketlerinin yöneticileri, gelin ve damadı tebrik edip kutulara takılarını bıraktılar. Rivayete göre; düğünü perde arkasında bir banka organize etmişti. Bazı bankaların yöneticilerinin 10 bin dolarlık takı taktığı konuşuluyordu. Salonu terk eden davetliler, otelden ayrılmadan önce düğün fotoğrafçısına poz verdi.”

    “DAMAT BDDK BAŞKAN YARDIMCISI OLMASA KIMSE BU DÜĞÜNE GITMEZDI”

    “Düğün sonrası, bir dönemin müfettişiyle yaptığım telefon görüşmesinde, ‘Devletin, halkın hakkını korumak için özveriyle işini yapmış müfettişler bu düğünü görseler ne hissederlerdi?’ diye sordum. ‘Eskiden denetlediğimiz yerlerde çay içip içmeyeceğimizi tartışırdık, şimdi ise denetledikleri kurumlardan hasılat topluyorlar’ dedi. ‘Damat BDDK Başkan Yardımcısı olmasa finans sektöründen kaç kişi bu düğüne gidip takı takardı?’ sorusunun yanıtı ortadaydı: ‘Hiçbiri…’”

  • Danıştay’dan İmamoğlu kararı…

    Danıştay’dan İmamoğlu kararı…

    Danıştay; Süleyman Soylu döneminde İçişleri’nin İBB’nin satın aldığı Fatih Sultan Mehmet tablosu hakkında başlattığı incelemeye ilişkin kararını verdi. Danıştay, Fatih Sultan Mehmet tablosunun orijinal olduğuna ve kamu zararı oluşmadığına hükmetti.

    Danıştay, 15. Yüzyıl’da Venedikli ressam Gentile Bellini’nin atölyesinden çıkan Fatih Sultan Mehmet tablosunu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) 2020’de satın almasına yönelik İçişleri Bakanlığı’nın başlattığı incelemede kararını verdi.

    Danıştay, Fatih Sultan Mehmet Tablosu’nun orijinal olduğuna ve kamunun zararı olmadığına hükmetti.

    10Haber’den Furkan Karabay’ın haberine göre; İngiltere’nin başkenti Londra’da 25 Haziran 2020 tarihinde Christie’s Müzayede Evi’nde düzenlenen açık artırmada Gentile Bellini’nin atölyesinden çıkan Fatih Sultan Mehmet’in orijinal tablosu İBB yetkilileri tarafından 7.9 milyon liraya satın alındı.

    İstanbul’a getirilen Fatih Sultan Mehmet’in orijinal tablosu İBB Başkanlık binasında sergilendi.

    “TABLO SAHTE” İHBARIYLA BAŞLATILAN SÜREÇ

    Tablo İstanbul’a getirildikten sonra bir yurttaş “tablo sahte” ihbarı yaptı. İhbar dilekçesinde “İngiltere Fatih Sultan Mehmet tablosu dışında önceki yıllarda da milyonlarca lira karşılığında bizden çaldığı tabloları bize satmıştı. Tekrar çalmayacakları ne malum? Ayrıca bu tablonun sahte mi gerçek mi olduğu Türkiye’den giden sanat uzmanlarınca kontrol edildi mi? Bir kopyasını da vermiş olabilirler” ifadeleri yer aldı.

    Süleyman Soylu’nun bakan olduğu dönemde İçişleri Bakanlığı da Fatih Sultan Mehmet tablosunun satın alınmasıyla ilgili ön inceleme başlattı.

    Yerel mahkemenin İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında verdiği ve istinafa giden siyasi yasak ve 2 yıl 7 ay hapis cezası kararından sonra Fatih Sultan Mehmet tablosunun satın alım işlemiyle ilgili müfettiş görevlendirildi.

    Müfettiş ise İmamoğlu’nun daha önce AKP’den milletvekili adayı olması nedeniyle tepki gösterip “AKP militanı” dediği Arif Yıldırım’dı.

    İKİNCİ KEZ İNCELEME BAŞLATILDI, DANIŞTAY SORUŞTURMA KARARINI KALDIRDI

    Mülkiye başmüfettişi Arif Yıldırım daha önce de konuyla ilgili üç kez sözlü talepte bulunup inceleme yaptı ve herhangi bir olumsuzluğa rastlanmadı. Bundan iki yıl sonra 2022’de konuyla ilgili İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği ikinci bir inceleme başlattı.

    İncelemenin ardından İBB yetkileri tarafından Danıştay’a itiraz yapıldı. İtirazı değerlendiren Danıştay Birinci Daire yapılan incelemede müzayedeye çevrimiçi katılan dönemin İBB Dış İlişkiler Daire Başkanı Mehmet Alkanalka’nın açık artırmada İstanbul’a kazandırdığı tablonun orijinal olduğunun tespit edildiğine dikkat çekildi.

    Kararda tablonun alımında müzayede ve ödeme işlemlerinde herhangi bir kamu zararının oluşmadığı da belirtildi.

    Danıştay Birinci Daire’nin 27 Mart’ta verdiği kararda dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun imzasıyla Mehmet Alkanalka ve Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu İBB yetkilileri hakkındaki soruşturma izni verilmesine ilişkin kısmın kaldırılmasına oybirliğiyle hükmedildi.

  • CHP MYK, Samsun’da toplandı…Deniz Yücel: AKP’nin amacı yargı reformu değil, yargıyı ele geçirmek

    CHP MYK, Samsun’da toplandı…Deniz Yücel: AKP’nin amacı yargı reformu değil, yargıyı ele geçirmek

    CHP MYK, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında, Samsun’da toplandı. Parti Sözcüsü Deniz Yücel, Ayhan Bora Kaplan soruşturmasıyla ilgili “Bu olayların en kilit isimlerinden biri de bizim ‘suç işleri bakanı’ olarak nitelediğimiz Süleyman Soylu’dur. Süleyman Soylu’nun derhal dokunulmazlığının kaldırılarak yargılama sürecine dahil edilmesi gerekmektedir” dedi. AKP’nin ‘etki ajanlığı’ düzenlemesini de içeren ‘9. Yargı Paketi’ni eleştiren Yücel, “Bu düzenleme, ‘Hükümeti eleştireni bir kılıf bulup içeri tıkarım, istediğin kadar da ceza veririm’ demek” diye konuştu. Yücel, “Hamas’ı Kuvayı Milliye’ye benzetmek, gaflet, dalalet ve cehalettir” dedi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla dün Samsun’a geldi. Burada kutlama ve yürüyüşlere katılan Özel, bugün ilk olarak Atakum Belediyesi’ni ziyaret etti. Özel, Samsun programının kapanışında ise CHP MYK’yı topladı.

    Parti Sözücüsü Deniz Yücel, saat 11.30’da başlayan toplantı devam ederken açıklama yaparak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İran halkına başsağlığı dileyen Yücel, tasarruf tedbirleri üzerinden iktidarı eleştirdi. Yücel’in açıklamasından öne çıkanlar şöyle:

    ” Öncelikle Tokat’ın Erbaa ilçesinde bir evde meydana gelen patlamada yaralanan beşi jandarma personeli yedi yaralımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Kendilerine acil şifalar diliyoruz. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir, Abdullah Yanik’in vefatları nedeniyle komşumuz İran’a ve İran halkına baş sağlığı diliyoruz.

    Dün, Türk milleti için umudun yeşerdiği, özgürlüğümüzün ve bağımsızlığımızın ilk adımının atıldığı bu güzel vatanın kurtuluş mücadelesinin başladığı gündü. Bu nedenle köklerini Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nden alan Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu olarak 19 Mayıs’ta ve bugün Samsun’da bu mücadelenin başladığı topraklardayız. Ordunun elinden silahı ve cephanesi alınmış, millet yorgun ve fakir bir halde dört bir yanı işgal altında emperyalist devletlerce paylaşılmasına kesin gözüyle bakılan, parçalanmakta olan bir imparatorluktan özgür ve bağımsız bir cumhuriyet kuran büyük önder Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a çıkmadan bir yıl önce şunu diyor: ”Her şeye rağmen, muhakkak bir aydınlığa doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlaksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.” Mustafa Kemal Atatürk bu sözleriyle Türk gencine olan inancını ve umudunu ifade etmiştir. Bu ülkeyi gençlere emanet eden, kendisinin doğum günü olduğunu söylediği günü, gençlik ve spor bayramı yapan bir dünya lideridir Mustafa Kemal Atatürk. Yokluklar içerisinde yeşertilen umudun imkansızlıklar içerisinde büyütülen inancın ve bağımsızlığa duyulan özlemin adıdır 19 Mayıs. Bugün 105 yıl önceki inanç ve kararlılıkla Cumhuriyetimize sahip çıkıyoruz.”

    Açıklanan tasarruf tedbirlerine değinen Yücel, iktidarın seçim intikamını aldığını belirterek şunları söyledi:

    “Tasarruf paketine baktığımızda alınan tedbirlerin geneli üç yıllık bir program haline getirilmiş. Yani 2027 kadar tasarruf tedbirleri uygulanacak. Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri zamanında yapılırsa 2028’de. Yani tasarruflar seçimden bir yıl öncesine kadar. En başta şunu açık ve kesin bir dille ifade edelim. Kamuda israfa son verilmeli, israfı sona erdirecek her türlü tedbir alınmalıdır. Bu konuda tavrımız açık ve net. Ancak kamuda tasarruf diye emekliye, işsize, işçiye bu ülkenin dar gelirli vatandaşlarına dayatılacak adı tasarruf özü hak ve hizmet gaspı olan her türlü uygulamanın da karşısındayız. İktidar mensupları şatafat içerisinde yaşıyor, saray için günde 15 milyon lira harcama yapılıyor. Diyanet İşleri Başkanı için adeta oto galerisi kuruluyor. Uçak inmeyen havaalanlarına dolarla ödeme garantisi veriliyor. Yüzlerce araç bu konvoylarla seçim kampanyaları yürütülüyor. AKP’den devralınan belediyelerdeki korkunç israf her gün belgeleriyle ortaya çıkılıyor. Ama bir tasarruf paketi açıklanıyor. Bu saydıklarımız hiçbirinden bahsedilmez. Tasarruf adı altında memurun ulaşım hakkına, lojman hakkına göz dikiliyor, binlerce işsiz gencin umudu yok ediliyor. Bu sözde tasarruf paketi bu haliyle çalışanın hakkına göz diken bir düzenlemeden başka bir şey değildir. Sarayların lambaları ışıl ışıl yanmaya devam edecek. Uçak sayıları, makam araçları azalmayacak ama emekçi servise binmeyecek, kamuda gençlere yer açılmayacak. Bunun adı tasarruf değil. Bunun adı seçim intikamı. Ekonomideki kötü gidişatın faturası yine emekçiye çıkarıldı.”

    AKP’nin amacı yargı reformu değil, yargıyı ele geçirmek

    Gündemdeki ‘9. Yargı Paketi’ne ilişkin eleştirilerini sıralayan Yücel, şunları söyledi:

    “Cumhurbaşkanı Erdoğan 30 Mayıs tarihinde Yargı Reformu Strateji belgesini açıkladı. Şatafatlı sözlerle süsleyip anlattığı bu strateji belgesinden hemen sonra adı yargı reform paketi olan ama içeriğinde reformun R’si dahi olmayan kanun teklifleri Meclis’e geldi. 2019’dan bugüne kadar tam 8 reformu paketini Meclis’e getirdiler. Hiçbiri gerçek anlamda yargı reformu değildi. Çünkü AKP’nin amacı aslında yargı reformu yapmak değil, yargıyı ele geçirmek. Ya ülkücü, AKP’li, tarikat dalgası yüzünden 36 tur boyunca Yargıtay Başkanı’nı seçemedi. AKP bunu sistematik bir şekilde bilerek ve isteyerek yaptı. Hak ve özgürlükler korunup geliştirilecek dediler. AKP’ye muhalif olan herkesi hedef gösterip apar topar gözaltına aldılar. Savunma hakkı dediler. Sonra kalkıp baroları bölüp parçalayan, avukatları kutuplaştıran, çoklu baro denilen bir garabet teklifi tüm baroların itirazlarına rağmen Meclis’ten geçirdiler. Adalete erişim kolaylaşacak dediler. Anayasa Mahkemesi binlerce dosyada makul sürede yargılanma hakkını ihlal edildiğine karar verdi. AKP iktidarı öğrencisinden sanatçısına, esnafından işçisine herkesi susturmak ve baskı altına almak için yargıyı kullandı. Üstelik de bunu yargı reformu adı altında yaptılar. Şimdi Meclis’te bu yargı paketlerinin dokuzuncusu geliyor. Bu yargı paketinde AKP etki ajanlığı denen bir hukuk garabetini Meclis’e getirmeyi hedefliyor. Nedir bu etki ajanlığı düzenlemesi? Basında yer alan haberlere göre bu düzenlemenin gerekçesi şöyle, devletin iç ya da dış siyasal yararına yönelik olarak gerçekleştirilen bazı faaliyetlerin cezalandırılması söz konusu olacak. Bu kapsamda iktisadi, mali, askeri, milli savunma, kamu sağlığı, kamu güvenliği, kamu düzeni, teknolojik, kültürel, ulaştırma, haberleşme, siber alan, kritik altyapılar ve enerji gibi alanlar devletin iç ya da dış siyasal yararları kavramı içerisinde değerlendirilecek. Bu gibi alanlarda yapılan eleştiriler haberler, açıklamalar ya da faaliyetler suçun konusunu oluşturabilecek. Böyle bir düzenleme kanun yapma tekniğine, ceza hukukunun temel prensiplerine, Anayasa’da teminat altına alınan temel hak ve hürriyetlere aykırı ve sadece ve sadece AKP’nin keyfi uygulamalarına hukuki bir kılıf bulma çabasından başka bir şey değildir. Bu düzenleme ne demek biliyor musunuz? ‘Hükümeti eleştireni bir kılıf bulup içeri tıkarım, istediğin kadar da ceza veririm’ demek. Geçmişte buna benzer düzenlemeler Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Ancak AKP ısrarla Meclis’teki çoğunluğuna güvenerek Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırı düzenlemeleri Meclis’e getirmeye devam ediyor.

    “Bu olayların en kilit isimlerinden biri de İçişleri eski Bakanı”

    Ayhan Bora Kaplan soruşturmasıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Yücel, şunları söyledi:

    “Emniyet teşkilatımızın mensuplarıyla çetelerin üst düzey bürokratların da adının karıştığı bir darbe yapılanmasından devlet içerisinde bir hesaplaşmadan bahsediliyor. Üç-beş sene öncesine kadar sokaklarda torbacılık yapan, sonradan çete liderliğine terfi eden biri nasıl olur da devletle bu denli üst düzeyli ilişki kurar, oralara sirayet eder. Emniyet teşkilatına yıllarca FETÖ’den referans almadan polis almazsanız, liyakati değil çeşitli tarikatları ve FETÖ referansını dikkate alırsanız netice böyle olur. Ne yaparsanız yapın, dikiş tutmaz. Korkarız ki daha kötü günler bizi bekliyor. Bu olayların en kilit isimlerinden biri de İçişleri eski Bakanı. Bizim ‘suç işleri bakanı’ olarak nitelediğimiz Süleyman Soylu’dur. Yargıya, adalet mekanizmasına ve devlete hak ettiği itibar ve güven yeniden kazandırılmak istiyorsa Süleyman Soylu’nun derhal dokunulmazlığının kaldırılarak yargılama sürecine dahil edilmesi gerekmektedir.”

    “Hamas’ı Kuvayı Milliye’ye benzetmek, gaflet, dalalet ve cehalettir”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye’de Kuvayı Milliye ne ise HAMAS da odur” açıklamasını eleştiren Yücel, şu ifadeleri kullandı:

    “Geçtiğimiz günlerde Sayın Erdoğan binlerce sivilin ölümünden sorumlu olan Hamas’ı Kuvayı Milliye’ye benzetiyor ve diyor ki ‘ama Anadolu’yu savunuyor’. Ya arkadaş bugün Hamas’ı Kuvayı Milliye’ye benzetmek kendi tarihini bilmemek, atalarının bu topraklarda verdiği mücadeleyi hafife almak demektir. Bugün Hamas’ı Kuvayı Milliye’ye benzetmek, gaflet, dalalet ve cehalettir. Kuvayı Milliye’nin her bir mensubuna hakarettir. Kuvayı Milliye’nin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Mustafa Kemal Atatürk öyle büyük bir liderdir ki bir taraftan vatanını ve milletinin bağımsızlığı için ordularının başında savaşmış bir komutan. Bir taraftan da “bayrak bir ulusun bağımsızlığını simgesidir. Onurudur, şerefidir. Ne olursa olsun çiğnenmez diyerek önüne serilen bayrağı yerden kaldırtan ve çiğnemeyen bir lider. Siz hiç Kuvayı Milliyecilerin sivilleri katlettiğini duydunuz mu? Anadolu’yu savunmak, biz varken Hamas’a düşmez. Biz Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık davasını hala sürdüren ve bu uğurda ölmeyi göze alanlarız. İhtiyaç olursa Anadolu’yu biz savunuruz. Net bir şekilde ifade edeyim Kuvayı Milliye, dünya siyasi tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir halk hareketidir.”

    CHP MYK, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında, Samsun’da toplandı. Parti Sözcüsü Deniz Yücel, Ayhan Bora Kaplan soruşturmasıyla ilgili “Bu olayların en kilit isimlerinden biri de bizim ‘suç işleri bakanı’ olarak nitelediğimiz Süleyman Soylu’dur. Yargıya, adalet mekanizmasına ve devlete hak ettiği itibar ve güven yeniden kazandırılmak istiyorsa Süleyman Soylu’nun derhal dokunulmazlığının kaldırılarak yargılama sürecine dahil edilmesi gerekmektedir” dedi. AKP’nin ‘etki ajanlığı’ düzenlemesini de içeren ‘9. Yargı Paketi’ni eleştiren Yücel, “Bu düzenleme, ‘Hükümeti eleştireni bir kılıf bulup içeri tıkarım, istediğin kadar da ceza veririm’ demek” diye konuştu. Yücel, “Hamas’ı Kuvayı Milliye’ye benzetmek, gaflet, dalalet ve cehalettir” dedi.

     

     

     

  • “Normalleşmede daha temkinli bir iyimserlik içindeyim”

    “Normalleşmede daha temkinli bir iyimserlik içindeyim”

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, normalleşme sürecinden Arapça tabela meselesine pek çok konuda BirGün’ün sorularını yanıtladı. Özel, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na Anayasa Mahkemesi kararına rağmen Can Atalay’ın tutukluluğunun devamına karar veren ve yargı krizine sebep olan Muhsin Şentürk’ün atanmasını, “Normalleşme deyip, en sert tercihlerde bulunursan, bunun neresi normalleşme, demeye başlar insanlar” sözleriyle değerlendirdi. İçişleri’nde krize neden olan Ayhan Bora Kaplan soruşturmasını da değerlendiren Özel, ” Bu çetenin her zaman hamisi Süleyman Soylu olmuş” dedi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, BirGün Yayın Koordinatörü Yaşar Aydın, BirGün Ankara Temsilcisi Nurcan Bilge Gökdemir ve BirGün Muhabiri Mustafa Mert Bildircin’in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

    Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na Muhsin Şentürk’ü atamasını “Normalleşme, yumuşama” arayışları çerçevesinde özetle şöyle değerlendirdi:

    “Erdoğan’ın bu iklimden Türkiye’yi çıkarmak istiyorsa bu davranış biçimlerinden uzaklaşması lazım. Mesela dünkü atama 31 Mart sonrası beklediğim normalleşme sürecine uygun bir atama değildi. Ben ‘Bunu atama” demem. Ama ülke normalleşiyorsa sen de ‘Gel Anayasa yapalım’ diyorsan bunlar yapılmamalı. Anayasa’nın yargı, yasama, yürütmeyi bağlayan maddelerine doğrudan kafa tutan bir hakimi oraya atıyorsan nasıl yol alınacak? ‘Temkinli iyimserliğiniz sürüyor mu’ diye soruyorsunuz. Daha temkinli bir iyimserlik içindeyim artık, dünkü atamadan sonra. Tek başına normalleşmenin siyasetini yapmakla ülke normalleşmez. Normalleşirsen normalleşir. Normalleşme deyip, en sert tercihlerde bulunursan, bunun neresi normalleşme, demeye başlar insanlar.”

    “SOYLU’NUN, KAPLAN’I ALTERNATİF BİR MİLİS GÜÇ OLARAK YEDEKTE TUTTUĞU BELLİ”
    Yapılan işler bir devletten çok bir racon devletinin yapacağı işlere benziyor. Ankara’da son üç günde yaşananlara baktığımızda çıkar ilişkileri var. Çok asimetrik güçler var. Ama benim gördüğüm şu. Bu kadar şeyin içinde en az masum olan Süleyman Soylu. Çünkü Süleyman Soylu’yla Ayhan Bora Kaplan’ın hikâyeleri TRT’nin önünde dağıtılan silahlarla başlıyor. Ayhan Bora Kaplan ve ekibini, Süleyman Soylu’nun, alternatif bir milis güç olarak yedekte tuttuğu belli. Onları kayırdığı, kolladığı belli. Kaplan kaçak CD’cilikten torbacıbaşı oluyor. Ve bu süreçlerde 15 Temmuz akşamı Soylu ile buluşuyor.
    Daha bütün suçlar ortaya dökülmedi. Mesela yetiştirme yurtlarındaki kız çocuklarının çirkin ağlara düşürülmesi…. Bu çetenin her zaman hamisi Süleyman Soylu olmuş. Şimdi burada Süleyman Soylu’ya MHP’nin geçmişte verdiği destek bu meselenin tüm yönleriyle ortaya çıkmasının önünde, sonuna kadar gidilmesinde bir engel, bir takoz.

    “HEPSİ SUÇLU, REJİM SUÇLU”
    Diğer yanında da Sinan Ateş cinayeti var. Ankara’da şu suçluyu arıyorlar. Ülkü Ocakları önündeki aracın fotoğrafını kim servis etti? Süleyman Soylu ortalık karışsın, kendine uzanmasın diye mi etti? Hatta Süleyman Soylu ettirdi, suçu Ali Yerlikaya mı yıktı? Ali Yerlikaya mı etti, MHP ile AK Parti’nin arasını bozmaya çalıştı? O fotoğrafın ortaya çıkması suç değil. İddianameye girmemesi suç. Ama öyle bir düzleme gelmiş ki memleket. Büyük bir karanlığın içinde herkes. Birbirini suçluyor ama esas topyekun hepsi birden suçlu. Bu rejim suçlu, sistem suçlu yani.

    “TAHA HÜSEYİN KARAGÖZ GÖRÜŞMESİ KONUSUNDA PİŞMANLIĞIM YOK”
    Kamuoyu kırgın değil, daha doğrusu bu konuda Twitter başka bir şey konuşuyor, sokak başka bir şey konuşuyor. Ben geçen hafta Afyon, Eskişehir, Kütahya, Manisa ve Soma’da binlerce insan var, binlerce seçmenle görüştüm. Her türlüsüyle. Bir kişi de demedi ki ‘fotoğraf’, ikinci bir kişi de demedi ki ‘Arapça tabela’. Sokakta böyle bir tansiyon varsa ben hiçbir şey bilmiyorum. Twitter’daki arkadaşları da anlıyorum, hak da veriyorum. Ama sokağın nabzı değil. Yani kamuoyu o değil. Twitter kamuoyu başka. Sanal kamuoyunun kırılganlıklarını anlıyorum, oradaki gerçek kişileri. Ama ben sokaktaki gerçek kişilerin durumunu, kafasını önemsiyorum. Bu bir.
    İkincisi Özgür Özel’i tanıyan herkes bilir ki yayınına katıldığı bir gazeteci ile karşılaştığında selamlaşmamak, randevu isteğinde vermemek, hele hele de davetiye verdiğinde almamak Özgür Özel’i yani kendimi inkar etmek olur. Bu 31 Mart’tan önce de böyleydi, Grup Başkanvekili olmadan önce de böyleydi, siyasetten önce de böyleydi.
    Mahalleler kavgası var. Özgür Özel bizim mahallenin gladyatörü karşı mahalleden biri gelince kafasını kesmesi lazım. Böyle bir anlayış yok. Kapıma gelmiş, randevu da yok. Yani burada randevu da vermemişiz ki istese verilirdi. Bir buçuk saat beklemiş. Gelmiş davetiye vermiş gitmiş. Bu konuda hiçbir pişmanlığım yok.

    ARAPÇA TABELA VE GÖÇMEN SORUNU
    Arapça tabela meselesinde lehte aleyhte bütün beyanlarımı tekrar ederim. Ben Arapça kutsaldır, Kuran dilidir demiyorum. Daha doğrusu Kuran’dan dolayı Arapçaya saygı gösterilmesini istemiyorum. Ama diyorum ki Manisa’nın Acarlar köyünde önümden yürüyen bir yaşlı amca gözümün önüne gelir. Diyanet’in takvim yaprağını yerde bulursa öpüp kahlp hizasından yukarı bir yere koyar.
    Anadolu insanı bu hürmeti gösteriyor. Ben de Belediye Başkanı’ma diyorum ki “Arapça tabela yırtarak kaldırılmasın, kanunlara uygun tebligat yapılsın, küçülecekse küçülsün.” Fransızcaya, İngilizceye saygı gösterip, Arapçaya göstermemek bir ayrım. Yırtma görüntüsü partiye mal oluyor,  o yazıya bir kutsiyet atfeden seçmenin gönlünde büyük bir travma yaratıyor. 6 milyon Arap asıllı insan yaşıyor. Şanlıurfa’da, Mardin’de, Hatay’da inanılmaz yoğunlukta, bunlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Yani Suriye’den bahsetmiyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nde doğmuş, büyümüş, komşumuz, canımız, ciğerimiz, onların da ana dili Arapça. Onlara da bir hürmetsizlik ve saygısızlık olur aksi bir tutum.

    “YİNE LİNÇ GELECEK”
    Bu röportajdan sonra bir 48 saat daha linç gelecek. Ben bu soruyu ‘O konu geride kaldı’ diyerek geçmiyorum yani. Göçmenler konusundaki tutumumuzda en ufak bir farklılık yok. Ben Suriye’yle barışı savunuyorum. Esad’la diyalog diyorum. Komşuda iç savaş kışkırtıcılığını göçmen yaratan bir politika olarak görüyorum ve hatalı buluyorum. Biz Suriye’nin de normalleşmesini, barışa kavuşmasını istiyoruz.
    Türkiye’nin geri dönüşü teşvik paketini hazırlaması lazım. Hiçbir zaman göçmen karşıtı olamam. Sol, sosyal demokrat bir görüşe sahip bir siyasetçi olarak göçmen yaratan politikaların, politikacıların karşısındayım.

  • Ayhan Bora Kaplan dosyası…

    Ayhan Bora Kaplan dosyası…

    Organize suç örgütü lideri Ayhan Bora Kaplan’ın ‘adamlarından’ biri 9 kasımda gizli tanık olarak ifade verdi. Gizli tanık Ayhan Bora Kaplan soruşturması kapsamında açığa alınan emniyet müdürleri Oben Özay ve Mukadder Kardiyen’in çeteyle ilgili faaliyetlerini anlattı.

    Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yakın olduğu belirtilen ve suç örgütü kurduğu iddiasıyla tutuklanan Ayhan Bora Kaplan soruşturmasına ilişkin yeni ayrıntılar ortaya çıktı.

    Kaplan ile yakın ilişkileri olduğu gerekçesiyle açığa alınan emniyet müdürleri Oben Özay ile Mukadder Kardiyen’in çeteyle ilgili faaliyetleri gizli tanığın ifadesine yansıdı.

    Haber10’dan Ersin Eroğlu’nun haberine göre; Ayhan Bora Kaplan’ın adamlarından biri gizli tanık olarak 9 Kasım 2023’te verdiği ifadede eski Asayiş Müdürü Oben Özay’ın nüfuzunu kullandığını ve ‘çökülecek’ mekanlara sıklıkla emrindeki polislere ‘uygulama’ yaptırdığını öne sürdü.

    İddiaya göre Oben Özay, daha önce de Kaplan’a ait mekanlarda sık sık ‘uygulama’ yaptırırmış ama Kaplan ona rüşvet verince ‘uygulama’lar sona ermiş.

    Oben Özay’ın polis memurlarını göndererek uygulama yaptırdığı ve Ayhan Bora Kaplan’dan pay aldığı gizli tanığın ifadesinde şöyle yer aldı:

    “Bora Kaplan’ın gayri resmi sahibi olduğu altı adet lokanta vardır. Bu lokantaların isimleri Winner, Winner Plus, Çalkala, IVY, Panderas, Olsun Varsın isimli iş yerleridir. Lokantaların işletme sahipleri S.D., ve C.G., isimli şahıslardır. Bir dönem bu lokantalara polisler sürekli uygulama yapmaktaydı, bunun üzerine Bora Kaplan Emniyet Müdürü olan Oben isimli şahsa bu işyerlerinden elde edilen gelirin bir miktarını düzenli olarak vermeye başladı. Oben isimli müdür kendisine verilen parayı az bulduğu dönemlerde artırılmasını isterdi. Bu anlaşmadan sonra bu iş yerlerine polis uygulaması yapılmamaya başlandı. Bunu dışında Oben isimli müdür duyduğum kadarı ile Klarnet isimli eğlence mekanının Bora Kaplan’dan önceki sahibine uygulama adı altında polis gönderir, baskı yaptırırdı. Bu uygulamayı yapmaya genel olarak Togi lakaplı Tugay isimli polis giderdi. Sahibi baskılara daha fazla dayanamayarak bu mekanı Bora Kaplan’a devretmiştir. Ayrıca Oben isimli müdürün gayri resmi sahibi olduğu İstanbul yolu üzerinde meyhane olarak kullanılan bir iş yeri vardır. Bu işyerinin açıldığı dönem pandemiden hemen önceydi. Pandemi döneminde ise bütün yerler kapalı iken sadece bu yer açık olarak faaliyet yürütürdü.”

    “TOGİ LAKAPLI POLİS İŞLETME SAHİPLERİNİ YERE YATIRIRDI” 

    Gizli tanık ifadesinde Ayhan Bora Kaplan’ın devralmak istediği işyerlerine Oben Özbay’ın gönderdiği uygulama yapan polislerin tavrını da şöyle anlattı:

    “Togi lakaplı ismini Tugay olarak bildiğim ve Gasp Büro Amirliğinde çalıştığını bildiğim polis memurudur. İsmini Oben olarak bildiğim Emniyet Müdürü Bora Kaplan ile birlikte çalışır. Oben isimli müdürün örgüte katkısı şu şekildedir. Bora Kaplan suç örgütünün amaçları doğrultusunda bir eğlence mekanını örgüt üyesine dahil etmek istediğinde Oben isimli müdür söz konusu işyerini baskı altına alır. Bunu da şu şekilde yapar, işyerinde idari denetimleri artırır, sigara kontrolü, asayiş uygulamaları söz konusu mekanda sıklıkla yapılır. Bu da belirtilen mekanlarda müşteri kaybı oluşturarak mekanların işletmelerine zarar verir. Bu şekilde zarara uğrayan işletmeciler ise mekanı ölü fiyatına suç örgütüne devretmeye mecbur bırakılır. Bora Kaplan’a ait Klarnet unvanlı işyeri tamamen bu yöntemle örgüte dahil edilmiştir. Togi lakaplı polis memuru eğlence mekanlarında şiddete meyilli kişiliğiyle tanınır. Bildiğim kadarıyla hakkında bir sürü olay vardır. Yukarıda bahsetmiş olduğum işletmecilere uygulanan baskıda Togi lakaplı polis memuru da sürece dahil olurdu. Asayiş ekipleri tarafından yapılan baskınlarda özellikle işletme sahiplerine karşı yere yatırmak, herkesin içerisinde bu suretle rencide etmek şeklinde eylemlerde bulunur. Eğlence mekanlarında bu tavırları sebebiyle çoğu eğlence mekânı işletmecisi Togi lakaplı polis memurundan çekinir.”

    Gizli tanığın ifadesindeki ikinci isim ise yine Ayhan Bora Kaplan soruşturmasında açığa alınan Emniyet Müdürü Mukadder Kardiyen. Mukadder Kardiyen’in sevgilisinin ortağını pasifize ettiğini ve devreye Ayhan Bora Kaplan’ın kardeşi Muhammet Kaplan’ın girdiğini belirten gizli tanık şöyle devam etti:

    “Çankaya Yıldız’da bulunan Panderas isimli alkollü mekanın bildiğim kadarı ile iki ayrı sahibi vardı. Sahiplerinden biri Özlem Bulut isimli şahıstı, bu şahsın mekana bildiğim kadarı ile % 35 ortaklığı vardı. Diğeri ise soy ismini bilmediğim Rıdvan isimli şahıstı. Bu şahsın bu iş yerine ortaklığı ise % 65 ti. Bildiğim kadarı ile Özlem Bulut isimli şahıs ile Emniyet Müdürü Mukadder Kardiyen sevgiliydi. Ben Mukadder Kardiyen’i Özlem Bulut’un yanında hiç görmedim. Sadece sevgili olduklarını duydum. Duyduğum kadarıyla Emniyet Müdürü Mukadder Kardiyen, Özlem ile Panderas isimli mekanın diğer ortağı Rıdvan isimli şahsı pasifize etmek istediler. Bunu Rıdvan’ı iş yeri içerisine sokmayarak yaptılar ve elde edilen geliri tamamen kendileri almaya başladı. Daha sonra Rıdvan ise Muhammet Kaplan’ın yanına giderek durumu anlatır ve yardımcı olmasını ister. Bunun üzerine Muhammet Kaplan söz konusu mekanda kavga çıkartılması için birini görevlendirmiş. Görevlendirdiği kişi de talimatı yerine getirmiş. Muhammet Kaplan devam eden süreçte Özlem Bulut’u işyerinden çıkartmış ve kendisine bu mekanın %35 ortağı benim demiş.”

  • Ayhan Bora Kaplan iddianamesinde yeni detay

    Ayhan Bora Kaplan iddianamesinde yeni detay

    T24 yazarı gazeteci Tolga Şardan, Ayhan Bora Kaplan hakkında hazırlanan iddianamede “Olay -B” olarak adlandırılan “kasten adam yaralama” eyleminin detaylarını paylaştı. Şardan, Kaplan’a ait bir barda çalışanlarının bürokrat Sadık Soylu’nun oğlunun darp edilmesin üzerine, 3 çalışanın Kaplan tarafından ayaklarından vurulduğunu yazdı.

    Ayhan Bora Kaplan iddianamesinde yeni detay: 3 çalışanını 'Soylu' için vurdu

    T24 yazarı Tolga Şardan, bugünkü köşesinden suç örgütü liderliğinden tutuklu bulunan Ayhan Bora Kaplan’ın yargılandığı dava kapsamında hazırlanan iddianamede yer alan bir olayın detaylarını paylaştı.

    Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davasına ilişkin iddianame, Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesince geçtiğimiz günlerde kabul edildi. Suç örgütünün faaliyetlerinin anlatıldığı iddianamede, Kaplan hakkında biri ağırlaştırılmış 2’şer kez müebbet ile 169 yıl 6 ay hapis istendi.

    Gazeteci Tolga Şardan T24’teki köşesinde, suç örgütü lideri Ayhan Bora Kaplan’ın, eski İçişeri Bakanı Süleyman Soylu’nun da akrabası olan bürokrat Sadık Soylu’nun oğlu için 3 çalışanını ayaklarından vurduğunu yazdı.

    Tolga Şardan, iddianamede “Olay -B” olarak adlandırılan “kasten adam yaralama” eyleminin detaylarını şöyle aktardı:

    “…5 Şubat 2018’de, Ayhan Bora Kaplan’a ait Ankara’nın Gazi Osman Paşa semtindeki Albüm ve Tren adlı barında üç kişi ayaklarından vuruldu. Vurulanlar, aynı zamanda iş yerinde çalışan Berke Kırıcı, Serhat Tümer ve Serdar Hoşyiğit adlı üç personeldi…

    …Savcılığın iddianamesindeki söz konusu olayın bir de mağdur tarafı yani Kaplan’ın üç adamının dövdüğü bir isim var kuşkusuz.

    Savcılık, bu ismi merak etmediği için iddianameye almamış olsa gerek!

    Sürece katkısı olması nedeniyle artık bu ismin kim olduğunu açıklamak zorunlu hale geldi.

    Kaplan’ın adamlarının Albüm ve Tren adlı barda dövdüğü müşteri, ülkenin ünlü bürokratlarından Sadık Soylu’nun oğlu.

    OIayın yaşandığı gece, Sadık Soylu’nun oğlunu tanımayan ve ‘patron nezdinde hatırlı müşteriyi’ döven bar personeli, sonrasında 15 Şubat 2018 gecesi Kaplan tarafından ‘kendi usulünce’ cezalandırıldı!

    Doğrusunu söylemek gerekirse; olayın yaşandığı günlerde emniyet kulislerinde hemen herkes bu ismi biliyordu.

    Kayıtlara girmemişti.

    O günleri yakından izleyen bir gazeteci olarak ve artık zamanı geldiğini de düşündüğüm için, olayın asıl tarafının kim olduğunu kamuoyuna duyurmakta bir sakınca görmedim…”

  • Soylu’nun ‘İBB’de 550 terörist var’ sözlerine CHP’li Özgür Çelik’ten sert yanıt

    Soylu’nun ‘İBB’de 550 terörist var’ sözlerine CHP’li Özgür Çelik’ten sert yanıt

    Eski İçişleri Bakanı ve AKP İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu’nun, ‘terör iltisaklı’ olduğu iddiasıyla, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 550 terörist var” sözleri sonrası soruşturmaya konu olan dava tutanağına tepkiler gelmeye devam ediyor. Son olarak CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, X üzerinden yaptığı açıklamada, “Halkımız bu zihniyeti artık tanıyor, kazanacağız!” dedi.

    Eski İçişleri Bakanı ve AKP İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, görev yaptığı dönemde İBB’yi hedef alan söylemlerde bulunarak, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde 550 terörist var” demişti.

    İlgili soruşturma tutanağında ise Süleyman Soylu’nun avukatının, “Müvekkilim İçişleri bakanıdır hazırlanan rapor doğrultusunda elindeki bilgileri siyaset yapma özgürlüğü ve düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğü kapsamında açıklamıştır” sözleri siyasilerin tepkilerine neden oldu.

    “KUMPASTAN MEDET UMANLAR…”

    Son olarak CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, X üzerinden yaptığı açıklamada şunları söyledi:

    Utanmadan sıkılmadan yalan söyledi, şimdi yan çiziyor. Dönemin (h)iç işleri bakanı Süleyman Soylu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan 550 kişinin, çeşitli ‘terör’ örgütleri ile ilişkili olduğunu öne sürmüştü. 

    İBB çalışanı bu iftiraya karşı ‘3 kuruşluk’ tazminat davası açmıştı. 

    Bakın iftiradan, kumpastan medet umanlar açılan davaya ilişkin savunmasında ne demişler; “siyaset yapma özgürlüğü ve düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğü kapsamında söyledim

    “HALKIMIZ BU ZİHNİYETİ TANIYOR”

    İftira siyaset mi? Alenen yalan söylemek, insanları töhmet altında bırakmak düşünce özgürlüğü mü? 

    2024 Yerel Seçimlerinde yine iftiralara, montaj videolara, sahte broşürlere karşı yarışacağız! Ancak halkımız bu zihniyeti artık tanıyor, kazanacağız!  

    Resim