Etiket: orman

  • ZEYTİN DE YAŞAM DA TAŞINMAZ, HALKIN VERDİĞİ YETKİYİ HALK İÇİN KULLANIN

    ZEYTİN DE YAŞAM DA TAŞINMAZ, HALKIN VERDİĞİ YETKİYİ HALK İÇİN KULLANIN

    Zeytinlikleri, ormanları ve meraları madenciliğe açan yasa teklifine karşı Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya gelen köylüler günlerdir direniyor. Köylüler, “Yaşamı savunuyoruz, vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    AKP tarafından Meclis’e sunulan, zeytinlikleri, meraları ve ormanları madencilik projelerine açan torba yasa teklifine karşı Muğla, İzmir, Manisa ve Ordu’dan Ankara’ya gelen köylüler, Meclis yakınındaki Cemal Süreyya Parkı’nda ikinci gününü geride bıraktı.

    SİZİN HİÇ Mİ MERHAMETİNİZ YOK?

    Muğla’nın Milas İlçesinde bulunan İkizköy köyünden gelen 63 yaşındaki Ayşe Günay, “Bu ağaçlar canlı. Toprak stresi alır, şehirlerinizde hep stres. Maden bahanesiyle yaşantımızı yok edeceksiniz. Gelin burada bir bomba atın, öldürün bizi. Yorulduk ama vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    ZEYTİN DE YAŞAM DA TAŞINMAZ

    İkizköy Muhtarı Nejla Işık ise “Altı yıldır bu yasayla uğraşıyoruz. Ankara’ya üçüncü gelişimiz. Zeytin üreticisi biziz. Tek bir ağaca dokunamazsınız dedik. Şirketler köylüyü kandırmak için zeytin taşınır diyor. Oysa biz biliyoruz; zeytin ağacı taşınmaz, yaşam taşınmaz” diye konuştu.

    TÜM TÜRKİYE HEDEF HALİNDE

    İzmir’in Kınık ilçesinden gelen Mehmet Aksoy da “Bu yasa sadece Ege’yi değil, 81 ili ilgilendiriyor. Yabancı ve yerli işbirlikçilerle talan yapılmak isteniyor. Bu yasa geçerse de mücadele sürecek” dedi.

    Eyleme destek veren DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, “Bu yasa geçerse doğaya karşı kayyum atanmış olur. AKP-MHP oylarıyla geçmesi bekleniyor ama köylülerle birlikte direneceğiz” ifadelerini kullandı.

    HALKIN VERDİĞİ YETKİYİ HALK İÇİN KULLANIN

    TMMOB Denizli İl Koordinasyon Kurulu, komisyonda kabul edilen ‘Süper izin’ yasasına karşı Denizli milletvekillerine mektup yazdı. Denizli milletvekillerinin tamamına gönderilen mektupta tasarının talan ve gasp yasası olduğu belirtilerek teklife hayır demeleri istendi.

    Mektupta, “Anayasanın eşitlik ve katılımcılık ilkeleriyle açıkça çelişmektedir. Bu açıkça göstermektedir ki yasa, şirketler için, şirketlerle birlikte yazılmıştır. Yasa teklifi doğaya, emeğe, halk sağlığına, meslek etiğine ve kamusal haklara yönelik kapsamlı bir saldırıdır. Zeytinlikler maden şirketlerine, meralar enerji projelerine, ormanlar özel sermayeye, köylünün, emekçinin geçim kaynakları ise belirsizliğe açılmaktadır” denildi.

    Mektupta şu ifadelere yer verildi: “Uyarıyoruz: Bu yasa geri çekilmelidir. Çünkü, doğa, meta değildir. Mera, zeytinlik ve orman yaşam alanıdır. Bilimsel kurumlar, meslek örgütleri ve halk karar süreçlerinin dışında bırakılamaz. Kamusal kararlar; kamu yararına, ekolojik dengeye ve sosyal adalete dayanmalıdır. İklim değişikliği kanun tasarısı 3 Temmuz tarihinde meclisten geçse de, kamu yararını düşünen tüm STK’ların fikrinin alınıp, halkla birlikte daha şeffaf bir yöntem olacağını düşünüyoruz. Toplumun size verdiği temsil yetkisini, halkın, doğanın ve geleceğimizin yararına kullanacağınıza olan inancımızla; görevinizi yerine getirmenizi ve bu teklife ‘Hayır’ demenizi talep ediyoruz.”

    Kaynak:Birgun.net

  • Tekirdağ’da ormanlara girişler yasaklandı

    Tekirdağ’da ormanlara girişler yasaklandı

    Tekirdağ’da, yaz mevsiminin başlamasıyla yükselen sıcak havanın etkisiyle ormanlık bölgeler ile tarım arazilerinde insan ve araç yoğunluğunun artması sonucu ormanlık alanlara girişler yasaklandı.

    Tekirdağ’da yaz aylarında artan yangın riski nedeniyle ormanlık alanlara girişler 15 Haziran’dan itibaren 4 ay süreyle yasaklandı.

    Tekirdağ Valiliği’nden yapılan açıklamada, hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte orman ve tarım arazilerinde insan ve araç hareketliliğinin çoğaldığı, bu durumun yangın riskini artırdığı belirtildi.

    Açıklamada, “orman yangınlarının önlenmesi amacıyla ilave tedbirlerin alındığı ve bu kapsamda 15 Haziran-15 Ekim tarihleri arasında il sınırları içerisindeki ormanlık alanlara girişlerin yasaklandığı” kaydedildi.

    Yasağa uymayanlar hakkında 6831 sayılı Orman Kanunu uyarınca cezai işlem uygulanacağı vurgulanan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Orman parkları ve tabiat parkları dışındaki alanlarda ve ocak yeri olarak belirlenmeyen yerlerde ateş yakmak ya da yakılan ateşi söndürmeden alanı terk etmek yasaktır. Orman parkı işletmecileri gerekli güvenlik tedbirlerini almakla yükümlüdür.

    Ayrıca, ormanlara 4 kilometre mesafede ya da orman içi ve bitişiğindeki köylerde anız, dal, bitki örtüsü ve benzeri materyallerin yakılması da yasak kapsamındadır. Düğün, kutlama gibi etkinliklerde havai fişek ve dilek balonu gibi yanıcı maddelerin kullanımı da orman yangını riski nedeniyle yasaktır.”

  • Antalya’da orman yangını!

    Antalya’da orman yangını!

    Kemer ilçesinde bulunan ormanlık alanda yangın çıktı. Yangına itfaiye ekiplerinin müdahalesinin sürdüğü belirtildi.

    Antalya‘nın Kemer ilçesine bağlı Tekirova Mahallesi’ndeki ormanlık alanda henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı.

    İhbar üzerine bölgeye Antalya Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri sevk edildi.

    Ekipler, alevlerin kontrol altına alınması için çalışmalarına devam ettiği kaydedildi.

  • İki ünlü markanın balları sahte çıktı!

    İki ünlü markanın balları sahte çıktı!

    Tarım ve Orman Bakanlığı, gıdada hile yapan yeni firmaları ifşa etti. Bakanlık tarafından hazırlanan liste güncellendi. Taklit ve tağşiş yapan firmaların açıkladığın listeye 12 Kasım’da iki yeni firma daha eklendi. Zincir marketlerde de satılan firmalara ait ballarda taklit ve tağşiş tespit edildi. İşte ayrıntılar…

    Tarım ve Orman Bakanlığı, gıda ürünlerinde sahtekarlık yapan markaların anlık olarak yurttaşlara açıklandığı guvenilirgida.tarimorman.gov.tr internet adresini erişime açtı.

    Yurttaşlar, site içerisinde yer alan Gıda Kamuoyu Duyurusu sekmesi üzerinden iki farklı kategoriyle karşılaşıyor.

    “Sağlığı Tehlikeye Düşürecek Gıdalar” ile “Taklit ve Tağşiş Yapılan Gıdalar” başlıkları altında söz konusu ürünler görülebiliyor.

    Sitedeki bilgiler anlık olarak güncelleniyor. Söz konusu site ile, sofralarımızın vazgeçilmezi olan birçok ürünün, üreticiler tarafından taklit edildiği ve tağşiş edildiği ortaya çıktı.

    LİSTE GÜNCELLENDİ

    Son olarak, 12 Kasım tarihinde yeni liste açıklandı. İki ünlü markanın balları sahte çıktı.

    Söz konusu listede Ankara merkezli iki ünlü bal firması yer aldı. Zincir marketler ve e-ticaret sitelerinde satılan “Abalı” ve “Balpetek” markalı ballarda taklit ve tağşiş yapıldığı belirlendi.

    İşte listenin son hali:

     

     

  • Artvin’e bak memleketi gör…

    Artvin’e bak memleketi gör…

    Hopa’da ormanları savunduğu için Kibar’a sıkılan kurşun, iktidarın sermaye gruplarıyla beraber ülkede yarattığı yağma, talan düzeninin son fotoğrafı oldu. % 71’i maden sahası haline gelen Artvin ise ülkenin bir prototipi gibi. Lokumcu’dan Cerrattepeye AKP’ye karşı canını siper eden yurttaşlar dört bir yanda direniyor.

    Artvin’in Hopa ilçesi Cankurtaran bölgesinde mesire alanı yapılmak için kesilecek olan ağaçları korumak isterken katledilen Reşit Kibar, AKP iktidarının sermaye yanlısı ve halk düşmanı politikalarının ülkeyi getirdiği hali bir kez daha ortaya çıkardı.

    Önceki gün Kibar’a sıkılan kurşunun adresi yıllardır ülkenin dört bir tarafında sermaye devlet işbirliği ile yürütülen çevre katliamlarına karşı doğasına, toprağına, suyuna sahip çıkan kadınlar, gençler, köylüler, işçilerdir.

    Maden ocaklarına, kurulan HES’lere, JES’lere, RES’lere rıza göstermeyen, altın arama faaliyetlerine karşı yaşam haklarını savunan polisin sert müdahalelerine, gözaltı ve tutuklama kararlarına yıllarca direnen halka verilen bu gözdağı, bizzat sermaye gruplarına verdiği desteklerle kendilerine rant sağlayan AKP iktidarının eliyle sağlandı.

    Hayatını kaybeden Kibar’ın ardından aynı gün Artvin sokaklarına çıkan halkın ‘Biz direnmeyi iyi biliriz. Katledilen arkadaşımızın hesabını soracağız’ seslenişi de hem iktidara hem de gözünü para hırsı bürümüş sermaye çevrelerine ilk elden verilen bir mesaj oldu.

    AKP HALKIN KARŞISINDA

    Tam da bu mesajda olduğu gibi yaratılan yağma talan siyasetine karşı yıllardır sürdürülen mücadele içerisinde halk karşısında her zaman AKP iktidarını buldu.

    AKP’nin yarattığı büyük yıkım, yağma ve talanı anlamak için sadece Artvine bakmak yeterli olur. Yüzde 71’i maden alanlarına açılan, hali hazırda 525 maden sahasının bulunduğu Artvin bu açıdan ülkenin küçük bir prototipi haline getirildi. Ülkede suç oranının en az olduğu, okuma yazma oranının en yüksek olduğu illerden olan Artvin’in dört bir tarafında halkın her kesiminden yurttaş iktidara yakın şirketlerle, devletle davalık.

    Bölgedeki birçok çevre davasına bakan Avukat Halis Yıldırım 40’a yakın davanın halen devam ettiğinin altını çizerken Artvin’de yaşananları “Vahşi kapitalizmin sömürü ve kâr hırsının iktidar eliyle nasıl uygulandığının’ bir fotoğrafı olarak yorumluyor.

    Halkın tüm bunlara karşı öfkeli olduğunu da vurgulayan Yıldırım, insanların üzerine salınmak istenen korkunun da gerçekleştirilmek istenen sinme halinin de geçerliliği olmadığının altını çiziyor.

    Cerattepe’de de halk doğasına sahip çıkmıştı.

    HER YER RANT ALANI OLDU

    Artvin’in tüm ilçeleri neredeyse şirketlere teslim edilmiş durumda. Baraja yakınlığıyla bilinen Artvin merkezdeki Yukarı Maden Köyü’nde açılan maden sahasının kapasitesi adım adım genişletiliyor. 8600 hektara kadar çıkarılan alanda en ufak bir yağmur bile felakete dönüşür durumda.

    Ardanuç’ta 20’yi aşkın taş, maden ocağı davası sürüyor. Gümüş Köyü’nde yapılması planlanan 200 küsur futbol sahası büyüklüğündeki altın madeni tepkilerin ardından vazgeçilirken bir kez daha yapım için hazırlıklara başlanacağı da öğrenildi. Derelere yakın bölgelerdeki zehirlenme tehlikesi ise Cerattepe’den de büyük.

    Arhavi’de de 9 yeni maden projesi Cengiz Holding’e giderken Borçka, Murgul, Hopa da kıyımlar devam ediyor. Neredeyse bütün bölgelerde çok sayıda orman kesimleri de yapılırken Şavşat’ta kurulan RES’ler de büyük tehlike yaratıyor. İletim hatlarının merkezi haline gelen RES’ler, manyetik sorunların, orman yangınlarının hayvan popülasyonunu etkilemesinin temel sebebi haline geliyor.

    Artvin Valiliği’nin 2023 Çevre Raporu’nda dahi son 1 yıl içerisinde ÇED kararı olmadan 10 maden açıldığı bildiriliyor. Yıllara yayılan bu sömürü düzeninin dümeninde ise AKP’nin sermaye grupları yer alıyor. Teşvik primleriyle, sağlanan vergi muafiyetleriyle iktidarla kol kola büyüyen şirketler kar ve güç odaklı anlayışlarıyla memleketin dört bir tarafını altına üstüne getirdi.

    Son olarak Hopa’da Kibar’ın ölümüne sebep olan ve mesire alanının yapılması için çalışan Yapı-Soy Beton’un da iktidarla ilişkileri ortaya çıkarken Erzincan İliç’teki maden faciasıyla gündeme gelen Anagold Madencilik şirketi’de Artvin merkezde faaliyetlerini sürdürüyor.

    ‘KURTARIN MEMLEKETİ’

    İktidar ve sermayenin kurmuş olduğu bu düzen ülkeyi de Artvin’i de bu günlere adım adım taşırken rantçı ve yağmacı bu politikaların karşısındaki yegane güç ise halkın içerisinde yeşerttiği ve adım adım büyüttüğü direnişler oldu. Doğaya, yaşam alanlarına, ormanlara sahip çıkma pratikleri yıllar içerisinde dayanışmanın, bir arada ve örgütlü bir yaşamın gücünün nüvelerini bugünlere taşıdı.Bundan tam 13 yıl önce 31 Mayıs 2011 tarihinde o dönem başbakan olan Erdoğan’ın katıldığı miting sırasında HES projelerine ve çay tarımı politikalarına karşı basın açıklaması yapmak isteyen Hopalılara yönelik polis saldırısında hayatını kaybeden Metin Lokumcu’nun özelinde sembolleşen direniş bugün de Kibar’a atılan kurşunda hayat buluyor. Polisin Gaz kapsülü sonucu geçirdiği kalp krizi ile hayatını kaybeden Lokumcu’nun ardından dönemin Hopa Kaymakam’ı ‘Emri ben verdim’ açıklamasını yaparken o dönem Başbakan olan Erdoğan, yaşam alanlarına sahip çıkan yurttaşları ‘Eşkiyalar’ diyerek hedef gösterdi. Lokumcu’yu da hedef alan Erdoğan, “Bir tanesi de olaylar sırasında kalp krizi geçirerek ölmüş üzerinde fazla durmak da istemiyorum” ifadeleriyle hafızalara kazındı.

    Hopa’da ismi konmamış sıkıyönetim ilan edildi; siyasi partiler, dernekler, oteller, kahvehaneler basıldı. O gece yapılan nokta operasyonlar ile 60 kişi darp edilerek gözaltına alındı. Telefon hatları ve internet bağlantıları kesildi. Hopa kent merkezine giriş-çıkış yasaklandı. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere birçok kentte Metin Lokumcu’nun polis şiddetiyle öldürülmesi protesto edildi. Türkiye’nin her yerinde 100’lerce insan gözaltına alındı, tutuklandı, yargılandı.

    ARTVİNLİLER DİRENDİ

    Lokumcu’nun katledilmesiyle ve ardından gerçekleştirilen süreçlerle halkı bastırmaya çalışan iktidar, aradan geçen birkaç yıl sonra ise karşısında belki de bu toprakların en uzun soluklu yerel çevre mücadelesini buldu. Artvin ilinin Cerattepe mevkiinde yer alan ormanlık alanlarda gerçekleştirilmesi planlanan madencilik faaliyetlerini engellemek üzere başlayan protestolar çok geçmeden bütün ülkeye yayıldı. 245 gün süren direniş toplumsal mücadelenin önemini de ortaya çıkartırken ‘Cerattepe’nin üstü altından değerledir’ sloganı sonraki direnişlere de ilham oldu. Kimi zaman Kazdağları’ndaki çevre mücadelesinde görülen kimi zaman Fatsa’daki madenlere karşı başlatılan nöbette görülen slogan zamanla ülkenin her yerine yayıldı. Kanadalı İnmet Mining Şirketi’nin çalışmalarına karşı mücadele eden bölge halkı şirketi bölgeden kovmayı başarırken ardından bölgeye konuşlanan Cengiz Holding’e verilen yetkiler sonrasında toplumun bütün kesimlerini harekete geçiren bir direniş başladı. Yaklaşık bir hafta boyunca Artvin merkezinde ve Cerattepe bölgesinde sürekli protestolar oldu ve polis gaz ve plastik mermi kullandı. Kent merkezinde esnaf iki gün kepenk kapattı. Çok sayıda kişi çıkan olaylarda yaralandı. Cerattepe’deki olaylar ülke genelinde gündem oldu ve Artvin dışında pek çok ilde Cerattepe’ye destek eylemleri düzenlendi.

    AYNI KURŞUN

    Son yaşananlar ise tıpkı diğer tecrübeler gibi rantın yağmanın talanın iktidar politikalarıyla hayata geçirildiği, kar hırsının insan hayatının önüne geçtiği koşullarda halkın direnmekten başka bir çaresinin olmadığının fotoğrafını ortaya koydu. Metin Lokumcu’nun katledilmesinden Cerattepe’ye yağma talan politikalarının devamından Reşit Kibar’ın öldürülmesine kadar geçen tüm süreç rejimi bugünlere taşıyan iktidarın sermaye güçleri ile birlikte ülkeyi getirdiği son dönemeç oldu. Kibar’a sıkılan kurşun karşısında hesap sormaya kararlı olan yurttaşlar da Artvin’den başlayarak Ankara’da ve İstanbul’da başta olmak üzere ülkenin birçok yerinde sokakları dolduruyor.

    Kaynak:Birgun.net

  • Yıllardır aynı filmi izliyoruz…

    Yıllardır aynı filmi izliyoruz…

    Başta İzmir olmak üzere birçok kenti esir alan yangınlar kontrol altına alınamıyor. İklim krizi ve yanlış politikalar facianın büyümesine neden olurken iktidarın yetersiz müdahaleleri vahim tabloyu daha ağırlaştırıyor.

    Ülke genelinde orman yangınlarıyla mücadele sürerken başta İzmir olmak üzere Bolu, Aydın, Karabük ve Muğla’daki yangınlar yerleşim yerlerine kadar ulaştı. Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Orman Genel Müdürlüğü (OGM) önceki gün ve dünden bu yana ülke genelinde 69 yangının kontrol altına alındığını açıkladı.

    Manisa, Bolu, İzmir, Aydın, Karabük ve Muğla’daki 5 orman yangınını söndürme çalışmaları ise dün de devam etti.

    MÜDAHALE YETERSİZ

    En büyük yangın İzmir’de yaşandı. 15 Ağustos tarihinde Karşıyaka’nın Yamanlar Mahallesi’nde çıkan yangın devam ederken kent teyakkuza geçti. Yangın sanayi siteleri ve yerleşim yerlerine sıçrayarak büyük hasara yol açtı. 16 ev tamamen yanarken 87 ev ve 45 işyeri tahliye edildi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İzmir’in Karşıyaka ilçesindeki yangının 3 kişinin piknik amaçlı yaktığı ateş nedeniyle çıktığını söyledi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay da yangınlara yeterli müdahalenin yapılamadığını belirtti. Tugay şunları kaydetti: ‘’Yangın gece başladığı için o anda etkili müdahale edilemediğini sonra gündüz erken saatlerde rüzgar da hızlı bir yayılım gösterirken rüzgar ve duman nedeniyle yeterli müdahalede bulunulamadığını biliyorum. Bunu bizzat kendimiz gözlemledik. Ancak öğleden sonraki saatlerde hava iyiydi, durgundu. Bazı yerlerde yangın kolayca söndürülebilir gibiydi. Ama oralara da yeterli müdahale olmadı. Geç kalındı diye düşünüyorum.

    Yangınların sayısının artmasının ve söndürülememesinin gerekçelerini 4 maddedeyle açıklayan Ormancılık Politikası Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Atmış, maddeleri şöyle sıraladı:

    1- Yanan orman alanlarının artmasının nedeni iktidarın yanlış ormancılık politikaları

    2- Kent yangınlarını daha fazla görmemizin nedeni yanlış yerleşim politikaları

    3- Yangın riskli iller, muhalif belediyelerde olduğu için bu iller yangınla mücadeleden dışlanıyorlar.

    4- Yangına erken müdahalede başarısızlığın en önemli nedeni, mücadele bütçesinin 2019’dan beri ekonomik kriz bahanesiyle azaltılmış olması veya bütçeyi çok şişirip bütçe kalemindeki alımların çoğunu yapmamaları.

    BirGün’e konuşan Atmış, iktidarın orman politikalarının yanlışlığına da dikkat çekti. Ormanın içerisine kent yapılırsa kent yangınlarının da doğal olarak artacağını belirten Atmış, “Binaları vev yolları tekniğine göre yapmalısınız. Ancak ne yazık ki buna göre de yapmadılar” dedi.

    İKLİM KRİZİ BÜYÜK TEHLİKE

    Atmış, orman yangınlarının çıkışındaki temel etkenlerden birinin de iklim krizi olduğunu belirtti. Atmış, “İklim krizi, yangın sezonunu uzatıyor ve yangınların şiddetini artırıyor. Hükümetin ve Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ormancılık politikalarının yetersizliği, yangınların söndürülmesinde büyük zorluklar yaratıyor. İklim krizinin etkisiyle ortam kurak, hava sıcak, nem açığı var ve bitkiler kurumuş durumda. En küçük bir ateşle buluşmada yangın oluşması için her türlü koşul hazır, yangınlar daha hızlı yayılıyor ve mega yangınlar oluşuyor” dedi.

    Yangınların söndürülmesindeki en büyük engellerden birinin muhalif belediyelerin dışlanması olduğunu ifade eden Atmış şöyle konuştu: “Yangın çıkan iller genelde muhalif belediyelerin olduğu şehirler. 2012’de şehir yasası değiştikten sonra belediyeler sadece kent merkezlerinde değil, aynı zamanda kırsal alanlarda da etkili oldular ancak orman yangınlarıyla ilgili bir yetkileri yok, çünkü muhalifler. Yangına müdahale etmede, destek almada dışlanıyorlar merkezi hükümet tarafından. Merkezi yönetim de bütün suçları bir de bu yerel yönetimlere atıyor.”

    ***

    EKSİKLİK HAVA MÜDAHALESİNDE Mİ?

    Orman yangınlarına müdahaledeki en büyük tartışma konularından biri de hava araçları. Birçok kesim yangının hava araçlarının müdahalesinin eksikliği nedeniyle büyüdüğünü iddia ederken İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay, konuya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. “Defalarca anlatmaya çalıştım. Yeni yangın rejiminde uçak ve helikopteriniz olsa da fayda etmez” diyen Prof. Dr. Tolunay,” Ülke genelinde 105 helikopter,26 uçak var. Tarihimizin en büyük yangınla mücadele hava filosuna sahibiz ama yangınları söndüremiyoruz. Söndürme değil yangın çıkmaması için çabalamalıyız” ifadelerini kullandı.

    Gece görüşlü helikopterlere ilişkin de paylaşımda bulunan Tolunay, “Gece görüşlü olan helikopter değil, pilotların kaskıdır. Parlak ışıkta bu gözlükler kullanılamaz. Ek olarak gündüz bir rota belirlenip gece bu rotada bir bakıma kör uçuşla yangınlara müdahale edilebilir. Ancak her ikisi de çok zor uçuşlardır. Cesaret ve deneyim ister” dedi.

    ***

    DÖRT BİR TARAF YANIYOR

    Bolu’nun Göynük ilçesi, Aydın’ın Bozdoğan ilçesi ve Karabük’ün Ovacık ilçesinde de yangınlara karşı çalışmalar devam ediyor. Manisa’nın Gördes ilçesindeki yangınlar nedeniyle bazı mahalleler tahliye edildi. Muğla’nın Beçin ve Çamovalı mahalleleri arasındaki ormanlık alanda çıkan yangın ise hızla büyüdü ve Çamovalı Mahallesi boşaltıldı. Öte yandan Milas’taki yangının kontrol altına alındığı açıklandı. Çanakkale’nin Eceabat ilçesine bağlı Büyükanafarta köyü yakınlarında ise önceki gün saat 09.51’de başlayan orman yangını dün sabah saatlerinde kontrol altına alındı.

    Kaynak:Birgun.net

  • Urla’da zeytin ağaçları küle döndü

    Urla’da zeytin ağaçları küle döndü

    İzmir’in Urla ilçesi Yağcılar Mahallesi’ndeki ormanlık alanda önceki gün saat 16.47’de çıkan yangın, 19 saat sonra dün kontrol altına alındı. Rüzgarın etkili olduğu bölgedeki yangın nedeniyle 11 ev tahliye edildi. Papaz Koyu’na yakın alandaki 7 karavan çekildi, çadırda kalanlar Sahil Güvenlik botlarıyla uzaklaştırıldı.

    Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, “2 bine yakın 50 yıllık, 100 yıllık zeytin ağaçları yandı. Özellikle mangal ve ateş konusunda uyarıyorum. Lütfen ormanda ateş yakmayın, mangal yakmayın, geleceğimizi karartmayın” diye konuştu. Bölgede mangal kömürü üretimi yapan işletmeden sıçrayan kıvılcımların yangına neden olduğu belirtilmiş, işletme sahibi 33 yaşındaki İ.A. gözaltına alınmıştı. Muğla’nın Ortaca ilçesinde de yangın çıktı. Yangına gün boyu müdahale sürdü.

  • ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI:”VERİLEN KARARLARLA ORMANLIK ALANLARIMIZ YOK OLMAKTADIR”

    ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI:”VERİLEN KARARLARLA ORMANLIK ALANLARIMIZ YOK OLMAKTADIR”

    TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez, 21 Mart Dünya Ormancılık Günü’nü dolayısıyla “Kaz Dağları’ndan Fatsa’ya, İkizdere’den Akbelen’e, Cerattepe’den İliç’e kadar odamızın da açtığı davalarda verilen yargı kararlarına ya uyulmadı ya da yeni düzenlemelerle hukuka karşı hile yöntemi seçildi. Bilinmelidir ki; doğamızı, ormanlarımızı, tarım alanlarımızı, meralarımızı, zeytinliklerimizi, su havzalarımızı koruma mücadelemize devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

    TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Baki Remzi Suiçmez, 21 Mart Dünya Ormancılık Günü nedeniyle yazılı açıklama yaptı. Suiçmez, şunları kaydetti:

    “MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    “Ekosistem bütünü bozularak yapılan orman talanı, toplumsal mücadele ve hukuk mücadelesine karşın maalesef devam etmektedir. 2002 yılından beri sürekli gündeme gelen mevzuat değişiklikleri, doğayı, çevreyi, ormanı ve tarım alanlarını korumaya duyarlı kesimlerin toplumsal mücadelesi ve hukuk mücadelesi ile defalarca yargı tarafından durduruldu. Kaz Dağları’ndan Fatsa’ya, İkizdere’den Akbelen’e, Cerattepe’den İliç’e kadar ODA’mızın da açtığı davalarda verilen yargı kararlarına ya uyulmadı ya da yeni düzenlemelerle hukuka karşı hile yöntemi seçildi. Bilinmelidir ki; doğamızı, ormanlarımızı, tarım alanlarımızı, meralarımızı, zeytinliklerimizi, su havzalarımızı koruma mücadelemize devam edeceğiz.

    “ORMANLIK OLARAK GÖSTERİLEN ALANLAR FİLİ OLARAK ORMAN DEĞİL”

    Resmi istatistiklere göre; 2002 yılında 20,8 milyon hektar olan orman varlığımız, 2023 yılında 23,3 milyon hektara çıkmıştır. Orman varlığımızın artmasından memnuniyet duyduğumuzu belirtmekle birlikte, ormanlık olarak gösterilen alanların fiili olarak orman olmadığı gerçeği karşısında bu rakamlara ihtiyatla yaklaşıyoruz. 2023 yılına kadar 811 bin hektar orman alanı madencilikten enerjiye, turizm ve imardan ulaştırmaya uzanan geniş bir yelpazedeki uygulamalara tahsis edilmiş iken, fiilen orman olmayan ve ülke toplam ormanların yüzde 3’ünden fazlasına karşılık gelen bu alanlar orman varlığı envanterinde halen orman olarak görünmeye devam etmektedir.

    “VERİLEN KARARLARLA ORMANLIK ALANLARIMIZ YOK OLMAKTADIR”

    Ülkemizde son yıllarda ‘İnsan için orman, ekonomi için orman’ söylemiyle, ormanın korunması gereken bir ekosistem değil, insan ve ekonomi için bir kaynak olarak görüldüğü bir politika tercihi izlenmektedir. Yaşamsal ve çevresel etkileri göz önünde bulundurulmaksızın hazırlanan projelere verilen resmi izinlerle yasal olarak nitelikli ormanlık alanlarımız yok olmakta, zarar görmektedir. Kitlesel imhaya yol açan amaç dışı kullanım izinleri kadar, özel ormancılık, rehabilitasyon, odun ticareti, tarıma açma uygulamaları da tartışılması gereken diğer ciddi politika tercihleridir.”

    “VAHŞİ VE SÖMÜRGECİ MADENCİLİK PROJELERİNE KESİNLİKLE İZİN VERİLMEMELİDİR”

    Açıklamada, şu talep ve öneriler sıralandı:

    “Ormancılık kamu yönetiminin tek beklentisi ormandan sağlanacak gelir olmamalı, uygulanacak politikaların özü endüstriyel ormancılık değil, orman ekosistemlerinin varlığının sağlıklı bir şekilde bütünsel devamlılığının sağlanması olmalıdır. Artırılan bütçesi ve güçlendirilen personel yapısı ile Orman Bakanlığı yeniden kurulmalıdır. Ormanlarda madencilik, enerji, imar, turizm, tarım, yol, güvenlik gibi amaç dışı faaliyetler sonucu ağaç keserek ya da alan yok ederek orman ekosistemine zarar verilmemelidir. Halkın yaşam hakkını görmezden gelen, doğal yaşamı tehdit eden, denetimsiz, çevreye telafisi imkânsız zararlar veren ve orman alanlarını en fazla tehdit eden vahşi ve sömürgeci madencilik projelerine kesinlikle izin verilmemelidir. Orman alanları ekoturizm projeleriyle belli kişi ve şirketlerin rant amaçlı kullanımlarına açılmamalıdır.

    Çözüm, belli; ciddi bir siyasi irade, bilime uygun kararlar, sürekli toplumsal ve hukuksal mücadele. Daha fazla gecikmeden, geç olmadan, bilimin sesine, bu çağrımıza kulak verin. Tam da şimdi, Orman Ekonomisi değil, Orman Ekolojisi zamanıdır. Ormanlarımızı koşulsuz koruyalım, kişisel ya da şirketsel çıkar uğruna yok etmeyelim. Ormanlarımızı kamucu politikalarla koşulsuz koruyalım.”

  • “YÖNETENLERİN GÖREVİ ÜLKE ORMANLARINI YAĞMA VE TALANA AÇMAK DEĞİL KORUMAK VE GELECEK KUŞAKLARA AKTARMAK OLMALIDIR”

    “YÖNETENLERİN GÖREVİ ÜLKE ORMANLARINI YAĞMA VE TALANA AÇMAK DEĞİL KORUMAK VE GELECEK KUŞAKLARA AKTARMAK OLMALIDIR”

    İstanbul Doğa Savunmaları (İDS), İstanbul Kuzey Ormanları’nda toplam 1 milyon 137 bin m2 ormanın “orman sınırları dışına çıkarılması”na karşı Kadıköy’de basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan Zuhal Turhan, “Ek 16. madde ile ülkede ormansızlaşmanın ve orman bozulmasının artacağı çok açıktır. Yönetenlerin görevi; ülke ormanlarını bu tür yağma ve talanlara açmak değil, bir an önce Paris İklim Anlaşması ile Glasgow Liderlerinin Ormanlar ve Arazi Kullanımı Deklarasyonu’na attığı imzalara sahip çıkarak ülke ormanlarını korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak olmalıdır” dedi.

    İstanbul Doğa Savunmaları (İDS), İstanbul Kuzey Ormanları’nda toplam 1 milyon 137 bin m2 ormanın daha “orman sınırları dışına” çıkarılmasına karşı Kadıköy’de bulunan Karaköy İskelesi önünde basın açıklaması düzenledi. Grup adına basın açıklamasını okuyan Zuhal Turhan şunları söyledi:

    “2018’DE ORMANLARI YOK EDECEK BİR DÜZENLEME DAHA YAPILMIŞTI: Kamuoyunun 2/B olarak bildiği ve 1973 yılından günümüze kadar ‘Bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybettiği’ gerekçesiyle 626 bin hektar orman alanı, orman dışına çıkarılmış ve 2012 yılında yürürlüğe giren 6292 sayılı kanunla da işgalcilerine öncelik tanınarak, parayı yatıranın mülkiyetine devredilmişti. 2/B ile orman sınırları dışına çıkarma uygulaması yağma ve talan için yeterli olmamış ki 2018 yılının nisan ayında torba yasanın içine serpiştirilen birkaç maddeyle ormanlarımızın önemli bir kısmını yok edecek yeni bir düzenleme daha yapılmıştı.

    Orman Yasası’na eklenen bu ek madde 16 ile, Bakanlar Kuruluna/Cumhurbaşkanına istediği orman alanını orman rejimi dışına çıkartma yetkisi verildi.  Konuyu bilen herkesin Anayasa’ya aykırı olduğu konusunda hem fikir olduğu bu ek 16 Madde ne demekti: Bu ek maddede; ‘…bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında hiçbir yarar görülmeyen ve tarım alanına dönüştürülmesi de mümkün olmayan yerler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte üzerinde yerleşim yeri bulunan ya da yerleşim yeri oluşturulması uygun olan taşlık, kayalık, verimsiz ve fiilen orman vasfı taşımayan alanlar…’ içinde Cumhurbaşkanınca belirlenecek alanların orman dışına çıkarılacağı ve orman sınırları dışına çıkartılan alanın iki katından az olmamak üzere yeni orman tesis edileceği yazmaktadır.

    BİR ORMAN EKOSİSTEMİNİN OLUŞMASI ONLARCA YIL ALIYOR: Aslında ister iki kat, isterse 10 kat olsun bir yerdeki doğal orman alanını yok ettiğinizde, yapılan yeni ağaçlandırmalarla onu geri getiremeyeceğinizi, ormanların ağaç toplulukları olmaktan öte bir ekosistem olduğunu, bir orman ekosisteminin oluşması için onlarca yıl geçmesi gerektiği çoğu kişi tarafından bilinmektedir.

    Kamuoyunun açık bir şekilde anlayacağı şekilde ifade etmek gerekirse; ek madde 16,  ormanda gözüne kestirdiğin yeri getir, ben oraya ‘taşlık, kayalık, verimsiz ve fiilen orman vasfı taşımayan alan’ muamelesi yaparak, önce orman sınırı dışına çıkarıp, sonra sana devrederim demekten başka bir anlama gelmez. İlgili yönetmelikte orman dışına çıkarılacak yerlerin çevre ve şehircilik il müdürlükleriyle, milli emlak müdürlükleri tarafından talep edileceğinin yazması tam da bu anlama gelmektedir.

    BU EK MADDE BİN 500 HEKTARI SATIŞ OLANAKLI HALE GETİRDİ: Tüm bu gerçeklere rağmen, önce bakanlar kuruluna, Cumhurbaşkanlığı sistemine geçtikten sonra da Cumhurbaşkanı’na istediği alanları orman dışına çıkarma yetkisi veren ek 16. madde uygulaması ile yasanın yürürlüğe girdiği 2018 yılından  bugüne kadar, bin 500 hektarı geçen orman alanı orman sınırları dışına çıkarılmış ve bu alanlar ‘hak sahibi’ olarak tanımlanan işgalcilerine satışı olanaklı hale getirilmiştir.

    Bugüne kadar orman sınırları dışına çıkarılan alanlar yetmemiş olacak ki;12 Aralık 2023 tarihinde ise yine bir gece yayınlanan Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile 80 bin m2’si İstanbul’da olmak üzere 11 ilde toplam 1 milyon 137 bin m2 orman alanı daha bir gecede orman sınırları dışına çıkartılmıştır.

    KUZEY ORMANLARI PROJELERLE DELİK DEŞİK EDİLDİ: İstanbul’un Kuzey Ormanları, 3. Köprü, Kuzey Marmara Otoyolu ve 3. Havalimanı gibi mega rant projeleri ile zaten delik deşik edilmiş ve inşaat talanına açık hale getirilmiştir. Bu uygulama ile işgalcilerin bu alanları devletten çok ucuza alarak, özellikle İstanbul’da çok büyük rantlar sağlayacağı bir gerçektir. Açıkça; orman alanı üzerinde ev, bina vb. yaparak halkın ormanını işgal edenler cezalandırılmaları gerekirken 2/B uygulamasında olduğu gibi ödüllendirilmiş olacaktır. Bu düzenleme 2018 yılına kadar orman işgali yapanları ödüllendiren bir düzenleme olduğu gibi, bu yolla yeni orman işgallerini de teşvik edecek, bu ödüllendirmeden cesaret alanlar ormanları işgal etmeye devam edecektir. Kuraklıktan müsilaja büyük bir ekolojik krizin içinde kalan İstanbul’un daha fazla betona değil, suyun, nefesin, yaşamın kaynağı olan ormanlara ihtiyacı olduğunu yönetenler ne zaman anlayacaklar.

    ORMANLAR SADECE AĞAÇ DEĞİLDİR: Orman sadece ağaç değildir. Orman; canlı ve cansız varlıklardan oluşan bir ekosistem olup, ülke ormanları ciddi bir biyoçeşitliliğe sahiptir ve içinde 494 kuş ve 169 memeli hayvan türünü barındırmaktadır. Bu ekosistemin hâkim unsuru olan ağaçlar olmasa da orası yine orman sayılır. Bilindiği gibi Orman Kanunu’nun birinci maddesinde orman tanımlanırken ‘Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır’ der. Yani sadece üzerindeki ağaçlar değil, altındaki toprak da ormandır. Bir ormandaki bütün ağaçlar yanıp yok olsa da madencilik vb. amaçlarla kesilip yok edilse de oradaki toprak kaldırılıp altındaki maden çıkarılmış olsa da orası halen hukuken ormandır. Bir yerin orman vasfını kaybetmesi eğer insanlar üzerine beton dökmemişse, yanardağdan gelen lavlar üstünü kapatmamışsa veya ırmağın önü heyelanla kapanıp geride kalan ormanlar su altında kalmamışsa bilimsel olarak da mümkün değildir.

    Orman içi açıklıklar ormanın bir parçasıdır ve yaban hayvanları için beslenme ve su içme alanıdır. En fazla canlı türü sık orman alanlarında değil, ek 16. madde ile yerleşime açılması öngörülen taşlık, kayalık gibi açık alanlarda olur ve bu alanlar biyolojik çeşitlilik açısından sıcak noktalardır.

    EK 16. MADDEYLE ORMAN BOZULMASININ ARTACAĞI ÇOK AÇIKTIR: Anayasa’nın 169’uncu maddesi, ‘Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez’ hükmü ile devleti, ormanları korumak ve sahalarını genişletmekle görevlendirmiştir. Oysa; ek 16 madde, ormanları korumak bir yana ormanları işgal edenleri ödüllendirmekte ve yeni işgalleri teşvik etmektedir. Devletin yapması gereken orman alanlarını işgal edenleri ödüllendirmek değil, işgal edilen orman alanlarındaki yapıları yıkarak o alanları yeniden ormanlaştırmaktır.

    Ek 16. madde ile; ülkede ormansızlaşmanın ve orman bozulmasının artacağı çok açıktır. Yönetenlerin görevi; ülke ormanlarını bu tür yağma ve talanlara açmak değil, bir an önce Paris İklim Anlaşması ile Glasgow Liderlerinin Ormanlar ve Arazi Kullanımı Deklarasyonu’na attığı imzalara sahip çıkarak ülke ormanlarını korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak olmalıdır.”

  • STK’LAR AKBELEN’DE ON GÜNDÜR DEVAM EDEN KESİMİ PROTESTO ETTİ…

    STK’LAR AKBELEN’DE ON GÜNDÜR DEVAM EDEN KESİMİ PROTESTO ETTİ…

    Sivil toplum kuruluşları, siyasetçiler ve doğaseverler, maden sahasının genişletilmesi için Muğla Akbelen Ormanı’nda 10 gündür süren ağaç kesimini protesto etti. Avukat Arif Ali Cangı, “Bu ağaçların kesilmesinin nedeni, YK Enerji’nin Yeniköy-Temelköy Termik Santralı için ihtiyacı olan kömürü sağlamak. Bununla da bitmeyecek, Akbelen Ormanı maden ocağı haline gelirse devam edecek. 220 bin dönümlük bir araziden bahsediyoruz. Önce Çamköy ve bölge tamamıyla maden ocağı haline getirilecek. Bundan sonraki aşama, Çevresel Etki Değerlendirme sürecini işletmeden maden ocağını açmak olacak. Bu yapılan zorbalıktır, zorbalığa karşı direnme hakkı vardır. İdare, devlet şayet hukuka uygun davranmıyorsa, zorbalık yapıyorsa insanlığın kazandığı en önemli kazanım, direnmek meşrudur” dedi.

    Sivil toplum kuruluşları, siyasetçiler ve doğaseverler, maden sahasının genişletilmesi için Muğla Akbelen Ormanı’nda ağaçların on gündür kesilmesini protesto ettiler. STK’lar ve doğaseverlerin protestosuna CHP Muğla milletvekilleri Cumhur Uzun ve Gizem Özcan ile Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı da destek verdi. STK’lar adına söz alan Tarım Orman-İş Genel Başkanı Şükrü Durmuş, şunları söyledi:

    “ORMANIN ESAS FONKSİYONEL GÖREVİ EKOLOJİK FAYDADIR”

    “Akbelen bizim için çok önemli. Yıllardır burada direnen arkadaşların mücadelesi Türkiye’yi değil dünya ölçeğine ulaştı. İnsanın yaşam alanına sahip çıkıyorsunuz, geleceğimize sahip çıkıyorsunuz. Ben 45 yıllık orman emekçisiyim, ormancıyım. Ormancı olmam nedeniyle başta Akbelen köylülerinden, doğaseverlerden, doğa dostlarından özür diliyorum çünkü yıllarca bizler ormanları suçlulardan koruduk ama ne yazık ki geldiğimiz dönemde halk, ormanları ormancılardan koruyor. İşte sorun buradadır. Bizimle mücadele edenler halkın ormancılarıdır ama ne yazık ki bu kurumu yönetenler hainlerdir, orman hainleridir, orman katliamcılarıdır ve katillerdir. Çünkü orman sadece ekonomik fayda yaratmaz, ormanın esas fonksiyonel görevi ekolojik faydadır. Yani insanın yaşamına dokunmaktır orman. Eğer insanlar hala temiz havayı soluyorsa ve hala temiz suyu içebiliyorsa burada ormanın ve ağacın sağladığı faydayı görmek gerekir.

    “BAKANLIK; İSTEDİĞİ YERİ YANDAŞINA, SERMAYEYE PEŞKEŞ ÇEKİYOR”

    Dünyadaki kapitalist anlayışın özünde insan yok, insan hakları yok. Özellikle Türkiye’de son 20 yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten AKP iktidarı ne yazık ki yaşam alanlarımızı sermayeye ve çetelere peşkeş çekiyor. İşte yaşadığımız vahşet budur. Buna karşı mücadele etmemiz ve direnmemiz gerekir. Özellikle son 5 yılda Konya büyüklüğünde alan izin olarak ya çok uluslu maden şirketlerine ya da enerji şirketlerine tahsis adı altında peşkeş çekildi. Kamusal fayda için zaman zaman orman alanları kullanılır ama burada toplumun genel faydası düşünülür. Nedir o kamusal fayda? Bir enerji nakil hattı, kamusal faydadır. Su hattı, kamusal faydadır. Yol, kamusal faydadır. O bile izne tabi ve teknik bir heyetin talebiyle verilir. Burada parlamenterler var, bu anlamıyla bizlere karşı da sorumlular. 2018’de parlamentoda 6831 sayılı Orman Kanunu’nda değişiklik yapıldı ve ek 16 maddeyle birçok alanın orman dışına çıkarılmasının önü açıldı. Bu yetki tek kişiye verildi. Yani, şahsım lideri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a. Dilediği yeri, dilediğine peşkeş çekme hakkı. Oysa yasalar çok açık. 2-b diye bir olay var. Orman eğer orman dışına çıkacaksa bilim ve fen bakımından orman vasfını yitirmesi gerekir. Buna bilim kurulu, akademisyenler, üniversiteler, kurumun yetkili insanları ve bakanlık karar vermesi gerekirken tümünü yok sayıp, istediği yeri yandaşına, sermayeye peşkeş çekiyor. Akbelen’in öne çıkması buradaki aktivistler ve doğaseverlerin direncidir.

    “BURADA BİR İHANET YAŞANIRKEN BU ALANIN SERTİFİKALI OLMAMASI GEREKİR”

    Aynı zamanda biz, Orman Yönetimi Konseyi (FSC) denetçileriyiz. Bu alanda denetim yapacağız bugünden itibaren. 3 ülkeden denetçi arkadaşlar gelecek. Denetim şu, sürdürülebilirlik ormancılık, çevrenin korunması, doğanın korunması, işçi haklarının korunması konusunda kriterler oluşturulmuş. Eğer bu kriterlere uyuluyorsa sertifika veriliyor, eğer uyulmuyorsa sertifika iptal olur. Neden sertifika? Ormanlardan kesilen ağaçların yurt dışına satılabilmesi için sertifika bir maskedir. Aslında Muğla’nın hiçbir yeri sertifikalı olmaması gerekir çünkü FSC yönergesine aykırıdır. Bu anlamıyla bizler yapacağımız bağımsız denetimde raporumuz vereceğiz. Burada bir ihanet yaşanırken bu alanın sertifikalı olmaması gerekir. Ormanın korunması, doğanın korunması ve işçi haklarının, çalışan haklarının korunması konusunda da elimizden geleni yapacağız.”

    Avukat İsmail Hakkı Atal, şöyle konuştu:

    “SADECE BURANIN DEĞİL, ÇANAKKALE’DE KESİLEN 350 BİN AĞACIN DA SORUMLUSU OLAN ORHAN TAVLI GÖREVDEN ALINMALI”

    “Anayasa’nın 169. maddesi çok açık ve hiçbir istisna tanımaksızın ‘Ormanlara zarar verebilecek hiçbir eyleme müsaade edilemez’ diyor. Şu anda burada işlenen anayasal suçun kendisi kanunsuz emir vererek Jandarma korumasında işleten baş sorumlu Muğla Valisi Orhan Tavlı’dır. Muğla Valisi Orhan Tavlı 2016-2020 arasında Çanakkale’de görev yaparken de Alamos Gold’un; sömürgeci, işgalci Kanadalı Alamos Gold’un Kazdağları’nda 350 bin ağaç kesmesine vasıta olmuştur. Orayı koruma altına alıp 350 bin ağacımızı kestirmiştir. Şimdi de burada Akbelen’e geldi, buradaki ağaçları kestiriyor. Dolayısıyla Muğla Valisi Orhan Tavlı’nın, anayasal suçlu Orhan Tavlı’nın görevine son verilmesi biz yaşam savunucuları için son derece önemli. İki gün önce biz Orhan Tavlı’yı Anayasa’nın 169. maddesini ihlal suretiyle anayasal suç işlemek ve bu suretle Mahalli İdareler Kanunu’na göre kendisinin tesis etmekle, sağlamakla yükümlü olduğu kamu düzenini bizzat kendisi bozduğundan, anayasal suç işlediğinden hakkında soruşturma açılarak neticeten hakkında dava açılması, Yargıtay ilgili ceza dairesinde dava açılması için İçişleri Bakanlığı’na ve CİMER’e şikayette bulunduk. İkizköy dostları olarak tüm gruplarla paylaşıyoruz. Burada bu şikayetin kitlesel olarak yapılması ve bu orman suçlarının sorumlusu, sadece buranın değil, Alamos Gold’un kestiği 350 bin ağacın da sorumlusu Orhan Tavlı’nın görevden alınması için tüm kamuouyunu, tüm meslek örgütlerini CİMER’den ve İçişleri Bakanlığı’na şikayet başvurusunda bulunmaya çağırıyoruz.

    Orman İdaresi Valililiğe bağlı değil ve bu aynı zamanda valinin bir de yetki gaspı yaparak suç işlediği bir mevzu. Dolayısıyla Orman İdaresi’nin bağlı olduğu kurumları aşarak Vali, İl Jandarma Komutanı’na da emir vermek suretiyle halkın çocuklarını karşı karşıya getiriyor. Burada arkada duran askerlerin de kiminin anası, babası Afşin-Elbistan Termik Santrali’nden zehirleniyor. Kimisi bu iktidarın Erzincan’ı teslim ettiği, sattığı, siyanürlü altın madenciliği yapılan Erzincan-İliş’te zehirleniyor. Dolayısıyla bu ülke halkı, 86 milyon zehirleniyor. Kim zehirlenmiyor? LİMAK’ın sahibi Nihat Özdemir ve İÇTAŞ’ın sahibi İbrahim Çeçen.”

    Avukat Arif Ali Cangı da Akbelen’deki direnişin devam etmesi gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi:

    “DEVLET ŞAYET HUKUKA UYGUN DAVRANMIYORSA, ZORBALIK YAPIYORSA DİRENMEK MEŞRUDUR”

    “Bu görüntü çok kötü tabii ki ancak bunun devamı var. Şu anda yol gibi açılan yer, aslında açılan maden ocağının yolunu oluşturuyor. O yoldan sonrasına kimseyi sokmayacaklar. Bu ağaçların kesilmesinin nedeni, YK Enerji’nin Yeniköy-Temelköy Termik Santralı için ihtiyacı olan kömürü sağlamak. Bununla da bitmeyecek, Akbelen Ormanı maden ocağı haline gelirse devam edecek. 220 bin dönümlük bir araziden bahsediyoruz. Önce Çamköy ve bölge tamamıyla maden ocağı haline getirilecek. O yüzden bu aşamadan sonra yapılan bu katliamın, kıyımın hesabının sorulmasının yanı sıra Meclis’te bu konuşulacak. Hepimiz her yerde konuşuyoruz, itirazımızı dile getiriyoruz. Şimdi Akbelen Ormanı’nın maden ocağı haline getirilmesine engel olma zamanı. Şayet burada maden ocağını açtırtmaz isek 5-6 yıla kalmaz bu orman eski haline gelir ve bu işlemler ne yazık ki özelleştirme statüsü içinde verilen teşviklerle, verilen yasal prosedürlerdeki gevşemelerle Çevresel Etki Değerlendirmesi yapılmadan yapılıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı 28 Kasım 2020 tarihinde izin verdi. Ardından maden ocağını açamadılar buradaki direniş sayesinde. Ama mahkeme kararı çıkmadan oldu bittiye getirmeye çalıştılar, bunu yaptılar. Bundan sonraki aşama, Çevresel Etki Değerlendirme sürecini işletmeden maden ocağını açmak olacak. Bu yapılan zorbalıktır, zorbalığa karşı direnme hakkı vardır. İdare, devlet şayet hukuka uygun davranmıyorsa, zorbalık yapıyorsa insanlığın kazandığı en önemli kazanım, direnmek meşrudur.”