Etiket: marmara depremi

  • Prof. Dr. Kutoğlu’ndan ‘Marmara depremi’ uyarısı!

    Prof. Dr. Kutoğlu’ndan ‘Marmara depremi’ uyarısı!

    Image

    Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Geomatik Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şenol Hakan Kutoğlu, Marmara Denizi’ndeki fayların üreteceği deprem büyüklüğüyle ilgili kafa karıştırıcı çeşitli açıklamalar yapıldığını söyledi.

    Prof. Dr. Kutoğlu, “Yer bilimlerinde yapılan tüm çalışmaların yanılma payı vardır. Dolayısıyla yüzde yüz şu büyüklükte olacak demek çok yanlış olacaktır. Deprem 6 civarında da olabilir, 7 büyüklüğünde de olabilir. Herkesin senaryosu farklı. Deprem hazırlığı bakımından yapılması gereken şey, en kötü senaryoya göre hazırlık yapılmalı. Burada bizim korktuğumuz, bu deprem büyüklüğüyle ilgili verilen rakamların küçük olması nedeniyle karar vericilerde veya toplumda bir rehavet oluşabilir. Bu rehavet sonucunda da çok az ihtimal olsa bile beklenenden büyük bir deprem meydana geldiğinde çok ağır bir faturayla karşı karşıya kalabiliriz. O nedenle İstanbul ve Marmara’da deprem hazırlıklarının en kötü senaryoya göre, 7.5 büyüklüğünde bir depreme göre yapılması lazım. Bundan daha düşük deprem tartışmalarının bilim dünyasının kendi içinde yapılması çok daha doğru” dedi.

    “DERİNLİĞİ KİLOMETRELERCE GİDEBİLİR”

    6 Şubat depremlerinde büyük acı yaşandığını ve hiçbir bilim insanının böyle büyük bir deprem beklemediğini belirten Kutoğlu, Japonya’da 2011 yılındaki Tohoku depremindeki hazırlığın 8.5 büyüklüğüne göre yapıldığını, ancak 9 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini söyledi. Deprem büyüklüğü tasarımının küçük olarak alınmasının ağır hasarlara yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Kutoğlu, “Dolayısıyla Marmara’da 7’nin altında bir depremin meydana gelme olasılığı 7’den büyük depreme göre çok daha olasılıklı olsa bile biz Marmara bölgesinde hazırlıklarımızı mutlaka en kötü senaryoya göre, 7.5 büyüklüğünde depreme göre yapmalıyız büyük acılar yaşamamak için. Alman Yer Bilimleri Merkezi’ne ait çalışma, 2025 yılına ait en son çalışmalardan biri Marmara ile ilgili. Çalışma görselinde faylar renklendirilmiş durumda. Mavi bölge 7’den büyük deprem olmayacağına kaynak yaratan en önemli hususlardan bir tanesi. Burada orta segmentteki bölgede fayın kilitli olmadığı, burada bir sürünme hareketinin olduğu iddia ediliyor. Orta bölgede bir geçiş zonu var. Kırmızı hattın kilitli olduğu söyleniyor. Depremsellik bakımında büyük depremleri kilitli faylar üretir. Sürünen dediğimiz faylarda ise fayın enerji biriktirmesi çok daha düşüktür ama buna aldanmamak lazım. Çünkü yüzeyde fay, sürünüyor gözükebilir ama fayların derinlikleri onlarca kilometre aşağıya kadar gidebilir. Dolayısıyla belli bir kesimde tekrar kilitleniyor olabilir. Maviyle gösterilen, sürünen denenen kısımdaki hareket hızı yaklaşık yıllık 1 santimetre civarında. Ama biliyoruz ki Marmara Denizi bölgesinde Kuzey Anadolu Fayı’nın ortalama hızı 2 ila 3 santimetre arasındadır. Dolayısıyla burada bir hareket açığı var. Her ne kadar fay yüzeyde sürünüyor olsa da belli bir derinlikte kilitli olmalı ki arada bir hareket açığı var. En az 1 santimetrelik bir enerji birikimi söz konusu. Sürünen faylar deprem üretmez diye bir şey de söz konusu değil. Eğer belirli bir derinlikteyse deprem üretebilir ama enerji biriktirme süresi çok daha uzundur. Dolayısıyla buna aldanmamak gerekir” diye konuştu.

    “MARMARA’DA DEPREMLER BATIDAN DOĞUYA GÖÇ EDİYOR”

    Alman bilim insanlarının, yıl yıl depremleri işleyerek, Marmara Denizi’ndeki depremlerin batıdan doğuya doğru ilerlediğini belirttiklerini ifade eden Prof. Dr. Kutoğlu, “2011 yılında batı tarafında bir deprem oluyor 5.2, 2012 yılında biraz daha doğuda 5.1 büyüklüğünde deprem oluyor. Sonra orta bölgede Kumburgaz açıklarında 6.2 büyüklüğünde bir deprem oluyor. Buradan yola çıkarak Alman bilim insanları diyor ki, Marmara Denizi içerisinde depremlerin batıdan doğuya doğru bir göç karakteristiği var. Dolayısıyla bu iddiaya göre bu teori gerçekleşirse batıdan doğuya doğru deprem mekanizması, kırmızı segmente doğru ilerliyor. İddia edildiği gibi o fay kilitliyse buradaki fay bile 7’den büyük bir deprem üretebilir” ifadelerini kullandı.

    Prof. Dr. Kutoğlundan Marmara Depremi uyarısı: 7.5 büyüklüğünde olacakmış gibi hazırlanmalıyız

    HASAR ALACAK ALANLARI GÖSTERDİ

    Kendi geliştirdiği yazılımla muhtemel bir depremde hasar görebilecek alanları belirleyen Prof. Dr. Kutoğlu, şöyle konuştu:

    “En kötü senaryoyu ele alırsak, 7.4 veya 7.5 bir deprem ürettiğinde, depremin hissedileceği alanlar oldukça yaygın. Ta ki İzmir’e, İç Anadolu Bölgesi’ne kadar gidiyor. Buralarda hafif hissedilmesi söz konusu. Buralarda bir hasar meydana gelecek büyüklükte değil, depremin hissedilme seviyesi. Ama İstanbul’un Marmara Denizi’ne bakan kesiminde, renkler daha sıcak hale geliyor. Renklerin sarı, turuncu ve kırmızıya doğru kayması depremin çok daha yüksek hissedileceğini gösteriyor. Dolayısıyla buralarda daha fazla hasar meydana gelecektir. Marmara’nın güney kıyılarında da yine zemin durumuna bağlı olarak daha yüksek hissedilecek alanlar söz konusu.”

  • Prof. Dr. Naci Görür, Marmara Bölgesi geriliyor

    Prof. Dr. Naci Görür, Marmara Bölgesi geriliyor

    Yerbilimci Prof. Dr. Naci Görür, Ege Denizi’ndeki depremi yorumladı: “Bu zon gösteriyor ki Marmara Bölgesi geriliyor.”

    Dün akşam 22:15’te Ege Denizi’nde deprem meydana geldi. Depremin büyüklüğünü Kandilli Rasathanesi 4,1; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ysa (AFAD) 3,9 olarak açıkladı.

    Resim

    Görür, X’ten depremin Marmara Bölgesi’nin gerildiğini gösterdiğini yazdı:

    “12 saat önce Küçükkuyu Fayı üzerinde sığ ve küçük bir deprem oldu. Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın (KAF) güney kolu olarak kabul edilen bu zon gösteriyor ki Marmara Bölgesi geriliyor. Biz büyük depremi tez zamanda kuzey kolda bekliyoruz.”

    Görür, KAF’la ilgili daha önce şunları söylemişti:

    “Bu fay nerede kırılırsa bir sonraki deprem için batısını hedef haline getirir. 1999’da Kocaeli’nde kırıldı, batısında biz varız. İstanbul’da en az 7,2 büyüklüğünde deprem olma olasılığı çok yüksek.

    En son büyük deprem 1766’da oldu. 250 yıl eklediğinizde 2016 yılına geliyorsunuz. Yani Marmara’nın deprem üretme zamanı doldu. İstediğiniz kadar dua edin, bu mekanizmayı durduramazsınız. Deprem, doğanın değişmez yasalarıyla gerçekleşir.”

    KAF Hattı

    KAF Hattı’nın İzmit’ten sonra batıya doğru çatallanan uzantılarından en önemlisi Marmara’nın kuzey koludur. Bölgedeki sismik hareketliliğin ana nedeni olan bu hat, hem hızı hem de konumu nedeniyle olası büyük Marmara depremi senaryolarının tam merkezinde yer alır.

    Bu aktif sismik hat, İzmit Körfezi’nden başlayarak, İstanbul kıyılarına son derece yakın bir noktadan, özellikle Adalar açıklarından geçer.

    Tekirdağ üzerinden batıya yönelerek Saros Körfezi’ne ulaşır ve buradan Ege Denizi’ne bağlanır.

  • Marmara için kritik ‘mikro deprem kümesi’ uyarısı!

    Marmara için kritik ‘mikro deprem kümesi’ uyarısı!

    Marmara Denizi’nde meydana gelen küçük depremler yeniden dikkatleri bölgeye çevirdi…

    Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından yayımlanan verilere göre, son günlerde Marmara Denizi’nde küçük ölçekli depremler meydana geliyor.

    Orta Marmara Çukuru’nda yerin 6-9 kilometre derinliğinde 3,5’ten küçük mikro deprem kümelerine dair veriler deprem bilimcilerinin radarına girdi.

    TASAM | Olası Marmara Depremi ve Ekonomik Güvenlik: Bir Gözden Geçir...

    Prof. Dr. Bektaş, sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

    Bektaş, “Marmara konuşuyor” başlığıyla yayımladığı mesajında bu tür kümelenmelerin, fayın belirli bir kesiminde gerilmenin küçük kırılmalarla yeniden dağıldığını gösterdiğini söyledi.

    Sarsıntıların tek başına büyük bir depremin habercisi olmadığına vurgu yapan Bektaş, “Ancak Orta Marmara’nın güncel davranışını anlamak açısından dikkatle izlenmelidir” uyarısında bulundu.

    Bektaş, bu kümenin önümüzdeki 3–7 gün içinde büyüklüğü 4 üstü olan depremin üretip üretmeyeceği bilimsel açıdan en kritik göstergelerden biri olacağını vurguladı.

    “İSTANBUL DEPREMİNDE TEK BİR SENARYOYA MAHKUM DEĞİLİZ”

    Uyarılarını sürdüren Bektaş, “İstanbul depreminde tek bir senaryoya mahkum değiliz. Marmara’da deprem tehlikesi tek bir modele indirgenemez” dedi.

    Doğu Marmara ve Adalar Fayı’nın “tam kilitli” olduğu hakkındaki ifadelerin senaryo olduğunu söyleyen Bektaş, “Kalın ve suya doygun sediman örtüsü, derindeki ana fayın davranışını belirleyen GPS, InSAR ve deniz tabanı akustik verilerini maskeliyor olabilir” dedi.

  • Prof. Dr. Okan Tüysüz’den olası Marmara depremi uyarısı!

    Prof. Dr. Okan Tüysüz’den olası Marmara depremi uyarısı!

    Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Okan Tüysüz, Marmara’da büyük bir depremin kaçınılmaz olduğunu belirterek, olası bir depremde yaklaşık 80 bin binanın yıkılabileceği ve İstanbul’un içinden çıkılmaz bir hale geleceği uyarısında bulundu.

    Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Okan Tüysüz, Marmara’da beklenen büyük depremle ilgili yeni değerlendirmelerde bulundu.

    Prof. Dr. Tüysüz, Marmara’da 7 ile 7.2 arasında bir depremin kaçınılmaz olduğunu açıkladı. Nefes’ten Şehriban Kıraç’a konuşan Prof. Dr. Tüysüz, “Afete hazır olmak gerekiyor ama ben açıkçası ondan pek ümitli değilim. 53 yıldır arazide fayların üzerinde çalışıyorum. Ama açıkçası bu yaşa kadar bakıyorum hocalarımızın da uyarılarına bakıyorum sözümüzü dinletemedik. Şimdi tüm emeklerimiz boşa gidiyorsa ümitli olmanın çok da anlamı yok” ifadelerini kullandı.

    Olası Marmara depremine dikkat çeken Prof. Dr. Tüysüz, “Birçok depremin olduğu dönemlerde ölçüm cihazları yoktu. Büyüklüğünü ancak tahmin ediyoruz. Biz veriye dayanarak yorum yapıyoruz. İzmit Körfezi’nin çıkışından, Adalar’ın önünden Büyükçekmece açıklarına kadar olan kısım kırılmadı onu biliyoruz. Bu kırıldığı zaman da tahminen 7.2 büyüklüğünde deprem üretir. Burada önemli olan ne kadar nüfusu etkileyeceğidir” dedi.

    “İSTANBUL İÇİNDEN ÇIKILMAZ BİR HALE GELİR”

    İstanbul’daki yapılaşma ve kentsel dönüşüm ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Tüysüz, “Şehirleşmemiz çok çarpık. Esenler’e, Bakırköy’e Bahçelievler’e gidin. Depremde bir bina yıkıldığı zaman o sokağa bir daha girmeniz mümkün olmaz. Gebze’de bir bina yıkıldı çevre illerden destek gelmesine rağmen enkazı 1 hafta kaldırılamadı” dedi.

    Tüysüz, olası bir Marmara depreminde 80 bin civarında binanın yıkılacağı vurgulayarak “İstanbul içinden çıkılmaz bir hale gelir” diye konuştu. Tüysüz, devamında şu uyarılarda bulundu:

    “Kentsel dönüşümden beklenen bu çarpık yapılaşmanın ortadan kaldırılmasıdır. Sokakları açacaksınız, yeşil alan yaratacaksınız. Nüfusu artırmamak gerekiyor. Çok katlı bina yapmak da nüfusu artırır bu pek istediğimiz bir durum değil. Kentsel dönüşüm bugüne kadar yapılmadı, binasal dönüşüm yapıldı. Kenti nüfus açısından sadeleştirmenin aksine biz dolduruyoruz.

    “ELİNİZLE İNSANLARI AFETE DOĞRU SÜRÜKLÜYORSUNUZ”

    Ama İstanbul’da yeni yerleşim alanları da yapılıyor, mesela Kanal İstanbul ile devasa bir kentleşme yaratılacak. Kanal İstanbul’u yaparsanız 1 milyon kişi daha İstanbul’a gelecek demektir. Nüfusun üzerine 1 milyon kişi daha ekleyeceksiniz. Yani siz elinizle insanları afete doğru sürüklüyorsunuz.”

  • Doç. Dr. Bülent Özmen,Marmara için deprem uyarısı!

    Doç. Dr. Bülent Özmen,Marmara için deprem uyarısı!

     İstanbul’u olası 7’den büyük bir depremin çok ciddi şekilde etkileyeceğine vurgu yapan Afet Yönetimi Uzmanı Doç. Dr. Bülent Özmen, “Marmara’nın güneyinde, Gemlik Körfezi’nden geçen fay hattı da uzun süredir büyük deprem üretmedi. Buradaki olası bir sarsıntı tüm Marmara kıyılarını etkileyecek” dedi.

    Afet Yönetimi Uzmanı, Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Özmen, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin ardından 26 yılda Türkiye’de 448 bin deprem kaydedildiğini belirterek “Ortalama her 6,5 yılda bir, 7’den büyük depremle karşılaşıyoruz” dedi.

    Doç. Dr. Özmen, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 26. yılı dolayısıyla açıklama yaptı.

    “HER 6,5 YILDA BİR, 7’DEN BÜYÜK DEPREMLE KARŞILAŞIYORUZ”

    “Marmara Depremi’nin ardından geçen 26 yıllık süreçte Türkiye’de 448 bin deprem meydana geldi” diyen Özmen, yıllara göre sırasıyla en fazla depremin 2023, 2017, 2020 ve 2024’te meydana geldiğini söyledi. Özmen, 2023’te yaklaşık 74 bin sarsıntı yaşandığına dikkati çekti.

    Geçen 26 yıllık süreçte 6 ila 6,9 büyüklüğünde 46 deprem meydana geldiğini bildiren Özmen, “Ortalama her 6,5 yılda bir, 7’den büyük depremle karşılaşıyoruz. Yılda iki kere de 6’dan büyük depreme maruz kalıyoruz” diye konuştu.

    Özmen, 1999’dan bu yana yaşanan depremlerde 77 bine yakın kişinin hayatını kaybettiğini, ekonomik kaybın ise 200 milyar dolara yaklaştığını dile getirdi.

    17 Ağustos’ta Kuzey Anadolu Fayı’nın Yalova açıklarına kadar kırıldığını hatırlatan Özmen, Marmara Denizi’ndeki bazı fayların ise 1766’dan bu yana 7’den büyük deprem üretmediğini, bu nedenle “sismik boşluk” olarak değerlendirildiğini söyledi.

    “7’DEN BÜYÜK BİR DEPREM İSTANBUL’U ÇOK CİDDİ ŞEKİLDE ETKİLEYECEK”

    Doç. Dr. Özmen, İstanbul’da 2019’da 5,8, bu yıl ise 6,1 büyüklüğünde depremler yaşandığını ancak bunların fay hattındaki gerilimi boşaltmadığını vurguladı.

    Kuzey Anadolu Fayı’nın kuzey kolunda kırılmayı bekleyen fayların olduğunu belirten Özmen, “Olası 7’den büyük bir deprem İstanbul’u çok ciddi şekilde etkileyecek. Marmara’nın güneyinde, Gemlik Körfezi’nden geçen fay hattı da uzun süredir büyük deprem üretmedi. Buradaki olası bir sarsıntı tüm Marmara kıyılarını etkileyecek” ifadelerini kullandı.

    Özmen, 26 yılda yasal, hukuki ve teknik alanda adım atıldığını ancak bunların yeterli olmadığına işaret ederek her depremde yıkımlar ve can kayıplarının olmasının, hala bu adımlarda istenilen seviyeye gelinmediğini gösterdiğini söyledi. Özmen, kentsel dönüşümün önemine de dikkati çekti.

    SINDIRGI’DAKİ DEPREM BALIKESİR’İN RİSKİNİ BİTİRMEDİ

    Özmen, Balıkesir Sındırgı’da meydana gelen 6,1 büyüklüğünde depremin artçılarının, 5,1-5,2 büyüklüğüne kadar çıkabileceğini belirtti.

    Bölgede 20’ye yakın aktif fay bulunduğunu aktaran Özmen, sarsıntıda yalnızca Simav Fay Zonu’nun 20 kilometrelik kısmının kırıldığını ifade etti. Doç. Dr. Özmen, “Bu depremden sonra artık burada olmaz düşüncesi doğru değil. Balıkesir, Türkiye’nin pek çok ili gibi yüksek deprem riski taşıyor. Sındırgı’daki fay hattı ile İstanbul’u etkileyen Kuzey Anadolu Fayı farklı hatlar. Dolayısıyla Sındırgı depreminden önce İstanbul’un deprem tehlikesi neyse bugün de aynı seviyede” değerlendirmesini yaptı.

  • Marmara Denizi’nde 3.8 büyüklüğünde deprem

    Marmara Denizi’nde 3.8 büyüklüğünde deprem

    İstanbul’da hissedilen bir deprem meydana geldi. AFAD tarafından deprem’in büyüklüğü 3.8 olarak açıklandı.
    Söz konusu deprem Silivri’nin 25.25 kilometre açıklarında Marmara Denizi’nde gerçekleşti.
    Deprem, yerin 10.86 kilometre derinliğinde meydana geldi.
  • Marmara’daki deprem enerjinin sadece yüzde 12’sini boşalttı…

    Marmara’daki deprem enerjinin sadece yüzde 12’sini boşalttı…

    İstanbul Teknik Üniversitesi akademisyenleri, 23 Nisan’da Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin ardından hazırladıkları ön raporda, bölgede biriken sismik gerilimin yalnızca yüzde 12’sinin boşaldığını açıkladı. Kumburgaz Fayı’nın büyük kısmının hâlâ hareketsiz olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Cenk Yaltırak, “Bu, büyük depremin habercisi değil ama ‘Stres boşaldı.’ demek de yanlış. Fayın büyük kısmı hala yerinde duruyor” dedi.

    İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) akademisyenlerince 23 Nisan’da Marmara Denizi Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depreme ilişkin hazırlanan ön raporda, söz konusu deprem ve devamındaki artçı sarsıntıların bölgede biriken enerjinin sadece yüzde 12’sini boşalttığı tespitinde bulunuldu.

    İTÜ Maden Fakülesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Kumral koordinasyonunda, Prof. Dr. Cenk Yaltırak, Prof. Dr. Seda Yolsal Çevikbilen, Doç. Dr. Tuna Eken, Prof. Dr. Hülya Kurt, Doç. Dr. Beyza Taşkın ve Dr. Murat Şahin’in yer aldığı Afet Yönetimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (MATAM) Grubu tarafından “23 Nisan 2025 Orta Marmara Sırtı Depremi (Mw 6,2: 12.49 – 26 km Silivri Güneyi)” başlıklı ön rapor hazırlandı.

    DEPREM 13 SANİYE SÜRDÜ

    Rapora göre, 23 Nisan 2025’te saat 12.49’da Marmara Denizi’nin orta kesiminde yer alan Orta Marmara Sırtı’nda yerin 13 kilometre derinliğinde meydana gelen deprem yaklaşık 13 saniye sürdü.

    291 ARTÇI KAYDEDİLDİ

    Deprem, 26 Eylül 2019’da yaşanan 5,8 büyüklüğündeki Silivri depreminin yaklaşık 5 kilometre güneyinde gerçekleşirken, 25 Nisan itibarıyla bölgede 291’in üzerinde artçı sarsıntı kaydedildi.

    ARTÇILAR 30 KİLOMETRE DERİNLİĞE ULAŞTI

    Rapora göre artçı depremler, yaklaşık 40 kilometre uzunluğunda ve 12 kilometre genişliğinde bir alanda, ana fayın kuzeyinde yoğunlaştı. Bu sarsıntılar özellikle Kumburgaz Havzası ve kuzey bloktaki ikincil fay hatlarında kümelendi. Bazı artçılar 30 kilometre derinliğe kadar ulaştı.

    1766’DAN BU YANA BİRİKEN GERİLİM BOŞALMADI

    Depremin meydana geldiği bölgenin, en son Mayıs 1766’da deprem üreten Doğu Sırt Kuzey Segmenti (Kumburgaz Fayı) ile Silivri Sırt Güney Sınır Fayı arasında yer aldığı ifade edilirken, 2019’daki Silivri depremleri sonrasında bölgede gözlenen gerilim değişimi ile 2025’teki depremin lokasyonu arasında uyum bulunduğu vurgulandı.

    Yapılan hesaplamalarda, 1766’dan bu yana biriken sismik gerilimin yaklaşık yüzde 12’sinin bu depremle boşaldığı değerlendirildi.

    30 SANTİMETRELİK YER DEĞİŞTİRME TESPİT EDİLDİ

    Rapora göre, ana şokun yaklaşık 20×12 kilometrelik bir alanda 30 santimetrelik yer değiştirmeyle meydana geldiği belirlendi. Ulusal ve uluslararası gözlem kuruluşları, depremin sağ yanal doğrultulu faylanma karakteri taşıdığını bildirdi.

    KÜÇÜKÇEKMECE EN YÜKSEK İVMEYİ GÖRDÜ

    Akademisyenlerin hazırladığı ön raporda, depremin ivme değerine ilişkin bulgulara da yer verildi. Depremin hissedildiği Marmara Bölgesi’ndeki tüm il ve ilçelerin yer aldığı tabloda, en yüksek ivme değeri İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde ölçüldü. Küçükçekmece’yi, Eyüp, Marmara Ereğlisi ve Avcılar takip etti.

    ZEMİN YAPISI ETKİLİ OLDU

    Deprem merkezinden 200 kilometre yarıçaplı alanda ölçülen en yüksek yer ivmesi, merkez üssüne yaklaşık 50 kilometre uzaklıktaki İstanbul Küçükçekmece’de kuzey-güney yönünde 0,2 g olarak kaydedildi. Diğer yüksek ivme değerleri ise Sazlıbosna Barajı’nda 0,16 g, Marmara Ereğlisi sahilinde 0,1 g ve Arnavutköy’de 0,1 g ölçüldü.

    Raporda, ivme değerlerinin yalnızca uzaklıkla değil, zemin özellikleri, topoğrafya ve jeolojik yapı ile de bağlantılı olduğu, mevcut azalım ilişkileriyle ölçülen değerler arasındaki uyumun yüzde 65’in altında kaldığı, bu nedenle yeni nesil dinamik azalım modellerine ihtiyaç duyulduğu değerlendirmeleri yer aldı.

    3,7 METRELİK ATIMIN SADECE 0,3’Ü BOŞALDI

    Kumburgaz Fayı’na ilişkin analizlerde, 1766’dan bu yana bölgede biriken 3,7 metrelik atımın yalnızca 0,3 metresinin bu depremle boşaldığına vurgu yapıldı.

    Ön raporda, ana şok ve artçıların dağılımının fay düzleminde dar bir alanla sınırlı kaldığı, buna karşılık gerilmenin Orta Marmara Çukuru yönünde yoğunlaştığı tespitine yer verildi.

    “KUMBURGAZ SEGMENTİNİN YALNIZCA 20 KM’Sİ KIRILDI”

    MATAM Müdürü Prof. Dr. Cenk Yaltırak, AA muhabirine, son depremin Marmara Denizi içerisindeki Kumburgaz segmentinin yalnızca 20 kilometrelik kısmında gerçekleştiğini söyledi.

    Kumburgaz segmentinin tamamının 80 kilometre uzunluğunda olduğunu belirten Yaltırak, “Fayın yalnızca küçük bölümünde yaklaşık 30 santimetrelik bir hareket yaşandı. Halbuki aynı bölgede 3,7 metrelik bir gerilim birikmiş durumda. Bu, büyük depremin habercisi değil ama ‘Stres boşaldı.’ demek de yanlış. Fayın büyük kısmı hala yerinde duruyor.” dedi.

    “EN KÖTÜ SENARYOYA HAZIRLANMALIYIZ”

    Yaltırak, tarihsel örneklerden yola çıkarak çoklu kırılmaların giderek daha anlaşılır hale geldiğini anlatarak, “1999 İzmit depremi örneğinde olduğu gibi tek bir deprem değil, üç ayrı fayın aynı anda kırılmasıyla oluşan bir dizi deprem yaşadık. İlk büyüklük ölçümleri 7,4’tü ama moment hesapları 7,5’i buldu. Üstelik o gün Düzce kırılmadı, o da bir ay sonra kırıldı. Eğer aynı gün kırılmış olsaydı, bugün yaşadığımız yıkım çok daha büyük olurdu.” diye konuştu.

    Bu tür ardışık kırılmaların Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinde de görüldüğünü aktaran Yaltırak, Anadolu’da büyük depremlerin tekil değil, zincirleme olduğunu, bunun da depremin büyüklüğünü artırdığını, yani farklı segmentlerin arka arkaya kırıldığı bir senaryonun “en kötü senaryo” olarak kabul edilmesi gerektiğini kaydetti.

    “7,8 BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ SENARYO BİLİMSEL TEMELLİDİR”

    Prof. Dr. Yaltırak, Marmara için sıkça anılan 7,8 büyüklüğündeki deprem senaryosunun korku yaratmak amacıyla değil, gerçek mühendislik hesabıyla ortaya konulduğuna dikkati çekti.

    7,8 büyüklüğündeki depremi kendilerinin uydurmadığını vurgulayan Yaltırak, “Bu sayı, bilimsel olarak yapılmış doktora çalışmalarıyla, moment hesaplarıyla, fay uzunluklarıyla hesaplandı. Yani bu rakamın arkasında ciddi bir akademik emek, yüzlerce uzmanın çalışması var. Mühendis olarak görevimiz, toplumun karşı karşıya kalabileceği en büyük riski tanımlamaktır.” ifadelerini kullandı.

    Depreme karşı önlem almanın önemine işaret eden Yaltırak, “Bir kova düşünün, dört gözlü. Bu kovanın içi doluysa, dört parça da bir anda boşalabilir. Ya hepsi boşalırsa, biz ona göre önlem almazsak ne olur? Bir segment kırılırsa 7,1 olur, diğeri de kırılırsa 7,4, üçü kırılırsa 7,6, dördü kırılırsa 7,8. Eğer siz 7,1’e göre şehirlerinizi tasarlarsanız, 7,8 olursa ölürsünüz ama 7,8’e göre hazırlarsanız, 7,1 olursa bir şey olmaz. Bu kadar basit. Toplumun bunu anlaması lazım.” şeklinde konuştu.

    Toplumun depremlerle ilgili yanlış algılarla hareket ettiğine değinen Yaltırak, kendilerinin doğru bilgiyi sunmaya çalıştığını vurguladı.

    Prof. Dr. Yaltırak, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ama insanlar duymak istediklerini dinliyor. Bu, bilimden uzaklaşma hali. İnsanlar gerçekleri konuşanlara değil, kendilerini rahatlatanlara inanıyor ama gerçek şu ki doğanın keyfi yok. Unutuldukça deprem hatırlatıyor kendini. ‘Yarın Marmara’da 6,5 büyüklüğünde bir deprem olmayacak.’ diyemem. Olursa da bilmiş olmam. Bu bir tahmin değil, bir risk yönetimi meselesidir. Bizim görevimiz, en büyük riski tanımlayıp buna karşı kentsel dönüşüm planlamak, afet senaryosu üretmek.”

  • Prof. Dr. Görgün’den çarpıcı değerlendirme: ‘Bizim büyük Marmara depremi diye tabir ettiğimiz deprem bu değildi’

    Prof. Dr. Görgün’den çarpıcı değerlendirme: ‘Bizim büyük Marmara depremi diye tabir ettiğimiz deprem bu değildi’

    İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Mühendislik Fakültesi, Sismoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ethem Görgün “Bizim büyük Marmara depremi diye tabir ettiğimiz deprem bu değildi. Çünkü burada fayların boyunu, kırmızılıklarını göz önüne aldığımız zaman 7’nin üzerinde yani 7.2-7.4 gibi bir depremin olma olasılığı daha yüksek gibi görünüyor” dedi.

    Prof. Dr. Görgün: 7 üzeri bir depremin olma olasılığı daha yüksek

    Marmara Denizi’nde İstanbuld’da Silivri açıklarında meydana gelen ve çevre illerde de hissedilen 6,2 büyüklüğündeki deprem, 1999 yılındaki depremi yeniden hatırlattı.

    Yaşanan depremle ilgili İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisi Sismolog, Prof. Dr. Ethem Görgün açıklamalarda bulundu.

    Prof. Dr. Görgün, “Tabii ki önümüzdeki yıllarda bu süreç farklı bir gelişecektir, evrilecektir ama şu anda bunun büyük Marmara depremi olduğunu söylemek mümkün değil” diye konuştu.

    ‘SONUÇ DEPREMİN ÇOK BÜYÜK BİR FAYI KIRMADIĞI’

    İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Jeofizik Mühendisi Sismolog, Prof. Dr. Ethem Görgün, şu ifadeleri kullandı:

    “Depremin oluş yeri bu kırmızıyla gösterdiğim Kuzey Anadolu fay hattı. O meşhur Kuzey Anadolu fay hattımız. Bu Kuzey Anadolu fay hattımız üzerinde çok yakın bir konumda yani tam şu bölgede buraya biz Marmara Çukurluğu diyoruz. Orta Marmara Çukuru’na yakın bir bölgede, bir deprem yani Silivri depremi vuku buldu 6.2 büyüklüğünde. İşte buradaki kırılan ikincil bir fay yani Kuzey Anadolu fayının ana yapının üzerinde değil ama buna yakın bir yerde ikincil bir deprem olarak gelişti ve 6.2 büyüklüğünde moment büyüklüğü olarak ölçüldü. Buradaki 6.2 büyüklüğüyle eşit bir değer kırılma nedeni alanı olarak uzunluğu olarak söylendi.

    Tabii ki buradaki yer değiştirme de sonraki bulgulardan özellikle aletsel bulgulardan AFAD’ın son yayınladığı raporda da karşımıza çıktı. Buradan çıkan sonuç şu. Yani depremin 6.2 büyüklüğünde olduğu ve çok büyük bir fayı kırmadığı sadece bunu balık kılçığı olarak düşünürsek ana kılçığın yan kollarından birini kırdığını düşünebiliriz. Zaten burada da fayın büyüklüğünü AFAD vermiş. Çok büyük bir fay değil ancak bu fay 6.2 büyüklüğünde bir deprem üretir. Bu fay küçük bir fay olarak kırılır. O fayın enerjisi boşaldı zaten, dediğim gibi ana kol değil ama onun tali kollarından, ikinci kollarından, yandaki kollarından.

    Zaten biliyorsunuz, 26 Eylül 2019 depremi gibi benzer bir depremdi. Oradaki gibi enerjisini boşaltıyor bu ufak küçük faylar. O enerji o küçük fay için boşaldı; ama bunu ana fay için konuşamayız. Çünkü ana fayın bu ölçekte bir ana fayın kırılması için 7’nin üzeri bir deprem gerekiyor. Bu 7’nin üzerindeki deprem ancak buradaki büyük fayı yani Kuzey Anadolu Fayı dediğimiz ana kolu ancak kırabilir ama bu küçük tali faylar böyle böyle süreçler herhalde kırılmaya devam edecek kuvvetle muhtemel.”

    ‘7.2, 7.4 GİBİ BİR DEPREMİN OLMA OLASILIĞI DAHA YÜKSEK GİBİ GÖRÜNÜYOR’

    Prof. Dr. Görgün, “Bu büyük İstanbul depremi değil tabi ki bu her zaman söylediğim gibi ana kılçığın yandaki tali, ikincil kolları. Bu ikincil kollar böyle kırılarak önümüzdeki yıllarda da kuvvetle muhtemel devam edecek. Bizim büyük Marmara depremi diye tabir ettiğimiz deprem bu değildi. Çünkü burada fayların boyunu kırmızılıkları göz önüne aldığımız zaman burada 7’nin üzerindeki yani 7.2-7.4 gibi depremin olma olasılığı daha yüksek gibi görünüyor. Dediğim gibi ana kol üzerinde olmadığı için ikincil faylar ancak 5.8, 6.2’lik depremlerle önümüzdeki yıllarda da kırılacaktır.” dedi.

    ‘SIĞ OLDUĞU İÇİN YÜKSEK HİSSETTİK’

    Meydana gelen 6.2 büyüklüğündeki depremle ilgili teknik bilgiler de veren Görgün, “Bir kere sığ bir depremdi. Depremin derinliği 13 kilometre yaklaşık olarak çok sığ olduğu için ve yüzeye yakın olduğu için bir de İstanbul’a yakın olduğu için tabii ki çok yüksek hissettik. Depremin ivmesi düşük olduğu için saniye bazında 10-13 saniye arasında bir zaman farkı oldu. Yani daha önceki deprem dikkat ederseniz 16 saniyeydi 2019’daki deprem. Bu 13 saniye sürdü. Düşük bir ivmeye sahip olduğu için de dalgalar çok çabuk sönümlendi. Siz bunu her ne kadar yüksek hissettiyseniz de bu tamamen depremin İstanbul’a olan uzaklığı ve sığ bir deprem oluşuğuyla alakalı bir olay” dedi.

    ‘SİLİVRİ DEPREMİ SÜRECİNE BENZİYOR’

    Artçı depremlerle ilgili de bilgiler veren Prof. Dr. Görgün, şöyle dedi:

    “Buradaki süreç 2019’daki Silivri depremi, o ilk olan Silivri depremi sürecine benziyor. Buradaki tali faylar kırıldıktan sonra yani etrafına tabii ki bir enerji yüklemesi ya da bir gerilim yüklemesi oluyor ama şu aşamada, eğer evlerinizde herhangi bir sıkıntı yoksa, evlerinize güvenebiliyorsanız zaten evlerinize girmenizde bir sıkıntı yok, bir sakınca yok. Eğer evlerinizde yapısal bir sorun, çatlak ya da herhangi bir yapısal, yanal çatlaklar, dikey çatlaklar varsa ve güvenmiyorsanız tabii ki burada öncelikli olarak mutlaka burada binanızın analizini yaptırıp öyle girmeniz daha doğru olacaktır. 6.2’lik bir deprem bu tarz bir deprem aslında binaların yıkılmasına sebep olmuyor.

    Biliyorsunuz sağlam binalar 7.5’e kadar 7.6’ya kadar dayanıklı olduğu için iyi bir bina sistemi, son şartnameye göre yapılanlar onun için çok büyük bir sıkıntı yok. Bu süreç muhtemelen bitecektir çünkü 6.2’lik bir depremi süreci 5.2’lik en büyük artçısıyla zaten enerji sönümlenecek ve bitecektir. Ondan sonraki büyük Marmara depremi için tabii herkesin binalarını tekrardan bir gözden geçirmesine gerek var.”

    ‘ARTÇILARI EN FAZLA 1 HAFTA DAHA DEVAM EDER’

    Prof. Dr. Görgün, “Bunun artçıları muhtemelen en fazla 1 hafta daha devam eder. Ondan sonra normale döner diye düşünüyorum. Eski sürecine Marmara’nın o depremselliğine döner. Çünkü burada zaten klasik olarak bir deprem var ama ikinci kollardan kaynaklı bu tip depremler en fazla 1 hafta süren artçılar oluşturuyor. En fazla büyüklüğü de 5.2 oluyor ve 5.2’yi muhtemelen geçmeyecektir ki dün zaten bir tane 5.2 oldu. Muhtemelen bundan sonraki artçılar maksimum 4, 4.2, 4.5 olup enerjiyi sonlandıracaktır” dedi

    ‘BUNUN BÜYÜK MARMARA DEPREMİ OLDUĞUNU SÖYLEMEK MÜMKÜN DEĞİL’

    Prof. Dr. Ethem Görgün, şöyle konuştu:

    “Büyük Marmara depremi için şöyle diyebiliriz. Bu süreçler biliyorsunuz tarihi kayıtlara baktığımızda 1509, 1766, 1894 depremi, bunlar hep 7.0’nin üstündeki depremler. 7.5’e yakın büyüklüğündeki depremler. O zamanki Osmanlı İmparatorluğu kayıtlarını incelediğimizde. Tabii ki önümüzdeki yıllarda bu süreç farklı bir gelişecektir, evrilecektir ama şu anda bunun büyük Marmara depremi olduğunu söylemek mümkün değil. Depremlerin birbiriyle ilişkisi bilimsel olarak 6.0’lık bir depremle 7.0’lik deprem arasında 33 kat enerji farkı olduğunu biliyoruz. Yani bu demek oluyor ki, 6.2’lik bir depremden 33 tane olmalı ki, 7.2’lik bir depreme enerji olarak tekabül etsin.

    O yüzden de bu depremlerin enerjiyi ya da gerilmeyi bir anlamda boşaltması demek yani 7’lik bir depremin enerjisini boşaltması ya da rahatlatması sözkonusu değil. Çevre illerde de 5.2’lik deprem de 23 Nisan itibariyle geldi. Artık enerji sönümlenmeye başladı artık çevre illerden ziyade İstanbul’un daha batı yakasındaki ilçeleri, Küçükçekmece, Büyükçekmece, Silivri gibi ilçeleri bundan sonra 4, 4.5 arasındaki küçük artçıları belki hissedecektir. Anadolu Yakası muhtemelen bu kadar da hissetmeyecektir ve artık yavaş yavaş da enerji, son AFAD’ın ve Kandilli Rasathanesi’nin ölçümlerine baktığımızda da zaten artık enerjinin yavaş yavaş sönümlendiğini ve artçıların da daha düşük mayatüllere kaydığını görmekteyiz.”

     

  • İstanbul’a ‘deprem’ uyarısı… Kara listeye giren 300 bin bina belli oldu…

    İstanbul’a ‘deprem’ uyarısı… Kara listeye giren 300 bin bina belli oldu…

    Beklenen büyük Marmara depremine karşı hazırlıklar son yıllarda kentsel dönüşüm projeleriyle hız kazanırken, özellikle 2000 yılı öncesi inşa edilen binaların yapı kalitesi güvenlik açısından ciddi endişelere yol açıyor.

    İstanbul Deprem Risk Haritası | Ongun Sigorta

    Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Koçak, 1-7 Mart Deprem Haftası dolayısıyla İstanbul ve Türkiye’deki yapı kalitesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Türkiye’nin yoğun deprem riski altında olmasına rağmen yapı kalitesinin son derece kötü olduğuna dikkati çeken Koçak, bunun da bir tezat oluşturduğunu söyledi.

    Yoğun deprem riski taşıyan bir bölgede üretilen her şeyin deprem gerçeğine uygun olması gerektiğinin altını çizen Koçak, üretilen bir binanın, tünelin veya yolun tamamının depreme dayanıklı olmasının önemli olduğunu belirtti.

    Koçak, özellikle kamu binalarının deprem sonrası halihazırda kullanılabilecek durumda olmasının önemine değinerek “İnsanların zorunlu ihtiyaçlarını karşılayabileceği fırınların ve marketlerin sürekli açık olması gerekiyor. Yani halkın ihtiyaçlarını görebileceği noktada su ihtiyacı, pis suyu giderlerinin kaybolmaması, kırılmaması gerekiyor. ” dedi.

    Koçak, Kahramanmaraş, Kocaeli, Erzincan ve Bingöl depremlerine bakıldığında yapıların kalitesiz olduğunu ayrıca yeraltı tesislerinin uygun olmadığını anlattı.

    “2000 YILI ÖNCESİ YAPILMIŞ BİNALARIMIZ SON DERECE KALİTESİZ”

    Koçak, İstanbul’un nüfusunun kalabalık olduğunu ifade ederek, “Bugün belki de İstanbul’un nüfusu 25 milyona dayandı. Biz İstanbul’daki yapıların riskini biliyoruz. Özellikle 2000 yılı öncesi yapılmış binalarımız son derece kalitesiz.” diye konuştu.

    “NÜFUSUN YARISI ETKİLENECEK”

    Kontrol mekanizmasının 2000 yılından önce çok iyi olmadığını kaydeden Koçak, şunları söyledi:

    “İstanbul’da çok riskli olduğunu söylediğimiz, depremde ciddi sorun yaşayacağını düşündüğümüz 300 bin bina var. Burada 1 milyon 200 bin, 1 milyon 300 bin konutumuz (bağımsız bölüm) var. 1999 öncesinin tamamını dikkate alırsanız nüfusun yarısı o binalarda yaşıyor. Bu çok ağır bir durum. Düşünebiliyor muyuz İstanbul’da bir deprem olduğu zaman nüfusun yarısı bundan etkilenecek.”

    Prof. Dr. Koçak, “nüfusun yarısının depremden etkilenmesi” demenin, can kaybının ve yaralanmaların çok fazla olacağı anlamına geldiğini vurgulayarak, “Biz artık yerel yönetimlere ve bakanlıklara ne kadar insanı kurtarabilirsek o kadar iyi diyoruz. Biz artık çevrecilikten, şehircilikten işte yeşil alanlar çoğalsından bir nebze vazgeçtik. Binalarımızı yenileyelim en azından bu can kayıplarını önleyelim, ne kadar insanı az etkilenirse o kadar iyi diye düşünmeye başladık” diye konuştu.

    Olaya sadece İstanbul açısından bakmadıklarını dile getiren Koçak, “Yer bilimci arkadaşlarımız açıklamalarda bulunuyor. Diyorlar ki, ‘Adana’da yine bir deprem beklentimiz var. Hatta Kıbrıs’ta bile bir deprem beklentimiz var.’ Şimdi bu bölgelere bakınca o bölgelerdeki yapı kalitelerimiz de maalesef aynı. Dolayısıyla Türkiye olarak topyekun böyle bir deprem riski altında yaşayan ve eski binalar içerisinde oturan insanlar topluluğuyuz maalesef.” ifadelerini kullandı.

    “MUTLAKA BİNALARINI GÜÇLENDİRMELERİ GEREKİYOR”

    Koçak, 2000 yılı öncesi yapılmış eski binalarda oturanların mutlaka binalarını güçlendirmeleri ya da yıkıp yeniden yapmaları gerektiğini belirterek, “Hiç başka şansımız yok. Evet maliyet çok fazla. Hakikaten İstanbul’u rehabilite etmek çok zor ve maliyetli bir durum ama can kaybını düşünürsek bu inanılmaz boyutlara gelebiliyor. Şimdi bir tercih yapacağız ve diyeceğiz ki ‘Biz can kayıplarını önlemek istiyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

    Bu tarih öncesinde yapılan yapıların hepsine gecekondu dediğini aktaran Koçak, “6 katlı gecekondu olmaz ama bina maalesef gecekondu niteliğinde yapılmış. Çünkü o mantıkla yapılmış binalar ve tamamen kalfanın ve müteahhidin inisiyatifine bırakılmış binalar. Hiçbir mühendislik hizmeti yok.” dedi.

    Koçak, deprem konusunda merkezi ve yerel yönetimlerin bir araya gelmesi gerektiğini kaydederek, “Üniversiteler ve meslek odaları da buraya destek verirse biz ancak bu çaresizliği ortadan kaldırabiliriz. Bu şekilde eğer biz konutlarımızı dönüştürebilirsek deprem riskini ortadan kaldırıp belki geçici güçlendirme de olabilir bunlarda. Bu şekilde bir çalışma içerisine girersek zannediyorum biz depremi daha hasarsız atlatabiliriz. Yoksa afet olacak yine.” ifadelerini kullandı.

  • “MARMARA DENİZİ’NDE 7.6 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM OLABİLİR”

    “MARMARA DENİZİ’NDE 7.6 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM OLABİLİR”

    Jeoloji Mühendisi Aysun Aykan, Türkiye’de 5.5 ve üzeri deprem üretebilecek nitelikte 500 diri fayın bulunduğunu söyledi. Türkiye genelinde merkezinden bu fayların geçtiği 24 şehir olduğunu belirten Aykan, bu 24 ilin her an tehlike altında olduğunu ileri sürdü. Bursa’nın içinden geçen Kayapa-Yenişehir fayının 624 yıldır suskun olduğuna da dikkat çeken Aykan, bu fayın kırılması durumunda 7 den büyük deprem üretebileceğini sözlerine ekledi.

    Bursa’nın Karacabey ilçesinde belediye tarafından düzenlenen deprem paneline Dokuzeylül Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Jeoloji Mühendisi Aysun Aykan ve Balıkesir Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Edremit Kent Konseyi Başkanı Prof. Dr. Abdullah Soykan konuşmacı olarak katıldı.

    Karacabey Ergün Koç Kültür Merkezi’nde yapılan Türkiye’nin depremselliği ve yerleşime uygunluk değerlendirmelerinin ele alındığı Karacabey Deprem Panelinde konuşan Jeoloji Mühendisi Aysun Aykan, Türkiye’nin diri fay haritası incelendiğinde 5.5 ve üzeri büyüklükte deprem üretme potansiyeline sahip yaklaşık 500 diri fayın bulunduğunu söyledi.

    Yakın zamanda yapılan çalışmalara göre, 24 ilin kent merkezinden diri fay geçtiğini aktaran Aykan, bu illeri Balıkesir, Bursa, Kocaeli, Bolu, Sakarya, Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli, Burdur, Kütahya, Eskişehir, Konya, Aksaray, Tokat, Kayseri, Osmaniye, Hatay, Kahramanmaraş, Erzurum, Erzincan, Hakkari ve Bingöl olarak sıraladı.

    “TÜRKİYE’DE GERİLİM BİRİKMİŞ KIRILMA ZAMANI GELEN 20 FAY BULUNUYOR”

    Aykan, “24 kentimiz, 110’u aşkın ilçemiz doğrudan fay hatları üzerindedir; Bu fayların kırılması durumunda ilk önce fay zonu üzerindeki yapılar zarar görecektir. Bu faylardan özellikle kırılma zamanı gelmiş olanların yani sismik boşluk olarak tanımladığımız, yerleşim yerlerinden geçenler büyük risk oluşturmaktadır. Türkiye’de yaklaşık 20 yerde sismik boşluk olarak tanımladığımız fay var; yani kırılma zamanı gelmiş, yeterli derecede gerilim birikmiş, her an kırılabilecek fay parçaları. Bilimsel çalışmaların, özellikle Kuzey Anadolu Fayı başı olan Bingöl ve Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara Denizi içerisinden geçen kısmı, Hakkari-Yüksekova, İzmir, Antakya, Adıyaman, Erzurum, Ağrı, Aydın, Denizli, Muğla taraflarındaki fayların sismik boşluk olarak değerlendirildiğini, yakın gelecekte deprem üretme ihtimali olan faylar sınıfında olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde Balıkesir il merkezinden geçen 7.2 büyüklükte deprem üretme potansiyeline sahip Balıkesir-Gökçeyazı Segmenti 2 bin yıldır kırılmayan bir parçadır; Özellikle buraların tehlikesine dikkat çekmemiz gerekiyor. Türkiye’nin birçok yerinde deprem üretme zamanını doldurmuş ve yeterli gerilimi biriktirmiş faylar var. Yapılan çalışmalara göre, sismik boşluk olarak değerlendirilen bu faylar, yakın bir gelecekte tekrar deprem olacağını gösteriyor; Fakat depremin tam zamanını bilemiyoruz. Kahramanmaraş’ta 6 Şubat’ta 7.7 ve 7.6 büyüklüğünde deprem oldu. Ülkemiz bu deprem ile bir felaket yaşadı. Bu deprem öncesinde Kahramanmaraş’ta büyük bir deprem olabileceğini, buranın bir sismik boşluk olarak değerlendirildiğini ve buralara dikkat edilmesi gerektiğini defalarca ifade etmiştik” dedi.

    “MARMARA DENİZİ’NDE 7.6 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM OLABİLİR”

    Marmara Denizi içinden geçen Kuzey Anadolu Fayı’nın Kuzey koldaki deprem dağılımlarına bakıldığında, en son depremlerin 1509 ve 1766 yılında gerçekleştiğini, 200-250 yıllık tekrarlama periyotları olduğu düşünüldüğünde bu alanın bir sismik boşluk olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Jeoloji Mühendisi Aysun Aykan, “Burada olacak büyük bir depremden Marmara Denizi’ne kıyısı olan tüm iller ağır bir şekilde etkilenecek. Özellikle 1766 yılında olmuş olan deprem, Avusturya’dan, İtalya’ya kadar geniş bir coğrafyada hissedilmiş olup Tüm Marmara Bölgesi’nde tahribata yol açmıştır. Düşünün ki böyle bir depremin tekrarı tüm Marmara Bölgesi’nde çok fazla yıkıma sebep olacaktır. Ulusal ve Uluslararası yapılmış çalışmalara göre; 1999 depreminden sonra 30 yıl içerisinde yüzde 65 ihtimalle 7’den büyük maksimum 7.6 büyüklükte bir depremin Marmara Denizi’nde olacağı yönündeydi. Bu süreden 25 yıl geçti. Hiçbir zaman bu deprem 60 yıl beklemeyecek; Bu süre yaklaşıyor. Ülkemizde istatistiki olarak her 7 yılda bir büyük deprem oluyor. Zaten her 50 yılda bir Marmara çevresinde 7’den büyük bir deprem gerçekleşiyor; dolayısıyla şu an bile olsa şaşırmayız” diye konuştu.

    “BURSA’DAKİ FAY 624 YILDIR SUSKUN”

    Aykan sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bursa’da geçmiş kayıtlara göre, en son hasar yapıcı deprem 1855 tarihlerinde meydana gelmiş olan ve halk arasında ‘Küçük Kıyamet’ olarak adlandırılan depremde çok büyük yıkımlar meydana gelmiş; 150 caminin neredeyse bütün minareleri yıkılmış, Ulucami’nin 2 kubbesi yıkılmış, tarihi yapılar, resmi kurumlar yıkılmış, şehirde yangınlar çıkmış, can ve ekonomik kayıplar yaşanmış. Ankara Üniversitesi, Kocaeli Üniversitesi ve Eskişehir Teknik Üniversitesi, tarafından yapılan ortak bir çalışma sonucunda; Bursa’da yeni bir fay keşfedilmiş. Bursa’da şehir merkezinden geçen Kayapa – Yenişehir Fayı, şuan ki diri fay haritasında gösterilmemiştir. Bu çalışmalara göre;1855 yılında meydana gelen depremlerin kaynağının Kayapa-Yenişehir Fayı’nın (KYF) batı bölümünde olduğu ve de 1400 yılında meydana gelen depremin, KYF’nin Yenişehir bölümünde, gerçekleştiği düşünülüyor. 1400 yılında olan depremin üzerinden 624 yıl gibi uzun bir zaman geçmiş. Burada olacak bir depremin 7’nin üzerinde olma potansiyeli olduğu belirtiliyor.”

    “BURSA’NIN İÇİNDEN GEÇEN ÇOK SAYIDA FAY HATTI VAR”

    Bir fayın, deprem tekrarlama periyotlarını, kaç büyüklükte deprem ürettiğini kısaca fayın geçmişteki davranışlarını inceleyen ve gelecekteki deprem tehlikesini belirleyen Paleosismolojik çalışmaların Bursa’da yapılmadığına dikkat çeken Aykan, Bursa’da çok fazla fay hattı var. Fay hattı üz erinde bina olmaması gerekiyor. Kaç binanın fay hattı üzerinde olduğunun çalışılması lazım. Bursa’da 17 İlçesinin, neredeyse her ilçe sınırlarından geçen fay hattı var. Tüm afet risklerinin haritalarda belirtildiği mikro bölgeleme çalışmalarının mutlaka yapılması gerekiyor. Bursa’da henüz böyle bir çalışma yapılmıyor” dedi.
    Balıkesir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Soykan da Karacabey ve yakın çevresinin depremselliğine dikkat çekerek Karacabey ve yakın çevresinde meydana gelen depremler hakkında ayrıntılı bilgi verdi.
    Karacabey’in jeolojik ve jeomorfolojik özelliklerinin büyük bir deprem sırasında göstereceği davranış biçimleri üzerinde duran Prof. Dr. Abdullah Soykan, “6 Şubat 2023 tarihinde ülkemizin yaşadığı büyük felaketten aldığımız dersi ivedilikle hayata geçirmemiz gerekiyor. Başta İstanbul ve Marmara Denizi’nde meydana gelme ihtimali yüksek olan büyük bir deprem öncesi alınması gereken tüm tedbirleri bir an önce almamız gerekiyor” dedi.

    Kaynak:Cumhuriyet.com.tr