Etiket: kadınlar

  • İranlı müzisyen Mehdi Yarrahi’ye kırbaç cezası

    İranlı müzisyen Mehdi Yarrahi’ye kırbaç cezası

    Ülkesinin kadınlara yönelik katı kıyafet kurallarını eleştiren, protest şarkılarıyla tanınan İranlı müzisyen Mehdi Yarrahi’ye 74 kırbaç cezası verildi.

    İranlı ünlü şarkıcı 74 kez kırbaçlandı

    İran‘da kadın haklarını savunan protest şarkılarıyla tanınan ünlü müzisyen Mehdi Yarrahi, şiddetle eleştirdiği kıyafet kurallarına karşı yaptığı çalışmalar nedeniyle 74 kırbaç cezasına çarptırıldı.

    Yarrahi’nin avukatı Zahra Minuei, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, cezanın Tahran’daki Ahlaki Güvenlik Savcılığı’nda infaz edildiğini ve Yarrahi’ye açılan davanın tamamlandığını duyurdu.

    Avukatına göre, İranlı yetkililer, sanatçının kefaletle serbest bırakılmasının ancak kırbaç cezasının infaz edilmesine bağlı olduğunu belirtti.

    Yarrahi ise bu durumu kabul ettiğini ve “Özgürlüğün bedelini ödemeye razı olmayan, ona layık değildir” diyerek tepki gösterdi.

    2023 YILINDA TUTUKLANDI

    Yarrahi, Eylül 2023’te yayımladığı “Your Headscarf (Roo Sarito)” adlı şarkısı nedeniyle, “İslam toplumunun ahlak ve geleneklerine aykırı yasa dışı bir şarkı yayınlamak” suçlamasıyla mahkemeye çıkarılmıştı.

    Şarkı, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin İran’da başörtüsü yasasına uymadığı gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesiyle başlayan ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ hareketinin yıldönümünde paylaşılmıştı.

    Şarkının nakarat kısmı şu şekilde:

    “Eşarbını çıkar, güneş batıyor / Eşarbını çıkar, hoş parfümün havayı dolduruyor / Eşarbını çıkar, bırak saçların aksın / Korkma, aşkım! Gül, gözyaşlarını protesto et.”

    Yarrahi, Ağustos 2023’te tutuklanmış, mahkeme tarafından 2 yıl 8 ay hapis cezası ve 74 kırbaç cezasına çarptırılmıştı.

    Bir yılını hapiste geçirdikten sonra ayak bileği monitörüyle ev hapsine alınmıştı.

    TEPKİLER ÇIĞ GİBİ BÜYÜDÜ

    Yarrahi’ye verilen kırbaç cezası ve sanata yönelik baskılar, insan hakları savunucularının tepkisini çekti.

    İranlı Nobel Barış Ödülü sahibi Narges Mohammadi“Bu ceza, İranlı kadınlara verdiği desteğe bir misillemedir. Onun vücudundaki kırbaçlar, ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ hareketine atılmış birer darbedir” ifadelerini kullandı.

    Öte yandan, 2022’deki protestolara verdiği destek nedeniyle hapis yatan ünlü oyuncu Taraneh Alidoosti, Instagram hesabından Yarrahi’ye destek vererek, “Geri kalmışlık utanç verici, işkence utanç verici, insan karşıtı yasalar utanç verici!” sözleriyle rejimi eleştirdi.

    İran’da baskılar artarken, geçtiğimiz yıl başörtüsü kurallarına uymadığı gerekçesiyle 23 yaşındaki Roya Heshmati de 74 kırbaç cezasına çarptırılmıştı.

    Mayıs 2024’te ise ünlü yönetmen Mohammad Rasoulof, rejim karşıtı açıklamaları nedeniyle 8 yıl hapis, kırbaç ve mal varlığına el koyma cezası almıştı.

  • Milli tenisçi Zeynep Sönmez, Kariyer rekoru kırdı!

    Milli tenisçi Zeynep Sönmez, Kariyer rekoru kırdı!

    Zeynep Sönmez, Kadınlar Tenis Birliği’nin (WTA) haftalık güncellemesinde 11 basamak yükselerek 77. sıraya çıktı.

    Milli tenisçi Zeynep Sönmez, kadınlar dünya sıralamasında kariyerinin en iyi derecesi olan 77’nciliğe yükseldi.

    Zeynep, Kadınlar Tenis Birliği’nin (WTA) haftalık güncellenen klasmanında 11 basamak birden atladı.

    Geçen hafta WTA 500 düzeyindeki Merida Açık Turnuvası’nda çeyrek final oynayan 22 yaşındaki raket, böylece kariyer rekorunu kırdı.

    ZEYNEP SÖNMEZ KİMDİR?

    Zeynep Sönmez, 30 Nisan 2002 (22 yıl yaşında) doğumlu Türk profesyonel tenis oyuncusu. Sönmez, Kadınlar Tenis Birliği tarafından 15 Temmuz 2024’teki tek kadınlar sıralamasına göre 130.’lukla kariyerinin en yüksek sıralamasına erişmiştir. ITF Kadınlar Turunda dört tekler şampiyonluğu kazandı. Milli tenisçi Zeynep Sönmez, Merida Açık Kadınlar Tenis Turnuvası finalinde ABD’li Ann Li’yi 2-0 mağlup ederek şampiyon oldu. Zeynep Sönmez, 1 saat 10 dakika süren müsabakayı 6-2 ve 6-1’lik setlerle kazanarak ilk WTA şampiyonluğunu elde etti.

  • İşçi Emekçi Birliği’nden Kartal’da mitingi

    İşçi Emekçi Birliği’nden Kartal’da mitingi

    İşçi Emekçi Birliği, “Düşük ücretlere, hayat pahalılığına, vergi soygununa, savaş politikalarına karşı topyekûn direniş” sloganıyla İstanbul’daki Kartal Meydanı’nda miting düzenledi. Mitingde, “Bizim yaşamamız için bu düzenin baştan aşağı yıkılıp bu sefer biz işçiler, kadınlar, halklar, öğrenciler tarafından yeniden kurulması gereklidir” denildi.

    İstanbul Kartal Meydanı’nda İşçi Emekçi Birliği bugün miting düzenledi. “Düşük ücretlere, hayat pahalılığına, vergi soygununa, savaş politikalarına karşı topyekûn direniş” sloganıyla yapılan miting, katılımcı siyasi partilerin, sendikaların ve sivil toplum kuruluşlarının kortej yürüyüşüyle başladı.

    “Kahrolsun emperyalizm, siyonizm, gericilik. Direnen Filistin kazanacak. Yaşasın halkların kardeşliği”, “İşçi ve emekçilerin sorunlarını işçi sınıfı iktidarı çözer” ve “Yoksulluğa, işsizliğe, faşizme karşı genel grev, genel direniş” yazılı pankartların taşındığı mitingde ortak açıklamayı Kutay Soybil okudu.

    “MAAŞLARIMIZDAN KESİLEN VERGİ YÜZDE 124 ARTTI”

    “Düşük ücretler ve hayat pahalılığı konusunu bugün bu alana gelen herkes her gün kat be kat yaşayarak biliyor” diyen Soybil, özetle şunları söyledi:

    “Dünyanın en fazla kâr eden 250 inşaat firmasının 43’ü ülkemizden ve bunların 20’si geçtiğimiz yıl tek bir kuruş vergi vermedi. Birçok işkolundan işçiler burada, kendi emeklerini sömürerek patronların nasıl zenginleştiğini görüyor. Peki biz işçiler, emekçiler? Bizim ücret ve maaşlarımızdan kesilen vergiler ise yüzde 124 arttı. Biz işte sermayenin bu soygun saldırısına karşı direnişi büyütelim diyoruz. İnsanca bir yaşam diyoruz. Hepimiz ay başında kiralarımızı zar zor ödedik. Barınma, eğitim, sağlık, doğal gaz, elektrik, ulaşım en temel insan haklarıdır bunlar. Biz bunların insani ihtiyaç kadarının ücretsiz olması için mücadeleyi büyütelim diyoruz. Bu gerçekleşemez bir hedef mi dediniz? Mesela Cengiz Holding’in 3. havaalanındaki işletmelerinin kiralarının borçları 2043’e ertelendi, o zaman da alınacak mı, meçhul. Yani ‘milletin anasını bellemekle’ ünlenen Cengiz kira vermese olabiliyor, işte biz bu düzene karşı hakkımız olanı almak için bir araya gelelim diyoruz.

    “ÇÜRÜMÜŞLÜĞE SES ÇIKARTMAMIZI İSTİYORLAR”

    Savaş politikalarından işçi-emekçilere ölüm ve sömürü dışında bir şey çıkmaz diyoruz. Daha geçtiğimiz hafta kredi kartı limiti 100 bin üstü olan herkesten 750 lira savunma sanayiine haraç kesmeyi tartıştılar. Bize bugün reva görülen baştan aşağıya çürümüş bir sistemde hayatta kalmaya çalışmaktır. Rant için, kar için, madenler için doğayı talan edenler, madenlere bizleri gömüp üzerimize toprak atanlar bizden bunu kabul etmemizi istemektedir. Kadınların sokaklarda kafaları kesilirken, kadınlar her gün ‘aile’ adı altında şiddete, tacize, tecavüze uğrarken bu çürümüşlüğe ses çıkartmamamızı istemektedirler. Bu sistem, yeni doğan bebekleri öldürüp üzerlerinden para kazanmayı insan aklına sokan bir pisliktir. Bu çürümenin içerisinde sessiz kalarak, sadece küfrederek, ağlayarak insan kalmak mümkün değildir. Bizim yaşamamız için bu düzenin baştan aşağı yıkılıp bu sefer biz işçiler, kadınlar, halklar, öğrenciler tarafından yeniden kurulması gereklidir.”

  • KADIN CİNAYETLERİ NASIL SON BULACAK?

    KADIN CİNAYETLERİ NASIL SON BULACAK?

    2024’ün ilk 6 ayında 205 kadın cinayeti işlendi, 117 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, kadınların en yakınındaki erkekler tarafından öldürüldüğünü söyledi.

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), 2024 yılının ilk altı ayına ait kadın cinayetleri bilançosunu paylaştı. Platformun verilerine göre, 2024 yılının ilk 6 ayında 117 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirirken 205 kadın ise öldürüldü.

    KCPP’nin Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdiği basın toplantıda, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim devletin kadın cinayetleriyle ilgili verileri tutmamasının eleştirildi.

    KADINLAR EN YAKININDAKİ ERKEKLER TARAFINDAN ÖLDÜRDÜ

    Ataselim, şunları söyledi: “2024 yılının ilk 6 ayı içerisinde öldürülen kadınların %42’sinin evli olduğu erkek tarafından öldürüldüğünü görüyoruz. Kadınların en yakınındaki erkekler tarafından öldürülüyor olması gerçeği, aile odaklı politikaların sonucudur. Kadınlar en çok ateşli silahlar ile öldürülüyorlar. Oran %59’a ulaşmış durumda. 2024’ün ilk 6 ayı içerisinde kadınlar yine en çok evlerinde öldürüldü. Aile denen dört duvar arasına hapsedilmiş kadınların yaşam hakları, en yakınlarındaki erkekler tarafından sonlandırılıyor. Kadına yönelen şiddet artmaya devam ediyor. Artık kadınların çocuklarıyla birlikte öldürüldüğü gerçeğiyle karşılaşıyoruz.”

    KADIN CİNAYETLERİ NASIL SON BULACAK?

    Ataselim, kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerini engelemenin yöntemlerini şu ifadelerle anlattı:

    “En önemlisi İstanbul Sözleşmesi idi. Ondan imzayı geri çektikleri için kadın cinayetleri artmaya başladı. Aile odaklı politikalar öne sürdüler, kadınların haklarını tartışmaya açtılar, kadın cinayetleri artmaya başladı. 6284 sayılı anahtar niteliğinde çok önemli bir kanunumuz var. 6284 etkin uygulanırsa kadınlar hayatta kalabilir, sığınaklara yerleştirilebilir, şiddet faillerine elektronik kelepçe takılabilir. Fakat bu 6 ay içerisinde karakolların “elektronik kelepçemiz yok” diyerek şiddet faillerini takip edemeyeceklerini söyledikleri durumlarla karşılaştık. Son zamanlarda zorlama hapis kararlarının keyfi olarak verilmediği, kamu personellerinin görevini yerine getirmediği durumlarla karşılaşıyoruz.”

  • “Kadınları tümüyle saldırıya açık ve hukuki olarak güvencesiz hale getirmeyi planlıyorlar”

    “Kadınları tümüyle saldırıya açık ve hukuki olarak güvencesiz hale getirmeyi planlıyorlar”

    CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu, iktidarın hazırladığı 9’uncu Yargı Paketi’ni eleştirdi. Bankoğlu, “Soyadı düzenlemesi başta olmak üzere tazyik hapsine itiraz yolunun açılması ve genel affa yönelik çalışmaları kadınlar açısından oldukça tehlikeli bir durum yaratıyor. 6284’ün neredeyse tek yaptırım maddesine itiraz yolu açıp, kadınları tümüyle saldırıya açık ve hukuki olarak güvencesiz hale getirmeyi planlıyorlar” dedi.

    CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu,yaptığı yazılı açıklamada, iktidarın hazırladığı 9. Yargı Paketi taslağının kadınların kazanılmış haklarını elinden alan düzenlemeler içerdiğine dikkat çekti. Bankoğlu, taslakta yer alan düzenlemelerle kadın cinayetlerinin daha da artacağını ifade etti.

    Bankoğlu açıklamasında açıklamasında şunları kaydetti:

    “Bir süredir konuşulan 9. Yargı Paketi’nin taslağında tüm toplumu yakından ilgilendiren maddeler yer alıyor. Özellikle toplumsal muhalefet açısında çok tehlikeli maddeler olduğunu görüyoruz. Toplumsal muhalefeti tümüyle susturmak için ‘etki ajanlığı’ maddesi getiriliyor. AKP bu maddeyle her muhalif ve aykırı görüşü ajanlıkla itham edip cezalandırmayı ve herkesin birbiri aleyhinde sürekli şikayette bulunduğu bir muhbirlik borsası yaratmayı öngörüyor. Yargı paketinin kamuoyunda çok fazla tartışılmayan bir yönü de kadınlarının kazanılmış haklarına yönelik maddeleridir. Soyadı düzenlemesi başta olmak üzere tazyik hapsine itiraz yolunun açılması ve genel affa yönelik çalışmaları kadınlar açısından oldukça tehlikeli bir durum yaratıyor.

    “Kadın cinayetlerinin, cinsel şiddet ve istismarın bu cezasızlık rejiminden beslendiğini görüyoruz”

    AKP hükümeti uzun yıllardır kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırılar yapıyor. AKP’nin evrensel hukuku bir yana bırakıp kadın ve çocuklara karşı mücadeleden vazgeçtiğinin en somut sonucunu 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla yaşadık. Kadın erkek eşitliğini ‘fıtrata aykırı bir durum’ olarak değerlendiren zihniyet, kadın cinayetlerine, taciz ve istismarlara karşı cezasızlık rejimi kurmaya başladı. Son yıllarda kadın cinayetlerinin, cinsel şiddet ve istismar vakalarının bu cezasızlık rejiminden beslendiğini görüyoruz. Son yıllarda da aile kurumunun güçlendirilmesi gerekçesiyle yine kadın haklarını tırpanlamaya yönelik kararlar alınıyor. Aynı gerekçeyle bu kez 9. Yargı Paketi’ni getirip anayasaya ve evrensel hukuka açıkça aykırılık teşkil eden kararları yasalaştırmaya çalışıyorlar.

    “Düzenleme, her yıl sayısı binleri bulan kadın cinayetlerini daha da artıracak”

    Adalet Bakanı Tunç bu paketin ‘cezasızlık algısını ortadan kaldırmaya yönelik’ olduğunu söylüyor; ancak yasa taslağındaki özellikle 6284 sayılı yasadaki değişiklikle bu cezasızlık halinin daha da konsolide edildiğini görüyoruz. 6284 sayılı yasayı halihazırda fiilen uygulanamaz hale getirmeye çalıştılar. Şimdi de tedbir kararlarına uymayanlara verilen zorlama hapsine karşı itiraz yolu açılıyor. 6284’ün neredeyse tek caydırıcı maddesi fiilen kaldırılmak isteniyor. Tazyik hapsi kararına itiraz yolunu açmak demek, yasanın tümüyle içini boşaltmak, işlevsiz hale getirmek demektir. Şikayetçi oldukları halde, ellerinde koruma kararı olmasına rağmen her yıl onlarca kadın cinayeti yaşanıyor. Şimdi tazyik hapislerinin sürecini uzatacaklar. Kadın koruma kararı aldıracak, erkek karara uymayacak, kadına şiddete devam edecek, şikayet edilip tazyik hapsi istenince de itiraz edip süreci uzatacak. Halihazırda koruma kararına rağmen öldürülen kadınların olduğu ülkemizde kadınlar bir de gelmeyen duruşma günlerini ve aylarca yargılamanın sürmesini bekleyecek. Bu her yıl sayısı binleri bulan kadın cinayetlerini daha da artıracak oldukça tehlikeli bir düzenleme. 6284’ün neredeyse tek yaptırım maddesine itiraz yolu açıp kadınları tümüyle saldırıya açık ve hukuki olarak güvencesiz hale getirmeyi planlıyorlar.

    “Ataerkil aile modelini güçlendiren bir madde getiriliyor”

    Paketin en çok dikkat çeken hususu soyadına yönelik değişiklik içeren maddesi. Ocak ayında Anayasa Mahkemesi’nin evli kadının kocasının soyadını taşıma zorunluluğunu iptal eden kararı yok sayılarak ataerkil aile modelini güçlendiren bir madde getiriliyor. Pakete göre kadınlar evlendikten sonra bekarlık soyadlarını tek başına kullanamayacak. Bu düzenleme alt metinde ailenin yani soyun devamlılığının erkek üzerinden yürümesi gerektiğini içeren bir düzenlemedir. Çocukların geleceği, soy bağının devamlılığı, aile birliğinin sağlanması gibi gerekçeler sunuyorlar. Çocukları bu kadar düşünenler, laik eğitimi yok sayıp çocukları ÇEDES karanlığına terk ediyor. Ne idüğü belirsiz tarikatların yurtlarında istismara maruz bırakıyor. MESEM’lerde çocuk işçiliği ve iş cinayetini meşrulaştırıyor. Bu düzenleme erkeği ‘ailenin reisi’ olarak öngörenin maddeyi akıllara getiriyor. Medeni Hukuk’tan 2002’de kaldırılan bu düzenlemeye karşı AKP bir tür rövanş alma gayesinde.”

  • Fikri Sağlar : Yoksulluk kalıcı hale geldi, Artık açlık var.

    Fikri Sağlar : Yoksulluk kalıcı hale geldi, Artık açlık var.

    Türkiye’de siyaset o kadar kirlendi ki, artık yurttaşlar, yolsuzluk, hırsızlık, usulsüzlükleri kanıksar hale geldi. Hatta devletin soyulması, vergilerinin işbirlikçilere gitmesine bile kimse ses çıkarmıyor. Çarşı pazar yanıyor. Her gün açıklanan zamlarla yaşam daha da pahalılaştı.

    Yoksulluk kalıcı hale geldi. Artık açlık var.

    Çiftçi üretemiyor. Zaten İktidar, bilinçli olarak üretmesini de istemiyor. Düşünün, yerli tohum kullanmak yasakladı. Yani, kendi köylümüzü değil, emperyalist ülkelerin çiftçisini kazandırmayı önceliyorlar. Son 21 yılda, 3 Trakya büyüklüğünde tarım alanı yok edildi. Sudan başta olmak üzere, 129 ülkeden 159 çeşit tarım ürünü alıyoruz kimse aldırış etmiyor.

    Hele emeklilerin hali perişan. Aç dolaşıyorlar! 13 milyon emeklinin sesi duyulmuyor.  Birkaç cılız gösteri ve yorulmuş birkaç ses, sorunlarını duyurmaya yetmiyor. İktidar ise “Güneydoğu’da çıkan petrol, 100 bin varile ulaşınca emeklinin maaş sorunun çözeceğiz” diyerek adeta  onlarla dalga geçiyor.

    Daha bir yıl önce, 11 ilde deprem felaketi yaşandı. Resmi kaynaklara göre 50 bin 96 yurttaşımızın öldüğü, 107 bin 204 yaralımızın olduğu ve 520 bin bağımsız birimin yıkılmış ya da ağır hasarlı olarak tespit edildiği açıklandı. Aradan bir sene geçti. Bu arada Cumhurbaşkanlığı seçimi de oldu. Bol bol Vaatler verildi.

    Sonra?

    Siyasiler timsah gözyaşları(!) dökerken, devleti yönetenler bu felaketi unuttu…

    Depremzedeler hala çadırlarda yaşam savaşı vermeye devam ediyor, yani felaketler katlanarak sürüyor.

    ∗∗∗

    Bilinmeli ki 21 yıldır tüm bu yokluk ve felaketler karşısında vicdanı sızlamayan AKP iktidarı, “Siyaset ve siyasetçisinin gerçek yüzünü” gösterdi. Çağdaş bir ülke istemeyen, Atatürk’e hınç duyan, kendi gibi olmayana nefret ve kin kusan bu siyasetçi, artık kendini saklamıyor. Kalitesi düşük, bağımlı ve cahil olan bu siyasetçi profili, ülkede “Cahiliye dönemini” yaşatarak soygun düzenin olabildiğince devam etmesini istiyor. Yurttaşların inancını sömürerek kendi hırsızlıklarının üzerini örtmeye çalışıyor.

    Laik düzen, bu meczup anlayışın önündeki tek engeldir! Laik düzende düşünce ve ifade özgürlüğü, bağımsız yargı, iktidarları sorgulama hakkı vardır. Yani demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış vardır. Anlaşılan o ki onlar,

    Fikri Sağlar’ın yazısının devamı

  • SİYASETİN MEVZİLENMESİ

    SİYASETİN MEVZİLENMESİ

    Ekonomik kriz, gericilik, geleceksizlik… İktidar sorunlara çözüm bulamıyor, muhalefet ise dağınık. Sorunlarla baş başa kalan halk bulduğu her fırsatta rejime karşı mevzilenirken yükseltilen her itiraz muhalefete yol gösteriyor.

    Ülke yine bir seçim arifesinde. Seçimlerden seçime savrulan halkın önüne kurulmaya hazırlanan sandıklar, önümüzdeki 5 yılın yerel yönetimlerini belirleyecek.

    Siyaset sahnesi seçimlere kitlenirken halkın esas gündemi ise 31 Mart sonrası muhalefete uyarı niteliğinde.

    22 yılın ardından AKP iktidarının ülkeyi sürüklediği tablonun özeti, gelecekleri çalınan milyonlarca genç, yaşam hakları saldırıya uğrayan kadınlar, hakları gasp edilen ve düşük ücretlerle sömürülen işçiler, açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşama mahkûm edilen emekliler ve iktidarın baskıcı politikalarına uğrayan milyonlar.

    Sokak eylemlerinden okullardaki protestolara, işçi direnişlerinden kadınların isyanına, emeklilerin itirazlarına kadar hemen hemen her şeyin çıkış noktası da ülkede oluşturulan mevcut tablo.

    AKP iktidarının eliyle yaratılan ekonomik krizin, ülkenin dört bir köşesine yayılan gericiliğin, tek adam rejiminin tahribatının karşısında, alan bulunan ilk anda halkın içerisindeki biriken öfke de mevcut rejime itiraz da açığa çıkıyor.

    HALKIN TERCİHLERİ REJİME KARŞI

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın rejime yama yapa yapa geldiği bugünlerde her şeye rağmen toplumun yarısından fazlası var olan rejime rıza göstermiş değil. Gittikçe güç kaybeden Erdoğan, çeşitli pazarlıklar ve kirli hamlelerle iktidarda kalmayı başarsa da seçmendeki erimeyi bir türlü önleyemiyor.

    Ancak en kritik eşiklerde hata üzerine hata yapan muhalefet de iktidara tampon yapmaktan vazgeçmiyor. Öyle ki seçeneksiz bırakılan halkın çaresi, rejim dışında güçlü gördüğü kim varsa ona sarılmak oluyor.

    Mayıs seçimlerinden yenik çıkan muhalefet, toplumda ciddi bir umutsuzluk dalgası yarattı. Buna rağmen yayımlanan anket sonuçları da gösteriyor ki iktidara karşı bir alternatif görmesi halinde yurttaşlar rejim karşısında muhalefetin saflarında yer tutmaya devam ediyor. Bu kimi zaman AKP’ye rakip gördüğü İYİ Parti olurken kimi zaman Yeniden Refah gibi partiler devreye giriyor. AKP’nin kesin kazanamayacağı gözüyle bakılan yerlerde CHP’den uzaklaşan seçmen muhalefeti cezalandırırken, yarışın kritik olduğu yerlerde de rejim karşıtlığı üzerinden CHP’den de kopamıyor. Hatta ilçeden büyükşehirlere doğru değişen tercihlerde de görülüyor ki yarış kritikse rejim karşısında güçlü kimse o alternatif etrafında bir birikim yaşanıyor.

    İktidarını 2028’e kadar sürdürmeyi garantileyen Erdoğan için bu tablo şaşırtıcı olsa da halkın büyük bir çoğunluğu mevziiyi rejim karşısına kuruyor. Toplumu örgütlemekten uzak muhalefete ise yine halkın kendisi yol gösteriyor. Erdoğan’ı belki de en çok rahatlatan da bu oluyor; halka alternatif sunulamaması.

    DİRENİŞLERİN YOL GÖSTERİCİLİĞİ

    Halkın alternatifsizliği arasında rejime karşı kullanılacak her alan irili ufaklı direniş potansiyellerini açığa çıkartıyor.

    8 Mart’ta sokağa çıkan kadınlar günün sembolikliğinin ötesinde rejime karşı bir mücadele hattı ortaya koyuyor. Erdoğan için yıllarca büyük bir oy potansiyeli olan emekliler, iktidarın ülke sorunları karşısında çözümsüz kalmasına, bu kez daha yüksek bir ses çıkartıyor. ‘20 yıl verdim artık yeter’ sözleri neredeyse ülkenin her yerinden duyulmaya başlanırken, önceki gün 40 ilde sokağa çıkan emekliler, Erdoğan’ın en iyi anladığı dilden yanıt veriyor, 31 Mart’ı gösteriyor. Üniversitelerde atanan kayyumlara, baskı politikalarına boyun eğmeyen gençler de, hakları için Ankara’ya yürüyen işçiler de, gericiliğe karşı okulları, mahalleri, yaşam alanlarını savunanlar da rejime karşı mücadelede yol gösteriyor.

    ∗∗∗

    SİYASETİN MEVZİLENMESİ

    Tanju TOSUN – Siyaset Bilimci

    Türkiye’deki seçmen zihninde siyasal değerler anlamında toplumsal ve kültürel bölünmeler itibarıyla neredeyse yüzde ellilik bir ayrışma var. Türkiye’yi diğer otoriter rejimlerden ayıran unsur da bu. Bir diğer unsur ise kutuplaşma. İktidar karşısında birleşmiş yüzde ellilik bir halk kesimi var. Çeşitli toplum kesimlerinin yükselen taleplerine istinaden çıkan sesler, muhalefetin kendisini diri tutmasını sağlıyor. Muhalefete bir ses verme olarak okunabilir bu eylemler. Ancak muhalefet bu sesi ne kadar duyuyor, ne ölçüde yurttaşı siyasallaştıracak bir yol izliyor bunun yeteri ölçüde yapılmadığı kanaatindeyim.

    Daha ideolojik partiler organik ve temsiliyet ilişkilerini daha kolay kurdular. Ana akım partiler açısında bakınca, temsiliyet ilişkinin güç kurulduğunu görüyoruz. Emekliler, kadınlar bunların arasında homojen bir bağ yok. Geçmiş yıllarda AKP tabanı içerisinde kadınlar, çok önemli bir sosyolojik dinamikti. Orada da kırılma görüyoruz, bunun temel nedeni ekonomik kriz. Bu siyasal mevzilenmenin nerede olacağı da bir soru işareti. Seçmenler kendilerini geleneksel değil de yeni partilerle tanımlamaya başladılar. 2002’den sonra siyasal yeniden mevzilenmeye tanık olmadık, o anlamda bu seçim kritik bir seçim olabilir sonuçlar anlamında.

    ∗∗∗

    REJİM KRİZDE

    Cangül ÖRNEK – Siyaset Bilimci

    AKP karşıtlığın eriyeceğini düşünemeyiz. Böyle bir kriz ortamında bu karşıtlığın zayıflaması beklenemez. Seçim sonrasında da bu devam edecektir çünkü yeni başlıklar açılacaktır. Örneğin erken seçim olasılığı, yeni anayasa değişikliği konuşuluyor, farklı kesimlerden Kürt meselesi ile ilgili sesler yükseliyor. Dolayısıyla Türkiye’deki problemler büyük ve AKP’de rejim ile toplumu değiştirme gayesinden vazgeçmediği için, muhalefete rağmen toplumun depolitizasyonuna müsaade etmiyor. Muhalefet aslında şu an toplumun daha çaresiz ve yılgın hissetmesinin en büyük nedeni gibi görünüyor. Yalnızca CHP ile sınırlı değil, soldaki görüntü de parlak değil.

    Türkiye ekonomik kriz nedeniyle sarsıntıya çok açık. Hak mücadelesi dışında bir çözüm olanağı kalmamış durumda, alt sınıfı ezen politikalar uygulayacaklar ve bunun büyük tepki uyandırmaması beklenemez. Büyük kentlerde, büyük eylemler olursa bu tablo değişir diye düşünüyorum. Bu anlamda toplum yılgınlık sinyali de veriyor, ama seçim mekanizmasına güvensizlikten kaynaklı. Seçimle değişim beklentisi çok az. Sandığa ve seçime karşı yılgınlık var. İnsanların umudunu yitirmesi, başka türlü bir hareketlenmeye yol açabilir, çünkü kriz daha da derinleşecek.

    Kaynak: Birgun.net

  • Emre Kongar :“Voleybol bu ülkeye tarihinde ilkleri yaşatıyor.

    Emre Kongar :“Voleybol bu ülkeye tarihinde ilkleri yaşatıyor.

    Ne yazık ki bu iktidar bütün ortak değerlerimizi yok etti: Artık ne yurtseverlikte, ne özgürlükte, ne demokraside, ne adalette, ne milli bayramlarımızda, ne dini bayramlarımızda, ne de milli başarılarımızda duygudaşlık kaldı!

    Örneğin, Kadın Milli Voleybol takımımızın Avrupa Şampiyonluğu gibi gerçekten “Milli Gururumuz” olan, Türkiye’nin çağdaşlığını, kadın özgürlüğünü ve spordaki başarısını simgeleyen bir zaferi bile hazmedemeyen, karalamaya çalışanlar var.

    ***

    Önce olayı anımsayalım: Brüksel’deki maçta Kadın Milli Voleybol takımımız, finalde son Dünya Şampiyonu Sırbistan’ı 3-2 yenerek Avrupa Şampiyonu oldu.

    Bu şampiyonluğun anlamını, yarı final maçını Cumhuriyet Gazetesi’nde anlatan gazetemizin Avrupa’daki gözü kulağı, başarılı mizah yazarımız Erdinç Utku, Pazar günkü yazısında şöyle belirtiyordu:

    “Laf döndü dolaştı ve ‘Türkiye’de kadınların voleybol oynamasının ve başarılı olmasının aslında normal bir voleybol maçı ya da şampiyonasından çok daha fazlasını’ ifade ettiğine geldi.

    Kadın takımımız çağdaşlığın ve Cumhuriyetin sembolüydü ve bu nedenle de Türkler için bu maç bir voleybol maçından çok daha fazlasıydı! Başımızdaki gerici ve baskıcı rejime bir tepkiydi.”

    ***

    Yorumlara “Gurur Duyanlar” ile başlayalım.

    Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ:

    “Voleybol bu ülkeye tarihinde ilkleri yaşatıyor.

    Emre Kongar’ın yazısının devamı

  • “KADINLARIMIZI ORTAÇAĞ’IN KÖR KARANLIKLARINA GÖTÜRÜP HAPSETMELERİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    “KADINLARIMIZI ORTAÇAĞ’IN KÖR KARANLIKLARINA GÖTÜRÜP HAPSETMELERİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Halkın Kurtuluş Partisi üyesi kadınlar, Ankara Kızılay’da yaptıkları açıklamayla toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın karşıtı söylemleri nedeniyle Yeniden Refah Partisi ve HÜDA-PAR’ı protesto etti. Kadınlar adına açıklama yapan HKP Ankara İl Yöneticisi Reycan Çakır, şunları söyledi:

    “‘Tarih, Türk inkılâbını anlatırken, bunun bir kurtuluş olduğunu en başta söyleyecektir. Bu kurtuluşun çeşitli aşamaları içinde de özellikle kadınların kurtulmasını anacaktır’ demişti antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın Önderi ve laik cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal. Laik cumhuriyet düşmanı AKP’giller; Orta Çağcı Yeniden Refah ve HÜDAPAR ile birlikte 2023 seçim çalışmasını tam da bu nedenle kanlı ellerine ve ağulu dillerine kadını dolayarak, kadın düşmanlığı üzerine kurdu! Kendisi gibi aynı soydan gelme, aynı toptan kesme, laik cumhuriyet ve kadın düşmanı Orta Çağcı gerici bu güruhu yanına yedekledi ve FETÖ ile yaptığı ‘15 Temmuz Ganimet Paylaşım Savaşı’ sonrası özünü boşaltıp kuru bir kabuk haline getirdiği Meclis’e taşıdı.

    “KADINLARIMIZIN BUGÜN SAHİP OLDUĞU HAKLARIN YASALAŞTIRDIĞI DEVRİMCİ MECLİS’LE İLGİSİ KALMAMIŞTIR”

    Ne acıdır ki ABD ve AB emperyalizminin iktidar ve muhalefet Truva atlarıyla işgal ettiği bu Meclis’in; antiemperyalist Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızın komuta merkezi olan, laik cumhuriyetimizin ilan edildiği, kız çocuklarımızın ve kadınlarımızın bugün sahip olduğu hakların yasalaştırıldığı devrimci, ilerici Meclis’le uzaktan yakından bir ilgisi kalmamıştır. Y-CHP’nin Sorosçu Kemal Kılıçdaroğlu eliyle milletvekili seçtirdiği Saadetliler, Gelecekliler ve Devalılar ile birlikte Meclis’in üçte ikisi azılı Orta Çağcılardan derleşik duruma gelmiştir. Artık ülkemizde, Genel Başkan’ımız Nurullah Efe Ankut’un net bir şekilde ortaya koyduğu gibi ‘ikili devlet’ bulunmaktadır. Kırıntıları kalan ve yıkılmaya yüz tutan laik cumhuriyet ve AKP’giller’in Orta Çağcı faşist din devleti. Orta Çağ’ın din derebeyliklerinde, antika köleci ve feodal toplumlarda kadın; bırakalım erkekle eşit sayılmayı, insan yerine konulmaz. Bu toplumlarda kadınlar erkeğe ait, alınır-satılır bir mal olarak görülür. Erkekleri baştan çıkaran, fitne kaynağı, uğursuz, aklı kıt varlıklardır. Toplumsal hayattan silinmişlerdir. Karanlık bir silüetten ibarettirler. Erkeğin mutfak ile yatak odası arasına hapsettiği ev kölesidirler. Toplum yaşamında çocuk doğurmaktan ve analıktan başka kayda değer rolleri yoktur. Kızlar, çocuk yaşta evlendirilirler. Erkekle eşit sayılmayan, çocuk yaşta erkeğin dört eşinden ya da sayısız cariyesinden biri yapılan kadınların eğitim alma ve çalışma hakkı zaten olamaz. Her türlü şiddete uğrarlar, acımasızca katledilirler. Orta Çağcı din gericiliğinin kadına bakışı ve konumlandırışı tam olarak budur.

    “KADIN CİNAYETLERİNİN YÜZDE BİN 400’DEN FAZLA ARTMASININ NEDENİ KADINI KÖLELEŞTİREN PSİKOLOJİDİR”

    İşte 21 yıldır ABD emperyalistleri tarafından iktidarda tutulan AKP’giller de tarihin en eski, en asalak sömürücü sınıfı olan tefeci-bezirgân sermaye sınıfının siyasi plandaki temsilcisidir. Kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin, 21 yıllık AKP’giller iktidarı süresince yüzde bin 400’den fazla artmasının nedeni, Orta Çağcı gericiliğin yarattığı, kadını köleleştiren toplumsal tutum ve psikolojidir. AKP’giller’in reisi, kadınlara kısıtlı da olsa koruma sağlayan İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı kararnamesiyle hukuksuz bir şekilde bu nedenle çekilmiştir. Laik cumhuriyet düşmanı bu ittifaka katılmak için ön şart olarak koşmuştur bu yasanın da kaldırılmasını. Hizbullahçı HÜDA PAR’ın 2023 seçim vizyon belgesinde, parti programında yer alan; AKP listelerinden milletvekili seçilen erkek temsilcilerine ve sözde kadın haklarını savunan çarşaflı, peçeli kadın yöneticilerine de yaptırttıkları açıklamalarında:

    – 6284’ü ‘yeniden düzenleme’ yalanıyla, kadının beyanını esas alan ve kadınları bir nebze de olsa koruyan; ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’u tamamen kaldırmak,

    – Kadınların nafaka hakkını ellerinden almak,
    – Karma eğitimi zorunlu olmaktan çıkarmak, hatta kız çocuklarının eğitim alma hakkını ortadan kaldırmak,

    – Kadınların fiziksel olarak yetersiz oldukları bahanesiyle, çalışmalarını engellemek ve çalışması uygun bulunan az sayıda kadın için de çalışma hayatını haremlik selamlık hale getirmek,

    – Yalnız yaşayan kadınların sahiplenilmesi yani kadınları cariyeleştirmek,

    – ’18 yaşını doldurmadan evlendiği için kocası cezaevine atılan binlerce kadının ve babasız kalan çocukların mağduriyetleri giderilmeli’ diyerek, kız çocuklarının evlendirilmesini yasal hale getirmek,

    – Çocuğa yönelik cinsel istismarın evlilik ile affını sağlamak gibi hain emellerini açıkça dile getirmektedirler.

    “KADINLARIMIZI ORTA ÇAĞ’IN KÖR KARANLIKLARINA GÖTÜRÜP HAPSETMELERİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    AKP milletvekili olarak Meclis’e taşınan HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, tam olarak bu nedenle, ‘Kaç yaşında çocuk, neye göre çocuk, kime göre çocuk? Şimdi bazıları 20 yaşındadır ama hâlâ çocuktur, bazısı 15 yaşındadır ama olgundur. Ben hukuk fakültesindeyken de kendisine tecavüz eden kişi ile evlendirilmesi halinde erkeğe ceza verilmezdi. Veya evlilik birliğinin reisi erkekti, kadın çalışmak için kocanın iznini almak zorundaydı’ açıklamasını yapar. Meclis’e adım atar atmaz, bulundukları katta kadın çalışan istemediklerini söylerler. Yani 21 yıldır halkımıza kan ağlatan, laik cumhuriyetin bütün kazanımlarını bir bir çökertip ortadan kaldıran ve dünyanın en büyük mafyatik, çıkar amaçlı, Amerikan yapımı suç örgütü olan Orta Çağcı gerici AKP’giller’in de, kuyruğuna takıp Meclis’e sürüklediği Molla Necmettin’in oğlu Fatih Hafız’ın Yeniden Refah’ının da; insanlık düşmanı, domuz bağcı canavar katil sürüsü Hizbullah’ın siyâsi temsilcisi HÜDA PAR’ın da ruhiyatı ve zihniyeti aynıdır. Amaçları birdir. AKP’giller’in 21 yıldır kerte kerte aşındırdıkları laik cumhuriyeti tamamen ortadan kaldırmak ve yerine; zaten büyük ölçüde inşa ettikleri kadın düşmanı Orta Çağcı faşist din devletini daha da güçlendirmektir. Ama bu hainler, bu seçimde de kazandık, hedefimize yaklaştık diye erken bayram etmesinler. Bizler bu ülkenin ikinci Kurtuluş Savaşçısı Kurtuluş Partili kadınlar olarak kadınlarımızı bundan 1400 yıl geriye, Orta Çağ’ın kör karanlıklarına götürüp hapsetmelerine izin vermeyeceğiz. ABD-AB emperyalizmine, satılmış yerli para babalarına, Orta Çağcı gericiliğe, Meclis’te çevrimiçi oyun oynayan Amerikancı iktidara ve Amerikancı muhalefete karşı, gerçek laikliğin hayatın her alanında egemen olacağı, demokratik halk iktidarını mutlaka zafere ulaştıracağız. Kadınlarımızın sözde değil, gerçek eşitliğine ve özgürlüğüne giden yolu mutlaka açacağız. Şeriat Orta Çağ’dır. Laiklik kadının özgürlüğüdür. Yeni Sevr’e karşı yaşasın ikinci Kurtuluş Savaşı’mız.”