Etiket: Hukuk

  • TBMM’yi bypass eden, yargıyı yürütmeye bağlayan kimdi?

    TBMM’yi bypass eden, yargıyı yürütmeye bağlayan kimdi?

    CHP Sözcüsü Deniz Yücel, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un hakimlerin bağımsızlığının düzenlendiği Anayasa’nın 138’inci maddesine atıf yaparak bir paylaşımda bulunmasına tepki gösterdi. Yücel, Tunç’a AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ima ederek ”Bu ülkede OHAL koşullarında yapılan Anayasa referandumu ile TBMM’yi bypass eden, yargıyı yürütmeye bağlayan kimdi?” diye sordu.

    CHP Sözcüsü Deniz Yücel,  Adalet Bakanı Yılmaz Tunç hakimlerin bağımsızlığının düzenlendiği Anayasa’nın 138’inci maddesine atıf yaparak bir paylaşım yapmasına tepki gösterdi.

    Yücel, Tunç’a AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ima ederek ”Bu ülkede OHAL koşullarında  yapılan Anayasa referandumu ile TBMM’yi bypass eden, yargıyı yürütmeye bağlayan kimdi?” diye sordu.

    Deniz Yücel’in X hesabından yaptığı paylaşım şöyle:

    ”Anayasa’ya uymayan, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayan AKP’nin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç hakimlerin bağımsızlığının düzenlendiği Anayasa’nın 138’inci maddesine atıf yaparak bir paylaşım yapmış….

    Sayın Tunç unuttuysan hatırlatalım,

    Bu ülkede OHAL koşullarında  yapılan Anayasa referandumu ile TBMM’yi bypass eden, yargıyı yürütmeye bağlayan kimdi?

    Hukuka uygun ama AKP’yi rahatsız eden kararlara imza atan yargı mensuplarının görev yerlerini değiştiren kimdi?

    “Ben Ergenekonun savcısıyım” diye bas bas bağıran, FETÖ’nün tetikçisi Zekeriya Öz’e zırhlı araç tahsis eden kimdi?

    Yüksek yargı organlarının başkanlarına Cumhurbaşkanının karşısında cüppelerini iliklemek için düğme aratan kimdi?

    Demokratik hiçbir ülkede görmeyeceğimiz bütün hukuksuzlukların bizzat sebebi olan AKP’nin Adalet Bakanı  @yilmaztunc! İnan hiçbir hukukçu senin yerinde olmak istemez!”

  • Murat Ağırel: Sahte diploma ve yargının acizliği

    Murat Ağırel: Sahte diploma ve yargının acizliği

    Sahte diploma konusunu uzun süredir yazıyorum… “Şikayetvar” adlı sosyal medya platformuna yazılanlara mutlaka göz atmalısınız. Sahte diploma yaptırmak için dolandırıcılarla iletişim kurup para yatıran ve ardından dolandırıldığını iddia eden kişilerin yazdıkları gerçekten düşündürücü.

    Şaka gibi ama gerçek… Sahte diploma almak için para yatıran insanlar var diyorum! Durum bu kadar vahim. Çalışmak, okumak, sınavlara girmek değil; para ile hak satın alma, emek harcamadan kolay yoldan zengin olma günümüzün gerçeği haline geldi. Neden mi? Çünkü cezası yok! 

    Milyonları çalabilir, sadece 5-6 ay hapiste yatıp çıkabilirsiniz. Hatta sosyal medyada sizin gibi düşünen bir güruh bulup, para karşılığında reklam yaptırırsanız, bir de kahraman ilan edilirsiniz. Çünkü yine cezası yok! 

    Sahte diplomanınsa cezası yokmuş. “Nasıl olur?” demeyin, oldu. Size anlatayım:

    Ukrayna’daki Humanitarian Üniversitesi, yani diğer adıyla Odessa Beşeri Bilimler Üniversitesi’nden mezun olduğunu iddia eden bir kişi, denklik başvurusunda bulunuyor. YÖK, bu başvuruyu inceliyor. Durumdan şüpheleniyor ve önce okula soruyor, olumsuz cevap alıyor.

    Ardından, diploma üzerinde apostil mührü olduğu için Odessa Başkonsolosluğu’na resmi yazı yazıyor. Başkonsolosluk da üniversiteye yazı yazıyor. Üniversitenin cevabında, ilgili kişinin okulda eğitim görmediği belirtiliyor. Bunun üzerine Başkonsolosluk, YÖK’e şu cevabı iletiyor:

    “Adı geçen kişinin üniversitede öğrenim görmediği, okul kayıtlarında adına rastlanmadığı, eğitim bilgilerinin yalanlandığı ve apostil onayının iptal edildiği.” 

    Her şey gayet net, değil mi?

    YÖK, bu kişi hakkında “resmi belgede sahtecilik ve resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma” suçlarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuyor. Her şey yolunda gibi gözüküyor, değil mi? Ama değil…

    Dolandırıcılık Suçları Bürosu, başvuruya “kovuşturmaya yer yok” kararı veriyor. Savcılık kararında ise şu gerekçe yazıyor:

    “Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçunun oluşması için, beyanı alan memur tarafından inceleme ve araştırma yapılması gerekmektedir. Somut olayda, diplomanın ilgili ülke eğitim kurumundan alınıp alınmadığının araştırılması gerektiğinden, yasal unsurlar oluşmamıştır.” 

    Bakın, şüphelinin savunması bile alınmamış. Ne diyeceğimi bilmiyorum.

    KAYDA GEÇSİN DİYE YAZIYORUM

    Başka bir olay daha var. Yine denklik meselesi… Uluslararası Makedonya Vizyon Üniversitesi’nden mezun olan bir kişi denklik başvurusunda bulunuyor ancak başvurusu reddediliyor. Bu kişi, 2021-2022 yıllarında bu üniversiteden mezun olan kaç kişi olduğunu ve kaçının denklik başvurusunda bulunduğunu merak ederek YÖK’e bilgi edinme başvurusunda bulunuyor. Gelen cevapta 195 kişinin denklik başvurusunda bulunduğu;

    5 başvurunun denklikle sonuçlandığı,

    56 başvuruya ders tamamlama kararı verildiği,

    5 başvuru için STS (seviye tespit sınavı) ve lisans tamamlama kararı verildiği belirtiliyor.

    YÖK, 20 Şubat 2016 tarihli cevabında, bu üniversiteden mezun olanların denklik başvurularının reddedildiğini bildirirken sonrasında 5 kişiye denklik verdiğini söylüyor. Peki, denklik verilen ayrıcalıklı bu 5 kişi kimdir? 

    Takip etmeye devam edeceğim. Ama mesele şu…

    Köftesinden zeytinyağına, diplomasından bürokratına, futbolundan siyasetine kadar memleketin her yerinden sahtecilik akması normal mi?

    Murat Ağırel’in yazısı

  • İzmir’de eğitimcilerden ortak açıklama

    İzmir’de eğitimcilerden ortak açıklama

    İzmir’de eğitim sendikaları, İstanbul Eyüpsultan’da okul müdürü İbrahim Oktugan’ın lise öğrencisi Y.K tarafından vurularak öldürülmesini ve okullarda artan şiddet olaylarını protesto etti. Eylemde, öğretmenler, “Okullarda ölmek istemiyoruz”, “Hak, hukuk, adalet”, “Karanlığa teslim olmayacağız” gibi pek çok slogan attı.

    İzmir’de eğitim sendikaları bir araya gelerek İstanbul Eyüpsultan’da özel bir lisede 17 yaşındaki Irak asıllı Y.K tarafından, kendisini okuldan attığı gerekçesiyle katledilen okul müdürü İbrahim Oktugan ve okullarda artan şiddet eylemlerini protesto etmek için iş bırakarak eylem yaptı.

    Konak Pier önünde toplanan Eğitim-İş, Eğitim Bir-Sen, Hürriyetçi Eğitim-Sen ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ve Konak Metro önünde buluşan Eğitim-Sen’li öğretmenler, Veli-Der üyeleri ve DİSK Genel İş Bayraklı Bel- Sen öğretmenleri yürüyerek eski Sümerbank önünde bir araya geldi.

    Eylemde, öğretmenler, “Mustafa Kemal’in öğretmenleriyiz”, “Okullarda ölmek istemiyoruz”, “Hak, hukuk, adalet”, “Karanlığa teslim olmayacağız”, “Susma, sustukça sıra sana gelecek” sloganları atarken; “Öğretmenime dokunma”, “Öğretmene şiddete hayır”, “Boş söz değil; yaptırım istiyoruz”, “Artık yeter, şiddete hayır”, “Eğitimde şiddete dur de”, “Hedef gösterildik, öldürüldük”, “Yastayız, öfkeliyiz” pankartları taşındı.

    Tüm öğretmenler adına ortak basın açıklamasını okuyan Özel Öğretmenler Sendikası İzmir Şubesi’nden Rabia Atbaş, “Millî Eğitim Bakanlığı ve siyasi iktidarın eğitim emekçilerine yönelik söylem ve yaklaşımları ile Öğretmenlik Meslek Kanunu üzerinden emeğimizin değersizleştirildiği, mesleğimizin itibarsızlaştırdığı koşullarda, savaşlarda bile hedef alınmayan eğitim emekçileri okullarda şiddetin hedefi olmaya devam etmektedir. Önceki gün ömrünün büyük bölümünü eğitime ve öğrencilerine adamış olan bir meslektaşımızı hayattan ve öğrencilerinden koparan ne basit bir öfke krizi ne failin öğrenci oluşu ne de failin uyruğu ile ilgilidir. Bugüne kadar eğitimden sorumlu olanların yaptıkları açıklamalarda eğitimde yaşanan olumsuzlukların sorumlusu olarak öğretmenleri göstermesi, CİMER uygulamasının bizlere karşı bir sopaya dönüştürülmesi, MEB’in eğitimde yaşanan sorunlara çözüm üretmek yerine öğretmenleri ve idarecileri veli/öğrenci karşısında tek muhatap olarak bırakması, bugün yaşananlara zemin oluşturmuştur” dedi.

    “TOPLUMA VE ÜLKENİN GELECEĞİNE YAPILMIŞ BİR SALDIRIDIR”

    Okul Müdürü Oktugan’ın katledilmesinin arkasındaki zihniyetin, öğretmenleri itibarsızlaştıran ve ötekileştiren sistem olduğunu ifade eden Atbaş, “Bu ülkede okulda öğretmen öldürüldü. Söz bitti. Şiddetin, cinayetin tek bir faili olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Cinayetin arkasındaki zihniyet, bizleri ötekileştiren, her fırsatta tehdit ederek hedef haline getiren, mesleğimizin itibarını ayaklar altına alanlardır. ‘Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.’ Öğretmenler, toplumun temel taşlarını döşeyen, gelecek nesilleri yetiştiren ve aydınlık bir geleceğe rehberlik eden mimarlardır. Öğretmene yapılan her saldırı, tüm topluma ve ülkenin geleceğine yapılmış bir saldırıdır. Unutmayalım ki, eğitimsiz bir toplum, karanlığa mahkumdur” diye konuştu.

    “BİZLERİ HEDEF HALİNE GETİRENLER; MESLEĞİMİZİ İTİBARSIZLAŞTIRANLARDIR”

    Atbaş, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e seslenerek şunları söyledi:

    “Okulda şiddeti önlemek için daha kaç eğitim emekçisinin can vermesi gerekiyor? İktidarın ve MEB’in plansızlığı nedeniyle okullarımız güvenlik açısından ciddi risk altındadır. Okullarımızdaki güvenlik açığının faturasını canımızla mı ödeyeceğiz? Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Her suç gibi bu suçun da azmettiricileri olduğunu biliyor ve onları çok iyi tanıyoruz. Daha önce defalarca yaşadığımız cinayetler gibi bu son bu cinayetin de azmettiricileri; öğretmenler çalışmıyor gibi yanlış bir algıyı toplumda yaymaya çalışanlardır. Bizleri bugün okullarımızda açık hedef haline getirenler; liyakatsiz şekilde atandıkları koltukları bir hükümdarlık alanı gibi kullananlar, her fırsatta bizleri aşağılamaya çalışan mülki amirlerdir. Öğretmenliğin aynı zamanda bir uzmanlık mesleği olduğunu görmezden gelenlerdir. Okullarda şiddeti körükleyenler; eğitime dair eleştiri ve önerilerimize yıllardır kulak tıkamakta ısrar edenlerdir. Bizleri hedef haline getirenler; her fırsatta emeğimizi küçümseyenler, mesleğimizi itibarsızlaştıranlardır.”

    “CAN KORKUSUYLA ÇALIŞMAK İSTEMİYORUZ”

    Eğitimcilerin canlarından endişe ederek okula gitmesini önlemenin ilk adımının öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran zihniyetin değişmesi olduğunu söyleyen Atbaş, atılması gereken adımları şöyle sıraladı:

    “Okullardaki şiddetin arkasındaki nedenler ortaya çıkarılmalı, eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanmalıdır. Okulda şiddetin son bulması için MEB’i acilen harekete geçmeye ve önlem almaya çağırıyoruz. Okullarda yaşanan şiddet olaylarındaki korkutucu tırmanışı engellemek için bir an önce eğitimde şiddet yasası çıkarılmalıdır. Eğitim kurumlarının tümünde, şiddetle mücadele etmek için alınması gereken somut önlemleri, ne yapılacağını ve nasıl önleneceğini gösteren bir eylem planı hazırlanmalıdır. Failler toplumun vicdanını rahatlatacak ve yeni olaylar açısından caydırıcı olacak şekilde cezalandırılmalıdır. Özel ya da devlet okulu fark etmeksizin, derhal tüm okulların güvenliği sağlanmalıdır. Ahlak bekçiliğine soyunan RTÜK’ün toplumsal şiddeti başlıca gündemi haline getirip, mafya ve suç temalı TV yapımlarını denetlemesi sağlanmalıdır. İçine bin bir tane gereksiz ve hatta zararlı içeriklerle doldurulan müfredat yerine şiddetin çağ dışı ve yanlış olduğunu öğreten, toplumsal yaşam dersleri içeren öğretim programları hazırlanmalıdır. Kendimizin ve öğrencilerimizin canından endişe ederek okula gitmek istemiyor, can güvenliğimizin olmadığı bir eğitim sistemini kabul etmiyoruz. Artık yeter, can korkusuyla çalışmak istemiyoruz.”

  • İSTANBUL MERKEZLİ DENKLİK BELGESİ OPERASYONU 30 ŞÜPHELİ YAKALANDI

    İSTANBUL MERKEZLİ DENKLİK BELGESİ OPERASYONU 30 ŞÜPHELİ YAKALANDI

    İstanbul merkezli 13 ilde sahte bildirimlerle denklik belgesi temin ettikleri ileri sürülen kişilere yönelik operasyonda 30 şüpheli gözaltına alındı.

    İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre; İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğümü’nce yapılan çalışmalarda; bazı şüphelilerin, Türkiye’de orta öğretim kurumlarından mezun oldukları halde, yurt dışında eğitim öğretim görmüş gibi, gerçeğe aykırı bildirimlerle Milli Eğitim Müdürlüklerinden Denklik Belgesi temin ederek, Yüksek Öğretim Kurumlarının yabancı öğrencilere tanımış olduğu yüzde 10 kontenjandan yararlanıp, üniversitelerin Tıp, Hukuk, Eczacılık gibi bölümlerine yerleştirildikleri belirlendi.

    Şüphelilere yönelik; İstanbul merkezli, Ankara, İzmir, Şanlıurfa, Ağrı, Gaziantep, Tekirdağ, Diyarbakır, Hatay, Kahramanmaraş, Isparta, Mardin ve Şırnak olmak üzere 14 ilde eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi.

    Yapılan operasyonda gerçeğe aykırı Eğitim-Öğretim Denklik belgesi düzenlemek suretiyle, Yüksek Öğretim Kurumlarına kayıt yaptırarak okuyan, mezun olan ve çalışan 30 şüpheli gözaltına alındı.

    Şüphelilerle ilgili işlemler devam ediyor.

  • “AÇLIĞIN, YOKSULLUĞUN, İŞSİZLİĞİN OLDUĞU YERDE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN SUNİ GÜNDEMLERİNİN PEŞİNE TAKILMAYACAĞIZ”

    “AÇLIĞIN, YOKSULLUĞUN, İŞSİZLİĞİN OLDUĞU YERDE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN SUNİ GÜNDEMLERİNİN PEŞİNE TAKILMAYACAĞIZ”

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa’da; “Dün gece Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Gaye Hanım görevinden kendince istifa etti. Recep Tayyip Erdoğan’a sorarsan da görevinden alındı. Beş yılda beşinci başkan. Son başkan beş yıllığına gelmişti, her şeyi düzeltecekti, 9 ayın sonunda görevden aldılar… Şahap gider, Hafize gelir; Hafize gider, Fatih gelir. Soylu gider başka birisi gelir. Ama bilin ki bu memlekette ne kötüye gidiyorsa, hayat pahalılığı varsa, fiyatlar yüzde 140 artıyorsa, her şey ateş pahasıysa, işsizlik artık gençlerin bütün umutlarını kırdıysa hepsinin sorumlusu ne gidendir ne gelendir. Gidenin de gidişine imza atan, gelenin de gelişine imza atan aynı dolma kalem, aynı mürekkep ve bu kalemin sahibi Recep Tayyip Erdoğan’dır” dedi. Özel ayrıca; “Bu 31 Mart’ta artık yokluk, yoksulluk yeter; zenginlik istiyorum diyen, işsizlik yeter istihdam istiyorum diyen, bu kadar hukuksuzluğun sonu nereye kadar, burası Cumhuriyet değil mi, haydi artık diyenlerin sandıkta birleşmesi durumunda kimse bu milleti yok sayamaz” diye konuştu.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa’da; CHP’li belediye başkan adayları tanıtım toplantısında konuştu. Özel, şunları söyledi:

    “Bugün; ekmeği, suyuyla büyüdüğüm, her sokağında önce üç tekerlekli bisiklet, sonra denge tekerlekli bisiklet, sonra tekerler çıkınca pedal çevirdiğim, girmediğim ara sokağı, çıkmaz sokağı olmayan bir kentteyim. Yolda gördüğüme soyadını sorduğumda ailesinden en az beş kişinin adını, mesleğini, nerede olduğunu, kiminle evli olduğunu, nerede okuduğunu, nerede çalıştığını bildiğim bir yerdeyim. Resmen babamın evinde, anamın kucağındayım.

    Fatih Sultan Mehmet’in ‘Beni seven arkamdan gelsin’ diyerek yola çıkıp, Edirne’de payitahta gittiği ve iki sene sonra da İstanbul’u fethedip çağ açıp, çağ kapattığı bir serüvenin başladığı memleketteyim. Dünyanın en eski, en köklü festivallerinden birinin olduğu, Mesir Festivali’nin olduğu, dünyanın en eski halk ilaçlarından bir tanesinin daha şifa dağıttığı memleketteyim. Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli’ni yazdığı yerdeyim. İlhan Berk’in şiir ile tanıştığı topraklardayım. Bugün ben; Mimar Sinan’ın son kalfalık eserini yapıp, Muradiye Camii’ni yapıp, Süleymaniye’yi yapmak üzere İstanbul’a gittiği kentteyim. Bir yandan Osmanlı’yı sahiplenenler, geçmişte ne varsa iyi, ne varsa güçlü sahiplenip; seni ve beni kendilerini milli bilip, gayri milli bilenler. Tarihi kendilerine, bizleri başka yerlere mahkum etmeye çalışanlara inat, bugün ezberleri bozan bir siyasetin, ezberleri bozan bir yürüyüşün hep beraber içindeyiz.

    BU ÜLKEDEKİ KİMSENİN, MANİSA’DAKİ KİMSENİN BİRBİRİNİN DİNİ, DİNİ İNANCI, İBADETİ, ÖRTÜNMESİYLE BİR SORUNU YOK. O TARTIŞMALAR ÇOK GERİLERDE KALDI”

    Biz bugün Manisa, Türkiye nasıl değişir? Manisa’da yüzler nasıl güler, Türkiye’de yüzler nasıl güler? Manisa’da yoksula, garibana, işsize nasıl sahip çıkarız? Türkiye’de emeklinin, emekçinin yüzünü nasıl güldürürüz? Öyle bir yürüyüşün peşindeyiz. Onu konuşmaya geldik. Onu konuşacağız.

    Ama birileri başka şeyler konuşalım istiyor. Bize hakaret ediyor. Bizi olmadık ilişkiler içinde göstermeye çalışıyor. Bizi hedef gösteriyor, bize saldırtıyorlar. En son hiçbir şey olmasa yeni tartışmalar başlatmak istiyorlar. Örneğin geçen hafta. Ortaya bir şeriat tartışması atıyor. Türkiye bunu konuşsun da dönüp aman ha yokluğu ve yoksulluğu, simide gelen zammı, ekmeğin fiyatını, pazardaki yangını, mutfağın yangınını konuşmasın istiyorlar. Sen şeriat tartışmasından bu memlekete ne kazandıracaksın. Bu memleketi bölüp de ne elde edeceksin. Kavga ettirip de ne elde edeceksin? O şeriatı övecek. Biz laf söyleyeceğiz. O dönecek diyecek ki ‘Şeriatın kelime anlamı dini kuralların bütünüdür. Bunlar dinsiz’ diyecek, bize saldıracak. Şeriatın kelime anlamı, ansiklopedi anlamı İslam tarihindeki anlamı var. Bir de kamuoyundaki kabul edilen, anlanan, algılanan şekli var. Buna laf söylemeyince ‘Efendim, şeriat hukukuna mı teslim olacağız? Şeriat gelecek diyorlar, onu mu konuşmayacağız’ diyenler bir tarafta. Bu konuda bir şey söylemeye kalkınca, açlık, yoksulluğu unutturmaya çalışanlar bir başka tarafta.

    “AÇLIĞIN, YOKSULLUĞUN, İŞSİZLİĞİN OLDUĞU YERDE RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN SUNİ GÜNDEMLERİNİN PEŞİNE TAKILMAYACAĞIZ”

    Buradan bütün Türkiye’ye söylüyorum. Açlığın, yoksulluğun, işsizliğin olduğu yerde Recep Tayyip Erdoğan’ın suni gündemlerinin peşine takılmayacağız. Bir şey söylemeyecek misin? Aha da söyleyeceğim. Bak şeriat diyorsun. Onun üzerinden tartışma bekliyorsun ya. Bu ülkedeki kimsenin, Manisa’daki kimsenin birbirinin dini, dini inancı, ibadeti, örtünmesiyle bir sorunu yok. O tartışmalar çok gerilerde kaldı. Geçmişte de o ayıpların içinde olmadık, bugün de bu oyuna gelmeyiz. Ha şeriat şeriat dediğin o şer-i kurallar, pozitif hukukun üstünde yer alsın dersen iyi düşün. Şeriat kurallarına göre, şerri hukuka göre, o tartıştırıp da bizi içine çekmeye çalıştığın tartışmaya göre, örneğin hırsızlığın cezasının ne olduğunu biliyorsun, yalanın cezasının ne olduğunu biliyorsun, Allah maazallah uygulanırsa bir tane parmağın, bir tane elin, dilin kalmaz senin dilin.

    O yüzden şeriat, saltanat ya da hilafet deyip kendisine ‘son halife’ diye sloganlar attırıp, kimsenin kafasını karıştırma. Ama dedim ya bu Manisa Mimar Sinan’ın son kalfalık eserini yapıp gittiği yer. Nereye gitti? Süleymaniye’yi yapmaya gitti. Mehmet Akif ne diyor? Gel diyor, şu Süleymaniye’yi yıkalım desen bir kazma, bir kürek, iki de ırgat derim. Peki, gel yeni bir Süleymaniye yapalım desen bir Sultan Süleyman ve bir de Mimar Sinan gerek. Ey Recep Tayyip Erdoğan, şu koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya kalksan gücün yetmez ama belki 3-5 tane meczup, belki terör örgütleri, vatan hainleri gerek. Onlara geçit verecek kimse bu salonda olmasa gerek.

    “O, İSTEDİĞİNİ KONUŞSUN”

    Ama gel yenisini yapalım desen bir İsmet Paşa, bir de Gazi Mustafa Kemal Atatürk gerek. O yüzden o istediğini konuşsun. Bizim bu konuda söyleyecek sözümüz de durduğumuz yere fevkalade bir özgüvenimiz var. Herkes şunu bilsin. Öyle bedava kahramanlık yok. Eğer günün birinde birileri bu ülkeyi yeniden işgal etmeye, bu ülkenin bölünmez bütünlüğüne saldırmaya, şanlı bayrağını indirmeye, okunan ezanı, ibadet özgürlüğünü durdurmaya kalkarsa o zaman emin olun bu ülkeyi Tayyip Erdoğan geliyor diye havaalanına götürülen, kot üstüne perdelik kumaştan kefen giyenler değil bu salondaki dedeleri Çanakkale, Dumlupınar’da kefensiz yatanlar çıkar, kefensiz yatanlar. O yüzden önümüze ve yolumuza bakacağız. Önce 31 Mart’ta yerel seçimlerde ilk büyük sınavı vereceğiz. Ardından Cumhuriyetin ikinci yüzyılında; bu memleketi, Cumhuriyeti kuran, Cumhuriyetin kurucu kadrolarını sayan, kuruluş ilkelerine bağlı olanların CHP’lilerin yöneteceği halkın iktidarını kuracağız. Buna söz veriyoruz.

    GENÇ, EĞİTİMLİ BİR KADIN, TAYYİP ERDOĞAN ÇAĞIRMIŞ, GELMİŞ VE GÖREV YAPIYOR. ONUNLA UĞRAŞMAYA BAŞLADILAR. 1,5 YAŞINDA EVLADI İLE UĞRAŞMAYA BAŞLADILAR. ANASI, BABASI İLE UĞRAŞMAYA BAŞLADILAR. İSTİFAYA ZORLADILAR”

    Ülke malumunuz, hep birlikte yaşıyoruz. Çok kötü yönetiliyor. Ülkenin en büyük sorunu enflasyon ve hayat pahalılığı. Hayat pahalılığı ile mücadeleyi kim yapacak? Kanunlara göre bir tek kurum var. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlamakla görevli, enflasyonla mücadele ile görevli kurum. Bu yüzden iktidar hükümet tarafından atanacak ama politikaları uygularken özerk, bağımsız olacak, doğru kararlar verecek. Bu yüzden de beş yıl süreyle başkanı değişmeyecek. Kanun öyle yazmış. Yıllarca 5 yılda değişmiş, istisna olmuş 4 yılda değişmiş.

    Ancak dün gece Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Gaye Hanım görevinden kendince istifa etti. Recep Tayyip Erdoğan’a sorarsan da görevinden alındı. 5 yılda 5’inci başkan. Son başkan 5 yıllığına gelmişti, her şeyi düzeltecekti, 9 ayın sonunda görevden aldılar. Aslında geçtiğimiz haftalarda nereye gittiğini biliyorduk. Genç, eğitimli bir kadın, Tayyip Erdoğan çağırmış, gelmiş ve görev yapıyor. Ancak görev yaptığı kurum Cumhuriyet’in kurumu. Onunla uğraşmaya başladılar. 1,5 yaşında evladı ile uğraşmaya başladılar. Anası, babası ile uğraşmaya başladılar. İstifaya zorladılar. Parti içindeki çekişmelere 1930 yılında kurulmuş koca bir kurumu ve 1,5 yaşında evladı olan bir kadının ailesini birlikte karıştırdılar. Sonunda istifa geldi. Şimdi yerine bir başkası atanıyor.

    BAKIN BİR ÜLKENİN BAŞINA UYUŞTURUCU BARONLARINI BELA EDENLER DE, İSTANBUL’U MAFYALARA TESLİM EDENLER DE BU ÜLKEDE KAMU DÜZENİNİ ORTADAN KALDIRANLAR DA RECEP TAYYİP ERDOĞAN’IN ATADIKLARIYDI”

    Şahap gider, Hafize gelir, Hafize gider, Fatih gelir. Soylu gider başka birisi gelir. Ama bilin ki bu memlekette ne kötüye gidiyorsa, hayat pahalılığı varsa, fiyatlar yüzde 140 artıyorsa, her şey ateş pahasıysa, işsizlik artık gençlerin bütün umutlarını kırdıysa hepsinin sorumlusu ne gidendir ne gelendir. Gidenin de gidişine imza atan, gelenin de gelişine imza atan aynı dolma kalem, aynı mürekkep ve bu kalemin sahibi Recep Tayyip Erdoğan’dır.

    Bu ülkede ne yaşanıyorsa? Bakın bir ülkenin başına uyuşturucu baronlarını bela edenler de, İstanbul’u mafyalara teslim edenler de, Ankara sokaklarında Çocuk Esirgeme kurumundaki evlatlarımızı dahi suç örgütlerine teslim edenler de, bu ülkede kamu düzenini ortadan kaldıranlar da Recep Tayyip Erdoğan’ın atadıklarıydı. İyi olan her şeyi kendinden bilip, kötü olanları başkasına ittiren Recep Tayyip Erdoğan’a karşı tarihi sorumluluğunu unutmamak ve unutturmamak, günü gelince hesabını sormak hepimizin boynunun borcudur. Böyle bilinsin.

    BİZ GENÇLEŞME DERKEN, KADINLARA ALAN AÇMAK DERKEN İLK ÖNCE KENDİ MEMLEKETİMİZDE BUNU SAĞLAMAYA, BUNA BAŞLAMAYA, BUNUN İÇİN ADIM ATMAYA BAŞLADIK”

    Manisa’da değişim, Türkiye’de değişimin peşindeyiz. Yeni bir yol yürüyoruz. Yürüdüğümüz yol kendinden emin, cesur, güçlü, genç kadroların, dinamik kadroların yoludur. Her şeyin başladığı yerdeyiz dediğim şudur, 26 yaşındayken bir Nuket ablamın telefonu ile eczacı odasının yönetimine girmiş, 28 yaşında başkan olmuş, 30 yaşında Türk Eczacıları Birliği’ni yönetmiş, 34 yaşında Manisa Belediye Başkanlığına aday gösterilmiş, o günden beri sizinle birlikte mücadele etmiş ve hep sizin tarafınızdan gençliği övülmüş, enerjisi övülmüş bir kardeşinizim. Bugün benden önce söz verdiğimiz gibi geçmişte, bu kürsüye 30’lu yaşlarında genç bir kadın Manisa İl Başkanı olarak çıktı. Bugün Manisa’nın, içinde bulunduğumuz ilçenin belediye başkanı adayı 33 yaşında bir kadındır. Bugün bu ilçenin ilçe başkanı 27 yaşında bir avukattır. Komşu ilçenin ilçe başkanı 27 yaşında bir avukattır. Biz gençleşme derken, kadınlara alan açmak derken ilk önce kendi memleketimizde bunu sağlamaya, buna başlamaya, bunun için adım atmaya başladık.Yanı başımızda İzmir var. Geçtiğimiz hafta listeleri açıklandı. Önümüzdeki günlerde adaylarımız teker teker tanıtılacak. Ancak İzmir’de 30 belediye başkan adayı gösterdik. Bundan önce İzmir gibi bir kentte, CHP’nin amiral gemisinde, sancak gemisinde bugüne kadar 6 kadın belediye başkanı görev yapmıştı. Bu listelerde 30 adayımızdan Cumhuriyet tarihi boyunca 6 belediye başkanına karşılık tam da seçilecek yerlerden 9 kadın belediye başkan adayımız var. İzmir’de listelerimizde, son açıklanan liste olduğu için söylüyorum. Tam 14, 40 yaş altı belediye başkan adayımız var. Hepsi genç. Hiç bilmeyen bir yabancı dil biliyor. İyi eğitimli, geldikleri göreve Özgür Özel’e borçlu olarak gelmediler. Geldikleri göreve kimseye diyet ödeyerek gelmediler. Bu partide siyaset yapma cesaretini göstermiş, iyi eğitimli, o diplomaları ile çok büyük firmalarda paraya para katabilecekken CHP’li olmanın onuru, bu partinin gençleri olmanın onuru, çalışkan, liyakatli olmaları, CHP’li olmaları sayesinde geldiler. Dün Muğla listeleri açıklandı. Muğla’da Bodrum Belediye Başkan adayımız var. Hakan Mandalinacı. 30 yaşında. İyi eğitimli. 5 yıldır belediye başkanvekilliği yapan, yabancı dili bilen, dünyada Türkiye’yi tanıtan birisi şimdi Bodrum’a gelip belediye başkanı olacak. Dayısı yok, çıkar çevresi yok, arkada destekçisi yok. Lobisi yok. Ne var? Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu ilkeler var. Dün akşam saatlerinde Muğla’nın merkez ilçesi Menteşe’ye 37 yaşında başvurmuş olan ve 5 yıldır orada görev yapan şehir, bölge plancısı belediye başkan adayı olarak atandı. Buradan bütün Türkiye’ye sesleniyorum. Listeler dört dörtlük olmayabilir. Çünkü geldik, önümüzde takvimi bulduk. Her yerde yeterince kadın aday yoktu, bundan sonra olacak. Her yerde gençler yeterince yüreklendirilmemişlerdi, yoktular. Bundan sonra olacak. İstediğimiz her yerde, istediğimiz her şeyi yapamadık. Ama bu değişim ruhuyla, bu değişim inancıyla, sizlerin desteği ile bu parti değişecek. Gençleşecek ve iktidara yürüyecek. Söz veriyorum.

    BUNLAR NE KADAR AÇ DA KALSALAR OY BENDE DİYECEK”

    Yeni bir yoldayız, bu yol milletimizin yoludur. Bu yol doğru bir yoldur. Bu yol temiz bir yoldur. Bu yol cesaret ve kararlılıkla yürümeyi sürdüreceğimiz bir yoldur. Bu yolda ülkemizin kaderini değiştirmek için hep birlikte, 86 milyonla birlikte yürümeye kararlıyız. Hep beraber zenginleşmek için, hep beraber ülkemizi büyütmek için, ülkedeki yoksulluğu, işsizliği ortadan kaldırmak için, Gazi Mustafa Kemal’in işaret ettiği gelişmiş ülkeleri yakalayıp geçmek için yolumuz aklın, bilimin yoludur. Yolumuz çağdaşlık yoludur. Bundan sonra hedefimiz Avrupa Birliği’ne tam üye olacak Türkiye’nin yüzünü güldürecek bir yoldur. Hep beraber yürüyeceğiz. Şimdi bir yandan bütün Türkiye’ye şunu söylemek isterim. Bize Gazi Mustafa Kemal Atatürk dedi ki ‘Bu yana gidin.’ Ne var o yanda? O yanda bilim, irfan var. O yanda çalışkanlık var. O yanda varlık, hukuk, özgürlükler var. O taraf, yön batı ama gelişmiş ülkeler batıda olduğu için. Kuzey olsa kuzey derdi. Güney olsa güney derdi. O yana doğru yürürsen orada şu anda güçlü parlamentolar, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, zengin halk ve mütevazı liderler var. Örneğin Avrupa Birliği’nde 55 bin dolar milli gelir var. İskandinav ülkelerinde 80 bin dolar milli gelir var. Türkiye’de 10 bin dolar milli gelir var. Tayyip Erdoğan diyor ki, geminin kaptanı değişti, ilk kaptan bu yana diyordu, rotayı doğuya çevirdim. Burada Şangay İşbirliği Örgütü var. Burada güçlü liderler var. Burada varsa pasif parlamentolar, tek adamlar, saraylar, şatafat, yoksul halk var. Kişi başına milli gelir 4 bin 500 dolar. Türkiye önümüzdeki genel seçimlerde bu tarafa gidip Avrupa Birliği’ne üye, 55-60 bin dolarlık bir ülke mi olacak? Tayyip Erdoğan’ın peşinden gidip itibarlı liderinin yoksul halkı mı olacak? Ona karar verecek. Bu yolculukta ilk adım 31 Mart tarihidir. Şimdi Tayyip Erdoğan yetkiyi aldığından bu güne mazot 14,5 liradan 40 liraya çıktı. Benzin 38 liraya çıktı. Mazot 45’e gidiyor diyorlar. Bu iktidar bu ülkeyi her geçen gün yoksullaştırıyor. Eğer bu yerel seçimlerde gelen bu mazot zammına, bu ekmek zammına, zeytinyağı, marul, kıyma, kuşbaşı, tavuk eti fiyatına bakmadan 31 Mart’ta Tayyip Erdoğan oy alırsa yolculuğun yönü belli. Güçlü liderin arkasında fakir halk gelmeye devam ediyor. Bunlar ne kadar aç da kalsalar oy bende diyecek. Ama bu 31 Mart’ta artık yokluk, yoksulluk yeter zenginlik istiyorum diyen, işsizlik yeter istihdam istiyorum diyen, bu kadar hukuksuzluğun sonu nereye kadar, burası Cumhuriyet değil mi, hadi artık diyenlerin sandıkta birleşmesi durumunda kimse bu milleti yok sayamaz. Yok sayarsa erken seçim gelir, yok saymazsa hiç olmazsa ekonomideki bu kadar haksızlıklar birazcık yavaşlar, seçime kadar bu zulüm bir ölçüde durur.

    YOK ÖYLE BEDAVA MİLLİYETÇİLİK”

    31 Mart seçimleri bu milletin, bu iktidara sarı kart göstereceği, artık yeter, beni kandırma ve benim derdimle ilgilen diyeceği günlerdir. Biliyorsunuz, son seçimlerde yoksulsun, açsın, işsizsin ama tehlike büyük, oyu bana vermeli ve arkama geçmelisin. Yoksa, ezanı dindirecekler, bayrağı indirecekler, vatanı böldürecekler. Seçim oldu. O dinecek denen ezanı günde 5 vakit okuyan müezzin var ya. O müezzinin haklarını, o müezzine verilmeyen ve diğer memurlara verilen hakları yine CHP savunuyor kardeşim. Sınır boyunda nöbet tutan uzman çavuşun, sözleşmeli erin hakkını biz savunuyoruz. Kuzey Irak’ta eksi 14 derecede, tedbir almadan ölüme sürüklediklerinin haklarını biz savunuyoruz. Artık yok öyle. Bir tane briket ev. Şehit gelecek. Koca bir bayrak, camsız pencereleri örtecek. Recep Tayyip Erdoğan mikrofonu eline alacak. Tabutun bir ucunu tutacak. Anasına şehidin bir iğne, babasına şehidin teselli, kardeşlerine istihdam, vatan bölünmez ve bu bayrak inmez. Bu bayrak inmeyecekse, bu vatan bölünmeyecekse, gerçek, yürekten, cesur politikalarla, bu Mehmetçiğe de o müezzine de bütün 85 milyona da hep birlikte sahip çıkarsak bölünmeyecek, bunu böyle bileceksiniz. Yok öyle bedava milliyetçilik. Kuzey Irak’ta Mehmetçikler ölecek, Recep Tayyip Erdoğan’a bir kamuflaj giydirecekler, burasına Cumhurbaşkanlığı forsu dikecekler, 3 bin koruma ile oraya gidecek, 8 gazete manşet atacak. Kamuflaj Erdoğan’a ne de yakıştı? Bir kamuflaj Erdoğan’a yakışacaktıysa Burak Erdoğan’a yakışsaydı, Bilal Erdoğan’a yakışsaydı da göreydim. Bu yüzden öyle bedavaya konuşmak yok. Altın okundan biri milliyetçilik olan ve kendine olan güveni, birbirine olan güveni tam olan bir siyasi hareketiz.

    ATATÜRK SEVGİSİ OLAN BÜTÜN MANİSALILARLA BU İTTİFAKI KURMAK SİZİN GÖREVİNİZ”

    Şimdi şöyle bir şey yapmaya çalışıyorlar. Efendi, çeşitli oyunlar ve tertiplerle CHP’yi şeytanlaştırmaya, yalnızlaştırmaya çalışıyorlar. Önümüzde bir seçim var. Vallahi de billahi de ittifaklar olsun diye her şeyi yaptık ama saygı duyduğumuz muhataplarımız kendilerince gerekçelerle bunu istemediler. Peki biz ne yapacağız? Yapacağımız şu. Geçen seçimlerde Manisa’da ittifak vardı, hep beraber ittifak adayına oy verdik. Bir ilçeyi 7 oyla, bir ilçeyi bin küsür oyla kaybettik. O gün oy oyları verenler yine burada. Yine Manisa’da. O gün kaybettik ama kazananların ne yaptığı ortada. Kendi arsalarına 450 milyon liralık rant sağlıyorlar. Çocuklarına gidip turizm ruhsatı adı altında ormanın tepesinde villa için arsalar açıyorlar. TÜRGEV, TÜGVA, Atatürk’e düşman ne kadar kuruluş varsa onlara Manisa’nın kaynaklarını ulufe gibi dağıtıyorlar. Hepimiz geçen seçimdeki CHP’liler, İYİ Partililer, Doğru Yollular, ANAP’lılar, AKP’den sıkılanlar, MHP’ye şaşıranlar. Biz yine buradayız. Yine beraberiz ve değiştirebiliriz.

    SÜTTE LEKE VAR, FERDİ’DE LEKE YOK”

    Bugün Manisa’yı Cengiz Ergün’ün şımarıklığından, savrukluğundan, rantçılığından ve Cumhur İttifakı’nın sömürüsünden kurtaracak ittifakın adı aslanlar gibi Manisa ittifakıdır. Onu kuracağız. Bu ittifakı çok isterdim, ben Ankara’da kurayım. Olmadı, uğraştık olmadı. Kimseyi suçlamıyorum, herkese kendi pozisyonu için de hak veriyorum. Ama bu ittifakı bir CHP’li kuramadıysa, bin CHP’li, 10 bin CHP’li kurabilir. Bu ittifakı Sarıgöl, Salihli, Kırkağaç, Soma, Selendi, Demirci, Alaşehir, Şehzadeler, Gölmarmara, Kula, Köprübaşı, Alaşehir, Kasaba, Turgutlu’da, Manisa’nın dört bir yanında bu ittifakı kurun arkadaşlar. Komşunuzla kurun. Manisa’nın çalışkan, dürüst ve sizin komşularınız, arkadaşlarınızla, yüreğinde vatan, millet, bayrak, Atatürk sevgisi olan bütün Manisalılarla bu ittifakı kurmak sizin göreviniz. Bunu sizden bekliyorum. Peki siz bir ittifak kuracaksınız, o ittifakın belediye başkan adayları burada. Onları birazdan tanıyacağız. Tanıyoruz da Türkiye’ye tanıtacağız, seviyoruz da alkışlarla onlara cesaret vereceğiz. Bu kuvvetli takımın bir de kaptanı var. Babasının adı Tıraşçı Ahmet. Manisa’da dedelerimizin, babalarımızın berberi. Son derece çalışkan ve namuslu. Kimseye minnet etmemiş, herkese faydası olmuş bir ailesi var. Hepsini ayrı ayrı tanırız. Harika çocukları var. İkizler buradaysa birazdan onlarla da tanışırız. Manisa Mimarlar Odası Başkanıyken, bizim gözbebeğimiz, Beyaz Fil’imiz var ya, onu anlaştı AKP ve MHP yıkalım, AVM yapalım dediler. Alt katlarını AKP’li müteahhitlere, balkon katlarını MHP’li kardeşlerimize peşkeş çekelim dediler. Alalım dediler Beyaz Fil’i, oraya hepimizi, partilerimizi zenginleştirecek bir şey yapalım dediler. Hepimizin boynu büküldü. Enerjisi düştü. Bir kişi olmaz dedi. Çıktı Manisa’daki herkesi toparladı. Beyaz Fil Platformu’nu kurdu. Dava ise dava açtı. Eylemse eylem yaptı. Gün oldu, önünde yattı. Ama Beyaz Fil’i kurtardı. O günün gencecik 30’lu yaşlarının sonundaki Ferdi Zeyrek kardeşimdi, benim kardeşim. Manisa’yı gezsinler, Manisa’yı gezip AK Partili olup dedikleri gibi birisi olsa, oy veririm ama değildir diyen birisi Manisa’yı gezsin. En dış mahallesindeki kahvesinden, ana caddesinde yürüyenlere kadar. 20 yaşındaki gencinden 70 yaşındaki amcasına, ninesine kadar Ferdi Zeyrek’i sorun. Bir alışverişinde hak yediği, gönlünü kırdığı, yaptığı bir işte kamuya zararı ve kendine faydası varsa Ferdi Zeyrek yarın aday değil. Ama göreceksiniz sütte leke var, Ferdi’de leke yok. Göreceksiniz, ömrü Cengiz Ergün’ün imar planlarında yaptığı haksızlıklarla, fakirlerden alıp zengine vermesine engel olmak için yoksul ailelerin mücadelesine destek vermekle geçti. Ömür kent suçlarına direnmekle geçti. Ömrü Manisa’nın değerlerini korumakla, onları bizim için sahiplenmek, bize geri kazandırmakla geçti. Bundan sonra ömrü Manisa’nın tüm ilçelerinde, 17 ilçesinde ve Manisa Büyükşehir Belediyesi’nde hepimize, memleketine hizmetle geçecek.”

  • ADD GENEL BAŞKANI HÜSNÜ BOZKURT: “AKP DÖNEMİNDE AŞAMA AŞAMA HUKUK VE ANAYASA KATLEDİLEREK HUKUK DEVLETİ DEVRE DIŞINA ÇIKARILMIŞTIR”

    ADD GENEL BAŞKANI HÜSNÜ BOZKURT: “AKP DÖNEMİNDE AŞAMA AŞAMA HUKUK VE ANAYASA KATLEDİLEREK HUKUK DEVLETİ DEVRE DIŞINA ÇIKARILMIŞTIR”

    Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt, dün akşam Ankara Emek Rotary Kulübü Meslek Hizmetleri Ödül Töreni’nde; “Türkiye’de AKP iktidarı döneminde, 22 senede aşama aşama hukuk ve anayasa katledilerek hukuk devleti devre dışına çıkarılmıştır. Can Atalay olayı bu serüvenin bir tezahürü” dedi.

    ADD Genel Başkanı Hüsnü Bozkurt, dün akşam Ankara Emek Rotary Kulübü tarafından düzenlenen Meslek Hizmetleri Ödül Töreni’nde Meslek Hizmet Ödülü aldı. Bozkurt, tören sonunda Anayasa Mahkemesi’nin TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın, ihlali kararlarına rağmen hala cezaevinde tutulmasına tepki gösterdi.

    Bozkurt konuya ilişkin şunları söyledi:

    BUNUN HUKUKLA, ANAYASAYLA, YASALARLA, EVRENSEL HUKUK KURALLARIYLA, HUKUK DEVLETİ İLKESİYLE BAĞDAŞIR YANI YOKTUR”

    “Sadece Can Atalay konusu değil, Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde, 22 senede aşama aşama hukuk ve anayasa katledilerek hukuk devleti devre dışına çıkarılmıştır. Can Atalay olayı bu serüvenin bir tezahürü şu anda. Can Atalay milletvekili seçilmiş bir arkadaşımız, Yüksek Seçim Kurulu milletvekili seçilmesinin uygun olmadığı kişileri zaten aday olarak kabul etmiyor. Demek ki bir engel yokmuş ki aday olmuş. Cumhurbaşkanı da kalkıyor diyor ki ‘Bu terörist.’ O zaman cumhurbaşkanına sormak gerekir, kardeşim senin Yüksek Seçim Kurulu’n teröriste nasıl milletvekili seçilebilir diye yeterlilik verdi ve aday yaptı? Dolayısıyla bunun hukukla, anayasayla, yasalarla, evrensel hukuk kurallarıyla, hukuk devleti ilkesiyle, bırakın aşiret devletiyle bile bağdaşır yanı yoktur. Aşiretin bile bir geleneği vardır. Aşiretin bile bir ihtiyarlar heyeti vardır, bu ihtiyarlar heyeti belli konularda karar verir. Biz de şimdi maşallah ne ihtiyarlar heyeti kaldı, ne devlet kaldı, ne hukuk kaldı. Dolayısıyla böyle bir süreci yaşıyoruz. Bu süreç çok üzücü.

    BU TÜR YOL ARIZALARINI MUTLAKA AŞACAĞIZ”

    Olay, sadece Can Atalay olayı katiyen değildir. Bu olay; 2007’de Ergenekon, Balyoz kumpas davaları sürecinde Türk ordusunun çökertilmesiyle, 2010’daki referandumda Türk yargısının FETÖ’ye teslim edilmesiyle, 2016 15 Temmuz bahanesiyle, 2017’de 16 Nisan referandumuyla Türk devletinin 96 yıllık rejiminin ortadan kaldırılmasıyla ete kemiğe bürünmüştür. Bugün bunun tezahürlerini yaşıyoruz. Ama buradan şu kadarını söyleyeyim, ben Türk milletinden asla ümidimi kesmiş değilim. Bunu mutlaka aşacağız. Biz koskoca 600 yıllık Osmanlı hanedanını aşmış bir milletiz. Bu tür yol arızalarını mutlaka aşacağız.”

  • “AYM KENDİ VERDİĞİ KARARI UYGULAMAYAN ANAYASAYI AYAKLAR ALTINA ALAN BU İHLALE KARŞI SESSİZ KALMAMALI”

    “AYM KENDİ VERDİĞİ KARARI UYGULAMAYAN ANAYASAYI AYAKLAR ALTINA ALAN BU İHLALE KARŞI SESSİZ KALMAMALI”

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, “AYM öncelikle ivedilikle bu ihlal başvurusunu gündemine almalı ve daha önce aldığı kararların uygulanmaması karşısında, daha önce oy çokluğuyla aldığı kararın uygulanmaması karşısında oy birliğiyle ihlal kararı vermeli ve artık bu top çevirme, bu çeşitli bahanelerin arkasına sığınarak halkın iradesini gasp etme oyununa bir son verilmeli. Çok net ifade ediyorum, AYM kendi verdiği kararı uygulamayan Anayasa’yı ayaklar altına alan bu ihlale karşı sessiz kalmamalı” dedi.

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş, bugün TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez’e geçmiş olsun dileyerek başlayan Baş, sözlerine şöyle devam etti:

    “ERDAL EREN’İ SEVGİYLE, SAYGIYLA, ÖZLEMLE ANIYORUZ”

    “Bugün 13 Aralık. Sevgili Erdal Eren’in 12 Eylül’ün faşist generallerinin talimatlarıyla yaşı büyütülerek idam edilmesinin 43’üncü yıl dönümündeyiz. Kendisini bir kez daha sevgiyle, saygıyla, özlemle anıyoruz. Tek tesellimiz aradan geçen 43 yılın sonunda bile milyonlarca yurttaşımız, gençler Erdal Eren’i sevgiyle, saygıyla hatırlıyorlar. Onun hakkında bu kararı verenlerin isimleri ise sadece lanetle anılıyor. Bu vesileyle, Kenan Evren’e özenenlerin, yargıyı bir sopaya çevirip topluma yargı sopasıyla hiza vermeye çalışanların, haksız, hukuksuz, adil olmayan kararların altına imza atanları bir kez daha uyarıyoruz.

    Adında ‘Adalet’ olan ve adı batsın dışında herhangi bir biçimde adını anamayacağımız AKP döneminde Türkiye tarihinin en adaletsiz günlerini yaşayan bir ülke hâline geldi. TBMM çatısı altındayız. Normal şartlarda adaletisin a’sından söz edebileceğimiz bir ülkede, bu parlamentoda yurttaş tarafından kendisine verilen görevi yerine getirmesi gereken Hatay Milletvekilimiz Can Atalay hâlâ esir tutuluyor. Biraz evvel Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ilgili bölümüne ikinci ihlal başvurusunu, AYM’nin kararının uygulanmamasını, Anayasa kararlarının uygulanmamasını içeren başvurumuzu oy birliğiyle Genel Kurul’a sevk ettiklerini öğrendik.

    “AYM İVEDİLİKLE İHLAL BAŞVURUSUNU GÜNDEMİNE ALMALI VE ARTIK BU TOP ÇEVİRME OYUNUNA BİR SON VERMELİ”

    Yapılması gereken tek bir şey var. Buradan çağrı yapıyoruz: AYM öncelikle ivedilikle bu ihlal başvurusunu gündemine almalı ve daha önce aldığı kararların uygulanmaması karşısında, daha önce oy çokluğuyla aldığı kararın uygulanmaması karşısında oy birliğiyle ihlal kararı vermeli ve artık bu top çevirme, bu çeşitli bahanelerin arkasına sığınarak halkın iradesini gasp etme oyununa bir son verilmeli. Çok net ifade ediyorum, AYM kendi verdiği kararı uygulamayan Anayasa’yı ayaklar altına alan bu ihlale karşı sessiz kalmamalı.

    Bu yargı darbesi, aslında ülkede halkımızın deyimiyle tuz koktu noktasına geldiğimizi gösteren örneklerden bir tanesi ve bu koku duyusu öyle bir şeydir ki bir süre sonra artık oradaki o kötü kokuya alışırsınız ve sizi rahatsız etmemeye başlar. Biz o yüzden, her seferinde buna alışmayacağımızı göstermek için konuyu gündem hâline getiriyoruz.

    “BU REJİM YUSUF YERKELLER, FARUK KOCALAR CEZA ALMASIN DİYE CAN ATALAY’I CEZAEVİNDE ESİR TUTUYOR”

    Soma’da maden katliamında evladını kaybeden bir yurttaşa tekme atan o takım elbiseli beyzadeyi sanırım hatırlayacaksınız. Şimdi neden Can Atalay’ı gündem yapıyorum sorusunun cevaplarından bir tanesi hiç alakasız görünen bir konuyla birbirine bağlıyor. Ne kadar benziyor değil mi iki fotoğraf birbirine? Yerde yatan bir insana alçakça tekme atan iki şahıs. Mesele şu, nereden alıyor bu cüreti?

    Soma’da evladını kaybeden insanların hakkını arayan Can Atalay’ı tutuklayıp, milletvekili seçilmesine rağmen cezaevinde tutmaya devam ederken, onun hakkını almak için mücadele ettiği aileleri tekmeleyen Yusuf Yerkel’i Frankfurt’a ticari ataşe olarak atarsanız, ‘Ben iktidarım bana yaslanan herkes istediğini yapabilir’ derseniz, işte Ankaragücü Kulübü Başkanı gibi bir beyzade çıkar, kendisi de AKP kurucusu olan, utanarak söylüyorum, AKP’nin eski milletvekili olan, Erdoğan daha yatlarına yat katlarına kat uçaklarına uçak katmadan önce evini ona kiralayan kişi aynı pervasızlığı yapıyor. Şunu açıkça söyleyelim, bu rejim Yusuf Yerkeller, Faruk Kocalar ceza almasın diye, hatta ödüllendirilsinler diye Can Atalay’ı, bizim arkadaşlarımızı cezaevinde esir tutuyor.

    Siz sporda şiddete yönelik düzenleme adı altında Çalık Holding’in sahip olduğu Aktifbank’ı zengin etmek için, sadece size karşı ses yükselten futbol izleyicilerini fişleyebilmek için organizasyonlar yapan bir şebekesiniz. Siz mi bu ülkeyi şiddetten kurtaracaksınız? Siz mi sporu şiddetten arındıracaksınız? Memleketin kaynaklarını, emekçilerin üç kuruş beş kuruş parasını, insanların dişinden tırnağından ayırdıklarını, mutfak masraflarından kısıp kenara attıklarını üç beş tane yandaşı zengin etmek için kullanan ve buna karşı ses çıkartan vatandaşlara küfreden, hakaret eden, jandarmayı polisi salan, cezaevlerine atan bir iktidarsınız.

    “HASAN BİTMEZ’İN KONUŞMASININ SONUNA DOĞRU TUTANAKLARA ‘AKP SIRALARINDAN’ DİYE GEÇEN İFADE YÜZ KIZARTICIDIR”

    Bakın dün, Hasan Bitmez’in konuşmasının sonuna doğru tutanaklara ‘AKP sıralarından’ diye geçen ifade bu Meclis açısından yüz kızartıcıdır, AKP’nin tümü açısından büyük bir suçtur. En basitinden suçun şahsiliği ilkesi vardır, münferit bir vakadır diye açığa çıkarmaları gerekir. Göreceksiniz, koruyacaklar. Hepsi hep beraber o sözleri sahiplenecekler.

    “BU CİNAYETİ İŞLEYENLERİN, KATİLİN KAÇMASINA YARDIM EDENLERİN SONUNA KADAR TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    İktidara yakınsanız, iktidarın yandaşıysanız, paranız varsa bu ülke mahkemelerinde istediğiniz kararlar çıkıyor, işlediğiniz bütün suçlar yanınıza kar kalıyor. Buyurun örnek, Somali Cumhurbaşkanı’nın oğlu, güpegündüz evine ekmek götürmek için çalışan bir moto kuryeyi, sevgili Yunus Emre Göçer’i katletti. Herkes gördü. Açık bir katliam, açık bir cinayet. Ne yaptı? Ne yaptı iktidar? Birisi sizin ortağınız, birisi siyasi olarak güçlü, öbürü ekmek derdindeki bir moto kurye. Öldürürsün, verirler pasaportunu çıkarsın, ülkene gidersin. Bu mudur adalet ya? Utanmıyor musunuz? Bu cinayeti işleyenlerin, bu cinayeti işleyen katilin kaçmasına yardım edenlerin, emekçiyi sahipsiz görüp ezenlerin sonuna kadar takipçisi olacağız, sonuna kadar peşlerinde olacağız. Yok öyle yağma.

    TİP olarak Birleşik Tekstil İşçileri Sendikası’nın Özak işçilerinin çağrısını ve mücadelesini yükseltmek için tüm partimize seferberlik çağrısı yapıyoruz. Partili arkadaşlarımız, bulundukları illerde ve ilçelerde, bu büyük patron Levi’s mağazalarının önüne gidecekler oradaki yurttaşlara bu işçilerin uğradığı haksızlığı, o patronun üç kuruş daha fazla para kazanmak için işçilere reva gördüğü bu muameleyi anlatacak.

    “SİZ BASIN EMEKÇİLERİNİN ÖRGÜTLENMELERİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİN DE KALDIRILMASINI İSTİYORUZ”

    Bu vesileyle, siz basın emekçilerinin örgütlenmelerinin önündeki tüm engellerin de kaldırılmasını istiyoruz. Bizim sesimiz bugün iktidar medyası tarafından engellenebiliyorsa, susturulabiliyorsa, onların kanalları, onların gazeteleri, onların televizyonları bu sesi vermiyorsa, basın emekçileri örgütsüz olduğu içindir. Basın emekçileri en ağır şartlarda çalışmaya devam ediyorlarsa günlerce, saatlerce çalışıp karşılığında ay sonunu doğru düzgün getiremiyorlarsa bu basın alanında emekçilerin örgütsüzlüğüyle ilgilidir.

    Sputnik’te Gazeteciler Sendikası’nın öncülüğünde direnen arkadaşlarımızı da yürekten selamlıyorum. Onların bu haklı direnişinin sonuna kadar yanında olacağımızı ifade etmek isterim.

    Meclis’in en önemli yetkilerinden bir tanesi bütçenin hazırlanmasıyken, sadece Türkiye için de değil dünyanın her yerinde meclis ve bütçe yan yana anılırken, saray rejimi anayasa değişikliğiyle beraber bütçe kanunun Meclis’te onaylanmaması durumunda bile bir önceki yılın yeniden değerlenme yolunda uygulanmasını karar altına almıştı. Bu zaten fiilen Meclis’in yetkilerinin askıya alınması anlamına geliyor.

    “GERİDE KALAN SEÇİMDE TİP’E YAŞATILANLAR VAR”

    Yeniden ittifaklar konuşulacak, iş birlikleri, güç birlikleri konuşulacak. Bir de geride kalan seçim var. Geride kalan seçimde yaşadıklarımız var, geride kalan seçimde TİP’e yaşatılanlar var. Bunları da önümüzdeki sürece yol göstermesi için hatırlatmayı bir görev biliyorum. Neden biliyor musunuz? TİP’e dönük medya ablukası, ambargosu bir yana, özellikle iktidar mahfillerinden ve maalesef muhalefetin içine sızan iktidar zihniyetinden kaynaklı geçen seçim dönemi boyunca uygulanan sistematik bir saldırı vardı.

    Siyaseti dizayn etmek isteyen iktidar ve iktidara benzeyen muhalefet içerisine sızmış manipülatörler, stratejik oy kavramını geliştirdiler. ‘Bu seçim o seçim değil’ dediler. Eskişehir’deki o moto kurye arkadaşımızın seçilmesini engellemeyi de kapsayan bir biçimde muhalif seçmene, ‘Eskişehir’de İYİ Parti’ye oy verirseniz muhalefet daha fazla milletvekili çıkartır’ diye sistematik yalanlar söylediler. Sonunda ne oldu? Para, paranın gücü, reklamın gücü, öz eleştiri veriyoruz bizim sesimizin yetmemesi nedeniyle Eskişehir’de İdris Nebi Hatipoğlu isimli İYİ Parti milletvekili adayı Meclis’e girdi. Sonra ne oldu? Tıpış tıpış tıpış AKP saflarına geçti.

    Değerli yurttaşlar, hani seçimden önce çıkıyorlar sizin karşınıza diyorlar ya, ‘Oraya oy vermeyin şöyle olur’, ‘Buraya oy vermeyin şöyle olur’, ‘Aman stratejik oy kullanın’, ‘Aman o oy boşa gider’ falan. İşte Eskişehir’i, Eskişehir’deki emekçileri temsil edecek bir genç işçinin önü böyle kesildi.”

  • Alev Coşkun :Hukuk devleti-Hukukun Üstünlüğü

    Alev Coşkun :Hukuk devleti-Hukukun Üstünlüğü

    Hukuk devleti, yasama, yürütme ve yargı erklerinin tüm karar ve uygulamalarında hukuka bağlı ve saygılı olması demektir.

    Evrensel demokrasinin temeli hukuk devletidir. Bu da ilk kural olarak siyasal iktidarın gücünün hukuk ilkeleri çerçevesinde sınırlandırılması ve hukuk içinde denetime tabi tutulması demektir. Hukuk devleti, faaliyet ve kararlarında hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukuksal güvenliği sağlayan devlet olarak tanımlanır.

    POLİS DEVLETİ, HUKUK DEVLETİ

    Ortaçağda “polis devleti” geçerliydi, daha sonra “kanun devleti” modeline, sonra da “hukuk devleti”ne ulaşıldı. Bu süreç büyük acılara, kan dökülmesine, ihtilallere neden olmuş ve yüzyıllar sürmüştür.

    Günümüz evrensel demokrasisinin temellerinde, özgür, adil, dürüst hukuka bağlı genel seçimler, vatandaşın temel hak ve özgürlüklerinin anayasal güvencelerle korunması, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı ve güçlerin birbirini denetlediği bir anayasal sistem vardır. Bunlara ilave olarak yasaların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimini gerçekleştirecek, vatandaşın anayasal haklarının güvencesini sağlayacak bir Anayasa Mahkemesi’nin varlığı ve işlerliği şarttır…

    KUVVETLER AYRILIĞI

    Demokrasinin temel ilkesi kuvvetler ayrılığının bilimsel temellerini Fransız düşünür Montesquieu atmıştır.

    1748 yılında yayımlanan “Kanunların Ruhu” (De L’esprit Des Lois) kitabında “İktidarın kötüye kullanılması vatandaş özgürlüğünü ortadan kaldırır. Siyasi kuvveti elinde bulunduran güç, onu kötüye kullanmak eğiliminde olacaktır. Bu nedenle, kuvvetin kuvveti denetlemesi gerekir” diye yazmıştır.

    Alev Coşkun

  • Yargıtay krizinin perde arkasında ne var

    Yargıtay krizinin perde arkasında ne var

    Yargıtay’ın darbe girişimi olarak değerlendirilen Can Atalay kararının perde arkasındaki ‘güç savaşlarına’ dair yazan gazeteci Alican Uludağ, “Yargıtay’ın Can Atalay kararına direnmesi, iktidar içinde bir iç savaşın başladığını gösteriyor” dedi.
    Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin tutuklu TİP Milletvekili Can Atalay’la ilgili Anayasa Mahkemesi (AYM) kararını tanımaması ve AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması ülkenin bir numaralı gündem maddesi haline geldi. Yargıtay’ın kararı ‘darbe girişimi’ nitelendirmeleriyle büyük tepki alırken yargı haberleriyle bilinen DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ, kararın arka planındaki güç savaşlarına dikkat çekti.

    ‘ASIL HEDEF NUMAN KURTULMUŞ’

    X hesabından yaptığı paylaşımda, “Yargıtay’ın Can Atalay kararına direnmesi, iktidar içinde bir iç savaşın başladığını gösteriyor” diyen Uludağ, “AKP/Saray’daki şahin kanat, olaylara daha ılımlı bakan gruplara karşı güç mücadelesine girmiş durumda. MHP’nin de destek verdiği bu şahin kanadın Saray içerisinde de önemli klikleri var” ifadelerini kullandı.

    Alican Uludağ paylaşımının devamında MHP’nin adım adım AKP’yi kuşattığını ileri sürdü: “Yargıtay’ın örneğin TBMM’yi Atalay’ın vekilliğini düşürmedi diye eleştirmesinde asıl hedef, Numan Kurtulmuş. AKP Grup Başkan Vekili Abdulhamit Gül, Hayati Yazıcı ve Faruk Çelik gibi isimlerin anayasal sınırlar uyarısı, şahin kanada yanıt. Buna karşılık CB Hukuk Politikaları Başkanı Mehmet Uçum’un ‘Milli yargıdan yana tavır alın’ demesi ılımlılara mesaj. Diğer yandan MHP, adım adım AKP’yi kuşatmış durumda.”

    ‘MHP, AKP’YE OPERASYON ÇEKECEK GÜCE ULAŞTI’

    Alican Uludağ, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:

    “Ve yargı/güvenlik bürokrasisi içindeki kadroları eliyle Yargıtay örneğinde olduğu gibi yarın ortaklık bittiğinde AKP’ye operasyon çekecek güce ulaştı. Erdoğan’ın, Soylu’yu alıp Ali Yerlikaya’yı ataması, buna karşı bir hamle. İktidar içindeki bu iç savaşta kimin tasfiye olacağı, Yargıtay/AYM arasındaki krizin nasıl çözüleceğine bağlı.

    Örneğin Yargıtay’ın anayasayı yok sayarak kararı tanımaması, son AYM Başkanlığı seçiminde İrfan Fidan’a karşı Zühtü Aslan’ın yeniden başkan seçilmesine bir misilleme. Ki o seçimde Erdoğan, Fidan’ı işaret etmesine karşın, dönemin TBMM Başkanı Mustafa Şentop devreye girerek Arslan lehine kulis yapmıştı. İktidar içindeki şahinler o gün yenilmişti.

    AYM’ye direnen Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 5 üyesinin içinde, Yargıtay’a atanıp eski terör dairesine geldiğinde ‘Ben İstanbul grubunun temsilciyim’ diyen üye de var.”

  • TMMOB, YARGITAY’IN GEZİ DAVASI KARARINI ANKARA’DA PROTESTO ETTİ…

    TMMOB, YARGITAY’IN GEZİ DAVASI KARARINI ANKARA’DA PROTESTO ETTİ…

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ankara İl Koordinasyon Kurulu (İKK), Yargıtay’ın Gezi Davası’nda verdiği kararı protesto etti. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, “Bu hukuksuz kararı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Baştan beri siyasi güdümlü bir şekilde yürütülen, bu ülke tarihinin en barışçıl, masum, yaratıcı, haklı eylemini Gezi eylemini yaralayacak, onu kötüleyecek hiçbir kararı ve Gezi Davası içerisinde yer alan hiçbir arkadaşımızı itibarsızlaştırmaya yönelik hiçbir şeyi kabul etmiyoruz. Buradan haykırıyoruz; Cumhuriyet tarihinin en kitlesel, en yaratıcı, en uzun süreli halk hareketi olan Gezi Direnişi’ni ve o direnişin parçası olmuş arkadaşlarımızı karalamaya yönelik herhangi bir karar, o kararı veren mahkemeler ve emri veren siyasi iktidar toplum vicdanında meşru değildir. Bu kararlar hükümsüzdür” dedi.

    TMMOB, 8 sanığın yargılandığı Gezi Parkı davasında Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin aralarında Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Can Atalay ve Osman Kavala’nın da bulunduğu 5 sanığın cezasını onamasını bugün İstanbul, Ankara ve İzmir’de protesto etti. TMMOB Ankara İKK üyeleri, Yargıtay’ın kararını protesto etmek üzere Mimarlar Odası’nda toplandı. Mimarlar Odası’nda yapılan basın açıklamasına TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün, TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut, Şehir Plancıları Odası Ankara Şube Başkanı Gencay Serter, Mimarlar Odası Genel Sekreteri Tores Dinçöz, Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Candan Karakuş katıldı.

    Basın açıklamasını okuyan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, şöyle konuştu:

    “CUMHURİYET TARİHİNİN EN KİTLESEL, EN UZUN SÜRELİ HALK HAREKETİ OLAN GEZİ DİRENİŞİ’Nİ KARALAMAYA YÖNELİK HERHANGİ BİR KARAR TOPLUM VİCDANINDA MEŞRU DEĞİLDİR”

    “Dün bir adalet utancına daha tanıklık ettik. Hukukun temel ilkeleri çiğnenerek yürütülen bir yargılama sürecinin ardından Gezi Davası sanıklarına verilen mahkûmiyet kararları aynı zamanda topluma verilen bir gözdağıdır. İktidarın isteği doğrultusunda kurgulanan bu hukuk dışı davanın sonucunda, yalnızca TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Mücella Yapıcı, Hakan Atalay ve Yiğit Ali Ekmekçi serbest bırakıldı. Bir yanımız sevinçli ama bir yanımız elbette hala öfkeli. Aklımız haksızca zapt edilen arkadaşlarımızda. Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi eski Başkanı Tayfun Kahraman ve Mimarlar Odası’nın Hukuk Müşaviri Can Atalay’ın da bulunduğu arkadaşlarımız en ağır cezalara mahkum edildi. Biliyoruz ki bu karar, sadece arkadaşlarımıza yönelik değildir. Bu karar, toplumsal muhalefeti susturmaya yöneliktir.   Bu karar 2013 Mayıs-Haziran aylarında iktidarı sarsıp korkutan milyonlara yöneliktir; milyonlarca insanın demokratik hak kullanımlarını cezalandırmaya, barışçıl ve demokratik istemleri bastırmaya ve kamu idarelerine yakışmayacak bir şekilde öç almaya, cezalandırmaya yöneliktir. Bu hukuksuz kararı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Baştan beri siyasi güdümlü bir şekilde yürütülen, bu ülke tarihinin en barışçıl, masum, yaratıcı, haklı eylemini Gezi Eylemi’ni yaralayacak, onu kötüleyecek hiçbir kararı ve Gezi Davası içerisinde yer alan hiçbir arkadaşımızı itibarsızlaştırmaya yönelik hiçbir şeyi kabul etmiyoruz. Buradan haykırıyoruz; Cumhuriyet tarihinin en kitlesel, en yaratıcı, en uzun süreli halk hareketi olan Gezi Direnişi’ni ve o direnişin parçası olmuş arkadaşlarımızı karalamaya yönelik herhangi bir karar, o kararı veren mahkemeler ve emri veren siyasi iktidar toplum vicdanında meşru değildir. Bu kararlar hükümsüzdür.

    “BU ÜLKENİN EN GÖRKEMLİ HALK HAREKETİ OLAN GEZİ’YE SAHİP ÇIKMAYI KARARLILIKLA SÜRDÜRECEĞİZ”

    Yaşadığımız bu tablo ülkemizin tek adam rejiminde geldiği içler acısı halin bir göstergesidir. Ülkemiz, halkımız, geleceğimiz bu gerici rejimin altında adım adım yok ediliyor. Ancak şunu unutmasınlar; bu ülke sahipsiz değildir. Gezi bu ülkenin yarınlarına sahip çıkan, hakları ve geleceği için mücadele eden, AKP’nin her tarafımızı saran gerici politikalarına itiraz eden milyonların sesidir. Bu sesi ne hapsedebilirsiniz ne durdurabilirsiniz. Biz buradayız. Dün olduğu gibi bugün de TMMOB ve bağlı odaları olarak, mesleki ve teknik bilgimizi halkın yararına kullanmaya devam edeceğiz, arkadaşlarımızı asla yalnız bırakmayacağız ve bu ülkenin en görkemli halk hareketi olan Gezi’ye sahip çıkmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Halka ait olan her şeyi korumak ve kamu yararını savunmak mühendis, mimar ve şehir plancılarının temel görevleri arasındadır. 2013 Haziran’ında, sadece kamusal alanlarımızı değil iktidarın baskı politikalarını, temel hak ve özgürlüklerin askıya alınmasını, ülkemizin geleceğinin karanlığa gömülmesini de gündemimize alarak mücadele ettik.

    “HİÇBİR DAVA VE HİÇBİR KARAR, GEZİ’NİN, DEMOKRATİK KAMUOYU VE YASALAR NEZDİNDEKİ MEŞRUİYETİNİ GÖLGELEYEMEZ”

    Mühendis, mimar ve şehir plancıları da bu anlayışla toplumun ortak değerlerinin yok edilmesine karşı, kadına, farklı cinsel yönelimlere, sanata, kültüre yönelik gerici saldırılara karşı omuz omuza mücadele ettik. Tıpkı ülkesinin ve halkının geleceğine sahip çıkan arkadaşlarımız gibi. Tıpkı adlarını dahi bilmediğimiz ama direniş günlerinde, cesaretle, dayanışarak, birbirimize sahip çıkarak yan yana geldiğimiz milyonlar gibi. İşte bu yüzden bilinmelidir ki hiçbir dava ve hiçbir karar, Gezi’nin, demokratik kamuoyu ve yasalar nezdindeki meşruiyetini gölgeleyemez ve hiçbir güç bizlerin emekten, halkımızdan, ülkemizden, mesleğimiz ve bilimsel teknik doğrulardan yana duruşumuzu engelleyemez.

    “BU SİYASİ ZORBALIKTAN DERHAL VAZGEÇİN VE ARKADAŞLARIMIZI DERHAL SERBEST BIRAKIN. BİZ BURADAYIZ. GEZİ BURADA. MUTLAKA KAZANACAĞIZ”

    Gezi’yi savunuyoruz, milyonları savunuyoruz, o milyonların içinde ve her tarafındayız. Geziyi savunuyoruz, çünkü Gezi biziz. Gezi bizim geleceğimiz, onurumuz, biliyoruz. Geziyi savunuyoruz çünkü mahkum edilen arkadaşlarımız, halkımızın ve tarihimizin yüz akıdır, biliyoruz. Onlar, kendileri gibi, kamu/toplum yararının ayaklar altına alınmasına karşı, kamusal/toplumsal mekanların rant talanına karşı korunması mücadelesi veren milyonlarca insanın aklında ve kalbinde olacaklar. Arkadaşlarımızın yanında olmaya, doğru bildiklerimizi söylemeye, halkımızdan, ülkemizden yana kamu yararını savunma mücadelemize devam edeceğiz. Ve buradan bir kez daha inatla söylemeye devam ediyoruz; Halkın haklı mücadelesini durduramazsınız. Gezi’nin karşısında duramazsınız. Bu siyasi zorbalıktan derhal vazgeçin ve arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın. Biz buradayız. Gezi burada. Mutlaka kazanacağız.”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ise şunları söyledi:

    “GEZİ TUTUKLULARINA YÖNELİK YARGITAY’IN KARARINI SON DÖNEMDE ORTAYA ÇIKAN VE TOPLUMSAL MUHALEFETİN BİR BÜTÜN CEZALANDIRILMASINA YÖNELİK VERİLMİŞ BİR KARAR OLARAK DEĞERLENDİRİYORUZ”

    “Toplumsal muhalefete yönelik kuşatma politikalarına en önemli ayağı yargı eliyle gerçekleştirilmiş olduğu bir dönemle karşı karşıyayız. Yargıtay’ın dün vermiş olduğu karar Türkiye’de vicdanları sızlatan, hukukun üstünlüğünü bir kez daha ortadan kaldıran, AİHM’i ve evrensel değerleri yok sayan bir karar olarak karşımıza gelmiş bulunuyor. Gezi tutuklularına yönelik Yargıtay’ın kararını özellikle son dönemde ortaya çıkan ve toplumsal muhalefetin bir bütün cezalandırılmasına yönelik verilmiş bir karar olarak değerlendiriyoruz. Hepimiz o gün Gezi’deydik. Gezi halktır, onurumuzdur. Gezi, halkların eşit, özgür, insanca yaşama talebidir. Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater’in aslında her türlü baskı, gözaltı ve tutuklamaya karşın eşitlik, özgürlük, demokrasi, adalet ve emek mücadelesini yürüten tüm arkadaşlarımız özgür oluncaya kadar mücadeleyi sürdüreceğiz.”

    DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün şöyle konuştu:

    “GEZİ, SADECE ÜLKEMİZİN, TAKSİM’İN, İSTANBUL’UN, KENTLERİMİZİN DEĞİL, DÜNYA DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMANIN, ONU KORUMANIN DA ONURLU BİR DİRENİŞİDİR”

    “Dünkü karardan sonra bir kez daha yargının ve adaletin, siyasetin giderek sopası olması durumu ve bağımsız yargının giderek ortadan kalktığına ilişkin yeni ve ayıplanacak bir örneği daha ülkemiz yaşadı. Gezi demek, ülkesinin, kentlerinin değerlerine, parklarına, bahçelerine, tarihi eserlerine, ormanlarına, bizden önceki kuşakların yarattığı her şeye sahip çıkanlara karşı yapılan bir gözdağıdır. Arkadaşlarımız hepimiz adına seçilmiş temsilciler olarak içeride. Milyonların yüreği oradadır. Gezi, sadece ülkemizin, Taksim’in, İstanbul’un, kentlerimizin değil, dünya değerlerine sahip çıkmanın, onu korumanın da onurlu bir direnişidir. Gezi’de söylediğimiz her değere sahip çıkmaya devam edeceğiz.”

    TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut şunları söyledi:

    “BUGÜN 5 KİŞİYİ HAPİSTE TUTARAK BU İŞİN ÜSTESİNDEN GELECEKLERİNE, DEMOKRATİK TALEPLERİNİ SUNANLARI SUSTURACAKLARINI SANIYORLARSA ALDANIYORLAR. HEPİMİZİ İÇERİ ALMALARI GEREKİR”

    “Tabip odalarımız da Gezi olaylarında sağlık hizmeti vermekten dolayı yargılandılar ve beraat ettiler. Gezi hepimizin. Gezi Parkı, o bölgede yaşayan yurttaşlarımızın soludukları tek alandı. İşin arka planı Türkiye Cumhuriyeti’yle bir hesaplaşma güdüyorlardı. Oraya bir Topçu Kışlası yapacaklardı. Türkiye’nin tüm aydınları, gençleri, hepimiz oradaydık. Eğer bugün 5 kişiyi hapiste tutarak bu işin üstesinden geleceklerine, demokratik taleplerini sunanları susturacaklarını sanıyorlarsa aldanıyorlar. Hepimizi içeri almaları gerekir. Bu ülkeyi açık bir cezaevi haline getirdiler. Yasalarla güvenlik önlemleriyle insanları konuşamaz, korkar hale getirdiler. Can Atalay’dan niye korkuyorlar? 75 bin Hataylının oyuyla milletvekili. Meclis’te niye olmasın? Çünkü Meclis kürsüsünde konuşursa birilerini rahatsız edecek. Bundan çekiniyorlar.  Bu arkadaşlarımızın itibarı er geç geri dönecektir. Ama onlarla ilgili bu yanlış ve düzmece karar verenlerin itibarsızlaştığını da göreceğiz. Tarih bunu yazar.”

    Şehir Plancıları Odası Ankara Şube Başkanı Gencay Serter ise şöyle konuştu:

    “TAYFUN, BİZİM TEMSİLCİSİ OLDUĞUMUZ MESLEK ODASININ, MESLEĞİNE İLİŞKİN İLKELERİ EN NET VE DOĞRU ŞEKİLDE YAPMIŞ ARKADAŞLARIMIZDAN BİRİSİDİR. SAVUNDUĞU GEZİ PARKI’YLA İLGİLİ OLARAK BÜTÜN SÖZLERİNİN BİZ DE ARKASINDAYIZ”

    “Tayfun Kahraman bizim Gezi Parkı sürecinde Onur Kurulu üyemiz görevini yürütüyordu, o zaman da şube başkanımızdı. Kendisi bizim bildiğimiz ve öğrendiğimiz ne varsa o süreçte yapmıştır. Bize Anayasa’nın, yasanın, yönetmeliklerin ve onlarca yıllık mesleki geçmişimizin öğrettiği ilkeler vardır.  Bu ilkelerin içerisinde de kentin yeşil alanlarını korumak, deprem toplanma alanlarını muhafaza etmek birincil derecede bizi öğretilen konuydu. Yakın dönemde deprem gerçeğiyle de karşılaştık. Tayfun arkadaşımız, içeride bulunmasına rağmen elinden geleni yaptı. Depremle ilgili olarak çalışmalarını, yazışmalarını, bilgi birikimini paylaşmayı devam ettirdi. Tayfun’dan bir suçlu çıkarmak mümkün değildir. Tayfun, bizim temsilcisi olduğumuz meslek odasının, mesleğine ilişkin ilkeleri en net ve doğru şekilde yapmış arkadaşlarımızdan birisidir. Savunduğu Gezi Parkı’yla ilgili olarak bütün sözlerinin biz de arkasındayız.”

    Mimarlar Odası Genel Sekreteri Tores Dinçöz, şunları söyledi:

    “HİÇBİR ARKADAŞIMIZ, ORADAKİ MİLYONLAR HİÇBİR ŞEKİLDE SUÇLU DEĞİLDİR. HERKES GÖREVİNİ YAPMIŞTIR. EĞER BU SUÇSA BU SUÇU İŞLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    “Evrensel doğruların yanında bir de biz mimar, mühendis, şehir plancıları okuduğumuz okullarda ‘Kamu Yararı’ dersini alırız. Kamu yararını öğreniriz. Bunu oda çalışmaları içerisinde de Mücella abladan öğrendik. Bir kamusal alanın nasıl savunulacağını, neler yapılacağına dair çalışmaları o günden olduk. Bu süreç iki defa beraat etti. İki defa aklandı. Şimdi de yarım aklamayla çözmeye çalışıyorlar. Bunu örtemezsiniz. Bu gerçekliği örtemezsiniz. Hiçbir arkadaşımız, oradaki milyonlar hiçbir şekilde suçlu değildir. Herkes görevini yapmıştır. Eğer bu suçsa bu suçu işlemeye devam edeceğiz. Kamusal alanları hep birlikte savunacağız.”