Etiket: çocuklar

  • İran, ABD-İsrail saldırılarda 230’dan fazla çocuk hayatını kaybetti

    İran, ABD-İsrail saldırılarda 230’dan fazla çocuk hayatını kaybetti

     İran Sağlık Bakanlığı, ABD-İsrail saldırılarının başladığı 28 Şubat’tan bu yana 230’dan fazla çocuğun hayatını kaybettiğini duyurdu.

    İran Sağlık Bakanlığı, ABD ve İsrail’in saldırılarında ölen ve yaralanan çocuklara ilişkin açıklama yaptı.

    Açıklamada, ABD-İsrail saldırılarının başladığı 28 Şubat’tan bu yana 230’dan fazla çocuğun yaşamını yitirdiği, yaklaşık 1800 çocuğun yaralandığı belirtildi.

    ABD-İSRAİL’İN İRAN’

    İsrail ve ABD, Tahran ile Washington yönetimleri arasında müzakereler sürerken 28 Şubat’ta İran’a askeri saldırı başlattı.

    İran da İsrail’in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde belirlediği hedeflere saldırılarla karşılık verdi.

    ABD-İsrail saldırılarında, eski İran lideri Ali Hamaney’in yanı sıra çok sayıda üst düzey yetkili öldü.

  • Çocuklar çeteler ve şiddet….

    Çocuklar çeteler ve şiddet….

    17 yaşındaki Atlas’ın 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürülmesi, çocukların çeteler, şiddet ve yoksulluk arasında nasıl savunmasız bırakıldığını ortaya koydu. TBB’den avukat Özcan Güven ‘‘Asıl sorulması gereken çocuklar nasıl bu hale getirildi?’’ ifadelerini kullandı.

    Çocukların hayatını kuşatan bu çöküşün ortasında bir ölüm daha yaşandı. Güngören’de 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın 15 yaşındaki E.Ç. tarafından bıçaklanarak öldürülmesi, çocukların korunamadığı bir düzenin sonuçlarını bir kez daha gözler önüne serdi. Olayın ardından aileyi tehdit eden bir kişi ile sosyal medyada provokatif içerikler paylaşan 3 kişi gözaltına alındı.

    Şüpheli E.Ç.’nin “korkutmak amacıyla bıçak salladığı” yönündeki savunmasına Atlas’ın annesi Gülhan Ünlü tepki gösterdi. Ünlü, “Korkutmak isteseydi göğsünden vurmazdı. O videoda her şey açık. Geriliyor ve ölümcül darbe vuruyor. Bu iddiaların hiçbirini kabul etmiyorum” dedi.

    ÇOCUKLAR KORUNAMIYOR

    Atlas’ın ölümü, son yıllarda çocukların şiddet, çeteler ve suç örgütleriyle çevrili bir yaşamın içine itildiğini gösteren olaylara bir yenisinin eklenmesi oldu. Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çocuk Komisyonu Başkanı Özcan Güven, olayın bireysel olarak ele alınmasının yanlış olduğuna dikkat çekti. Güven, “Münferit olaylar üzerinden tartışma yürütmek gerçeği perdelemekten başka bir işe yaramaz. Ölen de bir çocuk, öldüren de bir çocuk. Asıl sorulması gereken çocuklar nasıl bu hale getirildi?” dedi. Çocukları suça iten nedenlere ilişkin çok sayıda rapor hazırlandığını anımsatan Güven, “Bunlar siyasi partilere iletildi, iletilmeye de devam ediyor. Ancak çocukları suça sürükleyen koşulları ortadan kaldıracak önleyici bir mekanizma hâlâ kurulabilmiş değil” diye konuştu. Bu sürecin tek bir kurumun sorumluluğunda olmadığını vurgulayan Güven, “Adalet, Milli Eğitim ve Aile Bakanlıkları başta olmak üzere tüm kurumların koordinasyon içinde çalışması gerekiyor. Ancak ne yazık ki bu koordinasyon yok” ifadelerini kullandı. Meclis’te kurulan Suça Sürüklenen Çocuklar Araştırma Komisyonu’na da değinen Güven, “Bu mesele sosyal medyada tartışılarak çözülemez. Bütün muhatapların dinlendiği, somut bir yol haritasının çıkarıldığı ve siyasi iradenin ortaya konduğu bir sürece ihtiyaç var. Çocuk meselesi siyaset üstüdür” dedi.

    Atlas Çağlayan

    POLİTİKALARIN FATURASI ÇOCUKLARA

    İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Buket Soygüt, çocukları suça sürükleyen nedenlerin görmezden gelinmesiyle bu olayların süreceğini belirterek ‘‘Korkarım ki bu olay son olmayacak’’ dedi. Soygüt, şu değerlendirmeleri yaptı:

    ‘‘Sosyal medyadaki tartışmalarda ciddi bir algı operasyonu yürütüldüğünü, bilinçli ya da bilinçsiz olarak hedef saptırıldığını, haklı eleştirilerin doğru adreslere yöneltilmediğini ve şiddetin hak savunucularını hedef alarak yeniden üretildiğini görmekteyim. Oysa biz bilim insanları uzun zamandan beri çocukların suçla ilişkilenmesi üzerine çalışıyoruz. Minguzzi cinayetinden sonra da yoğunlaştırdığımız çalışmalarla bilimsel raporlar hazırladık. Esas sorunun mevzuattan değil, devletin çocukları koruma yönündeki pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemesinden kaynaklandığını tespit ettik. TBMM’de ilgili komisyona hem eksikleri tespit etmek hem de önerilerde bulunmak adına katılma talebinde bulunduk. Ancak ne yazık ki, sesimiz duyulmadı. Komisyon çalışmalarında alanda uzman kişiler davet edilmeden konu yine nedenlerden uzak bir şekilde ele alınıyor.

    Çocuklar bakımından cezaların artırılmasının işlevsel ve önleyici olmadığı istatistiklerle ortada. Diğer yandan çocuklar için cezaların artırılmasını talep edip sürekli af yasaları çıkartarak esas şiddet faili yetişkinlerin salıverilmesi tutarsız bir suç ve ceza politikasının yürütüldüğünü gösteriyor. Yetişkin failler bakımından benimsenen ‘devlet eliyle cezasızlık’ politikasının faturası çocuklara çıkartılmak isteniyor.

    Son yıllarda şiddetin farklı mekânlarda ve artan biçimde ortaya çıkması, bireysel nedenlerden önce yapısal, sosyo-ekonomik ve kurumsal nedenlere dayandığını gösteriyor. Çocuklar arasındaki şiddet vakalarındaki artış da yoksulluk, güvensizlik, eşitsizlik, okulsuzlaştırma, cehaleti yüceltme ve sosyal hizmet mekanizmalarının zayıflamasıyla doğrudan ilişkili. Zorla evlendirmeler ve çocuk işçiliği de konudan bağımsız değil.

    Eğitim hakkından uzaklaştırılan, güvenli yaşam koşullarına erişemeyen ve geleceğe dair umutları zedelenen çocukların suça yönelmesi ülkede çocuk koruma sisteminin çöktüğünü, çocukların çetelerin eline bırakıldığını, çocukların yaşam hakkı ve üstün yararının yeterince gözetilmediğini ortaya koyuyor. Bu nedenle çocukların yaşam hakkını merkeze alan, yoksullukla mücadeleyi, eğitime erişimi ve eşitlikçi sosyal politikaları önceleyen, bütüncül ve kanıta dayalı kamusal politikalara acil ihtiyaç bulunuyor. Çocuğun suçla ilişkilenmesi bakımından temel başlangıç risk analizlerinin yapılması ve çocukların bu analizlerin sonucuna göre onarıcı adalet uygulamalarıyla rehabilite edilmesi gerekiyor.’’

    DERTLERİ ÇÖZÜM DEĞİL

    Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) ise “Bir yandan infaz indirimi getirirken ve yeni infaz indirimlerinin sözünü verirken diğer yandan 15 yaş üstündeki çocukların yetişkin gibi yargılanmasını tartışmaya açan iktidar, bu çelişkili adımlarıyla güvenlik sorununa gerçek bir çözüm aramadığını gösteriyor’’ ifadeleriyle güvenlik sorununa gerçek ve bütüncül bir çözüm bulunması çağrısında bulundu.

    Kaynak:Birgun.net

  • GAZZE “AÇLIKTAN” ÖLÜYOR

    GAZZE “AÇLIKTAN” ÖLÜYOR

    İsrail’in kıtlığı dayattığı Gazze’de son 24 saatte 3’ü çocuk 13 kişi daha açlıktan hayatını kaybetti. Gazze’de 7 Ekim 2023’ten beri açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı 130’u çocuk olmak üzere 361’e yükseldi.

    İsrail’in saldırıları ve ablukası nedeniyle kıtlık yaşanan Gazze Şeridi’nde son 24 saatte 3’ü çocuk 13 kişi daha açlıktan yaşamını yitirdi.

    Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, açlıktan hayatını kaybedenlere ilişkin son bilgiler paylaşıldı.

    Açıklamada, son 24 saatte 3’ü çocuk 13 Filistinlinin daha açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle yaşamını yitirdiği belirtildi.

    Gazze Şeridi’nde 7 Ekim 2023’ten bu yana açlıktan hayatını kaybedenlerin sayısının 130’u çocuk olmak üzere 361’e yükseldiği kaydedildi.

    Birleşmiş Milletler’in (BM) desteklediği Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması’nın (IPC) 22 Ağustos’taki açıklamasıyla Gazze’de kıtlık ilan etmesinden bu yana ise 12’si çocuk 70 kişinin açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle yaşamını yitirdiği ifade edildi.

    IPC tarafından yayımlanan son raporda, “15 Ağustos 2025 itibarıyla Gazze kentindeki kıtlığın ‘felaket seviyesi’ olarak bilinen 5. seviyede olduğunun kanıtlarla doğrulandığı” bildirilmişti.

    IPC’nin raporunda “22 ay süren acımasız çatışmaların ardından Gazze Şeridi’nde yarım milyondan fazla insan açlık, yoksulluk ve ölümle karakterize felaket koşullarıyla karşı karşıya” tespitine yer verilmişti.

    GAZZE “AÇLIKTAN” ÖLÜYOR

    İsrail’in saldırıları ve insani yardım girişini kısıtlayan sıkı ablukası altındaki Gazze Şeridi, açlığın yayıldığı, su, ilaç, tıbbi gereçler ve hijyen malzemesinin bulunamadığı insani felaketi yaşıyor.

    Başta çocuklar olmak üzere, Gazze Şeridi’nde açlık nedeniyle ölümler artıyor. Yerel ve uluslararası çevreler, İsrail’in “açlığı ve susuzluğu silah olarak” kullandığını belirtiyor.

    Sivil altyapıyı da tahrip ederek Gazze’nin yüzde 88’ini yıkan İsrail ordusu, sürgün emirleriyle yerinden ettiği Filistinlileri sık sık barındıkları bölgelerde hedef alıyor.

    Nüfusu yaklaşık 2,3 milyon olan Gazze’de İsrail’in saldırıları ve sürgün emirleriyle yerinden edilenlerin sayısının 2 milyona ulaştığı, çok sayıda kişinin defalarca yerinden edildiği belirtiliyor.

    Temel malzemelerden yoksun şekilde yerinden edilen Filistinliler, derme çatma çadırlarda veya aşırı kalabalıklar içinde hijyen malzemelerinin eksikliğinde lavaboların bile yetersiz olduğu, bulaşıcı hastalıkların yayıldığı okullarda hayatta kalmaya çalışıyor.

    İsrail ordusu ise günlük düzenlediği saldırılarla yerinden edilenlerin çadırlarını ve barındığı sivil noktaları bombalıyor.

  • Barış Pehlivan : ADALET BAKANLIĞI’NA GÖNDERİLEN RAPOR

    Barış Pehlivan : ADALET BAKANLIĞI’NA GÖNDERİLEN RAPOR

    Önce bazı rakamlar…

    1 Ekim 2024 verilerine göre…

    • Türkiye’deki cezaevlerinde şu an, 12-18 yaş aralığında olan 3 bin 532 tutuklu ve hükümlü çocuk var.
    • Bu çocuklardan 299’u okuma ve yazma dahi bilmiyor.1685’i sadece ilköğretim okulundan mezun olmuş. 55’inin eğitim durumuna dair ise hiçbir bilgi yok, “bilinmeyen” diye kayıtlara geçmiş.
    • 2023 yılında suça karışan çocuk sayısı 178 bin 834. Bu çocukların yüzde 39.8’ine yaralama, yüzde 20.8’ine hırsızlık, yüzde 7.7’sine pasaport kanununa muhalefet, yüzde 4.9’una uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak, yüzde 4’üne ise tehdit suçları isnat edildi.
    • 2010-2022 arasındaki 12 senede suça sürüklenen çocuk sayısı yüzde 148 arttı.
    • 2020 verilerine göre; soruşturmaya uğrayan çocukların yüzde 52’sinin daha önce de bir suç öyküsü var.

    ADALET BAKANLIĞI’NA GÖNDERİLEN RAPOR

    Görmüşsünüzdür; şiddet haberleri üst üste duyulunca yeni yargı paketi gündeme geldi. Neymiş, cezasızlık algısı yok olacakmış! Nasıl mı? 2 yıl altında ceza alanlar da cezaevine girecekmiş! Halbuki “algı” dedikleri gerçeğin, müebbetle cezalandırılması gerekenlerin dışarıda olmasıyla ilgisini unutturmaya çalışıyorlar. Özetle; geleceği kurmak yerine, anı savuşturuyorlar.

    Çok şeyi görmemizi istemiyorlar. Polisimizi şehit eden 19 yaşındaki birinin 26 suç kaydıyla hapiste olması gerektiğini tartışıyoruz da o yaşa o kadar suçu nasıl biriktirdiğini konuşamıyoruz. Tam da bu noktada Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı’nın bir raporunu inceliyorum.

    Suça sürüklenen 114 çocukla 2020 yılında yapılan görüşmelerin sonucunu anlatan rapor, Adalet Bakanlığı’nın tozlu raflarında da var. Lakin suça sürüklenen çocukların sayısı, böylesi çalışmaların pek de dikkate alınmadığını gösteriyor.

    İşte suça değil iyiliğe bulaşmış bir gelecek için o raporun sonuç bölümünden bazı kesitler…

    • Türkiye’deki adalet sistemi suça sürüklenen çocuğu merkeze almak yerine eyleme odaklanan yapısıyla cezalandırıcı bir işlev görmektedir. Çocuğun suçla yeniden ilişkilenmesinin önlenmesinde bu alanda çalışan tüm kurum ve kuruluşların birlikte, multidisipliner bir çalışma prensibiyle çocuğun yüksek yararı ilkesi doğrultusunda işbirliği içinde olması önem teşkil etmektedir.
    • Çocukları suça sürükleyen nedenlerin çevre koşulları da göz önünde bulundurularak ele alındığı, çocukların kendilerine özgü özelliklere sahip birer birey olarak kabul edildiği, çocukların yasal anlamda haklarının gözetildiği, en yüksek seviyede korunduğu bir adalet mekanizmasının uygulanması gerekmektedir.
    • Çocuk ile ilgili olan devlet kurum ve kuruluşlarında uzmanlaşmış çocuk birimlerinin oluşturulması ve bu birimlerin işlerliklerinin çocuk politikasının ilkelerine uygun olması önem teşkil etmektedir.
    • Çocukları özgürlüğünden yoksun bırakmanın son çare olarak değerlendirildiği bir düzen olmalıdır. Mevcut ceza infaz kurumlarının yapısı ise eğitim, iş ve mesleğe yönelik faaliyetlerin de olduğu bir eğitim evi modeli olarak oluşturulması gerekmektedir. Ceza infaz kurumundan tahliye olan çocukların toplum tarafından damgalanmaları konusunda çok hassas olmaları sebebiyle, çocukların adli sistemin her aşamasında ön planda olmasına yol açabilecek durumların ortadan kaldırılması yanı sıra gizliliğe önem verilmesi gerekmektedir.
    • Çocuk adalet sisteminin asıl amacının, çocuğu cezalandırmak değil, çocuğun suç ile neden ve nasıl ilişkilendiğini saptayarak, değişen ihtiyaçarına uygun destek mekanizmalarını çocuğa sunmak, böylelikle suç ile yeniden ilişkilenmesini önlemektedir. Söz konusu önlemenin öncelikle çocuk dostu bir adalet anlayışının ön planda olduğu ve çocuk-yetişkin ayrımının her koşulda gözetildiği bir sistem ile gerçekleşmesi mümkündür.

    Barış Pehlivan

    Barış Pehlivan’ın yazısı

  • Barış Pehlivan :Çocuklarımız kimin elinde

    Barış Pehlivan :Çocuklarımız kimin elinde

    “İnancımız gereği hayat bir nimet olduğu gibi ölüm de bir nimettir. Eğer ölüm olmasaydı Allah en sevdiği kullarını çok uzun yaşatırdı. Öyle ise genç yaşta yakınları vefat edenler, bunu büyük bir felaket ve ceza olarak görmemeli, sabrederek Allah’ın hoşnut olacağı bir tavır sergilemeye çalışmalıdır. Ölüm hayatın sona ermesinden daha ziyade daha mükemmel bir hayatın başlangıcıdır. İnsanın dünyadan gitmesi de aynı şekilde daha mükemmel ve sonsuz bir hayatın başlangıcı olmaktadır. Çoğu zaman ağırlaşmış hayat yükünden kurtulmaktır. Herkes ölümün nimet yönünü görmeyebilir.” 

    7 yaşındaki çocuğunuza bunlar öğretilse ne düşünürsünüz? Soyut kavramları algılayamayacağı yaştaki çocuğunuz bu anlatılanlardan nasıl etkilenir? En önemlisi, bir tarikat müridi neden çocuğunuza okulda bunları öğretiyor?

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i dinliyorum: “Onlar çocukların dağa çıkmasını engelliyor” diyor. Bakanın savunduğu protokolleri tek tek inceliyorum. Hayrat Vakfı’ndan Ensar Vakfı’na, Server Yaşam Vakfı’ndan Hizmet Vakfı’na kimlerle protokol imzalanmamış ki… Görülüyor ki Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), kendisine emanet ettiğimiz çocuklarımızı yasadışı tarikatlara bağlı “yasal” vakıfların kucağına atıyor.

    NEDİR BU HİZMET VAKFI?

    Yazının girişindeki alıntıyı okudunuz. Okullarda “Değerler Eğitimi” adı altında verilen seminerlerin kaynak kitabında geçiyordu. Tepki çekince kitaptan bazı cümleler çıkarıldı, ortaokuldan itibaren okutulmasına karar verildi. Peki, kimdir bu “değerleri” öğreten?

    Protokol imzalanan kurumlardan biri Hizmet Vakfı. 15 Temmuz 2014’te üç yıllığına imzalanan beş sayfalık protokolü okuyorum. Şu yazıyor: “Bu protokolün amacı, MEB ile Hizmet Vakfı işbirliğinde MEB’e bağlı örgün ve yaygın eğitim kurumlarında değerler eğitimine dair seminerler vermektir.

    Ardından, Hizmet Vakfı’nın internet sitesine girip kurucularının listesine bakıyorum: Abdullah Yeğin, Ahmet Aytimur, Bayram Yüksel, Hüsnü Bayramoğlu, Mustafa Sungur, Said Özdemir, Tahir Mutlu… 

    Evet, Nurcuların 1973’te kurduğu bir vakıftan bahsediyorum. O Hizmet Vakfı ki yaptığı açıklamalarla Nurculuğun yönünü sürekli belirledi. 12 Eylül 1980 darbesini bile desteklediler.

    Gün geldi, bu vakıf bir karar aldı. Said Nursi’nin risalelerini tek elden basacaklardı. Bunun için Nurculuğu temsil edenlerle toplanıldı. Risalelerin basımında otoritenin Hizmet Vakfı olduğunu anlatan 10 maddelik bir mutabakat metni imzalandı. Altında imzası olanlardan biri kimdi dersiniz? Bingo: Fethullah Gülen!

    Sanılmasın ki iş orada kaldı. Hizmet Vakfı, Gülen’in zor zamanlarında hep yanında oldu. Kurucuları, Gülen’i kimi zaman “mesih” bile ilan etti. Yetmedi…

    28 Şubat döneminde, Hizmet Vakfı’nın kurucusu Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Hüsnü Bayramoğlu ve Abdullah Yeğin bir mektup yayımladı. Mektup, Gülen’in Nurculuğa ne kadar büyük hizmetler verdiğini anlatıyordu.

    Yetmedi! Hani “17-25 Aralık milattır” deniyor ya… O tarihten sonra bile FETÖ’ye destek veren yöneticileri vardı Hizmet Vakfı’nın. Hatta kurucularından Hüsnü Bayramoğlu’nun, 15 Temmuz’dan sonra FETÖ ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle kapatılan bir derneği bile Erdoğan’dan rica ederek yeniden açtırmışlığı vardı. Yaz yaz bitmez.

    DERSTE BİLE TARİKATA EMANET

    Peki, Hizmet Vakfı ile yapılan protokolün altında kimin imzası vardı? Dönemin MEB Müsteşarı Tekin’in! Evet, bugünkü bakanın…

    Protokol yenilenince Eğitim Sen iptal için Danıştay’a başvurdu. Önemli gerekçeleri vardı: 2014’teki protokolde, vakıf seminerlerini sadece ders saatleri dışında gerçekleştirebiliyordu. Ancak protokol 2017’de yenilendiğinde, tarikat artık öğrencilere ders saatlerinde de ulaşabilecekti. Sonuç ne mi oldu?

    Danıştay, anayasa ve yönetmeliklere rağmen protokolü iptal etmedi. Sadece Danıştay 8. Dairesi’nin bir üyesi; Yücel Bulmuş karşı oy kullandı. Çoğunluğa itirazında şu gerekçeler dikkat çekti: “Eğitim öğretimin, devletin hizmet alanında ancak memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceğini kurala bağlayan anayasanın amir hükmüne aykırılık teşkil edecektir. 

    Bu nedenle, protokol hükümlerinin örgün ve yaygın eğitim bağlamında dayanak hukuksal düzenlemelerin amaç ve kapsamını aştığı, eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesine ilişkin yetkinin üst hukuk normlarına uygun olarak kullanılmadığı görülmüştür.” 

    Tesadüf mü: Danıştay üyesi Bulmuş, Akit gazetesinin “Danıştay işte bu kafaya emanet” diye manşetten hedef gösterdiği isimdi.

    Unutmayalım ki zamanında Fethullahçıları da “çocukların dağa çıkmasını önlüyorlar” diye savunuyorlardı. O “çocuklar” büyüyünce tanklara halkı bombaladı. Metastaz yaşıyoruz…

    Barış Pehliva’ın yazısı

  • “BU ŞEHİR DE BU DÜNYA DA SİZLERLE GÜZEL”

    “BU ŞEHİR DE BU DÜNYA DA SİZLERLE GÜZEL”

    Her yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri kapsamında düzenlenen ve bu yıl olumsuz hava koşulları nedeniyle ertelenen ‘8. Çocuk Şenliği’ Sazova Bilim Kültür ve Sanat Parkı’nda yapıldı.

    Şenlikte masa tenisi, mini voleybol,eğlenceli çocuk parkuru, mendil kapmaca, yakan top, ebeveyn ve çocuk yarışları, tekerlek, halat çekme, çuval yarışı, sumo güreşi, hentbol 7 metre atışı, hemsball, floorcurling, speedball, ok ve dart atışı gibi yarışlarla çocuklar ve aileleri heyecan yaşadı.

    Etkinlikte çocuklara ve ailelerine seslenen Başkan Büyükerşen, şunları söyledi:

    “Göreve geldiğimizden bu yana her zaman çocuklar önceliğim oldu. Sazova Parkı’nı, Masal Şatosu’nu ve buradaki tüm alanları sizler için yaptık. Sizler de çok sevdiniz ve bugün o sevginin göstergesi olarak büyük bir coşkuyla 8. Çocuk Şenliği’mizde buluştuk. Bu şehir de bu dünya da sizlerle güzel. O yüzden hepinizin gözlerinden öpüyorum. Etkinliğimizin tüm paydaşlarına, etkinlikte emeği geçen çalışma arkadaşlarıma ve Sazova’ya gelerek şenliğimize renk katan tüm hemşehrilerime de ayrıca teşekkür ediyorum. İyi eğlenceler, sizi çok seviyorum.”