Etiket: birgün

  • İktidarın siyasal manevraları sonuç değil, süreç odaklı yürüyor…

    İktidarın siyasal manevraları sonuç değil, süreç odaklı yürüyor…

    İktidar bir yanda muhalefetin üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi beklettiği davalar ve devam eden operasyonlarla, diğer yanda hiçbir somut adım atmadığı çözüm süreciyle siyaseti domine etmeye çalışıyor. İktidarın siyasal manevraları sonuç değil, süreç odaklı yürüyor.

    Uzunca süredir geniş kitlelerin rızasını alamayan iktidar, kimi zaman yargı sopası kimi zaman da siyasi manevralarla ömrünü uzatma arayışında. Bir yandan baskı otobanında durmadan vites yükseltilirken diğer yandan muhalefeti bölmek, toplumda beklenti yaratmak, zaman zaman da suyu bulandırıp kafaları karıştırmak üzerine çok yönlü denklemler kuruldu. Bu kakofoni içinde çok şey ortaya atılsa da hiçbir konu sonuca bağlanmadı. Belirsizlik ve süreç odaklı siyaset, bir yönetme stratejisi haline geldi. İktidar bu sayede farklı muhalefet kesimlerinin karşı hamle şansını bertaraf edeceğini düşünürken rejimi de tahkim etmeye çalışıyor. Çözüm sürecinden mutlak butlan davasına, yeni Anayasa tartışmasından diploma davasına, belediye operasyonlarından muhalefetin potansiyel adaylarına dek her konu sürüncemede bırakılmak isteniyor.

    ÇÖZÜM SÜRECİ

    En genel ifadesiyle iktidarın içeride muhalefeti bölmek üzerine inşa ettiği çözüm sürecini en iyi anlatan kavram belirsizlik. Sürecin başladığı günden bu yana demokratik adımların ne zaman atılacağı, hatta atılıp atılmayacağı, yasal düzenlemelerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, Öcalan’ın statüsü, Selahattin Demirtaş’ın bırakılıp bırakılmayacağı, AYM ve AİHM kararlarına uyulup uyulmayacağı, Ahmet Türk ve Ahmet Özer’in göreve dönüp dönmeyeceği gibi onlarca soru yanıt bekliyor. İktidar ortağı Bahçeli her hafta gündeme bir bomba bırakıp çekilirken AKP ve Erdoğan cephesi kısık sesle konuşmaya devam ediyor. DEM Parti’den yapılan kimi çıkışlarda sürecin dondurulduğu kimi açıklamalarda ise devam ettiği söyleniyor. Kamuoyunda da beklenti yaratan iktidar süreç yürüttüğü Kürt hareketini ve seçmenini konsolide etmeye çalışıyor.

    YENİ ANAYASA

    Yıllardır Erdoğan ve iktidar temsilcilerinin, bugünlerde Adalet Bakanı Akın Gürlek’in sık sık ortaya attığı yeni Anayasa tartışması da gündemdeki yerini koruyor. İktidar, “Artık bu gömlek dar geliyor” diyerek toplumun yeni bir Anayasa’ya ihtiyacı olduğunu savunuyor. Mevcut Anayasa’nın ihlal edildiği ülkede demokratik Anayasa beklemek boşa kürek çekmek demek. Ancak “beklenti yaratma” politikası yeniden devreye giriyor ve “sivil, demokratik, özgürlükçü bir anayasa” söylemi dolaşıma sokuluyor. Bu beklenti yürütülen çözüm süreciyle paralel biçimde götürülmek isteniyor.

    BUTLAN DAVASI

    Durmadan ertelenen ve CHP’nin üzerinde adeta bir “Demokles’in Kılıcı” gibi bekleyen Mutlak Butlan davası ise muhalefete gözdağı vermeyi amaçlıyor. Erdoğan, Bahçeli ve iktidar temsilcilerinin Özgür Özel’e “Ankara’da siyaset yap” çağrıları bu davayla eş zamanlı biçimde dillendirildi. Bahçeli son çıkışında butlan ve olası kayyuma karşı bir imaj çizmiş olsa da sonuç değişmeyecek. CHP, sınırlarını iktidarın çizdiği alanda muhalefet yapmaya ve İBB Davası’nı unutmaya zorlanıyor. Kılıçdaroğlu döneminde olduğu üzere sözünü Salı grup toplantılarına saklayan ve meydanlarla bağını kesen bir CHP’ye özlem duyuluyor. CHP Lideri Özgür Özel’in de bu davaya ilişkin “sonuç değil süreç odaklı” diyerek net bir çizgi çekmesi önemli.

    BELEDİYE OPERASYONLARI

    19 Mart’tan bu yana devam eden operasyonlar CHP’li belediyelerde adeta “şimdi sıra kimde” sorusunu doğurdu. Toplamda 22 belediye başkanı hakkında tutuklama kararı verildi, bunlardan bazıları tahliye edilirken 17 ismin tutukluluk hali devam ediyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında verilen soruşturma izinleri de muhalefetin İmamoğlu’nun ardından muhtemel aday yapacağı isimlerin peş peşe hedef tahtasına koyacağı tartışmalarını derinleştiriyor.

    CHP İSTANBUL İL KONGRESİ DAVASI

    CHP İstanbul İl Kongresi’nin iptali istemiyle açılan dava da Şubat ayında görülmüş ve 17 Mayıs’a ertelenmişti. Mahkeme, bir sonraki duruşmaya kadar kayyum Gürsel Tekin’in görevine devam etmesine karar verdi. Bu dava da tıpkı Mutlak Butlan davası gibi belirsizliklerle ilerlerken muhalefeti sıkıştırma hamlesinin bir parçası olarak görülüyor.

    DİPLOMA DAVASI

    CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB Başkanı İmamoğlu’nun diplomasının iptaline ilişkin dava da henüz karara bağlanmış değil. İstanbul Üniversitesi, 18 Mart 2025 tarihinde İmamoğlu’nun lisans diplomasını, 1990 yılındaki yatay geçişin “usulsüz” olduğu gerekçesiyle “yokluk” ve “açık hata” temelinde iptal etmişti. Bir yanda devam eden İBB Davası diğer yanda Diploma Davası İmamoğlu’nun adaylığı konusunda belirsizlik yaratıyor. Bu durum muhalefetin yeni aday belirleme durumunu da etkiliyor.

    “AHMAK” DAVASI

    İmamoğlu’nun 2019’daki YSK üyelerine yönelik sözleri nedeniyle “kamu görevlisine hakaret” iddiasıyla yargılandığı “ahmak davası”nda, verilen 2 yıl 7 ay 15 gün hapis ve siyasi yasak cezası, İstinaf Mahkemesi tarafından 19 Eylül 2025’te onandı. Hukuki süreç, Yargıtay aşamasına taşındı. Yargıtay’ın cezayı onaması durumunda İmamoğlu’na siyasi yasak kesinleşecek.

    Kaynak:Mehmet Emin Kurnaz

    Mehmet Emin Kurnaz

  • Özgür Özel’den İsmail Arı’nın gözaltına alınmasına tepki

    Özgür Özel’den İsmail Arı’nın gözaltına alınmasına tepki

    Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, BirGün muhabiri İsmail Arı’nın gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

    Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Özel, şu ifadeleri kullandı:

    “Gazetecilik faaliyeti, birilerinin hoşuna gitmedi diye suç olmaz.

    Gazeteci İsmail Arı’nın üç ay önceki videosundan suç çıkarmaya çalışmak, bayram günü Tokat’taki aile ziyaretinde gözaltına aldırmak düşman hukukunun işletilmesidir.

    İsmail Arı yalnız değildir.

    Gazetecilik suç değildir.”

  • SUYLA DOLAN ALTGEÇİTLER!

    SUYLA DOLAN ALTGEÇİTLER!

    Kayseri’de, sağanak yağışta sular altında kalan altgeçitlerin, Kolin İnşaat ve Uzka İnşaat’ın iş ortaklığına 376 milyon TL’ye inşa ettirilen tramvay hattı kapsamında olduğu öğrenildi. CHP’li Genç, “Kamu kaynakları da sular altında kaldı” dedi.

    Kamu kaynağı suya gömüldü: Kolin yaptı, yağmur aldı

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı 21 Kasım 2020 tarihinde, Kayseri Anafartalar – Şehir Hastanesi – YHT Garı Tramvay Hattı projesinin temelini attı. İhale, Kolin İnşaat ile Bilal Erdoğan’ın kayınpederi Orhan Uzuner’in Yönetim Kurulu Üyesi olduğu Uzka İnşaat’a verildi.

    İhale sözleşmesinin detayları ancak 28 Ocak 2021 tarihinde açıklanabildi. Sözleşme kapsamında bakanlık ile Kolin-Uzka iş ortaklığı arasında 376 milyon 493 bin TL’lik sözleşme imzalandığı belirtildi.

    Toplam yedi kilometrelik tramvay hattını kapsayan proje, iki yıl içinde tamamlanarak açıldı. Proje kapsamında hattın üzerindeki yollar da yeniden düzenlenerek alt geçitler inşa edildi.

    SUYLA DOLAN ALTGEÇİTLER

    Kasım 2020’de imzalanan sözleşme kapsamında 376 milyon 493 TL’ye inşa edilen altgeçitler, 13 Mayıs’ta suyla doldu. Kayseri’deetkili olan sağanak yağış nedeniyle altgeçitlere dolan sular, uzun süre tahliye edilemedi. Yurttaşlar, araçları ile altgeçitlerde mahsur kaldı.

    2020’de 376,4 milyon TL harcanarak yapımına başlanan, 2023 itibarıyla ise aktif olarak kullanıma sunulan hattın ilk sağanak yağışta sulara teslim olması tepki çekti. BirGün’e konuşan CHP Kayseri Milletvekili Aşkın Genç, yaşananları, “Bu tablo, sadece bir altyapı eksikliği değil, kamu kaynaklarının plansız, denetimsiz ve liyakatsiz bir şekilde kullanıldığının acı bir sonucudur” ifadeleriyle yorumladı.

    Altgeçitlerin, inşasından kısa bir süre sonra su altında kalmasını, “Ciddi bir mühendislik, denetim ve yönetim sorunu” olarak yorumlayan Genç, şunları söyledi: “Bu görüntülerle birlikte yalnızca vatandaşlar değil, kamu kaynakları da her yağmurda boşa akmaktadır. Halkın vergileriyle yapılan projelerin göstermelik değil, uzun ömürlü ve güvenli olması gerekir. Aksi takdirde bu kent, 30 yılın sonunda hâlâ ilk yağmurda felç olan bir şehir olarak anılmaya devam eder.”

  • Banka koruyor, emniyet izliyor!

    Banka koruyor, emniyet izliyor!

    Akbank müşterisi olan çok sayıda yurttaşın banka hesapları boşaltıldı. Hesaplarından kredi de çekilen mağdurlar Akbank’ta güvenlik açığı olduğunu ifade ediyor. Emniyet ise “Bankalar dolandırıcıları koruyor” diyor.

    Dolandırıcılık vakalarına her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Kişisel verilerin internet sitelerinden yayımlanmasıyla birlikte dolandırıcılık vakalarında patlama yaşanmaya başladı.

    Akbank müşterisi olan çok sayıda yurttaşın banka hesapları boşaltıldı. Hatta bunun üstüne bir de hesapları aracılığıyla kredi bile çekildi.

    Lüleburgaz Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunan bir yurttaş, “19 Mayıs’ta marketten alışveriş yapacağım esnada bakiyemin yetersiz olduğunu öğrendim. Saha sonra ATM’ye giderek hesabımı kontrol ettiğimde ayın gün hesabımdan benim bilgim ve rızam dışında 350 bin TL kredi kullanıldığını ve bunun da başka bir hesaba aktarıldığını öğrendim. Kullanılan kredi ile birlikte hesaplarımda bulunan parayla birlikte toplam 526 bin 741 TL başka hesaplara gönderilmiş. Bu işlemler sırasında Akbank bana hiçbir şekilde mesaj göndermedi, arayıp uyarıda bulunmadı. Bu işlemlere onay vermedim. Burada bir güvenlik zafiyeti var. Hesabımdan para çeken kişilerden ve bu güvenlik açığını oluşturan Akbank yetkililerinden davacı ve şikayetçiyim” dedi.

    Dolandırılan, banka hesapları boşaltılan ve adlarına kredi çeken Akbank müşterileri WhatsApp grupları kurarak bir araya geliyor. WhatsApp gruplarında dolandırılan yurttaşların sayısının ise 160’ı bulduğu ifade ediliyor. Akbank ise mağdurlara “Sizleri korumak için her türlü önlemi alıyoruz” diye yanıt veriyor.

    ‘DEFALARCA UYARDIK’

    TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası (BMO) Başkanı Cem Nuri Aldaş, BirGün’e şunları söyledi:

    “Gerek devletin gerek özel sektörün, banka ve finans kuruluşlarının kişisel verileri korumasının ne kadar önemli olduğunu defalarca vurguladık, uyarılarda bulunduk. Çeşitli makamlara yaptığımız başvurularımızdan sonuç alamadık. Bankacılık ve finans kuruluşlarındaki bu tip işlemlerin mutlaka onaylı olarak yaptırılması gerekiyor. Bazı finansal kuruluşlar için bu tür olaylar son dönemlerde tekrarlı olarak karşımıza çıkıyor. Sistemlerin güvenlik standartlarına uyumluluk denetimleri yapılmalı ve BDDK da kontrollerini sıklaştırmalı. Vatandaşlar ise bilinçli hareket etmeli, kişisel verilerini ve parolalarını kimse ile paylaşmamalı,  parolalarını düzenli olarak değiştirmeli, dolandırıcılara karşı uyanık olmalı, virüs engelleyici yazılımlar kullanmalı.” dedi.

    Aldaş, BMO’nun kamu yararını esas alarak bu konuda her kuruma ve yurttaşlarımıza destek olmaya hazır olduğunu ekledi.

    Emniyet Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği Asayiş Suçlarıyla Mücadele Çalıştayı’nın ardından dikkati çeken bir rapor hazırlamıştı. Raporda, “Yurttaşların nasıl dolandırıldığı” anlatıldı. Dolandırıcıların GSM şirketlerinden ve bankalar yüzünden yakalanamadığı ve hatta yurttaşın göz göre göre dolandırıldığını ifade edildi.

    BANKALARI SUÇLADI

    Raporun bankalarla ilgili bölümünde şu ifadeler yer alıyordu:

    • Yaptırımların yetersiz olması nedeniyle dolandırıcılıktan hüküm giyen kişiler ilk fırsatta tekrar dolandırıcılık yapma eğilimi göstermektedirler.

    • Bankalar, dolandırıcılık sonucu kendi şubelerinde aktarılan paraya bloke koyulması talebini kanunen hukuki nedenlerle kabul etmemektedirler. Dolandırıcılar yakalanamasa bile mağdurun zarar görmesini engelleme ihtimalini düşürmektedir.

    • Bankaların, Cumhuriyet Başsavcılıklarından gelen yazıya rağmen 15 günlük sürede IBAN sahibinin bilgilerini kolluk kuvvetlerine verilmesinde aksaklıklar yaşanmaktadır.

    • Tespit edilmiş, dolandırıcılığa karışan 18 bin IBAN olmasına rağmen IBAN sahiplerinin kimlik bilgilerine erişim sağlanamamaktadır.

    Kaynak: Birgun.net

  • CHP lideri Özgür Özel BirGün’e konuştu

    CHP lideri Özgür Özel BirGün’e konuştu

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, erken seçime ilişkin sözlerinin doğru anlaşılmadığını ifade etti. Seçimden kaçmayacağını vurgulayan Özel, “Erdoğan 5 yıllığına seçildi ama bence 1.5 yıl sonra erken seçim olur” dedi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel’le Avrupa’da sağın yükselişinden, Türkiye’de iktidarı nasıl tanımladıklarına ve mücadele-müzakere denklemine, bir erken seçim olasılığına kadar pek çok konuyu konuşmak üzere odasına girdiğimizde telefonu yeni kapatmıştı. “Üç büyük sendikanın başkanını bizzat aradım ve Geçinemiyoruz Mitingi’ne davet ettim” dedi. Mitingi, masada asgari ücrette artış talebine hayır diyen iktidara karşı sokakta bir cevap, bu talebin mücadele ile takip edilmesi ve mücadele-müzakere denkleminde mücadelenin somut ifadesi olarak görüyor.

    Seçimler öncesinde, CHP dahil hemen tüm muhalefet partilerinin Türkiye’de iktidarın niteliğine dair bir tanımı vardı. Farklı kavramlarla da olsa rejimi “otoriter” olarak tanımlıyor, Özgür Bey “diktatör” gibi ifadeler kullanıyor, 6’lı Masa’nın Ortak Mutabakat Metni’nde mevcut rejimin “devlet için bir beka sorunu” olduğu söyleniyordu. Rejimin adını koymak ona karşı mücadele stratejisini belirlemek açısından önemli, bu yüzden şimdi nasıl tanımladıklarını soruyorum.

    “Daha önce yaptığımız tanımlamaları geriye alan hiçbir beyanımız olmadı” diyerek yanıtlamaya başlıyor CHP lideri. “Otokrasi, tek adam rejimi, totaliter diktatoryal rejime evriliyor tespitlerini hepimiz yaptık ve bunları geri alan bir tavrımız yok.”

    Bu tanım mücadele-müzakere dengesini doğru kurmak açısından önemli. Özel, sorunun “Bu rejimi değiştirmek için sadece söylem düzeyinde sert polemiklerin seçmene işlememesi” olduğunu vurgulayarak, “Meseleyi karşılıklı sürekli ateş halinden, iktidara oy veren seçmenin sorunlarını sürekli dile getiren, iktidarın kalesi Rize’de çay mitingi yapan, emekli mitinginde her siyasi görüşten emekliyi bir araya toplayan, geçinemiyoruz mitinginde her siyasi eğilimden seçmeni bir araya getirmeye çalışan bir muhalefet hattı izlemek olarak görüyoruz”, diyor. “AKP’nin nizami ve gayri nizami yollarla ele geçirdiği basınla CHP’yi sanki terör örgütleriyle birlikte hareket eden, iktidara geldiğinde yönetemeyecek, sorunlara duyarsız, kavgacı bir parti gibi gösteren bir kampanyası vardı. Buna karşı bir politika izliyor ve CHP’yi görmeyen seçmenin de görmesini sağlamaya çalışıyoruz.”

    AKP ve MHP’nin sosyal demokratları ezanla, bayrakla, ülkenin bütünlüğü ile sorunlu bir parti olarak gösteren propagandasına karşı, yaptıkları görüşmelerle, o propagandadan etkilenen kitlelerin de temel sorunlarını dillendirerek, CHP’yi ezan ve bayrak üzerinden şeytanlaştırarak yaratılan kutuplaşmaya karşı mücadele ettiklerini vurguluyor. “Ben iktidarı normalleştirme peşinde değilim. Ben MHP olmasa da AKP olmasa da normalleşirim. Benim derdim onların seçmenleriyle normalleşmek” diyerek, mücadele müzakere dengesinde “sadece müzakere yapıyorlar” biçiminde bir toplumsal algının CHP için bir problem olacağını kabul ediyor.

    “Asgari ücrete zam vermezseniz biz sokaklara döküleceğiz diye söyledik. Geçinemiyoruz mitingine DİSK, Hak-İş ve Türk-İş başkanlarını arayıp davet ettim. Ben masadan ve görüşmeden bir asgari ücret zammı çıkarsam bunun kaybedeni olmazdı. Çıkaramadım, şimdi bunun bedelini iktidarın tek başına ödemesi için ben buna susmayacağım. Mücadele müzakere dengesi bu.”

    CHP Genel Başkanı erken seçim konusundaki tavrının da, belki iletişim hatasından yanlış anlaşıldığını söylüyor ve 1.5 yıl sonra bir erken seçim olacağını öngörüyor.

    “Türkiye ilk seçimde Erdoğan yönetiminden kurtulacak. İlk seçim dediğim 2028 değil. Ben 31 Mart seçim sonuçlarını araçsallaştırarak seçim istemeyeceğimi söyledim. Bu seçim istemiyorum demek değil. En çok ben istiyorum. Vatandaş da, anketler gösteriyor ki, yavaş yavaş seçim istemeye başladı. Erdoğan 5 yıllığına seçildi ama bence seçildikten 2.5 yıl sonra, bugünden 1.5 yıl sonra erken seçim olur. Ben erken seçimden kaçmam, bunun için koşarım.”

    ONLARA YAKLAŞARAK AŞIRI SAĞI YENEMEZSİNİZ

    Özel, Avrupa seçimlerinde ortaya çıkan aşırı sağın yükselme trendinin hem Avrupa hem de Türkiye için ciddi bir tehlike olduğunu düşünüyor.  Aşırı sağa karşı başarılı olmanın yolunun onlara yaklaşıp argümanlarını tekrarlamaktan geçmediğini, Avrupa sol ve sosyal demokrat partilerinin kendi değerlerine dönerek, gelir dağılımı eşitsizliği ve sosyal devletin ortadan kalması gibi konularda ciddi alternatifler ortaya koyması gerektiğini söylüyor. İncil’e el basmadan göreve başlayan, İsrail-Filistin konusunda farklı bir tavır alan, aşırı sağa cepheden karşı çıkan İspanya başbakanı Pedro Sanchez’in sağla uyumlu çizgi izleyen diğer partilerle kıyaslandığında bu süreçten en az zararlı çıkan solcu lider olduğunu söylüyor.

    Ona göre, Avrupa’da sol ve sosyal demokrat partilerin bu tehdit karşısında yapmaları gerekenler çok net: Kendilerine bakarak bir özeleştiri vermek, değişmek gerektiğini görmek, toplumun bütününe dokunacak sosyal politikalar geliştirmek, sağdan uzak durarak toplumun genelinin hissettiği sorunlara odaklanmak.

    “Güçlenen aşırı sağ aslında gelir adaletsizliğinden, yoksulluktan, işsizlikten, sosyal devletin gerilemesinden besleniyor. Çözümün sosyal demokrasi ve sol politikalarda olduğunu unutmamak lazım. Eğer sol politikalarla toplumun bu kesimlere umut verilebilirse, aşırı sağın istismarından kurtulunabilir. Ancak, ekonomi politikalarında diğer partilerden ayrışmadan, sosyal devleti yeniden güçlendirmeyi savunmadan ve toplumun kırılgan kesimleri için çok iddialı programlar açıklamadan bu silah aşırı sağın elinden zor alınır. Biz biraz biraz onlara benzeyerek daha çok oy kaybederiz.”

    Özel’in aşırı sağın sömürüp beslendiği alanların başında gelen göçmenler konusunda AB’ye ve Türkiye ile sığınmacı anlaması imzalayan Merkel’e de eleştirileri var. “Avrupa Türkiye’yi kendisi için bir tür sığınmacı kampı haline getirirken, Türkiye’de Erdoğan’ın olmasından memnun” diyor. Avrupa’nın kendileriyle böyle bir sığınmacı anlaşması yapamayacağını söylüyor.

    2 YILDA AB ÜYELİK KOŞULLARINI SAĞLARIZ

    Özel göre, sığınmacı konusunun Avrupa değerlerine de uygun olarak çözülmesinin yolu, Suriye’de barışın sağlanması ve mutlaka Esad’la görüşmekten geçiyor. “Avrupa’nın ve dünyadaki diğer çok uluslu birlikteliklerin elini taşın altına koyması ve bu sorunun insanlık adına çözülmesi lazım. Sol sosyal demokrat bir parti olarak sığınmacı düşmanlığı yapacak halimiz yok ama bu sığınmacı yaratan politika ve politikacılara itiraz ediyoruz.”

    Sığınmacılar konusunda bir sosyal demokrat parti olarak CHP’nin sağa kaymasının sağdakileri daha da sağa kaydıracağını ve bunun hiç istenmeyecek sorunlar doğuracağını vurgulayarak; “Biz Türkiye’de sığınmacıların kalmasını, de facto durumun kalıcılaşmasını istiyor değiliz. Bu yüzden de önümüzdeki günlerde, çok aktif hamleler yapmayı, Suriye sorunun çözümü konusunda inisiyatif almayı, gerekirse Esad’la birebir görüşmeyi ve Türkiye ile Suriye arasındaki iletişim kanallarının yeniden tesisini ve Suriyelilerin ülkelerine güvenle dönmelerini sağlamak için çalışacağız. Esad’la görüşmeye gitmek ve Esad’la görüşmek dahil bütün alternatifleri değerlendiriyoruz. Birkaç ay içinde çok aktif bir tutum alacağız. Sığınmacı sorunu çözülmek zorunda ama bunu nefretle ve nefret diliyle yapmak ne Türkiye’ye ne de partimize yakışır.”

    Özel’e, AB’ye tam üyeliğin Türkiye için stratejik hedef olduğunu ama yönünü Doğu’ya dönmüş AKP iktidarlarıyla bu hedefe 200 yılda bile ulaşılamayacağını söylüyor. Kuruluşundan itibaren tam bağımsızlık hedefinden sapmadan, kültür, sanat, bilim, gelişmişlik ve demokrasi için Türkiye’nin yüzünü Batı’ya döndüğünü ve AB’ye tam üyeliğin son derece önemli bir çıpa olduğunu vurguluyor. “Bizim iktidarımızda 2 yılda çok mesafe alırız. Biz AB sınırında demokrasi ile istikrarı birleştirmiş bir komşu olacağız. İki yıl içinde biz üzerimize düşen her adımı atarız. Terör tanımının herkesi terörist gören halden çıkıp uluslararası standarda kavuşması, kendi vatandaşlarınız için de önemli kişisel verilerin korunması bize de lazım. Siyasi ahlak yasası herkese lazım”, diyor.

    CHP Genel Başkanı Türkiye’nin dış politikada üç temel acil meselesini: 1) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına direnmek, 2) Komşularının iç işlerine karşımama, komşunun toprak bütünlüğüne saygılı olma ve komşunun devlet dışı unsurlarını muhatap kabul etmeme geleneğinin terk edilmesi, 3) Uzun yılların yerleşik dış politika deneyim ve hariciye geleneğinin terk edilip Türk dış politikasının şahsi ilişkiler ve kararlarla sürdürülmesi olarak sayıyor.

    SAYIN GENEL BAŞKAN YERİNE ÖZGÜR ARKADAŞ

    Türkiye’de siyasal partilerin bir lider kültü var. Avrupa’da sıradan bir üye kendi sosyal demokrat/sol liderine ön ismiyle hitap edebiliyor. Türkiye’de ise ceketler iliklenerek Sayın Başkan’ın iki adım gerisinden yürünüyor. Değişim tartışmalarında vurgulanan konulardan biri de lider kültü idi. Peki, Özgür Özel kendisine Özgür Arkadaş, Özgür Yoldaş denmesini istemez mi?

    “Kimseye neden böyle diyorsun demem de. Ben ilk geldim bütün örgütlere yazı yazdım. Örgüt binalarına benim fotoğraflarımı koymayın. Birlikte çekindiğimiz bir resmi masanıza koyun dedim. Bir ay mücadele ettim. Çok tepki geldi. ‘Siz değişim karşıtı mısınız, Başkanı desteklemiyor musunuz’ diye kızmışlar il ilçe yöneticilerine. Bu binada kravatsız bir resim astık. Türkiye’de şöyle bir zorluk var. Rakibiniz çok güçlü otoriter bir lider olduğu için buna karşı benzer bir profille mücadele edilebileceği şeklinde algı var. Ben tam tersine farklılığımızla güçlenebileceğimize ikna etmeye çalışıyorum ama biraz zor oluyor.”

    Özel’e yıllar önceki bir sohbetimizi hatırlatıyorum. “AKP rabia işareti yapıyor, MHP bozkurt işareti yapıyor, insanlar coşuyor. Bizim böyle bir selamımız yok” demişti. Semboller siyasal iletişim açısından gerçekten çok önemli. Şimdi Genel Başkan olduğuna göre, bir parti selamı olacak mı?

    “Kemal Bey’le bir kalp selamımız oldu. Gençler beğendi. Ben bunu çok önemsiyorum. Tek elle yapılacak bir selama çok ihtiyaç var. Çalışıyoruz. Bakıyoruz. Bu kendiliğinden bir tasarımla olacak bir şey değil, bir duyguyla olacak şey.”

  • En Acı Reçete Nisanı Bekliyor

    En Acı Reçete Nisanı Bekliyor

    Meydanlardan seçim sonrasını işaret ederek ekonominin rahatlayacağı mesajını veren iktidar on aylık süreçte yurttaşın omzuna büyük bir yük bıraktı. BirGün’e konuşan uzmanlar, “İktidarın ekonomik hatalarının bedelini vatandaş ödedi, seçim sonrası da tüm bedeli halk ödeyecek” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öncülüğünde uygulanan ekonomi politikaları ülkeyi neredeyse geri dönülemez bir krize soktu.

    28 Mayıs’ta gerçekleşen seçimlerin ardından ‘Nas’ politikasını terk eden ve ekonomi yönetimini Mehmet Şimşek’e devreden Erdoğan, bu krizin faturasını da halkın sırtına yükledi.

    Şekerden yağa, etten benzine her kalemin fiyatında artış yaşandı. Seçim öncesinde “Faizle mücadele edeceğiz, halkı enflasyona ezdirmeyeceğiz” vaatleri veren Erdoğan hem halkı enflasyona ezdirdi hem de faizde çok yüksek oranda artış yaşandı. Yurttaşa ise “Kemer sıkın” denildi.

    Esas büyük zamların ise 31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimlerden hemen sonra raflara yansıyacağı ekonomistler tarafından dile getiriliyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun geçen hafta duyurduğu 1 Nisan sonrasında fahiş zamların geleceğini duyurması oldu.

    BEDELİ ALT GELİRLİ ÖDEYECEK

    BirGün’e konuşan İktisatçı Mustafa Sönmez, esas faturanın henüz toplumun hayatına yansımadığını söyledi. Seçimden sonrası için “Toplum yoksullaşacak, işsizlik artacak” diyen Sönmez şunları söyledi: “31 Mart sonrasına ertelenmiş birçok zam var. Başta elektrik ve doğalgaza yüksek zamlar yapılacak. İnsanlar şimdiden kredi alıyorlar, nakit avans çekiyorlar, ürünleri kredi kartı ile alıp taksitlendiriyorlar. Bunlar zorlaştırılacak. Bütçeyi denkleştirmek için borçlananların borçlanması güçleştirilecek. Piyasa daralınca insanlar işlerini yitirecek. Yatırımlar duracak. Alt ve orta kesime büyük bir bedel hazırlanıyor.”

    YAPISAL PROBLEMLER VAR

    “14 – 28 Mayıs sonuçları kadar 31 Mart Yerel Seçim sonuçları da iktidar için önemli. Bu yüzden Erdoğan radikal bir program izlenmesini ve orta yoldan ilerlemesini sağlıyor” ifadelerini kullanan Sönmez şu değerlendirmelerde bulundu: “Zıvanadan çıkmış ekonomiye müdahaleyi erteleten Erdoğan için siyasi olarak ayakta tutacak şey neyse, doğru ekonomi odur. Erdoğan’ın siyaseten gerekli gördüğü politikalar bu sonuçları yarattı. Erdoğan yine irrasyonel bir ekonomi politikasına sapabilir. Mayıs seçimleri sonrasında ağır ekonomik koşullara pansumanlar denedi. Asgari ücreti artırdı. Ama enflasyon dinamiği çalışıyor ve dinamik sürekli problem yaratıyor. Pansumanlar işe yaramıyor. Yeterli üretim olmaması yatıyor bunun altında. Gıda enflasyonu artıyor, tarım çökmüş durumda, tarımsal üretimi de ihracata dönmüş durumda, tarım ürünlerini iç pazara vermiyorlar. İç pazara yansımayınca fiyatlar yükseliyor. Kiralık konut arzı eksik. Bu tür yapısal problemler var. Para politikaları ile çözülecek şeyler değil bunlar.”

    PARA POLİTİKALARININ ANLAMI YOK

    Ekonomist Güldem Atabay ise ücretlere enflasyon oranına yakın yapılan zamların son bulacağını ifade etti. Atabay şunları aktardı: “2025 gibi yüksek enflasyona rağmen bu tür maaş zamlarının da yapılmayacağını göreceğiz. Vatandaşın yapabileceği pek bir şey yok. Kredi kartlarını sınırlayacaklar, çıktı maliyetlerini yükseltecekler ve halkı tüketemez hale getirecekler. Enflasyonu da bu şekilde düşürmeye bakıyorlar. Çok eksik bir ekonomi politikası bu. Faizi indirip kaldırmak bir anlam ifade etmiyor. Maliye politikası önlemleri ile tüketim ve konut vergileri devreye girecek. 2023 seçimleri öncesinde enflasyon çok yüksekti örneğin, ‘enflasyona yurttaşı ezdirmiyoruz’ algısı yaratmak için maaş zamları yapıldı.”

    KRİZİ UZAKLAŞTIRMAK İÇİN FAİZLER ARTIRILDI

    Kredi kartı harcamalarına getirilmeye çalışılan kısıtlama ile faturanın bu süreçte suçu olmayan yurttaşa kesildiğini aktaran diyen Atabay sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı: “Seçim öncesi yapay bir bahar havası yaratılmıştı. Faizler baskılandı, Türk Lirası kontrol altına alınmaya çalışıldı. Bu konuda patlama olmasın diye her şeyi denediler ve seçimi kazandılar. Seçimlerden sonra verilen sözler doğru değildi. Krizi uzaklaştırmak için faizleri artırdılar. İktidar değişmediği için tekrar bir enflasyon sıkışması oldu.”

  • AYM’den erişim yasakları için toplu ihlal kararı

    AYM’den erişim yasakları için toplu ihlal kararı

    Anayasa Mahkemesi, aralarında BirGün, Diken, Duvar, Artı Gerçek’in bulunduğu haber sitelerinde yayımlanan 500’den fazla içeriğe getirilen erişim yasaklarına ilişkin hak ihlali kararı verdi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), internet ortamında yayımlanan çok sayıda haber içeriğine yönelik alınan erişim engelleme kararlarına karşı yapılan 502 bireysel başvuruya ilişkin hak ihlali kararına imza attı. İfade özgürlüğünün ihlal edildiği belirtilen kararın gerekçesinde ilgili düzenlemede öngörülen sistemin etkili başvuru hakkı yönünden de “yapısal bir sorun” içerdiği kanaatine varıldığı belirtildi.

    Erişime engellenen haberlerin 118’si Diken, 87’si Duvar, 36’sı BirGün, 31’i Artı Gerçek, 11’i Sendika.Org. ve 23’ü ise EngelliWeb içerikleri oldu. Gay Sosyal Ağı’nın web sitesi hornet.com da bu kararlar kapsamında 2020’de erişime yasaklanmıştı.

    Erişim engeli kararları arasında Soma’da bir madenciye tekme atan eski Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’in 352 haber içeriğine yönelik aldırdığı karar da yer aldı. 17-25 Aralık yolsuzluk skandalı, MİT tırları davası, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ilişkin karikatür, Bilal Erdoğan hakkında İtalya’da soruşturma başlatılması, Sümeyya Erdoğan ve Berat Albayrak’a ilişkin haberler de AYM’ye taşınan içerikler arasında. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun aldırdığı bazı haber yasakları da bireysel başvuruya konu oldu.

    502 BAŞVURU BİRLEŞTİRİLDİ

    DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre çeşitli suç ceza hakimlikleri tarafından 2014’ten 2023 yılına kadar son 10 yılda haber içeriklerine getirilen erişim engelleme kararlarına karşı yapılan 502 başvuruyu birleştiren AYM, verdiği kararda ifade özgürlüğü ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Bu dosyalardan 352 tanesini de Prof. Dr. Yaman Akdeniz’in kurucusu olduğu İfade Özgürlüğü Derneği’nin yaptığı başvurular oluşturuyor.

    Erişim engellerinin kaldırılması için kararın örneğini ilgili sulh ceza hakimliklerine gönderen Yüksek Mahkeme, başvuruculara tazminat ödenmesine de karar verdi. Mahkeme, 10 yıl içinde farklı kişiler adına 90’dan fazla bireysel başvuru yapan avukata tek vekalet ücreti (18 bin 800 TL) ödenmesini de kararlaştırdı.

    TBMM’DEN DÜZENLEME YAPMASI İSTENMİŞTİ

    Kararın ifade özgürlüğü yönünden gerekçesinde AYM’nin daha önce aldığı “Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri” kararına atıf yapıldı. Bu kararda, sorunun yapısal olduğu ve TBMM’den bir yıl içinde yasal düzenleme yapılmasının istendiği anımsatıldı.

    Ancak kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasının üzerinden bir yıl geçtiğine işaret edilen kararda, bu kararda kanundan kaynaklanan ihlalin giderilmesi için sağlanması gerektiği belirtilen güvencelerin sağlanmadığı, tespit edilen yapısal sorunun çözümü için gerek yasama organı gerek ilgili kamu otoritelerince bir değişiklik gerçekleştirilmediği ve önlem alınmadığı dikkate alınmadığına işaret edildi.

    Kararın “etkili başvuru hakkının” ihlali yönündeki gerekçesinde de itiraz makamlarının kararlarında başvurucuların iddialarını ve delillerini dikkate almadığı, çatışan menfaatleri dengelemeye yönelik bir çaba içinde olmadığı, internet içeriklerine erişimin engellenmesi şeklindeki müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunu ve müdahalenin orantılı olup olmadığını değerlendirmediği kaydedildi. Gerekçede “tüm başvurucuların ifade özgürlükleriyle bağlantılı olarak Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiğine” dikkat çekildi.

    AYM, “kişilik haklarını ihlal ettiği” iddiasıyla internet ortamında yapılan yayın içeriğinin çıkarılması veya erişimin engellenmesini düzenleyen 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 9’uncu maddesinin iptaline karar vermişti. Bu düzenlemeyle internet ortamındaki bir içeriğin “süresiz olarak” engellendiğine işaret edilen kararda, “Bu yönüyle kurallar ifade ve basın özgürlüklerine ağır bir müdahale teşkil etmektedir” denilmişti. 10 Ocak’ta yayımlanan kararın 9 ay sonra yürürlüğe girmesine hükmedilmişti.

    KARAR NE ANLAMA GELİYOR?

    AYM’nin son kararını değerlendiren iletişim hukuku uzmanı Prof. Dr. Yaman Akdeniz, ihlali “beklenen karar” olarak nitelendirdi. Anayasa Mahkemesi’nin pilot kararında bir sene bekleyeceğini söylediğini anımsatan Akdeniz, “Fakat birleştirilmiş toplu ihlal kararını ancak iki sene sonra verdi. Başvuru detaylarına baktığımızda dosya işlemleri tamamlanmış ve 2014’ten beri bekleyen başvurular var. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi ihlal kararı vermiş olmasına verdi ama bu yaklaşımı birçok sorunu da birlikte getirdi” dedi.

    Toplu kararın içeriğinden hiçbir şeyin anlaşılmadığını kaydeden Akdeniz, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Halbuki siyasi niteliği yüksek birçok başvuru var. Başvurulara konu kararların önemli bir kısmı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesi, AKP’li siyasetçiler ve AKP’ye yakın gerçek ve tüzel kişiler tarafından aldırılmış kararlar. Kaldı ki AYM 9. maddeyi geçtiğimiz haftalar içinde iptal ettiğini duyurmakla birlikte, iptal kararı 10 Ekim 2024 tarihinde yürürlüğe girecek ve tarihe kadar da sulh ceza hakimleri bu kararları almaya devam edecek. TBMM ise iptal edilen hükmün yerine muhtemelen çok benzer bir hüküm getirecek. Dolayısıyla sansür aynen devam edecek.”

    DW DE ERİŞİME ENGELLENDİ

    Deutsche Welle’nin (DW) haber portalı dw.com da RTÜK’ten lisans alma şartını yerine getirmediği gerekçesiyle erişime engellenmişti. DW, lisans koşullarının Almanya’daki yasalarla uyumsuz olması ve sansüre yol açabileceği gerekçeleriyle bu talebi yerine getirmemişti.

    Karara itirazını Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne taşıyan DW, Anayasa’nın 26 ve 28’inci maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) düzenlediği ifade ve basın özgürlüğü, ayrıca Anayasa’nın 36, 40 ve 141’inci maddeleri ile AİHS’nin 6’ıncı maddesindeki adil yargılanma ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğinin tespitini talep etti.

    Geçen Kasım ayında Deutsche Welle’nin (DW) Türkiye’deki alternatif adreslerine de erişim engeli getirildi. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK), Deutsche Welle’nin Türkiye’de 1 Temmuz 2022 tarihinde erişime engellendikten sonra alternatif olarak kullanmaya başladığı dwturkce.com ve inspiredminds.de/tr adreslerinin Ankara 9. Sulh Ceza Hakimliğinin 2023/9903 ve 2023/9904 sayılı kararlarıyla erişime engellendi.

  • Genci-yaşlısı İŞKUR kapısında

    Genci-yaşlısı İŞKUR kapısında

    İŞKUR’a kayıtlı 15-34 yaş arası işsizlerin yüzde 33’ü bir yıldan uzun süredir iş arıyor. 2023’te 60 yaş ve üzeri 8 bin 551 kişi işe yerleştirildi. Ocak-Kasım döneminde 60 yaş üzeri 6 bin 800 kişi işsizlik ödeneğine başvurdu.

    Yoksulluğun derinleştiği ülkede iş kuyruklarında her yaştan yurttaşlar bulunuyor. En yaygın iş arama kanalı İŞKUR’un verilerine göre, 2023’te kuruma kayıtlı 2 milyon 420 bin 451 kişi iş ararken 1 milyon 237 bin kişi de kurum aracılığıyla işe yerleştirildi. Kuruma kayıtlı işsiz sayısı 2022’ye kıyasla yüzde 20 oranında azaldı.

    Ancak kuruma iş için kayıt yaptıranların eğitim düzeyine ve yaş aralıkları, işsizliğin giderek derinleştiğini gözler önüne serdi. Kayıtlı işsizlerin yüzde 25’i en az önlisans mezunu, üniversiteli işsizlerden oluştu. 2022’de bu oran yüzde 24 seviyesinde bulunuyordu.

    Üniversite mezunları iş bulmakta zorluk yaşarken kuruma kayıtlı işsizlerin yarından fazlasını 20-34 yaş arasındaki gençler oluşturdu. İŞKUR’a kayıtlı işsizlerin 1 milyon 382 bini, 15-34 yaş grubundaki gençler oldu. Bu yaş grubundaki işsizler kuruma kayıtlı işsizlerin yüzde 57’sini oluşturdu. İŞKUR verilerine göre, 15-34 yaş arasındaki işsizlerin yüzde 33’ü 1 yıldan uzun süredir iş arıyor.

    EMEKLİ AYLIĞI YERİNE İŞSİZLİK MAAŞI

    Sefalet ücreti olarak nitelendirilen emekli aylıkları ile geçinemeyen emekliler çalışmaya devam etmek zorunda kaldı. Bu da emeklilik çağına gelmiş yurttaşların İŞKUR sırasına girmesine neden oldu. 2023’te işe yerleştirilenlerden yalnızca 8 bin 551’i 60 yaş üzerindekiler oldu. Ocak-Aralık döneminde 65 yaş üzerindeki bin 942 kişi İŞKUR aracılığıyla çalışmaya başladı.

    İşe yerleştirilenler içerisinde çok küçük bir orana sahip 60 yaş üstü yurttaşların iş bulması kolay olmuyor. Kurumun verilerine göre Aralık itibarıyla 60 yaşın üzerinde 28 bin 496 kişi iş arıyor. Bir yıldan uzun süredir iş arayan 5 bin 130 kişi 60-64 yaş arasında, bin 800 kişi ise 65 yaş ve üzerinde kişilerden oluşuyor.

    İşsizlik ödeneğine başvuran 60 yaş üstü yurttaşların sayısı da dikkat çekti. Ocak-Kasım döneminde 60 yaş üzeri 6 bin 800 kişi işsizlik ödeneğine başvururken bunların yalnızca 3 bin 857’si ödenekten faydalanabildi.

    Kaynak:Birgun.net

  • Fikri Sağlar : Görev ağır!

    Fikri Sağlar : Görev ağır!

    14/28 Mayıs seçimleri üzerinden 7 ay geçti…

    Bu 7 ayda ülke daha da fakirleşti.

    İnsanlar, seçim sonrası  huzur ve refah içinde bir yaşam umuduyla beklerken zam faciasıyla karşı karşıya kaldı…

    Öyle ki bazı medya kuruluşları günlük zamları duyurmak için özel sayfalar hazırlıyor…

    Aslında ekonomiyi allak bulak edenlerden biri ve etkili olanı AKP’nin yandaşlarına kurdurduğu AVM’ler…

    Şimdi zam yaptıklarını saklamak için indirim reklamları veriyorlar…

    Temel gıda maddelerindeki artış yüzde ikiyüzlere ulaştı.

    Temizlik malzemelerindeki fiyat ayarlamalarını takip etmek mümkün değil.

    Bazı iş adamları fiyat ayarlamalarını, kalite ve kantiteyi düşürerek yapıyor. Böylece gizli zamla tüketiciyi aldatıyor…

    İktidar da milletin soyulmasını keyifle seyrediyor!

    Her gün akaryakıta “fiyat ayarlaması” geliyor. Oysa Brent petrolün varil fiyatı düşüyor…

    Yani Devlet en haksız ve acımasız vergiyi KDV ve ÖTV yoluyla alıyor…

    Alınan bu vergiler, kiralardan nakliyeye, ekmekten süte varıncaya kadar tüm hayatı daha da pahalılaştırıyor…

    İnsanlar eziliyor, yoksul ve aç kalanların sayısı giderek artıyor…

    ∗∗∗

    Bugün, geleceğini düşünemeyen bir ülkede yaşıyoruz.

    Ekonomisi çökmüş, tarımı yok olmuş, sosyal yaşantısı bitmiş, adaleti unutmuş bir toplum olarak yaşıyoruz…

    ∗∗∗

    Sade yurttaş, sığınacağı limanı kalmayınca yapılan zamları kanıksıyor.

    Örgütlü toplum oluşmayınca siyasetçinin eline bakıyor.

    Ama Meclis işlevsiz.  Devlet ise ilgisiz…

    Yurttaş patlamak üzere…

    Yerel seçimlerin sonucunu bekliyor…

    ∗∗∗

    CHP’nin yeni yönetimi, bu zor anlarımızda “gelecek hayali” olarak karşımızda duruyor…

    Özgür Özel’in ilk çıkışları ve yargı skandalını yönetme becerisi, şimdilik bir umut ışığı olarak kabul görüyor…

    Devletin yeniden yapılandırılması, gerçek demokrasinin önünün açılması, barış, dayanışma, hak ve özgürlüklerin hayalden gerçeğe dönüştürülmesinin, adalet dağıtan yargı sayesinde olduğu inancını CHP’nin genç kadrolarının taşıdığını biliyorum.

    Fikri Sağlar’ın yazısının devamı

  • ‘Adliyede rüşvet çarkı’nda içerikten çıkarma matruşkası…

    ‘Adliyede rüşvet çarkı’nda içerikten çıkarma matruşkası…

    BirGün’ün ‘Adliyede rüşvet çarkı’ haberine yönelik sansür sürüyor. Alınan yeni kararla, “İçerikten çıkarma haberine de içerikten çıkarma geldi” haberinin de içerikten çıkarılmasına hükmedildi. İçerikten çıkarılacak haberler arasında Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları, TİP’li Ahmet Şık’ın soru önergesi ve kararı aldıran Bekir Altun’un bizzat yaptığı açıklama dahi var!

    BirGün’den Timur Soykan’ın ‘Adliyede rüşvet çarkı’ haberine yönelik sansür tam gaz devam ediyor. Daha önceki haberler hakkında ‘içerikten çıkarma’ kararı aldıran İstanbul Adalet Komisyonu Başkanı Bekir Altun, 171 haber ve video hakkında yeni bir ‘içerikten çıkarma’ kararı daha aldırdı. İçerikten çıkarılmasına dair karar veren haberler arasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu Salı günü yapılan TBMM Grup Toplantısı’ndaki açıklamaları da var.

    İÇERİKTEN ÇIKARMA HABERİNİN İÇERİKTEN ÇIKARILMASI HABERİNE DE İÇERİKTEN ÇIKARMA KARARI

    Bekir Altun’un başvurusu üzerine İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği tarafından alınan kararda, gerekçe olarak, “başvurucunun kişilik haklarını ihlal edici, kişisel verilerini işler nitelikte içerikler bulunduğunun görüldüğü” ifadeleri kullanıldı.

    Kararda, BirGün’den Timur Soykan’ın olay hakkında soruşturma başlatıldığına dair yeni haberinin yanı sıra 6 haber daha bulunuyor.

    Ayrıca “İçerikten çıkarma haberine de içerikten çıkarma geldi!” haberine de içerikten çıkarılma geldi.

    KILIÇDAROĞLU VE ŞIK’A DA SANSÜR

    ‘İçerikten çıkarılacak diğer haberlerden bir diğeri de, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun söz konusu skandal hakkında TBMM CHP Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmaya ait. Bunun yanı sıra TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinin de ‘içerikten çıkarılması’na karar verildi.

    BirGün’den 7 haberin bulunduğu kararda farklı yayınların haberleri ve video içerikleriyle birlikte toplamda 171 linkin içerikten çıkarılmasına hükmedildi.

    KENDİ AÇIKLAMASINI DA SANSÜRLETTİ

    İlgili kararla içerikten çıkarılacak haberler arasında, başvuruyu yapan İstanbul Adalet Komisyonu Başkanı Bekir Altun’un kendi yaptığı açıklaması da yer alıyor. Halktv.com.tr’den Seyhan Avşar’a konuşan Bekir Altun, “HSK iddiaları inceleyecektir. Varsa bir şeyimiz ortaya çıkar. Yazılıp çizilenlerden oldukça rahatsızım” demişti.

    NE OLMUŞTU?

    İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın, Anadolu Adliyesi’ndeki rüşvet ve usulsüzlük iddialarını HSK’ye ilettiği yazıyı BirGün’den Timur Soykan Türkiye’ye duyurmuştu. İsmail Uçar, yazıda “Kimi yargı mensupları devletten alacağı varmış gibi her türlü kirli işi yapmayı kendinde hak görmeye başladı… Yargı içinde oluşmaya başlayan çete ve çetecikleri yok etmek gerekiyor… Uyuşturucu gibi kötü bir melaneti hoş gören, örgüt elebaşlarını yine suç işleyeceklerini bile bile yargılama ile yapmadan salıveren örgütlü ya da örgütsüz yapılar çökertilmeli” demişti.

    Haberimiz hakkında, yayınlandığı gün jet hızıyla ‘içerikten çıkarma’ kararı verilirken benzer kararlar daha sonra da devam etmişti.

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, haberin üzerinden 3 gün geçtikten sonra yaptığı açıklamada, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar tarafından gönderilen ihbar dilekçesinde bahsedilen iddialarla ilgili olarak soruşturma başlatıldığını bildirilmişti.

    İstanbul Anadolu Adliyesi Başsavcılığı’nın da dilekçede adı geçen yargı mensupları dışındaki olaylar ve kişiler hakkında soruşturma başlattığı ortaya çıkmıştı.

    Kaynak:Birgun.net