Etiket: avukatlar

  • Ekrem İmamoğlu ve avukatları duruşmaya katılmayacak

    Ekrem İmamoğlu ve avukatları duruşmaya katılmayacak

    CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve avukatları yarın görülecek duruşmaya katılmama kararı aldı.

    Yapılan açıklamada, “İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu hakkında, soruşturmalarda yaşanan hukuksuzlukları dile getirmesi nedeniyle açılan davanın yarınki ilk duruşması hukuka aykırı usullerle Silivri’ye alındığı için İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu ve avukatları duruşmaya katılmayacaktır” denildi.

    “DURUŞMA YERİ 24 SAAT KALA DEĞİŞTİRİLDİ”

    CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, kararın ardından sosyal medya hesabından açıklamada bulundu:

    “Uzun süredir türlü hukuksuzluk yaşıyoruz.

    Kişiye özel keyfi uygulamaların yeni örneği, Ekrem Başkanımızın 12 Haziran’da görülecek duruşma yerinin, 24 saat kala değiştirilmesi oldu.

    Ekrem Başkanımız ve avukatlarının ortak kararı bu keyfi uygulamaya tepki olarak duruşmaya katılmamak olmuştur.

    Bizler de bu kararın arkasında duracağız. Bu keyfiyeti meşrulaştırmamak adına duruşmaya katılmayacağız. Yarın Silivri’de yapılacak destek buluşması da bu kapsamda iptal edilmiştir.”

    NE OLMUŞTU?

    İmamoğlu, 27 Ocak’ta İBB binasının bulunduğu Saraçhane’de düzenlediği ‘Turpun büyüğü’ adlı basın toplantısında İBB, Esenyurt ve Beşiktaş belediyeleri ile kendisi hakkında yürütülen bazı soruşturmalarda bilirkişi olan kişi hakkında “Bu kişinin Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘sahte bilirkişi raporu yazmak’ iddiasıyla yargılandığı bir dava oldu mu? Savcılar herhalde biliyordur bunu” ifadelerini kullanmıştı.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İmamoğlu’nun sözlerinin ardından jet hızıyla soruşturma başlatmıştı.

    Söz konusu bilirkişi ile yapılan bir telefon görüşmesini televizyonda yayınlayan Halk TV yöneticisi Suat Toktaş ise aynı hafta tutuklanmıştı. Toktaş hakkında “işiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması ve Bilirkişiyi Etkilemeye Teşebbüs” suçundan soruşturma başlatılmıştı.

  • Narin Güran davasında Salim Güran ve Nevzat Bahtiyar’ın avukatları birbirine girdi…

    Narin Güran davasında Salim Güran ve Nevzat Bahtiyar’ın avukatları birbirine girdi…

    Narin Güran cinayetinde duruşmaya günler kala sanık avukatları kavgaya başladı. Sanıklar Salim Güran ile Nevzat Bahtiyar’ın avukatları sosyal medyada “yasak aşk” iddiası üzerine atıştı.

    Diyarbakır Tavşantepe’de katledilen Narin Güran cinayetinde savcı mütalaasını sundu ve sanıklar 26 Aralık’ta hakim karşısına çıkacak.

    Davada karar çıkıp çıkmayacağı merakla bekleniyor. Duruşmaya günler kala, sanık avukatları sosyal medya üzerinden yeni iddialar dile getirmeye başladı.

    Cinayetin baş şüphelisi,tutuklu sanık Salim Güran’ın avukatı Onur Akdağ, X hesabından Nevzat Bahtiyar’ın eşinin kardeşi olan A.B. ile aralarındaki telefon trafiğini paylaşarak, “yasak aşk” iddiasında bulundu. Akdağ,  “Nevzat’ın gerçekte kendi yaşamış oldukları, zihin dünyasında Salim ile Yüksel’e attığı bir iftira olarak yansımış gibi görünüyor” dedi.

    SOSYAL MEDYAYA TAŞIDILAR

    İtirafçı Nevzat Bahtiyar’ın, kardeşi Mehmet Bahtiyar’ın eşi A.B. ile yasak aşk yaşadığını iddia eden Avukat Onur Akdağ, “Nevzat Bahtiyar ile kardeşi Mehmet Bahtiyar’ın eşi olan A.B. arasında Narin olayından önceki 4 aylık süreçte toplam 177 kez arama ve cevapsız arama kaydı bulunmaktadır! BTK tarafından dosyaya gönderilen iletişimin tespitine yönelik kayıtları incelediğimizde Nevzat’ın kendi kardeşi olan Mehmet ile dahi bu kadar arama geçmişi bulunmamakta!” dedi.

    Nevzat Bahtiyar’ın Konya Barosu’na kayıtlı avukatı Adnan Ateş, X hesabından Onur Akdağ’a cevap verdi.

    Ateş, “Müvekkil Nevzat Bahtiyar’ın, kardeşi Mehmet Bahtiyar’ın eşi ile görüştüğü iddiası gerçeği yansıtmamaktadır. A.B. adına kayıtlı GSM hattı kocası Mehmet Bahtiyar tarafından kullanılmakta olup iddia edilen görüşmeler Nevzat ile kardeşi Mehmet arasında yapılan görüşmelerdir. Dolayısıyla müvekkil Nevzat Bahtiyar’ın kendisinin yaşadığı ve karşı tarafa yansıttığı bir eylemi bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.

    Nevzat Bahtiyar’ın avukatı Adnan Ateş’e Salim Güran’ın avukatı Onur Akdağ yeni soruyla karşılık verdi.

    Akdağ, “Nevzat Bahtiyar’ın kardeşi Mehmet Bahtiyar ile de aynı zaman aralağında 158 görüşmesi var. Şimdi Mehmet Bahtiyar’ın iki hat kullandığını mı iddia ediyorsunuz? Hem karısına ait hattı hem de kendisine ait hattı ayrı ayrı kullandığını mı iddia ediyorsunuz?” sorusunu yöneltti.

    ‘DAVA BİTTİ, BİTTİ’

    Bahtiyar’ın avukatı Ali Eryılmaz ise “Baz Çakışması Raporu’ndaki imzaların çıplak gözle dahi farklı olduğu ve bu hususun imzaların sahte olabileceği konusunda ciddi şüpheler uyandırdığı ve dolayısıyla suç unsurları içerdiğini iddia ederek Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayetimizi yaptık. Konu artık tamamen yargıya intikal etmiş durumdadır” paylaşımı yaptı.

    Eryılmaz bir başka paylaşımında da şöyle dedi: 

    “Harbi bunlar akıl tutulması yaşıyor. Sanırsın ki dava dosyasından hiç haberleri yok! Dava bitti, bitti ! Mahkeme senden delil, melil istemiyor artık!

    Son savunmanı yapacaksın diyor! Karar verecem diyor! Beyfendiler mahkemeden yeni talepte bulunmuşlar. Adım saydıracaklarmış cep telefonundan .. Zaten çok komik durumlara düştünüz bari kendinizi rezil etmeyin artık.”

    Onur Akdağ’ın yanıtı da şöyle oldu: 

    “Avukat bey kendi attığı tweetlerin arkasında durmayıp en ufak baskiya dayanamayarak sildiğini diğerlerini de kısıtlama getirdiğini unutmuş, profesyonelliği de elden bırakarak yapmış olduğumuz centilmenlik anlaşmasını da göz ardı ederek 3. kez bize sataşıyor. Bizde sizin gibi geri vites yok. Hodrimeydan.”

  • Teğmenlerin avukatlarından açıklama geldi!

    Teğmenlerin avukatlarından açıklama geldi!

    Kara Harp Okulu’ndaki resmi mezuniyet töreninde kılıçlı yemin eden ve disipline sevk edilen teğmenlerin avukatları ortak açıklama yaptı. Söz konusu açıklama Milli Savunma Bakanlığı’nın ‘disiplinsizlik’ açıklamasına yanıt verildi.

    Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kaynakları tarafından yapılan açıklamada Kara Harp Okulu’ndaki resmi mezuniyet töreninde kılıçlı yemin eden ve disipline sevk edilen teğmenlere ilişkin “İsnat edilen suç kılıç çatmak, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” demek değil, amirlerin ikazına rağmen kasıtlı ve organize disiplinsizlik yapmaktır. Atatürk’ün dediği gibi ‘Disiplin olmazsa ordular sevk edilemez.’ Ortak değerimiz Atatürk üzerinden bir ayrışma algısı yaratacak tavır ve davranışlar kabul edilemez” ifadeleri kullanılmıştı.

    MSB’nin açıklamalarının ardından teğmenlerin avukatları da ortak bir açıklama yayımladı.

    Yapılan açıklamada şu ifadeler yer verildi:

    “21.11.2024 tarihinde bazı medya kanallarında Milli Savunma Bakanlığı kaynaklarına atfen yapılan ve müvekkillerimizi disiplinsizlikle suçlayan haberler görülmüş, açıklamaların dayandırıldığı kaynağa nazaran bunlara cevap verme zorunluluğu doğmuştur.

    Milli Savunma Bakanlığının, Yüksek Disiplin Kurulu toplantısından önce görüşlerini üstü örtülü bir şekilde kamuoyuna açıklaması; askerlik hiyerarşisi dikkate alındığında Yüksek Disiplin Kurul üyelerinin daha sonra vereceği kararlar hakkında bir şüphe oluşmasına yol açmaktadır. Bu bakımdan bahse konu açıklamalar yöntem ve zamanlama itibariyle kabul edilemez. Kaldı ki; açıklamalarda belirtilen hususlar içerikleri itibarıyla da yanıltıcıdır. Şöyle ki;

    “TÖREN İLGİLİ YÖNERGEYE UYGUN İCRA EDİLMİŞTİR”

    Her şeyden önce, müvekkillerimizin resmi törende subaylık andını okumak yönündeki teklifleri komuta kademesine arz edilmiş, kabul görmemesi üzerine resmi törende mevzuatta yer alan askerlik yemini yapılmıştır. Müvekkillerimize verilen emir, resmi törende yapılacak yemine ilişkin olup tabiatıyla emrin gereği yerine getirilmiş, tören ilgili yönergeye uygun olarak icra edilmiştir. İlgili yönerge, resmi törenden sonra mezun olan subayların kılıç çatma geleneklerini ve sevinçlerini ne surette göstereceklerine ilişkin bir düzenleme içermemektedir. Müvekkillerimize törenden sonra ne yapacaklarına dair ayrıca bir emir de verilmemiştir.

    “TÖREN BİTMİŞTİR” ANONSUYLA…”

    Tören subayının “tören bitmiştir” şeklindeki anonsuyla resmi törenin bitmesi ve protokolün tören alanından ayrılmasından sonra tören komutanı, mezun olan teğmenlere “alana girebilirsiniz” demek suretiyle önceki yıllarda da olduğu gibi teğmenlere alanda toplanmaları için izin vermiştir. Bu suretle teğmenler, geleneksel olarak törenin yapıldığı sahanın ortasında toplanmışlar, kılıç çatmışlar ve subaylık andını okumuşlardır. Esasen okunan subaylık andı, bir gece önce öğrencilerin kendi aralarında yaptıkları kutlama sırasında taburun subay ve komutanlarının huzurunda okunan metnin aynısıdır. Bu itibarla müvekkillerimizin herhangi bir emre uymaması söz konusu değildir. Kaldı ki; tartışmalara konu olan subaylık andı 2022 yılına kadar resmi törenlerde de okunan, hatta bundan 16 Ağustos 2024 tarihinde Özel Kuvvetler Komutanlığında gerçekleştirilen resmi törende Milli Savunma Bakanının huzurunda okunan bir metindir.

    İkinci olarak basın mensuplarının teğmenler tarafından tören alanına davet edildiği ileri sürülmektedir. Müvekkillerimizin basın mensuplarını davet etmesi asla söz konusu olmamıştır. Aksine müvekkillerimiz alanda mezun olan subaylar dışında kimsenin olmaması için gerekli çabayı göstermişlerdir. Okul birincisi subayın resmi tören bittikten sonra sahanın boşaltılması için yaptığı anons bunun açık delilidir. Nitekim, Müvekkillerimizin idari soruşturma kapsamında savunmasının istendiği savunma isteme emrinde de “basının davet edilmesi” suçlaması yer almamakta olup MSB’lığının örtülü açıklaması resmi soruşturma kapsamıyla da uyumsuzdur. Esasen basını müvekkillerimizin bulunduğu yere gönderen kişilerin, yıllardır süregelen bir geleneği sanki ilk defa yapılıyormuş gibi göstermek suretiyle tartışmaya açmaya çalışan kötü niyetli kimseler olduklarında bir kuşku bulunmamaktadır.

    On yıllardır devam eden bir geleneğin sürdürülmesi nedeniyle milletimizin göz bebeği teğmenlerimizin siyasi tartışmalara konu edilmemesi, onların mesleki geleceklerinin karartılmaması en büyük temennimizdir.”

  • ÖZGÜR ÇELİK: VATANDAŞ DEMOKRASİ TOKADIYLA CEVABINI VERECEK

    ÖZGÜR ÇELİK: VATANDAŞ DEMOKRASİ TOKADIYLA CEVABINI VERECEK

    CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda çekildiği öne sürülen ‘para sayma’ görüntülerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında ilk dava görüldü. Sanık avukatlarının dinlendiği mahkemede davanın ertelenmesine karar verildi.

    CHP İstanbul İl Başkanlığı‘nda kaydedildiği iddia edilen ”para sayma” görüntülerine ilişkin açılan davanın ilk duruşması bugün Çağlayan Adliyesi’nde görüldü.

    CHP'nin 'para sayma' davasında ilk duruşma görüldü

    Duruşmanın başlamasının ardından sanık avukatlarının savunmalarının alınmasına geçildi.

    Avukat Baran Kaya, davada isnat edilen suçlamaların soruşturma aşamasında oluşturulduğunu belirterek soruşturmanın ve iddianamenin hukuka aykırı olduğunu söyledi.

    Avukat Ahmet Özdemir, “İddianemede bağışta bulunanlar konusunda herhangi bir şey yazmıyor. Ya eksik yazılmış ya da savcı yanlış okumuş. ‘Bağış yapılamaz’ denmiyor, ‘bağış kabul edilemez’ deniyor. Makbuz verilip verilmemesi partinin problemidir. O günkü parayla eğer 55 bin TL ve üzeri bağışta bulunulursa o zaman kişinin sorumluluğu başlar. CHP, kendi sitesinde il başkanlığı alınacak ilanı açıyor ve bağış toplanacağını belirtiyor. Sanıklar parti adına para toplayıp gerekli kişilere teslim ediyorlar. Sanıklar, parayı teslim etmekle yükümlü kişiler. Bu sanık sayısıyla dosya kalabalık gosterilmeye çalışılıyor. 100 yıllık partiye zarar verilmek isteniyor. Dava hem sakat hem siyasi. Bu para ilk önce belediye başkanı İmamoğlu’nun parası gibi gösterilmeye çalışıldı. Sanıkların lehine olabilecek belgeler dosyaya konulmadı. Olay, 22 kişi üzerine yıkıldı. Sanıklardan 6’sı sadece parayi götüren kişiler. Diğerleri süreçteki görevli kişiler” ifadelerini kullandı.

    Özdemir, “Bu gayrimenkulleri satanlar hakkında ‘kovuşturmaya yer yok’ kararı verilmiş. İddianamede ise tanık beyanlarına yer verilmiş. Hangi tanık beyanları? Tanıklar kim? MASAK raporunun sonunda suça ilişkin kayıt bulunamadığı belirtiliyor. Dosyaya konulan çoğu belgenin, yargılanan sanıklarla en ufak alakası yok” dedi.

    Avukat Mehmet Öksel, “Avukatlar olarak soruşturmanın hukuka aykırı delillerle başlatıldığı yönündeki talebimiz mevcuttur. Bu tip davalarda ikrar beyanı dahil hukuka aykırıdır. Sanıkların, görüntülerin çekildiğinden haberi olduğuna yönelik iddia gerçeği yansıtmamaktadır ve tek bir tanığın ifadesine dayanmaktadır” ifadelerine yer verdi.

    Savunmaları alan mahkeme, davanın 29 Kasım’a ertelenmesine karar verdi.

    ÖZGÜR ÇELİK: VATANDAŞ DEMOKRASİ TOKADIYLA CEVABINI VERECEK

    Duruşmadan sonra basın mensuplarına bir açıklama yapan CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, dava sürecine ilişkin şunları söyledi:

    “2019 yılında İstanbul İl Başkanlığı bir kampanya başlattı. Bağışlarda bulundular. Ne zaman çıktı görüntüler? 10 Mart 2024 tarihinde, yani 31 Mart 2024 seçimlerine tam 20 gün kala. Amaç neydi burada? Acaba 2019’dan bu yana İstanbul’u yöneten Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na buradan bir zarar verebilir miyiz? Seçim sonuçlarını bu görüntülerle etkileyebilir miyiz? 31 Mart seçimlerinden önce uğradığımız tek karalama kampanyası tek iftira bu da değildir. Sahte broşürlerle gerçeği yansıtmayan haberlerle daha ne yazık ki her seçim öncesinde karalama kampanyaları bu tür görüntüler bir biçimde ortaya servis ediliyor.”

    Çelik, görüntülerin hukuka uygun olmayan bir şekilde elde edildiğinin altını bir kez daha çizerek sözlerine şu şekilde devam etti:

    “O gün de söylemiştik 10 Mart 2024’te bu görüntüler ortaya çıktığında şunu ifade etmiştik. İl binasının satın alınma bedelinin kaporasının ödendiği görüntülerdir. Ve paranın teslim alma tutarlarını kamuoyuyla ve sizlerle paylaşmıştık. Şimdi bugün bulunduğumuz noktada mesele şudur: 31 Mart  2024 seçimlerinde millet ve İstanbullular tıpkı 2019 seçimlerinde olduğu gibi yine bu tür eylemlere girişenlere çok net bir biçimde dersini vermiştir. 2019’da 12 bin oy olan oy farkı İstanbul’da bir milyonun üzerine çıkmıştır. Ve sonrasında bugün bu dava burada gerçekleşti ve süreç devam ediyor. Genel Başkan Yardımcımız Sayın Gül Çiftçi çok net bir biçimde davanın teknik boyutlarını sizlerle paylaştı. Yani siyasi partilerin denetimi, Anayasa Mahkemesi’ne bağlı. Burada partili arkadaşlarımız neyle suçlanıyor? Kanuna aykırı bağışla suçlanıyor. Kanuna aykırı bağışla ilgili yetki Anayasa Mahkemesi’nde ama bugün bir yerel mahkemede arkadaşlarımız yargılanıyor. Bunun ötesinde bir mesele daha var. Yine Sayın Genel Başkan Yardımcımız ifade etti. Söz konusu şu görüntüler yasa dışı biçim elde edilmiş deliller. Burada böyle bir mesele de söz konusu.”

    Çelik sözlerinin devamında şunları ifade etti:

    “Burada şunu görüyoruz tabii ki, 31 Mart’tan önce nedir bu davanın amacı diye soracak olursanız? 31 Mart’ta süreç seçim sonuçlarını değiştirmeye yönelik bir meseleydi. Bugünkü amaç nedir” diye soran Çelik “Bugünkü amaç da yüz bir yıllık Cumhuriyet Halk Partisi’nin kamuoyunda bir biçimde algısını zayıflatmak, ülkede çok yakıcı gündeminin olduğu bir günlerde yani özellikle ekonomi başta olmak üzere Türkiye’nin çok ciddi sorunlarının olduğu bir dönemde her gün başka bir mesele üzerinden Cumhuriyet Halk Partisi’yle tartışmak Cumhuriyet Halk Partisi’nin kamuoyunda zayıflatmak amacıyla kurulmuş bir dava, tamamen siyasileşmiş bir dava” diye konuştu.

    “Bu süreçlerin takipçisiyiz. Bu süreçlerle mücadele etmeye hep birlikte devam edeceğiz” diyen Çelik “Ancak şunun bilinmesini isteriz ki vatan ve milletin de bu işlere fırsat vermediğini, hem 2019’da gördük, hem de 2024’te gördük. Günü geldiğinde vatandaş yeniden bir demokrasi tokadıyla bu meselelerin hepsine cevap verecektir” ifadelerini kullandı.

     

  • ANKARA’DA AVUKATLARDAN FİLİSTİN’E DESTEK: “HERKESİ İSRAİL’E UYGULANAN PERVASIZ CEZASIZLIĞA KARŞI ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    ANKARA’DA AVUKATLARDAN FİLİSTİN’E DESTEK: “HERKESİ İSRAİL’E UYGULANAN PERVASIZ CEZASIZLIĞA KARŞI ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Ankara’da avukatlar, Filistin halkı ile dayanışma amacıyla cübbeleriyle Ankara Adliyesi önünde bugün açıklama yaptı. Açıklamada, “Bugün ortaya çıkan tüm şiddet fiillerinin sorumlusu 75 yıldır Filistin halkını katleden, işkenceye maruz bırakan, onlara eşit insan muamelesi yapmayan, topraklarını elinden alan, açlığa, susuzluğa, sefalete mahkum eden İsrail devleti ve onu cezasızlıkla ödüllendiren emperyalist saldırganlıktır…Herkesi başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti devletinin de içinde yer aldığı emperyalist bloğun İsrail’in işlediği savaş suçları ve zulüm karşısındaki aracılık eden pozisyonuna, İsrail’e uygulanan pervasız cezasızlığa karşı çıkmaya çağırıyoruz” denildi.

    Ankara’da Adalet İçin Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şube, Demokrasi İçin Hukukçular, Toplumsal Hukuk üyesi avukatlar, bugün Filistin halkı ile dayanışma amacıyla cübbeleriyle Ankara Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Avukatların açıklaması şöyle:

    “Filistin halkının yasa dışı askeri işgal, ırk ayrımcılığı ve etnik temizliğe karşı direnme hakkının meşruiyetini vurguluyor ve herkesi başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti devletinin de içinde yer aldığı emperyalist bloğun İsrail’in işlediği savaş suçları ve zulüm karşısındaki aracılık eden pozisyonuna, İsrail’e uygulanan pervasız cezasızlığa karşı çıkmaya çağırıyoruz.

    ŞİDDET FİİLLERİNİN SORUMLUSU, İSRAİL DEVLETİ VE ONU CEZASIZLIKLA ÖDÜLLENDİREN EMPERYALİST SALDIRGANLIKTIR”

    Bugün ortaya çıkan tüm şiddet fiillerinin sorumlusu 75 yıldır Filistin halkını katleden, işkenceye maruz bırakan, onlara eşit insan muamelesi yapmayan, topraklarını elinden alan, açlığa, susuzluğa, sefalete mahkum eden İsrail devleti ve onu cezasızlıkla ödüllendiren emperyalist saldırganlıktır.
    Bugün bu emperyalist saldırganlık Gazze’de soykırım teşebbüsüne girişmiş, Gazze’den ayrılmaya çalışan konvoylara dahi saldırmış ve hastane, ibadethane ve yaşam alanı bombalamayı açık şekilde ilan edecek derece pervasızlaşmıştır. Durum böyleyken İsrail rejimi bir kınama ile dahi karşılaşmazken emperyalist ülkeler İsrail’e askeri destek için adeta sıraya girmiş durumdadır.
    İsrail, Filistin’de adım adım soykırıma doğru ilerlemektedir. Bir halkın topluca aç ve susuz bırakılması, öldürülmesi, göçe zorlanması soykırım suçunu oluşturur, bu suçta zaman aşımı yoktur ve Türkiye mahkemeleri yurt dışında işlenen soykırım suçlarını yargılamaya yetkili ve görevlidirler. Ne var ki bugün, Filistin halkına yaşatılanın insanlık suçu ve soykırım olduğunu, İsrail’in ‘yerleşimci’ diye meşrulaştırmaya çalıştığı insanların aslında işgalci olduğunu dile getirmekte beis görmeyenler, eş zamanlı olarak Rojava ve Suriye topraklarında süregelen sınır ötesi operasyonların ve katliamların sorumluluğunu taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin bu açıklamalarının da emperyalist bloğun bütünü gibi net bir ikiyüzlülük taşıdığını görmemek mümkün değildir.
    Irkçı rejimler ve işgal karşısında halkların kendi kaderini tayin hakkının ve yine her türlü araçla işgal karşısında direnme hakkının meşru olduğunun altını bir kez daha çizmek isteriz. Uluslararası hukuk tarafından dahi bu hak, yıllar içerisinde dünya halklarının kan ve canları ile bedel ödemeleri sonucu tanınmak zorunda kalmıştır. Bu bağlamda Filistin halkının direnişi tartışmasız şekilde meşrudur.

    TÜM MESLEKTAŞLARIMIZI VE KAMUOYUNU FİLİSTİNLİLERİN TARİHSEL HAKLILIĞINI GÖRMEYE, SAHİPLENMEYE, FİLİSTİN HALKI İLE DAYANIŞMA İÇİNDE OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Bugün İsrail’in Gazze’de arka arkaya işlediği insanlık suçları meşrulaştırılmaya çalışılırken, bir kez daha hatırlatıyoruz: Uluslararası hukuk, Filistin halkının kendi evlerine ve mülklerine dönme hakkını korumaktadır. BM Genel Kurulu 1974 tarih ve 3236 sayılı Kararı, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını, milli bağımsızlığı ve egemenliğini, ayrıca Filistinlilerin evlerine ve mülklerine dönme hakkını tanımakta ve teyit etmektedir. Yine uluslararası hukuk, sömürgecilik ve yabancı hakimiyet ve tahakküm altındaki halklar için, öz savunma hakkını savunmaktayız. Bu hali ile bugün Filistin halkını kınama yarışına girişmiş olan uluslararası kurumlara kendi karar ve düzenlemelerini hatırlatmayı da bir borç biliyoruz. Tüm meslektaşlarımızı ve kamuoyunu Filistinlilerin tarihsel haklılığını görmeye, sahiplenmeye, Filistin halkı ile dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz.”

  • Gökçer Tahincioğlu : Rüşvet ağı nasıl kuruluyor, nasıl işliyor?

    Gökçer Tahincioğlu : Rüşvet ağı nasıl kuruluyor, nasıl işliyor?

    Avukatların anlatımlarına göre, kimi adliyelerde, uzun bir süredir oluşmuş çıkar grupları bütün ağı kontrol ediyor

    Ayhan Bora Kaplan‘ın organize suç örgütü lideri olduğu iddiasıyla tutuklanmasının ardından bazı kesimlerde, “Mafyaya yönelik bütünlüklü bir soruşturma süreci başlar mı?” düşüncesi oluştu.

    Elbette yanıtı belli sorular bunlar. Böyle bir bütünlüklü soruşturma sürecinin başlamayacağı ortada.

    Buna karşılık, kimi avukatlar, adliyelerde olan bitenlerin önünün alınabileceği konusunda hâlâ umutlu. Kaplan soruşturmasının etkili bir biçimde yürütülmesi durumunda en azından bazı yaşananların önüne geçilebileceğini düşünüyorlar.

    * * *

    Hakimler ve Savcılar Kurulu, Yargıtay Başkanlığı, Kaplan soruşturmasından dışarıya yansıyanlar konusunda bugüne kadar harekete geçmedi.

    Oysa Kaplan’ın bugüne kadar soruşturmalardan nasıl kurtulduğu, gözaltına bile alınmadan yıllarca nasıl hayatını sürdürdüğü, operasyonları nasıl atlattığı gibi sorular ortada duruyor.

    Yine Yargıtay Başkanlığı’nın da bazı yeni üyelerinin geçmişteki eylemlerini araştırmak için önünde bir engel yok.

    * * *

    Belki yaşananlar konusunda ipuçları vermek, neden bu soruşturmaların açılması konusunda bazı hukukçuların ısrarcı olduğunu daha anlaşılır kılar.

    Misal, adliyeye çanta içerisinde nakit para getiren avukatlara tanıklık eden, mahkemelerden kendi dosyalarında bir türlü istediği sonucu alamayan avukatların önemli anlatımları…

    Bu avukatların anlatımlarına göre, kimi adliyelerde, uzun bir süredir oluşmuş çıkar grupları bütün ağı kontrol ediyor.

    Gökçer Tahincioğlu’nun yazısının devamı

  • 1392 avukattan TBB ve Yargıtay’a Can Atalay çağrısı

    1392 avukattan TBB ve Yargıtay’a Can Atalay çağrısı

    Can Atalay’ın Can Atalay’ın tutukluluğunun kaldırılması ve salıverilme istemi başvurusuna ilişkin ortak açıklama yapan 1392 avukat, “meslektaşımızın yaptığı başvuru konusunda yetkili yargı mercii olan Yargıtay’ın görevli ceza dairesinden, adli tatil beklenmeksizin ve en kısa sürede salıverilme istemi hakkında bir karar vermesini talep ediyoruz” dedi. Avukatlar, ayrıca, TBB ve üyesi oldukları baroların da Can Atalay’ın başvurusu hakkında yetkili yargı mercii ile temasa geçerek girişimde bulunmasını talep etti.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) ve çok sayıda baro üyesi 1392 avukat, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili ve Gezi tutuklusu Can Atalay’ın tutukluluğunun kaldırılması ve salıverilme istemi başvurusuna ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Avukatlar, ortak açıklamada, Can Atalay’ın tutukluluğu hakkında “Meslektaşımızın yaptığı başvuru konusunda yetkili yargı mercii olan Yargıtay’ın görevli ceza dairesinden, adli tatil beklenmeksizin ve en kısa sürede salıverilme istemi hakkında bir karar vermesini talep ediyoruz” dedi.

    MECLİS’İN KARARI OLMADIKÇA VEKİLLER TUTUKLANAMAZ

    Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına atıf yapılan açıklamada, “Anayasanın emredici hükmü uyarınca kararları bütün yargı organları için de bağlayıcı ve uyulması zorunlu olan Anayasa Mahkemesinin aynı konuda verdiği birçok kararında belirttiği gibi, Meclisin kararı olmadıkça bir milletvekilinin ağır cezalık suçüstü hali dışında hiçbir şekilde tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı açıktır” denildi.

    Can Atalay’ın tutukluluğunun kaldırılması ve salıverilme istemi konusunda karar vermeye yetkili yargı merciinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı olmadığı, Yargıtay görevli ceza dairesi olduğu hatırlatılan açıklamada, “Bu nedenle salıverilme talebinin başsavcılıkta bekletilip yetkili yargı merciine iletilmeyerek hukuka aykırı olarak fiili durum yaratılması suretiyle istem konusunda kısa sürede karar verilmesinin engellenmesini anayasaya ve hukuka karşı bir hile olarak görüyoruz” ifadelerine yer verildi.

    KARARA BAĞLANMASI KONUSUNDA GİRİŞİMDE BULUNMALI

    Açıklamada, ayrıca, TBB ve üyesi oldukları baroların yönetimine de çağrıda bulunan avukatlar, “Yetkili yargı mercii ile derhal temasa geçerek, meslektaşları Can Atalay’ın yetkili yargı merciine erişiminin engellenmesine son verilmesi ve salıverilme isteminin anayasa uyarınca hemen karara bağlanması gerekliliği konusunda girişimde bulunmasını talep ediyoruz” dedi.

    Açıklamanın tamamında şunlara yer verildi:

    “Biz aşağıda adı soyadı yazılı olan avukatlar, 14 Mayıs 2023’de yapılan Türkiye genel seçimlerinde milletvekili seçilen meslektaşımız Can Atalay’ın sürmekte olan tutukluluğu hakkında görevli yargı mercii sıfatıyla Yargıtay ceza dairesinden acilen bir karar vermesini bekliyoruz.

    Anayasanın emredici hükmü uyarınca kararları bütün yargı organları için de bağlayıcı ve uyulması zorunlu olan Anayasa Mahkemesinin aynı konuda verdiği birçok kararında belirttiği gibi, Meclisin kararı olmadıkça bir milletvekilinin ağır cezalık suçüstü hali dışında hiçbir şekilde tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı açıktır.

    TALEBİNE CEVAP VERİLMİYOR

    Bu açık ve net hukuki duruma karşın, milletvekili seçilerek yasama dokunulmazlığı nedeniyle hakkındaki yargılamaya Meclis kararı olmadan devam edilemeyecek ve tutukluluğu sürdürülemeyecek olan meslektaşımızın bu konudaki meşru ve yasal talebine cevap verilmemekte, fiili olarak tutukluluğu sürdürülmektedir.

    Biz avukatlar, tutukluluk durumuna, salıverme istemine dair bir talebin davanın esasıyla ilgili olarak verilecek bir karardan ayrı ve bağımsız olarak ele alınıp en kısa sürede karara bağlanmasının en temel hukuki gereklerden biri olduğunu hatırlatıyoruz.

    ANAYASAYA ATIF YAPILDI

    Anayasanın 19. Maddesinin sekizinci fıkrasında belirtildiği üzere, “her ne sebeple olursa olsun (ister bir suç isnadına bağlı bir tutuklama, ister mahkumiyet hükmüne dayalı bir tutuklama olsun) hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

    ANAYASA VE HUKUKA KARŞI HİLE

    Bizler, meslektaşımız Can Atalay’ın tutukluluğunun kaldırılması ve salıverilme istemi konusunda karar vermeye yetkili yargı merciinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı değil Yargıtay görevli ceza dairesi olduğunu hatırlatıyor, bu nedenle salıverilme talebinin başsavcılıkta bekletilip yetkili yargı merciine iletilmeyerek hukuka aykırı olarak fiili durum yaratılması suretiyle istem konusunda kısa sürede karar verilmesinin engellenmesini anayasaya ve hukuka karşı bir hile olarak görüyoruz.

    Bu nedenlerle, meslektaşımızın yaptığı başvuru konusunda yetkili yargı mercii olan Yargıtay’ın görevli ceza dairesinden, adli tatil beklenmeksizin ve en kısa sürede salıverilme istemi hakkında bir karar vermesini talep ediyoruz.

    Umuyor ve diliyoruz ki, Yargıtay daha fazla gecikmeden gözünü ve kulağını hukukun sesine, sözüne ve gereklerine çevirecek, istem konusunda bir an önce karar verecektir.

    Ayrıca üst meslek kuruluşumuz olan Türkiye Barolar Birliği ve üyesi olduğumuz baroların yönetiminden de yetkili yargı mercii ile derhal temasa geçerek, meslektaşları Can Atalay’ın yetkili yargı merciine erişiminin engellenmesine son verilmesi ve salıverilme isteminin anayasa uyarınca hemen karara bağlanması gerekliliği konusunda girişimde bulunmasını talep ediyoruz.”