Etiket: ülkü ocakları

  • Barış Pehlivan :“Soytarı balonları iğneler. Dalkavuk balonları şişirir.”

    Barış Pehlivan :“Soytarı balonları iğneler. Dalkavuk balonları şişirir.”

    “Soytarı balonları iğneler. Dalkavuk balonları şişirir.”

    İlhan Selçuk böyle anlatmıştı aralarındaki farkı. Bakmayın, bugünkü anlamına. Zira, tarihteki soytarılar hükümdarı uyaran ve ona gerçeği söyleyenlerdi. Dalkavuklar ise egoları şişiren ve sadece etek öpenlerdi. Dün Devlet Bahçeli’nin “Dört soytarı muhabirle Milliyetçi Hareket Partisi’ni sorgulayamazsınız, sorgulatmayız” sözünü duyunca aklıma geldi. Aptala yatmayacağım; kastedilen dört muhabirden biri olarak yazıyorum.

    Sinan Ateş davasını mahkeme salonunda izliyorum.

    Sinan Ateş ile eşine fiziki takip yaptıran; Ülkü Ocakları genel başkan yardımcısından, polisten, istihbaratçıdan, onların konum ve uçuş bilgilerini sorgulatan; katili arabasıyla kaçıran ve MHP milletvekilinin evinde yakalanan, Ülkü Ocakları’nda yöneticilik yapmış Tolgahan Demirbaş konuşuyor:

    “Halk TV’de dört tane, tek amaçları Türkiye düşmanlığı olanlar operasyon gazeteciliği yapıyor. Üzerine gidince de ‘bizi hedef gösterdiler’ diyorlar. Ülkü Ocakları’nı terörize göstermek için yapıyorlar. Ben varsayım tutuklusuyum.”

    Düşünüyoruz…

    Demek, MHP’nin yayın organı Türkgün’ün manşetinden hedef gösterilmemizin perde arkasında, “Üzerine gittik” diyen bu kişiler var.

    Duruşma bitiyor; katil bize tetik işareti yapıyor, cinayetin keşifçisi parmak sallıyor.

    Üzerinden saatler geçiyor… MHP’nin lideri çıkıp “ilgilerinin olmadığını” ileri sürdüğü cinayetin planlayıcılarından birinin aynı cümleleriyle aynı gazetecileri hedef gösteriyor.

    Ne talihsiz bir açıklama diyorum kendi kendime… Öyle ya, Devlet Bahçeli, cinayet sanıklarıyla aynı tezi ileri sürüyor. Haliyle, böylece aslında şüpheleri doğrular vaziyete düşüyor.

    Bakınız…

    Halen 2 MHP milletvekili ve 5 Ülkü Ocakları yöneticisi hakkında “tasarlayarak öldürme” suçlamasıyla soruşturma yürütüldüğünü hatırlatmayacağım.

    Resmi belgelerdeki MHP ve Ülkü Ocakları izlerini anımsatmayacağım.

    Keşke Türkgün gazetesi ile Bengü Türk TV bu cinayeti aydınlatsaydı da bizim gazeteciliğimiz beyhude kalsaydı, diye hoş ama boş hayallere kapılmayacağım.

    Lakin, yazmasam olmaz.

    Bu satırların yayımlandığı gazetem Cumhuriyet’in binasındaki logoda bir şarapnel izi var. Kumpas dönemindeki bombalardan kalma, Cumhuriyet’in “y”sinin üstünde.

    Cumhuriyet’in duvarlarında Uğur Mumcu’dan Ahmet Taner Kışlalı’ya, şehitlerimizin yazıları var. Suikastları ve katilleri deşifre eden, kutup yıldızlarımız…

    Belleğimizde devletin üniformasını kendisine kalkan yapan azmettiriciler var. Gördüğümüz, okuduğumuz, öğrendiğimiz…

    Demem o ki…

    O dördün biri olarak, mahkeme salonlarını da katil yüzlerini de mezar taşlarını da iyi bilirim. Bilerek yazdım, yazıyorum, yazacağım.

    Barış Pehlivan’ın yazısı

  • Gazi Üniversitesi’nde TKH üyesine işkence

    Gazi Üniversitesi’nde TKH üyesine işkence

    Türkiye Komünist Hareketi, Gazi Üniversitesi’nde okuyan bir üyelerinin Ülkü Ocakları üyelerinin saldırısına ve işkencesine maruz kaldığını duyurdu. Saldırıya uğrayan öğrenci için suç duyurusunda bulunuldu.

    Gazi Üniversitesi’nde TKH üyesine işkence: Zanlılar için 12 ayrı suçlamada bulunuldu

    Türkiye Komünist Hareketi (TKH)Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğrencisi bir TKH üyesinin, Milliyetçi Hareket Partisi‘nin (MHP) gençlik kolu Ülkü Ocakları‘na mensup kişilerce saldırıya ve işkenceye maruz bırakıldığını duyurdu.

    THK’den yapılan açıklamada, işkenceye ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurunda bulunulduğu da belirtilerek, “23 Eylül Pazartesi günü Ankara’da Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nin Beşevler Kampüsü’nde birinci sınıf öğrencisine ‘Gazi Üniversitesi Ülkü Ocakları’ mensubu olarak bilinen kişiler tarafından yarım saat boyunca ağır işkence yapılmıştır. Sayıca kalabalık olan kişiler tarafından TKH üyesinin önce önü kesilmiş, ardından okulun tuvaletine çekilerek burada yaklaşık yarım saat süren psikolojik ve fiziksel şiddet uygulanmıştır” denildi.

    “İLK OLMADIĞI BİLİNMEKTEDİR”

    “Ülkü Ocakları mensubu olduğu bilinen; kimliği belirlenen iki, kimliği belirlenemeyen en az dört kişi hakkında bugün suç duyurusunda bulunduk” denilen açıklamada şu ifadelere de yer verildi:

    “Akademik bir eğitim kurumu olması gereken üniversite içerisinde bir öğrenciniz psikolojik ve fiziksel saldırı biçimde gerçekleşen işkenceye maruz kalmıştır. Gazi Üniversitesi’nde yaşanan bu olayın ilk olmadığı da bilinmektedir. Gazi Üniversitesi Rektörlüğü ve Eğitim Fakültesi Dekanlığı harekete geçmelidir. Gazi Üniversitesi yönetimine, faşist çetenin saldırısına karşı öğrencisini korumak zorunda olduğunu hatırlatıyoruz.

    ‘BU GÜRUH OKULDAN UZAKLAŞTIRILMALI’

    Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nı işkencecilerin bulunup yargı önüne çıkarılması için harekete geçmeye çağırıyoruz. Bu saldırıyı düzenleyenleri ve niyetlerinin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Başta Gazi Üniversitesi olmak üzere Ankara’nın çoğu üniversitesinde ilerici, yurtsever ve solcu öğrencilere saldıran bu güruh ile ilgili derhal kovuşturma başlatılarak, bunlar okuldan uzaklaştırılmalıdır.

    ‘SUÇ ÇETELERİNE BOYUN EĞMEYECEĞİZ’

    Beşevler kampüsünde yaşanan işkence olayının üzeri kapatılamaz. Sokaklarda toplumu tehdit eden mafya, çete ve suç makinelerinin varlığı ve üniversitelere kadar girmesi normal karşılanamaz! Bütün ilerici kurumları ve ülkenin aydınlarını üniversitedeki işkenceye karşı seslerini yükseltmeye çağırıyoruz! Üniversitelerde mafyatik yöntemlere özenen bu tür suç çetelerine boyun eğmeyeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Üniversitelerde ve ülkemizin dört bir yanında eşitlik, özgürlük ve sosyalizm mücadelesinden bir adım geri adım atmayacağız! Bu ülkenin gençleri sahipsiz değildir!”

    12 AYRI SUÇLAMA

    TKH tarafından savcılığa verilen dilekçede, ilgili zanlılar hakkında “Kasten yaralama”, “eziyet”, “işkence”, “tehdit”, “cebir”, “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma”, “siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi”, “inanç, düşünce kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme”, “eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi”, “hakaret”, “haberleşme gizliliğini ihlal” ve  “mala zarar verme”den suç duyurusunda bulunuldu.

  • Sinan Ateş cinayetini detayları ortaya çıkıyor….

    Sinan Ateş cinayetini detayları ortaya çıkıyor….

    Sinan Ateş cinayetinin azmettirici olduğu iddia edilen eski Ülkü Ocakları Genel Merkez yöneticisi Tolgahan Demirbaş’ın, Ateş öldürülmeden bir gün önce tutuklu sanıklardan eski Ankara Emniyet Müdürlüğü Cinayet Büro Amiri Mustafa Ensar Aykal ile  5 kez, öldürüldükten yarım saat ve 2 saat sonra da 2 kez görüştüğü ve bu görüşmelerin soruşturma dosyasına girdiği ortaya çıktı.

    Ankara’nın Çankaya ilçesi Çukurambar semtinde, 30 Aralık 2022’de düzenlenen silahlı saldırıda eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş hayatını kaybetti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Sinan Ateş cinayetine ilişkin 22 tutuklu şüpheli hakkında açtığı davanın ardından dosyası ayrılan 17 şüpheliye ilişkin soruşturma dosyasından detaylar ortaya çıkıyor.

    Şüphelilerden Tolgahan Demirbaş’ın Mustafa Ensar Aykal ile cinayetten bir gün önce 29 Aralık 2022 tarihinde 5 kez, 30 Aralık’ta da cinayet işlendikten yarım saat sonra ve yaklaşık 2 saat sonra facetime üzerinden görüşmeler yaptığı tespit edildi. Demirbaş, verdiği ifadede bu görüşmelerin nedeninin “MHP” plakalı bir araç ve Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Emre Yüksel için ruhsatlı silah alma konusu olduğunu iddia etti.

    “Emre Yüksel için ruhsatlı silah alma konusu”

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifade veren Tolgahan Demirbaş’ın ifadesi şu şekilde:

    Tolgahan Demirbaş: Bir gün öncesi iki konu sebebiyle kendisi ile görüşmüş olduğumu hatırlıyorum. Birincisi “MHP” plakalı arkadaşımın aracının satılması ile plakasının boşa düşmemesi ve kendisinin geri alması noktasında benden yardım talebi oldu. İkinci konuda şudur. Arkadaşım Emre Yüksel ve yine ortak tanıdığımız soyadını hatırlayamadığım Erkan isimli iki kişi Ankara Valiliği’nden ruhsatlı silah alma konusu ile ilgili. Emniyet Müdürlüğü’ndeki yoğunluktan dolayı yardımcı olmasını istedim.

    Savcı: Bu görüşmeleri neden facetime üzerinden yapma gereği duydun?

    Tolgahan Demirbaş: Bizim camiada alışkanlık. Ben genellikle arkadaşlarımı ve yakın çevremi facetime üzerinden ararım.

    Savcı: Cinayetten hemen sonra yaptığın görüşmeler dikkat çekiyor? Aynı gün ne konuşmuş olabilirsin Mustafa Ensar Aykal ile? Aynı gün bir cinayet işlenmiş saat 13.30’da. Cinayet amiri o koşturma ve o yoğunluk içerisinde ne oldu da sana zaman ayırıp böyle bir görüşme yapabiliyor? Çok dikkat çekici ve normal görünmeyen bir husus ne dersin?

    Tolgahan Demirbaş: Sayın savcım burada ben bir anormallik görmüyorum. Ölen kişi eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı olduğu ve ben de ülkücü camiadan ve görev yapan biri olduğum için…  Beni olay günü kendisi aradı. Olay günü bir kez görüştük. ‘Çukurambar’da olan olaydan haberin var mı?’ diye sordu. Maksimum 10 saniye sürdü. Ben de ‘Bilmiyorum, hayırdır ne oldu?’ diye sordum. ‘O da tamam görüşürüz, hoşçakal’ dedi. Kapattık.

    Sanıklardan Mustafa Ensar Aykal’ın ” tasarlayarak kasten öldürmeye yardım” suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapsi istenirken, Aykal’ın kamu görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanarak maktule ait kişisel bilgileri hukuka aykırı olarak temin ettiği gerekçesiyle 3 yıldan 6 yıla kadar cezalandırılması talep ediliyor.

  • Ayşe Ateş’ten MHP’li Semih Yalçın’a yanıt

    Ayşe Ateş’ten MHP’li Semih Yalçın’a yanıt

    Ayşe Ateş, MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın’ın Sinan Ateş davası hakkında yaptığı açıklamaya ilişkin, “Kuru laf kalabalığı diyorum. Dosyayı açıp okumadıysa mahkemeye gelsin, kimin adı var, kimin adı yok orada görür” dedi.

    Silahlı saldırı sonucu öldürülen eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın Sinan Ateş davası hakkında yaptığı açıklamaya ilişkin, ”Kuru laf kalabalığı diyorum. Dosyayı açıp okumadıysa mahkemeye gelsin, kimin adı var, kimin adı yok orada görür” dedi.

    Silahlı saldırı sonucu öldürülen eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ile bir araya geldi.

    Saadet Partisi Genel Merkezi’nde gerçekleşen görüşme yaklaşık 1 saat sürdü.

    Fotoğraf: ANKA

    MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın Sinan Ateş davası hakkında, ”Solcu basın tarafından MHP’yi töhmet altında bırakmak, partimize zarar vermek, aleyhimizde algı oluşturmak için kullanılmaktadır” şeklindeki sözlerine tepki gösteren Ayşe Ateş, “Kuru laf kalabalığı diyorum. Dosyayı açıp okumadıysa mahkemeye gelsin, kimin adı var, kimin adı yok orada görür” dedi.

    “ONLARI DİKKATE ALMAYI ÇOK UZUN ZAMAN ÖNCE BIRAKTIM”

    Ayşe Ateş, ”MHP’ye davayı izleme çağrısı yapacak mısınız” sorusu üzerine ise, ”Kesinlikle hayır. Onlar görecekler yani. Ben onları dinlemeyi, onları dikkate almayı çok uzun zaman önce bıraktım. Arkadaşlar takip ediyorlar, zaman zaman bilgi veriyorlar, gerekli durumlarda. Dikkate almıyorum kendilerini” diye konuştu.

    Ayşe Ateş’i uğurlayan Saadet Partisi TBMM Grup Başkanvekili Bülent Kaya da Temel Karamollaoğlu’nun konunun bizzat takipçisi olacağını ifade ettiğini aktardı.

  • Ayşe Ateş eşi Sinan Ateş’in neden öldürüldüğünü açıkladı

    Ayşe Ateş eşi Sinan Ateş’in neden öldürüldüğünü açıkladı

    Ankara’da öldürülen eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, canlı yayında soruları yanıtladı. Sinan Ateş’e siyaseti bırakması için para teklif edildiğini söyleyen Ayşe Ateş, “Bence Sinan’ın öldürülme sebebinin cevabı bu” dedi.

    Ankara’da suikast sonucu öldürülen Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş, Sözcü TV’de yayınlanan İpek Özbey ile Nokta Atışı programında, cinayet iddianamesinin bilinmeyenlerini anlattı.

    Eşi Sinan Ateş‘in göz göre göre öldürüldüğünü söyleyen Ayşe Ateş, “Önce hakaret edildi, iftiralar atıldı. Sonra korkutalım dediler. Sinan’ın yanında duran arkadaşlarına düşman oldular. Onları taciz etmeye başladılar. Çağrı Ünel’e 10 kişi saldırdı. Bu saldırıda 20 yaşındaki genç bir çocuk öldü. Bu olayı Sinan’ın itibarını bozmak için kullandılar. Bunu bir kan davasına çevirdiler. Amaçlarını ulaşmak için kullandılar” dedi.

    ‘BENİ TEHDİT ETMEYE BAŞLADILAR’

    Ailesinin ve kendisinin tehdit edildiğini belirten Ateş’in açıklamalarının öne çıkan başlıkları şöyle:

    “Ülkü Ocaklarına ve MHP’ye mensup kişiler tarafından Sinan Ateş uluorta tehdit edildi, iftiraya uğradı. Sistematik olarak itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Bu da yetmedi bu kişiler, bu kurumsal kimliği taşıyan kişiler, bu kurumsal kimliği kendilerine kalkan yaparak Sinan’ı katlettiler. Katlettikleri yetmediği gibi onu mezarında rahat bırakmadılar, bu defa beni tehdit etmeye başladılar, arkadaşlarımı tehdit etmeye başladılar. Bunu yaparken bu kurumsal kimlikleri kullandılar.”

    ‘ORGANİZE BİR SUÇ ÖRGÜTÜ GİBİ HAREKET EDİYORLAR’

    “Bu cinayeti işleyen bu katiller ve bunların bilgileri, yaptıkları, bindikleri arabalar, işledikleri suçlar deliller ve dosyada sabitken, hala sanki onlar tesadüfen bir araya gelmiş gibi davranıyorlar ama öyle bir şey yok. Hepsi gayet organize bir suç örgütü gibi hareket ediyorlar.”

    “SİNAN ATEŞ’İN ÖNÜNE BİR ÇANTA PARA KOYDULAR ‘SİYASETİ BIRAK’ DEDİLER”

    Bu sorunun cevabını size bir hatıramla çok güzel açıklayacağım size. Bir gün eve geldi dedi ki ‘Ayşe birileri geldi yanıma önüme bir çanta para koydular. Dediler ki al bu parayı Sinan devamı da var. Bu siyaseti bırak. Bu işleri bırak. Hayatına, keyfine, yoluna bak. Nasıl istiyorsan öyle yaşa ama bu işleri bırak kardeşim, çekil kenara. Keyfinde zevkinde yaşa. Dünyanın neresinde istiyorsan. Hayatının sonuna kadar para sıkıntısı çekmeyeceğini sana garanti ediyoruz. Tek bir şartımız var bu işleri bırak.

    “BU BENCE SİNAN’IN NEDEN ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜN CEVABI”

    “Bu bence Sinan’ın neden öldürüldüğünün cevabı. Görevden ayrıldıktan sonra(Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı) bu teklif gelmişti. Siyaset yapma, siyasetten uzak dur. Siyasete girme, okuluna git gel. Hocalığını yap. Keyfine bak, hayatını yaşa dediler. Sinan bu teklifi yapanların kim olduğu söylemedi bana.”

  • Sinan Ateş cinayeti: “İkinci araba da Ülkü Ocakları’nın önünde çıktı”

    Sinan Ateş cinayeti: “İkinci araba da Ülkü Ocakları’nın önünde çıktı”

    Sözcü gazetesi yazarı İsmail Saymaz, Sinan Ateş suikastının ardından tetikçinin kaçırılmasında kullanılan ikinci bir aracın olduğunu yazdı.

    Gazetesi İsmail Saymaz, bugünkü köşesinde Sinan Ateş suikastına ilişkin kaleme aldığı yazısında, cinayetin ardından tetikçinin kaçırılmasında kullanılan ikinci bir araç olduğunu ifade etti.

    Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in cinayetine ilişkin 22 kişi hakkında hazırlanan iddianamede plakası dahi verilmeden “Audi marka” olarak bahsedilen ve tetikçi Eray Özyağcı’nın Ankara’dan İstanbul’a kaçırıldığı aracın görüntüsü ortaya çıkmıştı. Söz konusu görüntülerde aracı mevcut Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım’ın kullandığı görülmüştü.

    Sözcü gazetesi yazarı İsmail Saymaz, konu hakkında yeni bir iddiayı gündeme getirdi. Saymaz suikasttan sonra tetikçinin kaçırılmasında kullanılan bir değil, iki araç olduğunu yazdı. 06 DB 7018 plakalı olan ikinci araç ile ilgili fotoğraf paylaşan Saymaz, aracın Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nin önünde park edilmiş ve kullanımda olduğunu ifade etti.

    İsmail Saymaz’ın yazısının ilgili bölümü şöyle:

    “Suikasttan sonra tetikçi Eray Özyağcı’yı Ankara’dan İstan­bul’a taşıyan, eski Ülkü Ocak­ları Genel Merkez yöneticisi Tolgahan Demirbaş ve Ülkü Ocakları Genel Başkan Yar­dımcısı Emre Yüksel’in yöneti­mindeki çakarlı siyah Audi’nin plakası 06 AT 5021 imiş.

    YILDIRIM’IN MAKAM ARACIYMIŞ: Bu araç Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım’ın kullanımındaymış. Yıldırım’ın çeşitli ziyaretlere bu araçla gittiğine ilişkin görüntü­ler var. Aracın Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nin önün­de park edilmiş haldeki fotoğrafları da elden ele dola­şıyor.

    Kimi kaynaklar plakadaki ‘AT’nin Alparslan Türkeş’in isim ve soy isminin baş harfleri oldu­ğunu ifade ediyor. Aracın MHP’ye tahsisli olduğu fakat Ülkü Ocakları tarafından kullanıl­dığı öne sürülüyor. Savcının bu plakayı neden id­dianamede yazma­dığını şimdi çok iyi anlıyoruz. Tetikçinin Ülkü Ocakları Genel Başkanı’nın aracı ile kaçırıldığını kayda geçirmek istemedi.

    06 DB 7018

    Suikasttan sonra tetikçinin kaçırılmasında kullanılan bir değil, iki araç var. Bu bilgi ya savcı tarafından araştırılmadı… Ya da araştırıldı ancak iddia­nameye konmadı.

    Şöyle ki: Eski Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı ve avukat Serdar Öktem, 30 Aralık 2022’de 06 DB7018 plakalı araçla Bursa’dan Ankara’ya gidiyor. Aynı gece Ankara’dan Bo­lu’ya devam ediyor. Tarih, 31 Aralık’a döner­ken… Saat 00.41’de Bolu’daki Hi­ghway Alışveriş Merkezi’nde mola veriyor. Şu tesadüfe (!) bakın ki… Tetikçiyi Ankara’dan İstan­bul’a kaçıran ‘çakarlı siyah Audi’ de dakikalar önce bu benzinlikte durmuş. Öktem, saat 01.26’da Bolu merkeze gidiyor. Anlamsız bir rota çiziyor.

    Sabah saat 10.25’te Karacasu’dan geçip Ka­racaağaç yaylasına giden yola dönüyor. Ve 26 daki­ka sonra geri geliyor. Sonrası kayıp… Öktem, 1 Ocak 2023’te bu kez kendisine ait 34 NR 6144 plaka­lı araçla Ankara’da ortaya çıkıyor. Saat 15.17’de Eski­şehir Yolu’nda çakarlı siyah Audi’nin bir saniye arkasında ilerliyor. 3 ve 4 Ocak’ta da ‘çakar­lı siyah Audi’nin arkasında PTS’lere takılıyor.

    BOLU’YA GİTMEMİŞ: Peki, 06 DB 7018 plakalı araç kimin? Öktem’in mi? Hayır. Zaten O, Bolu’ya gittiği iddia­sını bile reddediyor. “Çok uzun zamandır Bolu’ya gitmişliğim yoktur. Yakın tarihte Bolu’ya gitmedim” diyor. Ya yalan söylüyor… Ya da 06 DB 7018 plakalı aracı başkası kullanıyor. Yöneltilen diğer sorulara kar­şılık Öktem, “Geçirdiğim ağır Covid sonrası unutkanlık yaşa­dığım için hatırlamakta güçlük çekiyorum” demekle yetiniyor.

    PLAKA KİMİN ADINA KAYITLI: Elime ulaşan fo­toğraf, 06 DB 7018 plakalı Passat marka aracın Ülkü Ocakla­rı’nın kullanımında olduğunu gösteriyor. Fotoğrafta, aracın Ülkü Ocakları Genel Merkezi’nin önünde park edilmiş olduğu görünüyor. Kaynaklarım plakada yer alan ‘DB’nin Devlet Bahçeli’nin isim ve soy isminin baş harfleri olduğunu iddia ediyor.

    Soruyorum. Plaka kimin üzerine kayıtlı? Sahibi kim? Kim veya kimler ta­rafından kullanılıyor? Bu kişi Ahmet Yiğit Yıldırım olabilir mi?”

  • CHP’li Kastamonu Belediyesi, TÜGVA ve Ülkü Ocakları’na sağlanan kaynakları anlattı

    CHP’li Kastamonu Belediyesi, TÜGVA ve Ülkü Ocakları’na sağlanan kaynakları anlattı

    CHP’li Kastamonu Belediye Başkanı Hasan Baltacı, seçimden önce MHP’nin yönettiği belediyedeki usulsüzlükleri anlattı. Ülkü Ocakları’na ve TÜGVA’ya kafe verildiğini ve bunlar iptal edildiğini açıklayan Baltacı, “TÜGVA ve TÜRGEV gibi kurumlar toplum yararına çalışan değil, siyasi bir ideolojiyi yaygınlaştımak için belediyeleri istismar eden yapılardır” dedi.

    Kastamonu’da CHP’den belediye başkanı seçilen Hasan Baltacı, mayıs ayı birinci belediye meclisi toplantısında 31 Mart’taki yerel seçimlerden önce MHP’nin yönettiği belediyedeki usülsüz uygulamalar hakkında bilgi verdi.

    Baltacı, belediyeye ait kafelerin Ülkü Ocakları’na tahsissiz şekilde verildiğini ve düşük bir kira bedeliyle işletildiğini, belediye kaynaklarından MHP’ye yakın medyaya 30 milyon lira ödeme yapıldığını açıkladı. Kentte ayrıca TÜGVA’ya tahsis edilen Çadır Kafe de belediye meclisi kararıyla geri alındı.

    Belediyeye ait kafelerin Ülkü Ocakları’na tahsissiz şekilde verildiğini belirten Baltacı, “Otogarın karşısındaki parkta belediyeye ait bir kafe var. Bu kafeyi Ülkü Ocakları, tahsissiz bir şekilde işgalci olarak işletmiş. Buraya ayda yalnızca 225 TL ecrimisil ödemişler. İş bununla bitmemiş, belediye işgalci olarak kullanılan bir yerin doğalgaz faturasını ödemiş” dedi.

    Hasan Baltacı, önceki belediye döneminde bütçeden MHP’ye yakın medya organlarına aktarılan kaynakları da açıkladı. Baltacı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Kastamonu Belediyesi bütçesinde bir mali disiplin getireceğimizi, bütçeyi en etkin bir şekilde yöneteceğimizi, bizden önce yapılan israfları kamuoyuyla paylaşacağımız gibi bundan sonra da Kastamonu Belediyesi’nin bütçesinde ilgili tasarruf tedbirlerini alacağımızı söylemiştik. Bu bakımdan attığımız bazı adımları, kamuoyuyla sosyal medya aracılığıyla paylaştık. Ama birkaç tanesini örnek vermek istiyorum. Bu dönemde Kastamonu Belediyesi Bengütürk TV’ye 739 bin 183 TL para ödenmiş.

    Teknolojinin, sosyal medyanın geldiği aşamayı düşündüğümüzde, elinizdeki bir kamera ile yapabileceğiniz işler için Bengütürk TV’ye Kastamonu Belediyesi olarak tam 739 bin lira para ödemişiz. Dahası ne yapmışız? Türk Gün diye bir ajans varmış. Gün gazetesine abone olunmuş, 461 bin 685 bin TL Kastamonu Belediyesi kaynak aktarmış. Bu kaynaklarımızı önümüzdeki süreçte çok daha etkin kullanacağız. Bizim burada grafikerimiz var, basın birimimiz var, çeşitli olanaklarımız var. Ama Ankara’da faaliyet gösteren Fikri Alem diye bir reklam şirketine tam olarak 28 milyon 349 bin 77 TL reklam harcaması yapılmış. Bu reklam harcamasının hangi kalemlerde yapıldığını incelediğimizde kamuoyuyla paylaşacağız. Biz, Kastamonu’nun malına mülküne sahip çıkmakla yükümlüyüz.”

    TÜGVA’YA VERİLEN KAFENİN SÖZLEŞMESİ İPTAL EDİLDİ

    Ayrıca, belediye meclisi tarafından alınan kararla Kuzeykent Mahallesi’nde yer alan, Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Çadır Kafe/Kütüphanesi’nin sözleşmesi, AKP grubunun itirazlarına rağmen oy çokluğuyla iptal edildi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yönetiminde olduğu TÜGVA için AKP’li bir meclis üyesinin Bunlar toplum yararına çalışan kuruluş” demesi üzerine Belediye Başkanı Baltacı şu cevabı verdi:

    “Toplum yararına çalışmak isteyenler bir zahmet kamunun mallarıyla, kamunun vergi istisnalarını kullanarak değil, kendi öz güçleriyle topluma yararlı olsunlar. Ben devletin parasız yatılı okulunda okudum. Devlet ne zaman eğitimden elini çekti, o alanları cemaatlerle tarikatlarla doldurdu, sonucunda 15 Temmuz oldu. TÜGVA ve TÜRGEV gibi kurumlar toplum yararına çalışan değil, siyasi bir ideolojiyi yaygınlaştımak için belediyeleri istismar eden yapılardır.”