Etiket: tokat

  • Tokat’ta Kelkit Çayı’na düşen 2 kişi akıntıya kapılarak kayboldu

    Tokat’ta Kelkit Çayı’na düşen 2 kişi akıntıya kapılarak kayboldu

    Tokat’ın Erbaa ilçesinde Kelkit Çayı’na düşen 4 kişiden 2’si kurtarıldı, akıntıya kapılan 2 kişinin bulunması için çalışma yürütülüyor.

    Alınan bilgiye göre, ilçe merkezindeki Park Vadi yakınlarında Kelkit Çayı kenarında elektrikli scooter ile fotoğraf çeken ve akraba olan 4 kişi, dengesini kaybederek suya düştü.

    Çaya düşenlerden Atakan Kale ve Furkan Kale sudaki bir adacığa çıktı, İlker Parlak ile Oğuz Kale ise akıntıya kapılarak gözden kayboldu.

    İhbar üzerine bölgeye AFAD, polis, itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi.

    İtfaiye görevlileri, botla çaydaki adacıkta bulunan Atakan Kale ve Furkan Kale’yi alarak kıyıya çıkardı.

    Kayıp olan İlker Parlak ile Oğuz Kale’nin bulunması için dalgıçlar suda, diğer ekipler de kıyıda çalışma yapıyor.

    Kelkit Çayı, geçtiğimiz günlerde yoğun yağış sonrası taşmıştı. Taşma sonrası suyun yön değiştirmesiyle birlikte çay kenarında bulunan yolda çökmeler olmuştu.

  • Tokat’ta sel ve dolu çiftçiyi vurdu…

    Tokat’ta sel ve dolu çiftçiyi vurdu…

    Tokat Ziraat Odası Başkanlığı Tokat merkez ve ilçelerinde meydana gelen aşırı yağış, dolu ve sel felaketlerinden etkilenen üreticilerin mağduriyetlerinin giderilmesi adına zarar tespit çalışmalarının en hızlı ve adil şekilde tamamlanması için sürecin takipçisi olacaklarını duyurdu.

    Ziraat Odası Başkanlığı tarafından üyelere iletilen mesajda şu ifadeler yer aldı: “Sel, su baskınları ve olumsuz hava koşulları nedeniyle ürünleri, hayvanları ve tarımsal altyapıları zarar gören çiftçilerimizin dün olduğu gibi bugün de tüm imkanlarımızla yanındayız” ifadelerine yer verildi.

  • Meteoroloji’den ‘kuvvetli yağış’ uyarısı!

    Meteoroloji’den ‘kuvvetli yağış’ uyarısı!

    Meteoroloji Genel Müdürlüğü, sosyal medya hesabından “Kuvvetli Yağışlara Dikkat” başlığı ile paylaşım yaptı.

    MGM, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

    “Hava Sıcaklığı: Akdeniz ile İç Anadolu’da 3 ila 5 derece artacağı, Doğu Karadeniz ile Güneydoğu Anadolu’da 2 ila 4 derece azalacağı, diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin ediliyor.

    Yağışların, Marmara (Edirne, Çanakkale ve Balıkesir dışında), Doğu Karadeniz’in iç kesimleri, Güneydoğu Anadolu’nun batısı, Osmaniye, Kahramanmaraş, Niğde, Kayseri, Tokat, Kars, Ardahan ve Hakkari çevreleri ile Adana’nın kuzey ve doğu kesimlerinde yer yer kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.”

  • Tokat , Yazıcık maden ocağı projesine yürütmeyi durdurma kararı…

    Tokat , Yazıcık maden ocağı projesine yürütmeyi durdurma kararı…

    Yazıcık madenine karşı açılan dava görüldü: ''Bu proje halka ...

    Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Yazıcık beldesi sınırları içinde Cemil Benli tarafından yapılması planlanan bentonit ocağı maden ruhsat sahasına 10 yıllığına verilen maden işletme ruhsatının hukuka aykırı olduğu, ocağın içme suyunun kaynağı olan havzaya zarar verecek riskler taşıdığı gerekçesiyle ruhsatın iptal edilmesi ve yürütmenin durdurulması talebiyle Tokat İdare Mahkemesi’ne dava açılmıştı.

    YÜRÜTMENİN DURDURULMASI KARARI

    Mahkeme, hazırlanan bilirkişi raporuna dikkati çekerek, yürütmenin durdurulmasına hükmetti.

    Mahkemenin kararında, proje dosyasında maden ocağı sahaları civarındaki konutların işletme aşamasında nasıl etkileneceğinin açıklanmadığını, proje alanı sınırlarında gerekli sağlık koruma bandı mesafelerine yönelik çalışma yapılmadığına işaret edildi.

    Madencilik açısından ÇED başvuru dosyasının daha fazla detaylandırılmasının gerekliliğine dikkati çekilen kararda, projenin eksik bilgiler içerdiği, ocağın işletmesinden kaynaklanabilecek toz emisyonlarının, yakın çevredeki akarsu ve göller üzerinde fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikler bakımından bozulmalar yaratabileceği kaydedildi. İşletme sahasına yakın Hacı Gölü’nün ekolojik dengesini bozabileceği, su kalitesi ve yeraltı su sisteminde olumsuz değişimlere neden olabileceği ifade edilen kararda, faaliyetin işletmeye alınmasının çevre açısından uygun olmayacağı vurgulandı.

    ÇED alanları içerisindeki madencilik faaliyeti sonucunda toplam 60 bin 50 ağacın kesilmesi ve ormanın zarar göreceği alanın genişliğine dikkat çekilen kararda, ÇED başvuru dosyasında yalnızca 1 kaynağa atıf yapıldığı ve verilerin yetersiz olduğu belirtildi.

    Bunun yanı sıra mera alanları, tarım arazileri ve arıcılık faaliyetlerine yönelik etkilerin de proje dosyasında yeterince incelenmediği kaydedilen raporda, tüm bu gerekçelerle dava konusu maden işletme ruhsatında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varıldığı ifade edildi.

    ”TELEFİSİ GÜÇ ZARARLAR DOĞURABİLİR”

    Mahkeme, ayrıca ruhsat kapsamında faaliyetlerin sürdürülmesi halinde çevre ve yaşam alanları açısından telafisi güç veya imkânsız zararlar doğabileceğine hükmetti.

  • İstanbul Avcılar’da tokatla başlayan tartışma cinayetle bitti…

    İstanbul Avcılar’da tokatla başlayan tartışma cinayetle bitti…

    Merkez Mahallesi‘nde 4 Nisan Cumartesi günü saat 20.00 sıralarında feci bir olay meydana geldi.

    İddiaya göre; Mustafa Arancı (46), kendi şirketinde bir süre vakit geçirdikten sonra sohbet etmek için arkadaşı Sercan Ş.‘yi (33) yanına çağırdı. Bir süre sonra iş yerine gelen Sercan Ş. ile burada alkol aldı. Daha sonra ikili arasında henüz bilinmeyen bir nedenle sözlü tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine Mustafa Arancı arkadaşı Sercan Ş.’ye tokat attı. Duruma sinirlenen Sercan Ş., bir başka arkadaşı Oğuz G.‘yi (37) arayarak kendisine bir tabanca getirmesini söyledi.

    Sercan Ş., tabancayla kendisine tokat atan Arancı’nın bacağına iki el ateş etti ve hızla olay yerinden kaçtı. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri bacağından vurulan Arancı’nın durumunun ağır olduğunu belirledi.

    Olay yerindeki müdahalesinin ardından hastaneye kaldırılan Arancı, yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.

    CİNAYETE İLİŞKİN 1’İ KADIN 3 ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI

    Olayın faillerinin peşine düşen Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, yapılan çalışmaların ardından şüphelilerin yerlerini ve kimliklerini kısa sürede tespit etti. Şüpheliler; Sercan Ş., Oğuz G. ve Filiz Ö.Esenyurt‘ta bir adreste yapılan operasyonda yakalanarak gözaltına alındı. Operasyonda ayrıca olayda kullanıldığı değerlendirilen bir adet 9 mm tabanca ele geçirildi. Silahı kullanan Sercan Ş.’nin 41 adet suç kaydı olduğu öğrenildi.

    Polisteki işlemlerinin ardından 1’i kadın 3 şüpheli adliyeye sevk edildi.

     

  • “Su kaynaklarımızın dibinde maden istemiyoruz

    “Su kaynaklarımızın dibinde maden istemiyoruz

    Tokat Yeşilyurt’ta tarihi ve doğal sit alanının hemen yanı başında planlanan mermer ocağı için ÇED süreci başlatıldı. Köylüler tepkili: “Su kaynaklarımızın dibinde maden istemiyoruz. Bu bir katliam projesi.”

    Tokat’ın Yeşilyurt ilçesine bağlı Karagöz ve Göllüalan köyleri çevresinde planlanan mermer ocağı projesi, bölge halkını ayağa kaldırdı. Zile Madencilik İnşaat Nakliye Enerji Sanayi Limited Şirketi tarafından Karadere mevkiinde hayata geçirilmek istenen proje için ÇED süreci başlatıldı. Proje dosyasına göre 24,85 hektarlık alan açık ocak sahasına dönüştürülecek; 1 milyon 250 bin ton kazı yapılacak, 375 bin ton pasa sahada depolanacak, 18 bin 500 metreküp verimli üst toprak sıyrılacak.

    Proje sahasının hemen sınırında birinci derece arkeolojik sit alanı bulunduğunu belirten yurttaşlar, bölgede Romalılardan kaldığı düşünülen kale kalıntıları, mağaralar ve eski yerleşim izlerinin bulunduğunu aktardı. Tarihi yapı ve çevresindeki arkeolojik buluntuların ağır sanayi faaliyetiyle risk altına gireceği de kaydedildi. Bölgeden geçen Karadere’nin Yeşilırmak Havzası’na bağlandığını belirten köylüler, mermer ocağının hem yüzey sularını hem de yeraltı su kaynaklarını kirleteceğini anlattı. Tarımda kullanılan sulama suyunun proje sahasının hemen dibinden aktığını söyleyen yurttaşlar, toz, patlatma ve hafriyat faaliyetlerinin hem üretimi hem de insan sağlığını etkileyeceğini söyledi.

    2 KÖYÜN MESELESİ DEĞİL

    Yeşilyurt Karagöz-Göllüalan Çevre Komisyonu üyesi Bahadır Sarıyaprak, projeye tepki göstererek “Proje tanıtım dosyasına göre 24,85 hektarlık alan açık ocak sahasına dönüştürülecek. 1 milyon 250 bin ton kazı yapılacak. 375 bin ton pasa sahada depolanacak. 18 bin 500 metreküp verimli üst toprak sıyrılacak. Bu rakamlar açıkça göstermektedir ki söz konusu proje sınırlı bir faaliyet değil bölgenin topoğrafyasını, su dengesini, tarımsal üretim kapasitesini ve ekolojik bütünlüğünü kalıcı biçimde değiştirecek ölçektedir” dedi. Tarımın ciddi anlamda zarar göreceğini söyleyen Sarıyaprak, pasa yığınlarının erozyon ve su kirliliği riskini artırdığı, yeraltı su rejiminde oluşabilecek değişimlerin de içme ve sulama kaynaklarını tehdit ettiğini anlattı. Sarıyaprak, şöyle devam etti:

    “Proje alanı Türkiye genelinde tescilli 141 ovadan biri olan Yeşilyurt Artova Ovası ile doğrudan ilişkilidir. Bu ova ulusal ölçekte korunması gereken tarımsal üretim alanıdır. Kültürel mirasın hemen yanı başında ağır sanayi faaliyeti planlanması kamu yararı ve koruma ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. ÇED süreci devam ederken yetkili kurum ve mercilerin bu teknik verileri arkeolojik sit statüsünü tarımsal üretim değerini ve su kaynakları üzerindeki olası telafisi güç zararları dikkate alarak projeye onay vermemesi gerekmektedir. İşletme aşamasına geçildikten sonra oluşacak zararların geri dönüşü çoğu durumda mümkün değildir. Bu mesele yalnızca iki köyün meselesi değildir. Bu mesele Yeşilyurt’un, Tokatın tarımının, suyunun ve kültürel mirasının meselesidir. Toprak kaybedilmeden, su kirlenmeden, tarih yok edilmeden bu projeye geç kalmadan dur denilmelidir.”

    BÜTÜN HAVZA ETKİLENECEK

    Tokat Yeşilyurt, Artova, Zile İlçeleri Dernekler ederasyon Başkanı Rıza Doğan ise “Projenin hemen dibinde sit alanı var. Bölgenin dibinde şelale, akan ırmak var. Yeşilırmak havzasını suya boğan yer burası. Proje yalnızca iki köyü değil, çevredeki Sivas sınır köylerini ve Yeşilyurt’taki diğer yerleşimleri de etkileyecek. Toz, çamur ve atık bütün havzaya yayılacak. Tam bir katliam projesiyle karşı karşıyayız” dedi. Doğan, hukuki süreci başlattıklarını, valilik ve ilgili kurumlara itiraz dilekçelerini sunduklarını ve konunun takipçisi olacaklarını belirterek, “Önümüzdeki hafta köylerde bilgilendirme toplantıları yapacağız” ifadelerini kullandı. Karagözgöllüalan Köyü Derneği Başkanı Duran Dikkaya da proje alanının köy yerleşimlerine, mezarlık ve ibadethanelere çok yakın olduğuna işaret ederek şunları söyledi: “Kayalık bir alan düşünün; tam dibinden kaynak suyu akıyor. Biz o suyla tarım yapıyoruz. Patlatmalar, toz ve hafriyat bu suyu kirletmeden nasıl olacak? Ekosistem bozulacak, yabani hayvanlar zarar görecek. Mezarlıklarımız, manevi değerlerimiz risk altında.”

    Kaynak:Birgun.net

  • Tokat’ta yolcu otobüsü ile tır çarpıştı!

    Tokat’ta yolcu otobüsü ile tır çarpıştı!

    Tokat-Sivas kara yolu Kızıliniş mevkisinde H.Ö. idaresindeki 60 BD 891 plakalı yolcu otobüsü kontrolden çıkarak İ.Ş. yönetimindeki 55 BLC 53 plakalı tıra arkadan çarptı. Kazada 13 kişi yaralandı.

    Tokat’ta yolcu otobüsünün tıra çarpması sonucu 13 kişi yaralandı.

    Alınan bilgiye göre, Tokat-Sivas kara yolu Kızıliniş mevkisinde H.Ö. idaresindeki 60 BD 891 plakalı yolcu otobüsü kontrolden çıkarak İ.Ş. yönetimindeki 55 BLC 53 plakalı tıra arkadan çarptı.

    İhbar üzerine bölgeye sağlık, polis ve jandarma ekipleri sevk edildi.

    Kazada yaralanan 13 kişi çevredeki hastanelere kaldırıldı.

    Bölgede kar yağışı etkili oluyor.

  • Bir kadının işaretle yaptığı sessiz yardım çağrısı duyulmadı

    Bir kadının işaretle yaptığı sessiz yardım çağrısı duyulmadı

    Resim

    Tokat’ta 2025’in son günlerinde yaşanan kadın cinayeti, şiddetin görünmeyen boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Hatice Yalman, birlikte yaşadığı Mustafa Koç’un şiddet tehdidi altındayken gittiği bir markette, uluslararası alanda “sessiz yardım” olarak bilinen el işaretini yaptı. Ancak karşısındaki kişi, baş parmağın katlanıp dört parmağın açılıp kapanmasıyla yapılan bu işaretin bir yardım çağrısı olduğunu bilmemesi nedeniyle olaya müdahale etmedi. Yalman, marketten ayrıldıktan yaklaşık iki saat sonra Mustafa Koç tarafından öldürüldü.

    KAMPANYA BAŞLATILDI

    Change.org ise Türkiye’de bu işaretin televizyonlarda kamu spotu olarak yer alması, okullarda öğretilmesi ve marketler ile eczaneler başta olmak üzere kamusal alanlarda bilinir hale getirilmesi için yeni bir kampanya başlattı.

    El İşaretiyle Yapılan “Sessiz Yardım Çağrısı” Dünyada Hayat Kurtarıyor  Uluslararası alanda giderek daha fazla kabul gören “sessiz yardım çağrısı”  işareti, özellikle tehlike altındaki kişilerin karşısındaki kişiye sessizce  yardım istemesine olanak ...

    Cumhuriyet’e konuşan avukat Çağla Gül Bulut, “Hatice Yalman, birlikte olduğu erkek tarafından ölüm tehdidi altındayken uluslararası alanda bilinen sessiz yardım çağrısı el işaretini yapmıştır. Bu, o anda da ağır ve yakın bir şiddet tehdidi altında olduğunu açıkça göstermektedir. Markette bulunan görevlinin bu el işaretinin bir yardım çağrısı olduğunu bilmemesi nedeniyle herhangi bir müdahale gerçekleşmemiştir” diye konuştu. Asıl meselenin bir yurttaşın bunu bilmemesi değil; bu yaşamsal işaretin toplum genelinde öğretilmemiş ve yaygınlaştırılmamış olması olduğuna dikkat çeken Bulut, “Bu işaret bilinseydi, derhal kolluk kuvvetlerine haber verilerek Hatice’nin hayatı kurtarılabilirdi” dedi.

  • Hiç gitmediği 5 ilden 18 trafik cezası !

    Hiç gitmediği 5 ilden 18 trafik cezası !

    Kentte özel halk otobüsünde şoförlük yapan Şenel Gürses, hiç gitmediği şehirlerden adına kesilen HGS cezalarıyla şaşkınlık yaşadı.

    Gürses, e-Devlet üzerinden gelen bildirimlerle durumu fark ettiğini ve İstanbul başta olmak üzere birçok şehirden geçiş cezası geldiğini söyledi.

    “SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUM”

    Şenel Gürses, “E- Devlet’e bakarken adıma cezaların yazıldığını gördüm. Kapımda bir aracım var kendim otobüs şoförü olmama rağmen baktım ki evimin önünde duran araca ceza yazılmış. Hepsiyle ilgili itirazda ve suç duyurusunda bulundum. Savcı beye ifade verdim. 5 tane ilden Adana, Mersin, İstanbul, Kırşehir ve Niğde’den ceza geldi. 18 adet ceza, ben o tarihlerde sürekli şoförlük yaptığım için çalışıyordum. İlk gördüğüm de şok oldum” dedi.

  • CHP’li Durmaz, ‘Köylü aç, üretimi bıraktı, arazileri ipotekli ve rehin’

    CHP’li Durmaz, ‘Köylü aç, üretimi bıraktı, arazileri ipotekli ve rehin’

    CHP’li Durmaz insanların artık doğduğu topraklarda doyamadığını anlattı: 'Köylü aç, üretimi bıraktı, arazileri ipotekli ve rehin'

    CHP Tokat Milletvekili Kadim Durmaz Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.

    – Cumhuriyetin ilk yıllarındaki tarım vizyonundan söz eden misiniz, kazanımlar ne oldu?

    Cumhuriyetin ilk yıllarına baktığımızda, ekonomik bağımsızlığın ne kadar önemli görüldüğünü çok net anlıyoruz. Atatürk’ün “Tam bağımsızlık, siyasal olduğu kadar ekonomik bağımsızlıktır” vurgusu, aslında o dönemin tüm kalkınma projelerinin temelini oluşturuyor. Cumhuriyet kurulduğunda Anadolu’da yaşayan insanların tamamı yaşamını tarıma dayalı sürdürüyordu. Kent merkezinde ise özellikle gayrimüslimler ile devlet erkânına yakın olanlar ticaret yapıyordu. Atatürk İzmir İktisat Kongresi’yle çok kıymetli bir adım attı. Hedef kondu ve büyük atılımlar gerçekleşti.

    ‘BAĞIMSIZLIK PROJESİ’

    Şeker fabrikaları da tam olarak ekonomik ve sosyal bir bağımsızlık projesi olarak ortaya çıktı. Şeker fabrikaları ile çok büyük bir iş başarıldı. Uşak, Alpullu, Eskişehir, Tokat ve birçok yerde fabrikalar açıldı. Şeker pancarı önemli, çünkü şeker pancarı üretimi olan yerde hayvancılık da yapılır. Pancarın talaşı, küspesi hayvan yemi olur. Örneğin Tokat, 2000’li yılların başına kadar İstanbul’un et ihtiyacının yüzde 28’ini karşılıyordu. Bu fabrikalar, tarımla sanayiyi bir araya getiren, kırsal kesimi kalkındıran, bölgeleri canlandıran büyük bir toplumsal dönüşüm projesiydi. Atatürk’ün “Yirmi şeker fabrikası kuramazsak gürbüz çocuklara hasret kalırız” sözü de bu yüzden çok anlamlıdır. Çünkü sağlıklı toplum, güçlü ekonomi ve ulusal üretim birbiriyle bağlantılıydı.

    ‘CUMHURİYET KAMPUSÜ’

    Memleketimde bulunan Turhal Şeker Fabrikası da bu vizyonun simgelerinden biriydi. 1933’te halkın 1600 dönüm arazi bağışlamasıyla başlayan süreç, devletle halkın birlikte kurduğu bir başarı hikâyesiydi. Fabrika sadece bir üretim tesisi değildi; sinema salonlarından spor alanlarına, kültürel tesislerden yüzme havuzlarına kadar bir cumhuriyet kampusüydü. Küçük bir nahiye merkezinin modern bir yerleşime dönüşmesi, aslında bu fabrikanın yarattığı sosyal dinamizmin sonucuydu. Şeker fabrikalarının özelleştirme sürecinde parlamento da büyük mücadele verdik, tüm ülkede “Şeker vatandır satılamaz” diye eylemler yaptık ama olmadı. Fabrikalar özelleşince kentlerin yapısında büyük değişimler oldu. İleriye gidecekken daha da geriye gittik ne yazık ki.

     Tarım ve eğitimde eş zamanlı bir yol mu alındı?

    Şeker pancarı ve tütün aynı zamanda aile tarımı. Ziraat mektepleri de paralel olarak bu dönemde açıldı. Ziraat mekteplerine en az 250 dönüm arazisi olan ailelerin çocukları alındı. Bu okullardan yetişen gençler, ülkemizin her tarafına açılan fabrikalarda çalışmaya başladı. Okulu bitirince Atatürk’ün talimatıyla 10 yıl ödemeli demir tekerlekli, çünkü o zaman lastik tekerlek yok, traktör aldı ve modern tarıma geçildi.

    ‘İHTİYACA GÖRE PLANLAMA’

    Aynı zamanda meslek liselerine yatırım yapıldı. Vehbi Koç’un dediği gibi “Meslek lisesi, memleket meselesi” oldu. Meslek liselerinden mezun olan gençler de alanlarıyla ilgili farklı şehirlerdeki fabrikalara yerleştirildi. Bekarlar için evlenene kadar kalacağı yerler bile organize edildi. Atatürk bu sistemi ülkenin dört yanına yaydı. Hangi alanda ihtiyaç varsa planlama da ona göre yapıldı.

    – Siz de öğretmen okulu mezunusunuz…

    Ben öğretmen olduğumda hiçbir öğretmen okulu mezunu açıkta kalmıyordu. Çünkü öğretmen okulları ülkemizin ihtiyacı kadar öğrenci alıyordu. Atama bekleme diye bir şey yoktu. Bütün meslek liselerinin bir planlaması vardı. Bu planlama bozulunca sıkıntı başladı.

    – “Aile tarımı” dediniz, nedir tam olarak aile tarımı?

    Şeker pancarı, tütün gibi ürünler aile ziraatıdır. Memletekim Tokat’ta 47 bin aile tütün ekerdi. Cumhuriyet bu sistemi ülke geneline yaydı. Üretim yapıyordunuz ve devlet size bir avans veriyordu. Kimsenin cebi boş kalmıyordu. Sonunda devlet ürettiğinizi sizden alıp satıyordu. Ailede kimse göçmez, doğduğu topraklarda hem doyar hem doyururdu.

    ‘YABANCI SERMAYE KAZANIYOR’

    – Bu sistem ne zaman değişti?

    Özelleştirmelerde dikkatli olunmadı, emperyalistlerle iş tutuldu ve sonuç bizi bu noktaya getirdi. Sadece şeker, yaklaşık 1220 değişik alanda insanla doğrudan ilintili bir gıda. Kozmetik, tıbbi ilaç gibi yaşamın her alanında var ama bu elimizden gitti. Tekele bakalım; devlete yükü olmayan bir kurumu özelleştirdiler. Ülkede sigara içilmiyor mu, içiliyor. Yabancı sermaye parasını kazanıyor.

    İzmir İktisat Kongresi’nden sonra tekel millileşince o zaman bir sigara şirketinin yöneticisi “100 yıl da geçse bunu sizden alacağız” demişti. Hem milli hem de stratejik bir ürün ama sonuç; aldılar, amaçlarına ulaştılar. Tekel fabrikaları, şeker fabrikaları ve daha birçok şey özelleşince, üretici ile birlikte buralarda çalışan binlerce insan da işini kaybetti. Üretici de işçi de aç kaldı ve üreten Anadolu’dan İstanbul’a göç başladı.

    – Gübre fabrikalarımız da kapandı, gübreyi dahi ithal eder olduk…

    Beş tane gübre fabrikamız vardı ama tamamen sanayi ülkesiymişiz, tarımla hiç ilgimiz yokmuş gibi sattılar. Bizim ıslah edilmiş büyük meralarımız yok. Bizim tarım ve hayvancılığımız küçük ve orta ölçekli ailelere bağlı. Biz aileleri yeniden üretim çarkının içine alırsak büyük bir sorun ortadan kalkar. Köylünün köyde şansı yok, şehre göçünce de cebi dolmuyor. Bir insan doğduğu topraklardan göç edince o yurttaşın devlete maliyeti köydekinden daha fazla oluyor.

    ‘BU ADALETSİZLİK DÜNYADA YOK’

    – Üretim az da olsa devam ediyor ama ürünler ya elde kalıyor ya da çok ucuza alınıyor…

    Buğday taban fiyatı geçen sene açıklandı. Hasat dahi yapılmadan mazota 8 lira zam geldi. Dünyanın her yerinde yeşil mazot, kırmızı mazot ayrımı var. Ama bizde benim arabama koyduğum mazot ile çiftçinin traktörüne koyduğu mazot aynı. Böyle bir adaletsizlik dünyada yok. O yüzden insanlar üretimden kopuyor. Aile tarımını bitirip çiftçiyi topraktan uzak tutarsanız tarım biter.

    – Yasaya göre milli gelirin en az yüzde 1’i oranında çiftçiye destek verilmeli. Bu ne kadar uygulanıyor?

    Veriliyormuş gibi yapıyor ama tamamı verilmiyor. Yasaya rağmen bu gelirin tamamı verilmediğinde, taban fiyat politikası olmadığında üretici doğru bir planlama yapamıyor. Çünkü önünü göremiyor. Soğan ektiği için batanlar olunca kimse bir sonraki yıl soğan ekmiyor. Patates tarlada kalıyor. Ailesinin maddi sıkıntısını gören genç nesil topraktan, üretimden kopuyor.

    – Üreticilik yapan son nesille mi karşı karşıyayız?

    Evet, böyle bir tehlike var. Devlet doğru bir planlama ortaya koyduğunda aile para kazanıyor. Arkadan gelen yeni nesil de ailesinden gördüğü, öğrendiği işi bırakmıyor. Aile kendi içinde bu dengeyi kuruyor. Ama bugün köyler boşaldı, yaş ortalaması 59’a çıktı.

    – Kalanlar ne kadar daha devam edebilir?

    Bu yaştaki insan tarım yapamaz. Rakamlarla konuşalım; Tokat’ta Pancar Ekicileri Kooperatifi’nin 118 bin üyesi vardı. Bugün sayı 50 bine düştü. Şeker fabrikasının olduğu Turhal, 1936 yılında bin 800 nüfuslu bir nahiye idi. Sonra yüz binlere dayanan bir potansiyele ulaştı. Ama bugün nüfus 60 bine indi.

    – Ziraat Bankası ne yapıyor bu arada?

    Ziraat Bankası çok orijinal işler yapıyor. Hatırlayın, milli piyango vardı. Özelleştirildi. Alan şahıs “Param yok” deyince, buna Ziraat Bankası’ndan milyonlarca lira kredi verildi. Genç cumhuriyetin üretici için kurduğu yapıyı dahi bozdular. Atatürk “Üreten köylü, milletin efendisidir” dedi. Ama bugün milletin efendisi olan köylü bırakın üretmeyi, gırtlağına kadar borçlu, çaresiz, arazileri ipotekli ve rehin. 23 yıllık iktidarın milli bir tarım politikası yok.

    – Ata tohumlarından uzaklaşmanın Türkiye’ye bedeli ne oldu?

    AKP döneminde Mehdi Eker en uzun süreli Tarım Bakanlığı yapan kişi. Yahudi lobilerinden ödüller aldı ama aynı dönem yalnızca bir kez kullanıp bir daha ekilemeyen tohumlar Türkiye’de hızla yayıldı. Yerli ve milli ata tohumlarımızdan uzaklaştık. Bir de hibrit denen bu tohumların kimyasal ilaca ihtiyacı var. Bu halkımızın sağlığını da bozdu. Genetik yapımıza uygun ata tohumlarıyla neslimiz de sağlıklı olur ama yıllardır bünyemizin alışkın olmadığı tohumların gıdaları ile besleniyoruz.

    ‘EKERSEK UTANÇTAN KURTULURUZ’

    Konya için eskiden “buğday ambarımız” derdik. Ama Konya’da ata tohumlarımızı diğer tohumlarla değiştirdik. Özetle bugün 35 milyon dönüm tarım arazisi ekilmiyor. Kırsalda yaşayanların bu arazileri ekmelerini sağlasak, savaşan ülkelerin buğday koridorunda anlaşmasını bekleme ayıbından kurtuluruz.

    – Gıda ve sağlık ilişkisinin önemi ortada ancak ihraç ettiğimiz ürünlerin dahi geri gönderildiğine defalarca tanık olduk…

    Hem doğru hem de güvenilir gıda noktasında iyi değiliz. 2015’te Moskova’da bizzat tanık oldum. Rehberimiz orada çıkan gazeteleri okuyordu, “Sizi ilgilendiren bir haber okuyayım, Türkiye’den gelen 36 ton kayısıda insan sağlığını tehdit eden zehirli atık bulunmuş. Rusya Sağlık Bakanı ‘Geri gönderirsek Türkiye’deki insanlara yedirirler, burada imha edin’ kararı vermiş” dedi. Bir de “Sizin sağlığınızı düşünüyoruz” diye “espri” yaptı. Bunu hiç unutamıyorum. İnsan sağlığı, muhalefet/iktidar ayırmaz.

    ‘İNSAN HAYATI DEĞERSİZLEŞTİ’

    – Böcek ailesinin ölümünde önce gıda zehirlenmesinden şüphelenilmesi ardından yabancı turistlerin art art sağlık sorunları yaşamaları nedeniyle İstanbul valiliği 24 saat esaslı denetim, işletmelerde kamera zorunluluğu gibi yeni kararlar aldı. Bunlar ne kadar etkili olur?

    Böcek ailesinin ölümü ve turistlerin art arda yaşadığı sağlık sorunları sonrası alınan “24 saat denetim” ve “kamera zorunluluğu” kararları önemli olabilir ama yeterli değil. Çünkü sorun tek bir işletme değil; ülkenin tamamına yayılan denetimsizlik, liyakatsizlik ve güven kaybı. Son Kartalkaya faciasından hastanelere, otellerden sokak güvenliğine kadar her alanda aynı tabloyla karşılaşıyoruz: İnsan hayatı değersiz hale geldi. Bu kriz, gıda güvenliğinden turizme, sağlık sisteminden kamu yönetimine kadar birçok alanda biriken yapısal bir sorun. Kök sorun çözülmeden, sadece 24 saat denetim yapmak çözüm olmaz. Önce insan hayatına değer veren, liyakatli, şeffaf ve güven veren bir devlet düzeni kurulmalı.

    ‘DÜZENLEMELER ŞİRKETLERİN LEHİNE’

    – Peki gündemden hiç düşmeyen ama hız kesmeyen madencilik faaliyetlerinin tarıma etkisi nedir?

    Müflis esnaf gibi kısa sürede zengin olma arzusuyla ülkeyi vahşi maden arayanların alanı haline dönüştürdüler. 25 yasal düzenleme yapıldı. Tümü yabancı şirketlerin lehine düzenlemeler. Yaşayan insanların hak sahipliğini azaltıp, vahşi madenciliğin yolunu açıyor. AB, Kelkit Vadisi’nin korunması, kollanması adına 1298 sayfa rapor yayınladı. Bu raporda endemik bitki yapısı, su kaynakları, toprak zenginliği, bitki ve hayvan çeşitliliği ortaya kondu. Ama sadece Tokat’ta tarım alanlarının yüzde 27’sine, birinci derecede korunması gereken alanların yüzde 38’ine, ormanların yüzde 44’üne, meraların yüzde 56’sına ve toplamda il yüzeyinin yüzde 46’sına maden ruhsatı verildi. Ülkemizin her tarafı aynı şekilde. Ve işin garibi, bu madenleri biz çıkarmıyoruz. Yani bunun bize bir faydası da yok.

    – Hayvancılık yapanlar da sıkıntıda, damızlık hayvanlar, süt kuzuları kesiliyor ama halk et alamıyor…

    Artan nüfusun iyi ve doğru beslenebilmesi için hayvansal proteine olan ihtiyaç vazgeçilmezdir. Bölgelerin coğrafi yapı, iklim koşulları, bitki örtüsü, bölgede yaşayan insanların sosyo-ekonomik durumu ve tüketim alışkanlıkları gibi birçok farklı ve kendine özgü koşulları değerlendirilerek hayvancılıktaki sorunların tespiti, hayvan yetiştiriciliğinin geliştirilmesi, maliyetlerin azaltılarak yetiştiricilerin teşvik edilmesi ve ithalatın önlenmesi temel bir ülke politikası olmalı. Ben Brezilya dostluk grubundaydım. Bir parlamenter ile sohbet ettik. Bana “Siz süt danası ve süt kuzusu yemeyi marifet zannediyorsunuz ama onun bir protein değeri yok. Bakanınıza, ‘Gıda enflasyonunu durdurmak için size 3 dolardan karkas et verelim, bu arada sizin süt dana ve kuzularınız gelişsin’ teklifi yaptım” dedi. O, bir paket sundu ama işin özü bizim üretmemiz ve üretimi teşvik etmemiz.

    – Et Süt Kurumu Genel Müdürü’nün Macaristan’da ortağı olduğu şirket üzerinden ESK’ye et sattığı iddia edildi. Genel Müdür şirket ortağı olduğunu ancak et satışı olmadığını söyledi. Yorumunuz nedir?

    Şimdi bakın; Et ve Süt Kurumu Genel Müdürü’nün Macaristan’da ortağı olduğu şirketle ilgili iddialar gündeme gelince, ister istemez tarım ve hayvancılık alanında başka soru işaretleri de ortaya çıkıyor. Genel Müdür, “Ortaklığım var ama ESK’ye satış yok” diyor. Ancak mesele sadece satış meselesi değil, mesele kamuoyunun güvenidir. Et ve Süt Kurumu gibi kritik bir kurum, tarafsız olmak zorunda. Çünkü üreticinin kaderini belirleyen, fiyat politikalarını etkileyen kararlar burada alınır. Eğer bu kurumun en tepesindeki kişiyle ilgili ticari bağ iddiaları konuşuluyorsa, doğal olarak şu kaygı büyür: “Acaba kararlar ülkenin üretim ihtiyaçlarına göre mi alınıyor, yoksa bazı ticari ilişkiler mi gözetiliyor?”

    Bu algı bile üreticiyi tedirgin etmeye yeter. Üretici zaten yüksek maliyetlerle boğuşuyor, ayakta durmaya çalışıyor. Şap hastalığının hızla yayılması, gerekli önlemlerin alınmaması, hastalığın neredeyse pandemiye dönüşmesi gibi durumlar da bu iddiaların gölgesinde daha büyük şüphe yaratıyor. “Bu süreçte ithalatla bağlantılı bir çıkar ilişkisi var mı?” sorusu doğal olarak akıllara geliyor.

    Tarım ve hayvancılıkta güven en kritik unsurdur. Üretici devlete inanacak ki üretmeye devam etsin, tüketici de kurumların adil ve şeffaf olduğuna güvenecek ki piyasada istikrar sağlansın. Ancak bu tür iddialar ortaya çıktığında Et ve Süt Kurumu’nun tarafsızlığı, bağımsızlığı ve şeffaflığı tartışmalı hale gelir. Bu da kurumun itibarını zedeler. Bedeli ise önce üreticiye, sonra tüketiciye çıkar.

    ‘ONURA DA VİCDANA DA YAKIŞMAZ’

    Atatürk 11 Haziran 1937’de “Mal ve mülk bana ağırlık veriyor. Bunları milletime bağışlamakla ferahlık duyacağım. İnsanın serveti kendi manevi kişiliğinde olmalıdır. Ben büyük milletime daha çok şeyler vermek istiyorum” diyerek tüm mal varlığını hazineye bağışladı. Biz böyle bir liderin evlatları olarak, kamudan çıkar elde etmeye dayalı hiçbir ilişkiyi kabul edemeyiz. Bu devletin onuruna da milletin vicdanına da yakışmaz.

    – Şap hastalığı ile mücadelede son durum nedir?

    Halkın “dabak hastalığı” diye bildiği bu sorun aslında hayvanlar için oldukça tehlikeli. Öyle hızlı yayılıyor ki, sadece çiftçiyi değil, koca bir bölgenin hayvancılık düzenini bile altüst edebiliyor. Virüs kısa zamanda başka ülkelere kadar sıçrayabildiği için, hem ticareti hem de gıda güvenliğini etkileyen bir mesele hâline geliyor.

    ‘İNSANLAR KADERİYLE BAŞ BAŞA’

    Suriye sınırındaki mayınlar temizlendi, bu temizlemede 215 şehit, 760 gazimiz oldu.

    Bugün o mayınlı alan dursaydı hem bu kadar sığınmacı hem de hastalıklı hayvan ülkemize giremezdi. Hükümetin kaçak yolla hayvan girişine ilişkin mücadelesindeki yol ve yöntemler doğru değil. İthalat politikası doğru değil. Mücadeleyi tek taraflı olarak, bakanlıktaki bürokratlar ile yaparsanız olmaz.

    Bu konunun bileşenleri; Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birliği, üretici kooperatifleri, köylü, çiftçi, üniversiteler, veteriner hekim odaları olmalı. Bu kurum ve kuruluşlar da devreye sokulmalı. Bakanlık önleyici veteriner hekimlik desteği vermedi. İnsanlar kaderiyle baş başa bırakıldı. Karantina sistemi uygulanmayıp, önleyici uygulama yapmayınca hastalık yayıldıkça yayıldı. İlaçlar ve veterinerlik hizmeti çok pahalı, insanlar karşılayamadı. Bu tabloda hayvancılık yapabilme olasılığı yok.

    – Buradan çıkışın yolunu anlatır mısınız ?

    Milli tarım politikasına ihtiyaç var ama “milli” sözcüğünü ağızlara bu kadar çok pelensenk etmenin faydası yok. Yaptıklarınızla milli olacaksınız. Türkiye, AKP iktidarı devraldığında kendine yeten bir ülkeydi. AKP bu övüncü bitirdi. Önce eğitimli ve donanımlı bir nesil yetiştireceğiz. Amaç halkı doğduğu topraklarda doyurmak olmalı. Bunun ilk adımı köy okullarının açılması. Genç nüfusun köyde aileleri ile birlikte doyabileceği bir sistemi hayata geçirmeliyiz. Kentlerdeki yapı stokumuz da doğru değil. Bunu, depremlerde verdiğimiz kayıplar ortaya koyuyor. Tarım şurası toplanmalı. Bilimsel veri, öneri ve çözümler masaya yatırılmalı. Bu aziz millet bize yetki verirse CHP olarak bunların hazırlıklarını yapıyoruz. Türkiye’de genç nesil üretimle barışacak, köylerde insanların toprağa ve üretime yöneleceği aile tarımı olacak. Türkiye’yi ağır metalli sanayileri gelişmiş ülkelerin çöplüğü olmaktan kurtarıp dünyanın açık hava müzesi yapabilirsek daha mutlu ve sağlıklı yaşayabiliriz.

    PORTRE

    1953’te Tokat’ta doğdu. Tokat Öğretmen Okulunu bitirdi. SODEP Üyeliği, SHP ve CHP’nin birleşme döneminde İl Başkan Yardımcılığı yaptı, CHP Tokat İl Başkanlığı görevini yürüttü. Atatürkçü Düşünce Derneği, Aziz Nesin Vakfı, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı, Doğal Hayatı Koruma Vakfı, Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı gibi birçok sivil toplum kuruluşunda görev alan Durmaz, CHP Tokat milletvekilliği görevini yürütüyor.

    Kaynak:Cumhuriyet.com.tr