Etiket: timur soykan

  • Timur Soykan: Cinayetten önce tetikçi yakalanmış…

    Timur Soykan: Cinayetten önce tetikçi yakalanmış…

    Avukat Serdar Öktem’i öldürmekle görevlendirilen ilk tetikçi Mayıs’ta, ikincisi ise Eylül’de yakalanmış. Çete yöneticileri ile temasa geçen Öktem, sulh sağlandığını ve ölüm tehdidinin sona erdiğini sanmış.

    Avukat Serdar Öktem’e yönelik suikast, Türkiye’de yeraltı ile yerüstünün birleştiği derin karanlığın son sahnesi oldu. İstanbul’un göbeğinde Kalaşnikoflarla işlenen cinayetin bir tarafında Sinan Ateş suikastı diğer tarafında kitleselleşen yeni nesil çeteler duruyor.

    Öktem siyasi cinayetle yeraltı dünyasının kesiştiği noktadaki önemli bir aktördü. Çocukluk yaşlarından itibaren Ülkü Ocakları’nda, MHP’de yer aldı. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra ülkücü sokak çeteleri ve mafya gruplarının avukatlığını yaptı. Böylece suç örgütleri ile çok yakın temasta oldu.

    2013 yılında İstanbul Maltepe Gülsuyu’nda Hasan Ferit Gedik’i öldüren Doğukan Çep’in avukatıydı. 2015’te İstanbul Kadıköy’de kadınlara yönelik tacizi önlemek isteyen Eğitim Sen üyesi 31 yaşındaki öğretmen Bahadır Grammeşin’i katledenlerin avukatlığını da Serdar Öktem üslenmişti. Aynı zamanda suça karışan bazı polisler, MHP’li siyasiler onun müvekkiliydi. Ülkü Ocakları’nın hukuk birimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı oldu. Nikâh şahitliğini Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım yapmıştı.

    ‘İŞ BİTİRİCİ AVUKAT’

    MHP’nin emniyet ve yargıdaki kadrolaşması ona pek çok kapıyı açmış ve ‘iş bitirici’ avukat olarak nam salmıştı. Artık büyük mafya gruplarının avukatı olmuştu. Sarallar’a yakın olan Ali Uzun’un, Şirinler Çetesi’nin Lideri ‘Meks’ lakaplı Mehmet Sabri Şirin’in ve çok sayıda suç örgütü yöneticisinin avukatıydı. Daltonlar suç örgütünün bazı liderlerinin avukatlığını yapmıştı. Son dönemde ise Daltonlarla düşman olan Casperlar suç örgütü ile çok yakın ilişki içindeydi. Casperlar’ın Lideri ‘Hamuş’ lakaplı İsmail Atız ile çok sık görüşüyordu.

    KİMLER KURTARDI?

    İddiaya göre; avukatlık sınırlarını çok aşarak bu suç örgütlerinin yasadışı faaliyetlerinde yer almaya başladı. 30 Aralık 2022’de eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesindeki rolü de Öktem’in siyaset ve mafya bağlantılarını ortaya koydu. Tetikçileri organize eden Doğukan Çep’in, tetikçi Eray Özyağcı’nın avukatlığını yapmıştı ve onları Sinan Ateş cinayeti için yönlendirdiği herkesin bildiği bir sırdı. Tetikçiler ile Ateş cinayetinin Ankara ayağındaki isimleri irtibatlandırmıştı. Davada tetikçiler ile eski Ülkü Ocakları Başkanı Tolgahan Demirbaş’a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Emre Yüksel’in arasında bulunduğu 4 sanık ise 15-18 yıl arasında hapis cezaları aldı. Suikasttaki kilit rolüne karşın davada Öktem’in dosyası ayrıldı ve 21 ay tutukluluktan sonra 2 Ekim 2024 tarihinde tahliye edildi. Öktem’in bunca delil ve irtibatına karşın ceza almamasını, cezaevinden çıkmasını sağlayan güçler karanlıkta kaldı. Hapishanede kalanlar ise Öktem gibi kurtarılmadıkları için tepkilerini dışarıya iletiyordu.

    Öktem, Ateş cinayeti davasından tahliye olduktan sonra MHP ve Ülkü Ocakları’ndan uzaklaştırılmıştı. Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım artık onunla görüşmüyordu. Bunun nedenini henüz bilmiyoruz. Ama Öktem, emniyet ve yargıdaki ilişkilerinin bir bölümünü de kaybetmişti. Eskiden ona açılan emniyet ve mahkeme kapıları kapanmıştı.

    ‘EKİBİ BEN AYARLADIM’

    Bu sırada Çep, ‘suikast işi’ni aldığı Öktem’i sürekli tehdit ederek para istiyordu. Parayı alamayınca Sincan Cezaevi’nden mahkemeye iki kez dilekçe göndererek Öktem hakkında ifade vermek istediğini, elinde deliller olduğunu anlattı. Ancak gizli eller yine devredeydi, aylarca ifadesi alınmadı.

    Öktem, yakın çevresine Çep’in susmak karşılığında kendisinden para istediğini anlatıyordu. Ateş’e yönelik saldırı için Çep ekibini ayarladığını söylemekten de çekinmiyordu. Saldırının yaralamak amacıyla yapıldığını öne sürüyordu.

    Timur Soykan’ın yazısının devamı

    Timur Soykan

    Okura not:

    Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

  • Hatimoğulları: Bu operasyonları, kayyım anlayışının bir devamı olarak görüyoruz

    Hatimoğulları: Bu operasyonları, kayyım anlayışının bir devamı olarak görüyoruz

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüştü. Görüşmenin ardından açıklama yapan Hatimoğulları CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara ilişkin “Bu operasyonları, kayyım anlayışının bir devamı olarak görüyoruz” yorumunda bulundu.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, CHP’li belediyelere yönelik son operasyonlarda Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Adıyaman Belediyesi Başkanı Abdurrahman Tutdere’nin gözaltına alınmasını “kayyım anlayışının devamı” olarak tanımladı.

    Hatimoğulları, beraberindeki heyet ile birlikte bugün (6 Temmuz Pazar) Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi’ni ziyaret etti.

    Görüşmeye giden Tülay Hatimoğulları’na Eş Genel Başkan Yardımcıları Özlem Zengin, Mahfuz Güleryüz ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Emiraali Türkmen eşlik etti.

    DEM Partilileri, CHP’den Ensar Aytekin partinin dış kapısında karşıladı.

    DEM Partililer ve CHP’liler daha sonra toplantının yapılacağı katta geçti.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel heyeti burada karşıladı.

    Görüşmenin ardından Hatimoğulları ve Özel açıklamalarda bulundu.

    “HERKES BUNUN SİYASİ OPERASYON OLDUĞUNU BİLİYOR”

    Özel’in yaptığı konuşmadan bazı kısımlar şöyle:

    ”Ekrem İmamoğlu’nun suçu 15 milyonu aşkın oyla aday olmasıdır. 

    Meseleyi siyasi angajmanlarla değil de vicdan gözüyle bakan kimse bu operasyonların yolsuzluk operasyonu olduğuna inanmıyor. Herkes bunun siyasi operasyon olduğunu biliyor.”

    ÖZEL’DEN TİMUR SOYKAN AÇIKLAMASI

    Özel, BirGün yazarı Timur Soykan’ın gözaltına alınmasına ilişkin de konuştu.

    Özel, Soykan’ın tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilmesi hakkında şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Arkadaşlar Timur Soykan’ın tweeti; ‘Rejim, toplumu yolsuzluk operasyonlarına ikna etmek gibi bir derdinin kalmadığını ilan ediyor.’ Yani ‘Yolsuzluk var ve bunu ispatlamak gibi bir derdim yok artık diye bunu ilan ediyor’ diyor. Ve devam ediyor, diyor ki; ‘Seçimde AKP’yi yenmek suç olarak yasalara girsin. Böylece hâlen yargı varmış gibi davranmak külfetinden kurtulunur.’ Bundan dolayı Timur Soykan’ı tutuklamaya sevk ediyorlar. Ve madde ne? Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu. Geçen sene bu yasa görüşülürken bütün muhalefet olarak biz şunu söyledik: ‘Bu çok tehlikeli ve bu gazetecileri içeri attırır.’ Ne diyordu AKP’liler? Hepiniz hatırlıyorsunuz. ‘Bunun basınla ilgisi yok. Efendim deprem oluyor, tusunami gelecek diye bir haber yayılıyor. İnsanlar evlerinden kaçıyorlar. O sırada hırsızlık oluyor. Buna bir tedbir almamız lazım’ diyorlardı. Tsunami geliyor yalanını atanlara mı tedbir alıyorlarmış, Timur Soykan gibi bu tweeti atanlara mı tedbir alıyorlarmış? Geçen sene utanmadan, sıkılmadan tutanak altında bunları söyleyenlerin gerçek niyetinin ne olduğunu biz biliyorduk. Topluma da anlatıyorduk. Şimdi sizin sayenizde herkes görüyor ki Timur Soykan gibi bir gazeteci.

    Ne demiş Timur Soykan? ‘Seçimde AKP’yi yenmek suç olsun, herkes rahat olsun’ demiş. Boşu boşuna belediye operasyonu yapmazsınız. Ekrem İmamoğlu’nu AKP’yi yenme suçundan Silivri’ye koyarsın, pazar günü boşuna toplanmayız böyle 20 tane kamera, iki tane Genel Başkan, heyetler, bilmem neler. Çünkü rejim kendisini yeneni hapse attığını bilirse ya aday olmazsın, aday olursan da hapsi boylarsın. Kurdukları rejim böyle bir rejim. Yalan mı? Bunu ilk kez Timur Soykan mı söylüyor? Bunun yalan olduğunu ispat etmek için 108 gündür bir kanıt koydunuz mu önümüze? Biz Ekrem İmamoğlu’nun suçunun Erdoğan’ı yenmek dışında bir şey olduğunu görseydik, herkes bugün evinde oturuyor olurdu. Bir gazeteci olarak bunu tweet atmış, şimdi gidip Timur Soykan’ı Silivri’ye koyacaklar. Sonra birisi çıkacak. Diyecek ki ‘Timur Soykan tweet attığı için, gazeteci olduğu için içeride.’ Örneğin bu soruyu soran arkadaşımız böyle bir tweet atacak. Onu da içeri atacaklar. Çünkü şuna inanmamızı bekleyecekler: ‘Timur Soykan gazetecilik faaliyetinden dolayı değil, başka suçlardan içeride’ diyecekler. Böyle bir paralel evren yarattılar. Böyle bir paralel evren yaratmaya çalışıyorlar. Bu vasata, bu gerizekalılığa hepimizin teslim olmasını istiyorlar. Ve devamlı şunu yapmaya çalışıyorlar: Biz her şeyi yaparız, birileri de rıza gösterir.”

    Hatimoğulları, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Bugün CHP’ye yaptığımız ziyaretin amacı, dün sabah düzenlenen şafak operasyonuyla halkın iradesine vurulan darbeye karşı geçmiş olsun dileklerimizi iletmektir.

    Bu operasyonları, kayyım anlayışının bir devamı olarak görüyoruz. Türkiye’de bunu en iyi anlayabilecek siyasi parti biziz.

    Bugün, bu operasyonların siyasi olduğunun altını özellikle çizmek istiyorum. Şayet yolsuzluk ya da başka bir suç varsa, herkes hakkında soruşturma başlatılabilir.

    Kimse dokunulmaz değil. Ancak bu iddiaların bir kılıf hâline getirilerek siyasi operasyona dönüştürülmesini asla kabul etmiyoruz.”

  • Timur Soykan gözaltına alındı!

    Timur Soykan gözaltına alındı!

    Şule Aydın, gazeteci Timur Soykan’ın gözaltına alındığını yazdı.Aydın, Soykan’ın Vatan Emniyet’e götürüldüğünü bildirirken, gerekçenin X paylaşımları olduğunu bildirdi.

    Timur Soykan sosyal medya hesabından CHP’li belediyeleri hedef alan operasyonları eleştiriyor, buna ilişkin paylaşımlar yapıyordu.

    Ayrıntılar geliyor…

  • Murat Ağırel ve Gazeteci Timur Soykan adli kontrolle serbest bırakıldı

    Murat Ağırel ve Gazeteci Timur Soykan adli kontrolle serbest bırakıldı

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında sabah saatlerinde gözaltına alınan ve akşam saatlerinde İstanbul Adliyesi’ne sevk edilen gazetemiz yazarı Murat Ağırel ve gazeteci Timur Soykan tutuklama istemiyle Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Duruşmanın ardından gazeteci Murat Ağırel ve Timur Soykan adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    Malvarlığı değerlerini aklama’ soruşturması kapsamında daha önce tutuklanan Flash TV sahibi Erkan Kork’un avukatlarının şikayeti üzerine gözaltına alındıkları öğrenilen Ağırel ve Soykan, adliyede dosya üzerinden tutuklamaya sevk edildi.

    Ağırel ve Soykan’ın gözaltı gerekçesindeki gibi ‘tehdit’ ve ‘şantaj’ suçlamasıyla hakimliğe sevk edildiği öğrenildi.

    TUTUKLAMAYA SEVK GEREKÇESİ AVUKATLARA VERİLMEDİ

    Ancak adliyede gelişmeleri izleyen CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, tutuklamaya sevk gerekçesinin avukatlara verilmediğini belirterek tepki gösterdi.

    Öte yandan saat 20:20 sularında duruşmanın başladığı öğrenildi. Milletvekilleri ve gazetecilerinin eşlerinin alınmadığı duruşmada yazarımız Murat Ağırel ve gazeteci Timur Soykan için karar beklendi.

    SAVUNMALAR SONA ERDİ

    Murat Ağırel’in savunması sona erdi. Duruşmaya ara verildi. Aranın ardından Timur Soykan da savunmasını yaptı. Duruşmaya yeniden ara verildi.

    KARAR VERİLDİ

    Duruşmada ifadelerin alınmasının ardından, gazeteci Murat Ağırel ve Timur Soykan haftada üç imza ve yurt dışı çıkış yasağını kapsayacak şekilde adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    NE OLMUŞTU?

    Gazeteci Murat Ağırel ile Timur Soykan hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü Flash Haber TV televizyon kanalının devri ve satın alınması sürecinde “tehdit” ve “şantaj” iddialarıyla ilgili gözaltı kararı verilmişti. Karar kapsamında iki gazeteci sabah saatlerinde gözaltına alındı.

    Arama ve el koyma kararı kapsamında; Ağırel ve Soykan’ın evlerinde, bilgisayar kasası, hard disk, laptop ve diğer dijital materyallerin incelemesinin yapıldığı aktarılmıştı.

  • Murat Ağırel ve Timur Soykan gözaltına alındı!

    Murat Ağırel ve Timur Soykan gözaltına alındı!

    Gazeteci Murat Ağırel ile gazeteci Timur Soykan gözaltına alındı. Ağırel ve Soykan hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında “tehdit” ve “şantaj” suçlarıyla ilgili gözaltı kararı verildiği öğrenildi. Avukat Enes Ermaner, gazetecilerin Vatan Emniyet’e götürüldüğünü aktardı.

    Gazetemiz yazarı gazeteci Murat Ağırel ile gazeteci Timur Soykan hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında “tehdit” ve “şantaj” suçlarıyla ilgili gözaltı kararı verildiği öğrenildi.

    Kararda, “Yüklenen suçun gerektirdiği ceza miktarına göre şüphelilerin kaçma ve delilleri yok etme, değiştirme, gizleme ihtimalinin bulunması, aleyhlerinde yeteri kadar delil ve emare bulunmasından dolayı gözaltına alınma tedbiri zorunlu görülmüştür” denildi.

    Arama ve el koyma kararı kapsamında; Ağırel ve Soykan’ın evlerinde, bilgisayar kasası, hard disk, laptop ve diğer dijital materyallerin incelemesinin yapıldığı aktarıldı.

    CHP’DEN İLK TEPKİ

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut ise, Ağırel ve Soykan’ın gözaltına alınmasına, sosyal medya hesabından yaptığı şu paylaşım ile tepki gösterdi:

    “Yeter! Gazeteciler Timur Soykan ve Murat Ağırel yine bir şafak operasyonuyla gözaltına alındı. Türkiye’ye bu çirkin görüntüleri yaşatanların, yargıyı sopa olarak kullananların tek amacı iktidarı eleştiren gazetecilere, özgür medyaya gözdağı vermek. Gazetecilik suç değildir! Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet!”

    AĞIREL VE SOYKAN’IN AVUKATI: “VATAN EMNİYET’E GÖTÜRÜLÜYORLAR”

    Ağırel ve Soykan’ın avukatı Enes Ermaner, müvekkillerinin bugün ifadeye gideceğini belirterek, şu paylaşımda bulundu:

    “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bugün ifade vermeye geleceğimizi bilmesine rağmen bugün sabah gazeteciler Murat Ağırel ve Timur Soykan hakkında gözaltı işlemi uyguladı ve her iki gazeteci de ikametinde arama ve el koyma işlemi yapılarak gözaltına alındı.

    İfade için randevulaşan, kendi ifadeye geleceği bilinen kişiler hakkında gözaltı işlemi uygulanması hukuka aykırılık teşkil ettiği gibi açıkça Düşman Ceza Hukuku’nun uygulandığını göstermektedir. 

    Her iki gazeteci de Vatan Emniyet binasına götürülüyor.”

    SOYKAN: “ÇETELER KAYBEDECEK, HALK KAZANACAK”

    Gözaltına alınan Timur Soykan, Bayrampaşa Devlet Hastanesi‘ndeki sağlık kontrollerinin ardından emniyete götürüldü.

    Hastane çıkışında Soykan, “Çeteler kaybedecek, halk kazanacak. Bunların hepsi bitecek” dedi.

    BAŞSAVCILIKTAN AÇIKLAMA

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ağırel ve Soykan’ın gözaltına alınmasına ilişkin yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

    “Malvarlığı değerlerini aklama suçları yönünden yürütülen soruşturmada, şüpheli sıfatıyla yer alan kişilerin Flaş Haber TV isimli televizyon kanalının devri ve satın alınması hususunda Murat Ağırel ve Timur Soykan’ın kendilerine tehdit ve şantajda bulundukları yönünde davacı ve şikayetçi olmaları üzerine ilgili kişiler hakkında isnat edilen eylemlerle alakalı olarak TCK’nın 106/1(Tehdit) ve 107/1(Şantaj) Suçları kapsamında Soruşturma başlatılmış, şüpheliler hakkında gözaltı, arama -el koyma işlemleri ile soruşturma devam etmektedir.”

    AYRINTILAR GELİYOR…

  • IŞİD üyesi Kızılay’dan ‘engelli maaşı’ alıyormuş!

    IŞİD üyesi Kızılay’dan ‘engelli maaşı’ alıyormuş!

    İstanbul’daki sinagoglara saldırı düzenlemek için keşif yapan IŞİD üyesinin Kızılay’dan engelli maaşı aldığı ortaya çıktı. Görme engelli IŞİD üyesi, ifadesinde, “2018’de Türkiye’ye girdim. Ben Kızılay’dan engelli maaşı alıyorum, devlet beni Balıkesir’e yerleştirdi” dedi.

    IŞİD’in Kasım 2023’te İstanbul’daki sinagog, kilise, alışveriş ve eğlence merkezlerine yönelik saldırı düzenleyeceğine dair istihbarat alındı. Bu bilgileri, Fransa’dan gelen istihbaratlar da doğruladı.

    Örgütün; Neve Şalom Sinagogu, Ahrida Sinagogu, Or-Ahayim Balat Musevi Hastanesi, Vlaherna Meryem Ana Kilisesi başta olmak üzere İstanbul’daki Yahudi ve Hıristiyan ibadethanelerine saldırı planladığı belirlenmişti. Bu nedenle bu sinagog ve kiliseler çevresinde tedbir alındı.

    28 Kasım 2023 günü İstanbul Fatih’teki Or-Ahayim Balat Musevi Hastanesi ile Ahrida Sinagogu çevresinde keşif yapan ve fotoğraflar çeken iki IŞİD mensubu tespit edildi.

    ‘Ebu Yakin El Iraki’ kod isimli Mıjbel Al – Shuwaiki ve ‘Ebu Leys’ kod isimli Mohammed Khlaf İbrahim, 28 Kasım 2023 günü saat 11.30 sıralarında Balat’taki Ahrida Sinagogu’nun önündeydiler.

    Bir saat boyunca bu çevrede dolaşarak sinagogun fotoğraflarını çekip kaçış güzergahlarına baktılar. Fark edilmemek için birbirlerinden uzak yürüyorlardı.

    BİR SÜRE VAN’DA YAŞADI

    BirGün’den Timur Soykan’ın haberine göre, polis, incelemeler sonucu IŞİD’lilerin kimliklerini belirledi. Mıjbel Al-Shuwaikhi, oturum izni ile Sakarya’da yaşıyordu. Keşif yaptıktan sonra otobüsle İstanbul’dan Sakarya’ya dönmüştü. Keşifte yer alan Mohammed Khlaf İbrahim isimli IŞİD mensubu ise Balıkesir’den İstanbul’a gelmişti.

    İstihbarat bilgilerine göre; ‘Ebu Leys’ kod adlı Mohammed Khlaf İbrahim, 2014 yılında IŞİD’e katıldı. IŞİD saflarında savaşırken mayın patlaması sonucu kulağından ve gözünden yaralandı. 2018 yılında kaçak yollardan Türkiye’ye girdi. Bir süre Van’da yaşadı.

    ‘BANA MAAŞ BAĞLADINIZ’

    Sinagog çevresinde yanındaki IŞİD’li ile keşif yaptığı belirlendikten sonra Balıkesir’de gözaltına alınan ‘Ebu Leys’ ifadesinde, “Yüzde 70 görme engelliyim. Yakınımda mayın patlayınca gözlerim bu şekilde yüzde 70 engelli hale geldi. Türkiye’ye geldikten sonra Ankara’da kimlik başvurusunda bulundum. Ayrıca sağlık problemlerim nedeniyle gerekli başvurularda bulundum. Halen Kızılay’dan engelli maaşı almaktayım. Ankara’dan yaptığım başvuru neticesinde beni Balıkesir iline devlet yerleştirdi. O tarihten beri Balıkesir’de ikamet ederim” dedi.

    İTİRAFÇI: SALDIRIYI O YAPABİLİRDİ

    ‘Ebu Leys’ ifadesinde IŞİD üyesi olduğunu kabul etmedi, keşif de yapmadığını savundu. Ancak onunla birlikte keşif yapan ‘Ebu Yakin El Iraki’ kod isimli Mıjbel Al – Shuwaikhi itirafçı oldu.

    2014-2017 yılları arasında Musul’da IŞİD saflarında savaşan ve 2017’de kaçak yollardan Türkiye’ye gelen Al-Shuwaikhi, Ebu Leys ile yaptıkları keşif faaliyetinin tüm detaylarını şöyle anlattı:

    “Ben IŞİD’in Türkiye kolu olarak kurulan Selman Farisi Taburu’nun üyesiyim. Bu taburun emiri ‘Abdulkerim’ isimli kişidir, onun altında Ebu Tayibe bulunur. Ebu Tayibe Ekim 2023’te beni ‘Amerikan Hat’ dediğimiz dinlenemeyen hattan aradı. Ebu Leys’i de aradı. Üçümüz telekonferans ile görüştük. Ebu Leys SFT’de Ebu Nur isimli kişinin sağ koludur. Ebu Tayibe, bizden İstanbul’daki sinagoglarda keşif yapmamızı istedi. 27 Kasım 2023’te korsan taksi ile İstanbul’a gittim. Ebu Leys ile Facebook üzerinden gönderdiği Avcılar’daki konumda buluştuk.

    Muhtemelen Ebu Leys’in insan kaçakçılarını koyduğu tek katlı, kırmızı kapılı bir evdi. Ertesi gün Ebu Leys ile birlikte sinagogun bulunduğu yere gittik. Tespit edilmemek için birbirimizden uzak yürüdük. Ben fotoğrafları çektim. Daha sonra Ebu Tayibe gönderdim. Ebu Tayibe bana iki kişinin çatışarak ölecek şekilde tapınağa saldırmasının yankı uyandıracağını söyledi. Ama ben bombalı saldırı mı yoksa silahlı saldırı mı olacağını bilmiyorum. Ne zaman ve kim tarafından saldırı düzenleneceği konusunda da bilgim yok. Saldırı yapacak kişilerden biri Ebu Leys olabilir.”

  • Timur Soykan : Çantacı rejiminde kaçakçılık furyası

    Timur Soykan : Çantacı rejiminde kaçakçılık furyası

    Ağustos 2023’te altın ithalatına aylık 12 ton kotası getirildi. İstanbul Altın Borsası’nda altın ithalatı yetkisi olan az sayıdaki şirket büyük servetler kazandı. Kota nedeniyle Türkiye’deki altın fiyatı arttı. VIP geçişleri altın kaçakçılığının güzergâhına dönüştü. Kotayla cari açık kapatılmadı, kayıt dışı bir hal aldı.

    Çantacı rejiminde kaçakçılık furyası

    VIP salonunda altın kaçakçılığı konusundaki haberimiz çok ses getirdi. Ancak yetkili makamlardan bu konuyla ilgili maalesef açıklama yapılmıyor. Biz de araştırmalarımız sonucunda ulaştığımız iddiaları paylaşmak zorunda kalıyoruz.

    Kısaca hatırlatalım:

    Fatih Metin, AKP iktidarında çok etkili siyasi isimlerden biri. 2007-2011 yılları arasında AKP Bolu Milletvekili’ydi. 2011-2015 yılları arasında Gümrük ve Ticaret Bakan Yardımcısı olarak atandı. 2015 yılında AKP Merkez Karar Disiplin Kurulu üyeliğine seçildi. 2015-2019 tarihleri arasında Ekonomi Bakan Yardımcılığı yaptı. 2019 yılında AKP’nin Bolu Belediye Başkan adayı oldu. 2019-2022 yılları arasında ise Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı’ydı. Her zaman Fatih Metin’in arkasındaki gücün eski Gümrük ve Ticaret Bakanı, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı olduğu konuşuldu. Hayati Yazıcı’nın ailesinin Türkiye’deki altın piyasasının en etkili isimleri olduğunu da not etmek gerekiyor.

    Fatih Metin ile eski özel kalemi Yunus Emre Morkoç, 20 Eylül 2024 günü Dubai’den İstanbul’a dönmüştü. Fatih Metin’in refakatinde İstanbul Havalimanı’ndaki VIP salonunu kullanan Yunus Emre Morkoç’un valizinde 60 kilo işlenmemiş altın külçesi bulunmuştu. Havalimanındaki gümrük memurları, bu kaçak altınlarla ilgili tutanak düzenlemiş ancak tutanağa Fatih Metin’in adı yazılmamıştı. İstanbul Gaziosmanpaşa Savcılığı tarafından Yunus Emre Morkoç hakkında soruşturma başlatılmıştı.

    60 KİLO ALTINLA YAKALANDI

    Fatih Metin, Yunus Emre Morkoç’un 60 kilo kaçak altınla yakalandığını ve kendisinin refakatinde VIP’yi kullandığını doğrulamıştı. Ancak Yunus Emre Morkoç’un valizindeki altınlardan haberinin olmadığını savunmuştu. 2,5 yıl önce Tarım ve Orman Bakan Yardımcısıyken Yunus Emre Morkoç’un özel kalemi olarak görev yaptığını anlatan Fatih Metin, “2,5 yıldır benimle resmi bir bağlantısı yok. Sigortalı çalışanım değil, onun ticari işlerini bilmiyorum” demişti.

    ÇAYCININ İNANILMAZ YÜKSELİŞİ

    Yaptığımız araştırmalara göre; Yunus Emre Morkoç, Ankara’da siyasetin kirli bağlantılarının bir portresi olarak tanımlanabilir. İddiaya göre; 2012 yılına kadar Ankara Otogarı’nda taksi sahiplerinin yanında şoförlük ve çaycılık yapıyordu. Fatih Metin’in o dönemki özel kalem müdürü aracılığıyla Yunus Emre Morkoç, Gümrük Bakanlığı’na işçi olarak alındı. Bakanlıkta meyve tabağı hazırlama, çay getirme işleri yaparken gayri meşru işlerde kullanılan bir çantacı olduğu iddia ediliyordu. Fatih Metin, 2015 yılında Ekonomi Bakan Yardımcılığı’na atandı ve Yunus Emre Morkoç’u yine yanına aldı. Sürekli işçi kadrosu verilen Yunus Emre Morkoç maaş alıyor ancak ne iş yaptığını kimse bilmiyordu. 2019 yılında AKP’nin Bolu Belediye Başkan adayı olan Fatih Metin, seçim çalışmalarını yürütürken yanında hep Yunus Emre Morkoç vardı. Bir iddiaya göre; bu seçim kampanyasında bazı şirketlerden alınan paraları Yunus Emre Morkoç taşıyordu.

    Kampanyada bakanlığın tüm olanaklarını da kullandılar. Bu sırada hiç gitmediği bakanlıktan maaşını alıyor ve bakanlığa ait resmi aracı kullanıyordu. Seçimi kaybeden Fatih Metin, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı olarak atanınca Yunus Emre Morkoç’u özel kalemi yaptı. İddiaya göre; bu 4 yıllık süreçte Yunus Emre Morkoç, Ticaret Bakanlığı’ndan maaş almaya devam etti. Mal varlığında kaynağı açıklanamayan büyük artış oldu. Ankara’da ev ve arsalar satın aldı. 2022 yılında Fatih Metin’in bakan yardımcılığı görevinden alınmasından sonra altın kaçakçılığı faaliyetlerinin başladığı öne sürülüyor. Yunus Emre Morkoç’un bugünkü adıyla Ticaret Bakanlığı’nda sürekli işçi kadrosu devam ediyor ve işe hiç gitmeden maaş alıyordu. VIP salonunda 60 kilo altın yakalattığını haberleştirmemizden sonra Yunus Emre Morkoç’un Ticaret Bakanlığı’ndaki bankamatik memurluğu sona erdi, işten çıkartıldı.

    VIP salonlarında arama yapılmazken Yunus Emre Morkoç’un valizinde altınların yakalanması soru işaretleri doğurmuştu. İstihbarat birimlerinin çalışması sonucu altın kaçakçılığının tespit edildiği öne sürülmüştü. Hatta istihbarat birimlerinin İstanbul Havalimanı’nın VIP salonundan altın kaçakçılığı yapan 5 ismi tespit ettiği iddia edildi. Cumhur İttifakı mensubu üç milletvekilinin yanı sıra iki eski milletvekilinin Dubai’ye çok sık giderek valizlerle altın getirdiği belirlendi.

    Yunus Emre Morkoç çaycıyken Fatih Metin’le ilişkisi sayesinde yükseldi.

    MİLLETVEKİLİ VE KURYE ÖRGÜTÜ

    Eski bir AKP milletvekili ile oğlunun da 7 kurye ile Dubai’den kaçak olarak altın getirdiği ve VIP salonlarını kullandığı iddia ediliyor. Bu milletvekilinin Mart 2024’ten beri refakatinde oğlu ve kurye olarak kullandığı kişilerle sık sık Dubai’ye uçtuğu biliniyor. Bu kişiler her seferinde Dubai’den dolu valizlerle dönüyor. Eski milletvekili ve oğlunun bu altınları İstanbul Kuyumcukent’teki bir şirkete teslim ettikleri ve onlarca milyon dolarlık servet edindikleri öne sürülüyor. Mal varlıklarındaki artış da bunu gözler önüne seriyor. Bu eski milletvekilinin şirketinin sürekli zarar beyan etmesine karşın mayıs ve haziran aylarında son model iki elektrikli ultra lüks otomobil satın alması dikkat çekiyor. Ayrıca Ankara’da on milyonlarca liraya konut ve arsalar satın aldılar. Piyasayı bilen herkesin hemfikir olduğu tespit ise şu: Bunlar buzdağının görünen yüzü. Dubai’nin yanı sıra İran ve Afrika üzerinden büyük bir altın kaçakçılığı faaliyeti tüm hızıyla devam ediyor. TIR’ların gizli bölmelerinde, özel jetlerle külçe külçe altınlar Türkiye’ye kaçak yoldan sokuluyor. Bu kaçakçılıktan Ankara’nın zirvelerindeki pek çok isim büyük servetler ediniyor.

    KAÇAKÇILIK FURYASI

    Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye’nin cari açığının büyük kısmının altın ithalatından kaynaklandığını açıklamıştı. Ağustos 2023’te altın ithalatına aylık 12 ton kotası getirildi. İstanbul Altın Borsası’nda altın ithalatı yetkisi olan az sayıdaki şirket büyük servetler kazandı. Ancak bu kota nedeniyle Türkiye’deki altın fiyatı arttı. Dubai’de altının kilosu 84 bin dolar iken Türkiye’de 88 bin dolara kadar çıkmıştı. Bir kiloda 4 bin dolar fark altın kaçakçılığı furyasına neden oldu. Siyasilerin, üst düzey bürokratların kullanabildiği VIP geçişleri altın kaçakçılığının güzergâhına dönüştü. Altın kotasıyla cari açık kapatılmadı, kayıt dışı bir hal aldı.

    Timur Soykan

    Timur Soykan’ın yazısı

  • Timur Soykan :Bir çocuk ve cehennem

    Timur Soykan :Bir çocuk ve cehennem

    Diyarbakır’da katledilen 8 yaşındaki Narin Güran’ın soruşturmasında yeni gelişmeler ve ihmaller gün yüzüne çıkıyor. Aydınlatılmayan onlarca soruya ise her geçen gün bir yenisi ekleniyor, yanıt ise verilmiyor.

    Narin Güran, 8 yaşındaydı. Diyarbakır’ın Bağlar İlçesi’ne bağlı Tavşantepe Mahallesi’nde annesi, babası ve 5 ağabeyi ile birlikte yaşıyordu. Babası çiftçiydi. Narin’in ağabeyleri okumamıştı o ise okumaya çok meraklıydı. 90 haneli 420 nüfuslu köydekilerin büyük çoğunluğu akraba. Narin’in köyde yaşayan 5 halası, 8 amcası, 5 teyzesi ve 2 dayısı var.

    Tavşantepe, Diyarbakır’ın merkezine ve Diyarbakır Havalimanı’na yakın bir noktada bulunuyor. Hem konumu hem de verimli tarım alanlarıyla değerli bir bölge. Köyün yakınındaki Eğertutmaz Deresi buradaki tarımı besliyor. İmar açısından da değerlenen bir bölge.

    Köye iki farklı yoldan giriş ve çıkış var.

    Tavşantepe’nin sosyolojik yapısı ise muhafazakar olarak tanımlanabilir. Köyde Hizbullah destekçisi, Hüda Par seçmeni bir grup var. Son genel seçimde AKP yüzde 60’ı aşan oy oranına sahip.

    SAAT 13.00 

    Narin 21 Ağustos 2024 Çarşamba günü öğle saatlerinde evindeydi. Yakın zamanda akrabalarının düğünü vardı ve annesine düğünde giymek için beyaz gelinlik aldırmıştı. Bu gelinliği denemişti. Annesinin hazırladığı yemeği yedikten sonra saat 13.00’te Kuran Kursu’na gitmek için çantasını hazırladı. Elif Ba’sı, eşarbı, defteri, kalemi çantasındaydı ve evlerinden çıktı.

    Narin’in kullandığı iki patika yol vardı, biri camiye diğeri ise okula ve okulun yanındaki amcası Salim Güran’ın evine gidiyordu.

    Narin, camiye giden patika yoldan aşağı indi. Cami, evlerinden sadece 200 metre uzaktaydı.

    SAAT 15.05 

    İmamın ifadesine göre; Narin saat 15.05’e kadar kurstaydı ve arkadaşlarıyla birlikte çıktı.

    SAAT 15.15 

    Narin’in son görüntüsü saat 15.15’te öğrencisi olduğu okulun güvenlik kamerasına yansıdı.  Bu görüntüde Narin 4 kuzeniyle yürüyor, sonra onlardan ayrılıp evine çıkan patika yola giriyor. İşte bu andan sonra Narin’den bir haber yok. Kayboluyor. Kamerada göründüğü son noktadan evi sadece 80 metre uzakta. Bu çevrede birisi tutuklanan amcası Salim Güran’a ait 10-15 ev var.

    Narin’in Kuran Kursu’nda taktığı yeşil eşarbın ise evlerinin merdivenlerinde bulunduğu öne sürüldü. Bu doğruysa Narin patikadan çıkıp eve kadar geldi ve ondan sonra kayboldu.

    Anne Yüksel Güran, “Ben uyumuştum, Narin eve geldi mi bilmiyorum. Duymamış olabilirim. Amcasının evinde kuzenleriyle oynadığını düşündüm” diyor.

    DHA’nın haberine göre; Narin’in halası Azize Kaya, “Narin, annesine aç olduğunu, yemek yedikten sonra kursa gideceğini, oradan da Mersin’den tatilden dönen amcasını özlediğini, ziyarete gideceği söyleyince annesi yemek verip gönderdi. Narin’in gidişi oldu, gelişi olmadı” diye konuştu.

    Bu noktada teyide muhtaç iki tanık ifadesi var. Bir kuzeninin saat 17.40’ta amcasının evine geldiğini kuzenleri evde olmadığı için gittiğini anlattığı iddia ediliyor. Köydeki 16 yaşındaki erkek çocuğun ise saat 18.00 civarında Narin’i cami yakınlarında gördüğünü söylediği öne sürülüyor.

    SAAT 17.00 

    Ailenin verdiği ifadelere göre; anne Yüksel Güran, saat 17.00 sıralarında bir oğluna Narin’i amcasının evinden getirmesini söyledi. Ancak Narin amcasının evinde değildi. Yine ailenin ve köylülerin ifadelerine göre; herkes Narin’i aramaya başladı ve bu arama saat 20.00’ye kadar devam etti, sonuç alınamadı.

    SAAT 20.00 

    Narin’in babası Arif Güran, köyün dışındaki Şehit Jandarma Uzman Onbaşı Bilal Dicle Gözetleme Noktası’na giderek Narin’in kayıp olduğunu bildirdi. Yani Narin’in okulun önünde patikaya saptığı andan 3 saat sonra resmi kayıp başvurusu yapıldı.

    Narin’in kaybolması medyada yer aldıktan sonra çok etkili bir arama çalışması başladı. Sadece Diyarbakır değil Ankara’dan özel cihazlarla gelen ekipler günlerce köy ve çevresindeki geniş alanda defalarca arama yaptı. Tüm evler, kuyular, dere yatağı arandı. Bu aramalara köyün muhtarı, Narin amcası Salim Güran da katılıyordu. Çoğu zaman profesyonel arama ekiplerine o yardımcı oluyordu ama çok tedirgin olması dikkat çekmişti.

    4. GÜN 

    Narin’i bulmak için başlayan aramaların dördüncü gününde patikadaki kayalıkların üzerinde kan lekesi tespit edildi. Bu kayalık Narin’in son kez görüldüğü okul önünden sadece 50 metre uzaklıktaydı. Narin’in evine ise 30 metre mesafedeydi. Bu kan lekeleri incelenmek üzere adli tıp kurumuna gönderildi. Ancak valilik, kan izlerinin köyde burnu kanayan bir çocuğa ait olduğunu duyurdu. Bu konuda halen kesinleşmiş bir bilgi yok. Soruşturmanın gizliliği için böyle bir açıklama yapılmış olabilir.

    8. GÜN 

    Narin ağabeyi, 18 yaşındaki E.G.’nin kolunda ısırık izleri tespit edildi. Gözaltına alınan E.G., adli tıp incelemesi için İstanbul’a götürüldü. Ancak inceleme sonucu izlerin Narin’e ait olmadığı yönünde rapor hazırlandı. E.G. ifadesinde kendisinin kolunu ısırarak izler bıraktığını söyledi. Ağabey serbest bırakıldı.

    12. GÜN 

    Narin’in amcası ve köyün muhtarı olan Salim Güran gözaltına alındı. Salim Güran’ın evi, Narin’in okulunun hemen yanındaydı. İddiaya göre; Güran ailesinin lideri olan Salim Güran, belinde silahla gezen, iktidara yakın olmasının nimetlerinden faydalanan güçlü bir isimdi. Onun çocukları Narin ile birlikte büyüyordu. Narin’in kaybolduğu saatlerde köyün içinden otomobiliyle çok hızlı şekilde geçtiği öne sürüldü.

    Salim Güran gözaltına alındığında beyaz Renault marka otomobilinde detaylı inceleme yapıldı. Arabanın ön koltuğunda ve bir battaniyede DNA incelemesi yapıldı. Narin’e ait DNA izleri bulundu. Salim Güran, cep telefonundaki tüm WhatsApp yazışmalarını ve arama kayıtlarını silmişti. Telefon incelemeye alındı. Salim Güran tutuklanarak cezaevine konuldu.

    KÖYDEKİ GİZEMLİ OLAYLAR

    Bu sırada köydeki gizemli olaylar ortaya çıktı. Narin’in engelli olan ablası 7 yıl önce ölmüştü. Merdivenlerden düştüğü söylenmişti ve otopsi yapılmadan toprağa verildiği öne sürüldü.

    2018 yılındaki bir haber de çok düşündürücüydü. Bu haber Hizbullah’a yakın olduğu iddia edilen Rehber isimli TV kanalında yayınlandı. Köyün girişinde polis kontrol noktası kurulmuştu ve 41 yıl köy muhtarı olan Mehmet Sadık Karaçoşan, polislerin kendilerine kötü davrandığını iddia ederek polis noktasının kaldırılmasını istiyordu. Karaçoşan “Bu polisler burada kalırsa cinayet olacak yani. Ben bunu biliyorum. Ya cami… Bırakmıyor biz namaza gidelim” demişti.

    AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, “Bizlerin bazen bilmediği bazen de bilip söylemememiz gereken şeyler var” diyerek aile ile yakın olduklarını anlattı. Bu sözler tepki çekti.

    Köydeki aramalar sırasında çok sık elektrik kesintileri yaşanması da dikkat çekiyordu.

    Narin bir şehirde değil, hepsi birbirine çok yakın evi, okulu, Kuran Kursu, amcasının evi arasındaki daracık alanda kaybolmuştu. Sadece 90 haneli köyde büyük bir gizem vardı.  Sessizlik şüpheleri büyütüyordu.

    19. GÜN 

    8 Eylül 2024 Pazar günü sabahı Narin cesedi bir çuvalın içinde Eğertutmaz Deresi’ndeki bir kuytuda bulundu. Evine sadece 1.5 kilometre uzaktaydı. Üzerine taşlar konulmuş, ağaç ve çalı parçalarıyla üzeri örtülmüştü. Çuvalın içinde Narin’in çantası, Kuran Kursu’na giderken çantasına koyduğu Elif Ba’sı, defteri, kalemi, terlikleri bulundu.

    İLK OTOPSİ RAPORU

    İlk tespitlere göre; sol bacağın diz kapağından itibaren koptuğu belirlendi. Ayrıca cesede ait olduğu değerlendirilen kaval kemiği çuvaldan çıkmıştı. Bacaktaki kopmanın nedeni İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndaki incelemelerden sonra ortaya çıkacak. 91 adet örnek inceleme için alındı. Cesette çürüme başladığı için kesin ölüm nedeni tespit edilemedi. Kesici-delici alet veya ateşli silah yaralanması, iç kanama bulgusu tespit edilemedi. Ancak boynunda izler olduğu, boğulmuş olabileceği öne sürüldü. Cesetteki çürüme nedeniyle ölüm zamanına ilişkin kesin bulguya ulaşılamadı.

    20. GÜN  

    Narin’in cesedinin bulunmasından birkaç saat sonra 9 Eylül 2024 sabahı jandarma ekipleri, tutuklu amca Salim Güran’ın evinin önünden geçti. Bu eve 80 metre uzakta inşaat halindeki binanın önünde durdular.

    Narin’in cenazesi bulunduktan sonra çevredeki kamera kayıtları incelenmiş ve kırmızı şahin arabanın bölgede 50 dakika beklediği belirlenmişti.

    Kapısını çaldıkları evde Nevzat Bahtiyar oturuyordu. Kapıyı açtığında çok tedirgindi. Narin’in cesedinin bulunduğunu duymuştu, itiraf etmeye karar vermişti. Jandarmalara “Cesedi ben sakladım” dedi. Küçük köydeki büyük karanlık aydınlanmaya başladı.

    Nevzat Bahtiyar Bağlar Jandarma Komutanlığı’na götürüldü ve burada sorgulandı. Onun ifadesine göre; Narin’in kaybolduğu gün şunlar yaşandı.

    Nevzat Bahtiyar, sık sık su kesintilerinden şikayetçiydi ve o gün köy muhtarı Salim Güran’ı arayıp çözüm bulmasını istemişti. Salim Güran arıza için yetkililerle konuşacağını söyledi.

    AİLE İYİ DÜŞÜN

    Nevzat Bahtiyar tam saat vermedi ama öğleden sonra kırmızı Tofaş Şahin marka otomobiliyle evinden çıktığını anlattı. Şöyle devam etti:

    “Benim evim ve muhtar Salim Güran’ın evi arasında yaklaşık 80-100 metre mesafe vardır. Ben evimden 23 AN 630 plakalı aracımla çıktım (Araç Elazığ plakalı). Sonra arkadan Renault 19 marka beyaz renkli ve 47 (Mardin) plakalı bir araçla Salim Güran’ın geldiğini gördüm. Bu yer mezarlıktan Tavşantepe Mahallesi’ne doğru çıkan parke döşeli köyün iç yolunda bana Salim Güran korna ve selektör yaptı. Ben de bana içme suyu ile ilgili bir şeyler söyleyeceğini düşünerek bekledim. Salim Güran aracından inerek benim aracıma doğru geldi. Ben de araçtan indim ve Salim Güran bana eliyle 47 plakalı aracın ön yolcu koltuğunda bulunan battaniye sarılı bir şeyi göstererek “Bunu yok edeceksin” dedi. Gösterdiği şeyin yanına yaklaştım ve bakınca battaniyeye sarılı vaziyette hareketsiz yatan bir insan olduğunu gördüm. Ben insan olduğunu anlayınca şaşırdım ve tereddüt ettim. Bu esnada Salim Güran bana hitaben “Aile iyi düşün, sana 200 bin TL para veririm” dedi.”

    Jandarma Nevzat Bahtiyar’a “Salim Güran size parayı verdi mi?” diye sordu. Nevzat Bahtiyar “Bana para vermedi. Cesedi çuvala koyarken bana mısırı hasat ettikten sonra vereceğini söyledi” diye yanıt verdi.

    BOYUN BÖLGESİNDE KIZARIKLIK

    Nevzat Bahtiyar ifadesine şöyle devam etti:

    “Cesedi gösterdiği esnada etrafımızda kimse yoktu. Bana hitaben “Aracında torba var mı” dedi. Ben de aracımın bagajından rengini hatırlamadığım bir çuval çıkartarak Salim Güran’a verdim. Battaniyeye sarılı çocuğu alıp, çuvalın içerisine birlikte koyduk. Bu esnada çocuğun üzerinde siyah tişört ve şort vardı. Üzerinde asılı küçük bir çanta vardı. Çocuğu torbaya koyduğumuz esnada sağ kulağının arkasında boyun bölgesinde bir kızarıklık vardı…”

    SOĞUKKANLILIKLA

    Nevzat Bahtiyar ve Salim Güran, Narin’i başı aşağı gelecek şekilde çuvalın içine koydu. Çocuğu Nevzat Bahtiyar’ın arabasının arka koltuğu önündeki ayak paspasının olduğu yere koydular. Salim Güran, “Eğertutmaz Deresi’ne doğru götür” diyerek orayı işaret etti. Nevzat Bahtiyar çocuğun cesedi arabadayken Villalar mevkiine doğru gitti. Arabayı derenin kenarında durdurdu. Bir süre çevrede çuvalın ağzını bağlamak için ip aradı. İfadesine şöyle devam etti:

    “İp bulamayınca çocuğun çantasının ipi aklıma geldi ve çantanın ipini sökerek çuvalın ağzını bağladım. Ağacın yanında çok derin olmayan bir yer buldum. Burada biraz su vardı… ‘Çuval birisi tarafından bulunur’ diye düşünerek üzerine bir taş koydum. Taşın büyüklüğü yaklaşık 15-20 kilo civarındaydı. Yanında da birer taş vardı. Üzerine çalı koymadım, çünkü üzeri kapanmıştı. Daha sonra buradan çıkarak aracıma bindim. Stabilize yoldan çıktıktan sonra baldızım Zeynep’in evine gittim. Bu esnada baldızım Zeynep ve üç tane kızı patlıcan doğruyordu. Oturdum bir çay içtim, 15-20 dakika sonra baldızımdan peynir aldım ve Tavşantepe Köyü’nde bulunan evime doğru gittim… Çarıklı Mahallesi’nde inşaat halindeki evin kapısında anahtarı unuttuğumu fark edince buraya gittim. “Gelmişken fayans işleri de vardı onları da halledeyim” dedim. Oğlum yanıma geldi onunla birlikte Tavşantepe’de mahallesi yolundan evimize gittik. Eve geldiğimizde saat yaklaşık 19.00 sıralarıydı. Köyde insan hareketliliği vardı. Kendi annem ve eşim de Narin Güran’ı arıyorlarmış bana söylediler. Ben hiçbir şey söylemedim. Evin içerisine girdiğimde namaz kıldım ve sonra yemek yemeden Narin Güran’ı arama faaliyetine katıldım. Jandarmalar da köye 21.00-22.00 sıralarında geldi. Köyde arama faaliyeti yaptık. Aramaya 22.30 kadar devam ettim ve sonra eve gelip 23.30 sıralarında uyudum. Saat 05.00 sıralarında kalktım. Sabah eşimle görüştüğümde Narin Güran’ı 03.00’e kadar aradıklarını öğrendim. Saat 07.00-08.00 sıralarında muhtar Salim Güran jandarma ekipleriyle birlikte hiçbir şey olmamış gibi arama yapıyordu. Hatta kanalın çevresinde arama yaptığımız esnada Salim Güran’ın kanalın içine girerek arama yaptığını gördüm. Salim Güran jandarma ile birlikte her gün yapmacıktan göstermelik olarak arama yapıyordu. Jandarma ekiplerine teslim olmak aklıma gelmedi, çünkü ben öldürmedim. Ama jandarmanın beni yakalayacağını biliyordum…”

    ARKA KOLTUKTAKİ KARANLIK

    Bu aramalar sırasında jandarmalarla birlikte Salim Güran, Nevzat Bahtiyar’ın evine gelmişti. Avluda arama yaparken iki suç ortağı sessizce birbirlerine bakıyordu.

    Jandarma, Nevzat Bahtiyar’a Salim Güran’ın Narin’in cesedini getirdiği otomobilde başka kimsenin olup olmadığını sordu. Dikkat çekici bir yanıt verdi:

    “Salim Güran arabadan cesedi kendisi indirdi, arka camlar siyah olduğu için dikkat etmedim ama ben kimseyi görmedim.”

    Jandarma, soğukkanlılıkla cesedi dere yatağına koyduğunu anlatan Nevzat Bahtiyar’a “Salim Güran battaniyeye sarılı şekilde size cesedi verdiği zaman cesedin Narin Güran’a ait olduğunu biliyor muydunuz” diye sordu.  Şöyle yanıt verdi:

    “Beraber çuvala koyduğumuz esnada Narin Güran’ın olup olmadığını anlamadım. Fakat dere yatağına geldiğim zaman çuvalı bağladığım esnada cesedin Arif’in kızı Narin Güran’ın olduğunu anladım.”

    Jandarmanın “Narin Güran’ı öldürülmesi ve dere yatağına konulması olayını Salim Güran ve senden başka bilen var mı” diye sordu. Nevzat Bahtiyar “İkimizden başka kimsenin bildiğini düşünmüyorum. Fakat Salim’in arabasının arka kısmında biri var ise bir de o görmüştür. Fakat ben arabanın arka koltuğunda birisinin olup olmadığını bilmiyorum” diye cevapladı.

    Arama sırasında köyde elektriklerin sürekli kesilmesi jandarmanın dikkatini çekmişti. Nevzat Bahtiyar’a “Elektrikleri Salim Güran mı kesiyordu” diye soruldu. “Kesip kesmediğini bilmiyorum. Sadece bizim köyün değil yan köylerinde elektriği kesilirdi. Ancak bu kadar sık elektrik kesintisi köyümüzde daha önce yaşanmadı” diye yanıt verdi.

    GÖNÜL İLİŞKİSİ ŞÜPHESİ

    Jandarmanın ifadedeki soruları Salim Güran’ın gönül ilişkisi üzerinde durulduğunu gösteriyor. Hatta Narin’in Salim Güran’ın çocuğu olduğu iddiası incelendi. DNA eşleşmesi olmadığı öğrenildi. Nevzat Bahtiyar’a bu konuda tanıklığı olup olmadığı soruldu. Dikkat çekici bir soru ise şöyleydi:

    “Cesedi aldığınızda Narin Güran’ın annesi Yüksel veya abisi E. yanınızda mıydı? Daha sonraki arama faaliyetlerinde ya da köy içindeki günlük faaliyetlerinizde Yüksel, E. ve Salim Güran’ı yan yana özel konuşmalar yaparken gördünüz mü?”

    Nevzat Bahtiyar şöyle yanıtladı:

    “Yüksel ve E. yoktu. Sorduğunuz şekilde bir konuşmalarına şahit olmadım.”

    ‘SALİM GÜRAN GÜÇLÜDÜR’

    Nevzat Bahtiyar, Narin’in kaybolduğu 21 Ağustos 2024 gününe ait görüşme kayıtlarını silmişti. Bunu neden yaptığı sorulunca “Neden sildiğimi hatırlamıyorum” dedi.

    Salim Güran’ın neden cesedi kendisine verdiğine yönelik soruya ise Nevzat Bahtiyar şöyle cevap verdi:

    “Salim Güran güçlüdür. Adamları var. Ben onunla bir sorun yaşar isem beni suçlu görürler. Götürdüğüm yerde kamera görüyor muydu ben bilmiyorum. Salim biliyor muydu bilmiyorum.”

    İfadenin devamında Jandarma “Salim Güran, Narin’i öldürmüş müdür, öldürdü ise neden öldürmüştür” diye sordu.

    TİKTOK’TA TEHDİT ETTİ

    Nevzat Bahtiyar’ın yanıtı dikkat çekiciydi:

    “Kendi öldürmemiş olsa idi böyle bir cesedi bana getirip ‘Ortadan kaldır’ demezdi. Neden öldürmüş olabileceğini bilmiyorum. TikTok’da ise Arif Güran’a “Sana öyle bir acı yaşatacağım ki asla unutamayacaksın” demiş. Ben buradan öğrendim. Köyde bu şekilde konuşuluyordu. Hatta Çarıklı’da da böyle konuşuluyordu.”

    Ancak bunları köydeki kimse daha önce güvenlik güçlerine söylememişti. Bunu neden sakladılar? Bilmiyoruz. Ama ilk kez bir düşmanlığın ipucu yakalandı.

    Bu ifadeden sonra Narin’in annesi, babası, ağabeyleri ve diğer akrabalarının da arasında olduğu 22 kişi gözaltına alındı. İddiaya göre; Narin’in annesi Yüksel Güran ve ağabeyleri telefonlarındaki WhatsApp mesajlarını ve arama kayıtlarının bir kısmını silmişlerdi. Bu telefon temizliği şüpheleri büyüttü.  Baba Arif Güran ise telefonundaki arama kaydı ve mesajları silmemişti.

    NARİN’İN EŞARBI AYDINLATABİLİR

    Narin’in Kuran Kursu’nda taktığı yeşil eşarbının evlerindeki merdivenlerde bulunması da önemli bir ipucu. İddiaya göre; bu eşarp anneye soruldu ve Yüksel Güran “Narin olup olmadığını hatırlamıyorum” dedi. Kuran Kursu’ndaki imam ise o gün Narin’in başındaki eşarp olduğunu söyledi. Bu doğruysa Narin, saat 15.15’teki son görüntüden sonra evine gelmişti.

    Anne Yüksel Güran katıldığı bir televizyon programında ise Narin’in kaybolduğu gece oğlu E.G. ve iki arkadaşının evin bahçesinde tütün içip bir köpeğe eziyet ettiğine dair bilgiler verdi. “Bizden şüphelenirler diye bunları daha önce söylemedim” dedi.

    Ayrıca Salim Güran’ın köydeki gençleri davetiye dağıtmaya gönderdiği, bu nedenle Narin kaybolduğu sırada köyde çok az kişinin bulunduğu öne sürüldü. Ayrıca Narin’in kaybolduğu gün bir akaryakıt istasyonuna giden Salim Güran’ın çok sayıda mendil aldığı ve aracın ön koltuğundaki battaniyenin bir görevlinin dikkatini çektiğini biliyoruz.

    Salim Güran, ifadesinde suçlamaları kabul etmedi.

    Jandarma ona “Narin Güran’ın babası olma olasılığınız var mı” diye sordu. Salim Güran “Yoktur. Yok öyle bir şey” dedi.

    “Narin Güran’a kim neden zarar verdi” diye sorulduğunda ise “Ne bileyim ben, kim zarar vermiş” diye yanıt verdi.

    “Narin Güran’ı siz mi öldürdünüz” sorusunu ise “Yok öyle bir şey. Ben öldürmedim” diye yanıtladı. Salim Güran “Narin’in amcalarının tamamında araç mevcut olup sadece sizin aracınızda DNA çıkmasını izah ediniz” sorusuna ise yanıt veremedi. Ayrıca Tiktok’tan Narin’in babası Arif Güran’ı tehdit ettiği iddialarını yalanladı. Tolga Şardan ise bölgedeki kanaat önderleri ve Hüda-Par avukatlarının Salim Güran’ı cezaevinde ziyaret etmesinden sonra cesedin bulunduğuna dikkat çekti.

    GERİYE KALAN SORULAR

    Narin Cinayeti’nin aydınlatılması için önemli mesafe alındı. Ancak halen yanıtsız sorular var.

    • Narin Güran neden öldürüldü?

    • 21 Ağustos 2024 günü saat 15.15’ten sonra köydeki dar alanda neler yaşandı? Narin evine gitti mi? Narin’in bu saatten sonra köyde görüldüğü iddiaları doğru mu?

    • Köydeki sessizliğin nedeni ne? Amca Salim Güran’ın Narin’in babası Arif Güran’ı Tiktok’tan tehdit ettiği neden daha önce söylenmedi? Bu husumetin nedeni neydi?

    • Salim Güran gerçekten Narin’in katili mi? Cesedi ona da başka kişi ya da kişiler teslim etmiş olabilir mi?

    • Nevzat Bahtiyar, Salim Güran’ın cesedi getirdiği otomobilin arka koltuğunu görmediğini anlatıyor. Orada kişi ya da kişilerin olabileceği ihtimalini söylüyor. Arka koltukta birileri var mıydı?

    • Nevzat Bahtiyar, Salim Güran’ın kendisine cesedi verirken “Aile iyi düşün, sana 200 bin TL para veririm” dediğini aktarıyor. Burada “Aile” vurgusunun anlamı ne?

    • Jandarma’nın, Salim Güran, Narin’in annesi Yüksel Güran ve Narin’in ağabeyi E.’nin bağlantıları üzerinde durduğu anlaşılıyor. Bu konuda şüphe doğuran tespitler mi var?

    • Narin’in annesi ve ağabeyleri ile Salim Güran’ın WhatsApp mesajları ve arama kayıtlarını sildiği iddiaları doğru mu? Doğruysa neden?

    • Nevzat Bahtiyar, Narin’in kaybolduğu gün yaptığı telefon arama kayıtlarını neden sildi?

    • Narin kaybolduğu yolda, evinin yakınındaki kayaların üzerinde bulunan kan izleri kime ait? Narin’e ait olabilir mi?

    • Narin’in engelli ablası, 7 yıl önce nasıl öldü?

    Timur Soykan’ın yazısı

  • Timur Soykan: Çocuk çetesi

    Timur Soykan: Çocuk çetesi

    İstanbul Sarıyer’deki Ayazağa Mahallesi’nde 15 çocuk, 16 yaşındaki Emir Koçhan’ı döverek öldürdü. Saldırgan çocuklardan 4’ü yakalandı. Kimi ortaokuldan terk kimi ehliyetsiz kurye kiminin ise bir yılda 7 suç kaydı var. Türkiye şiddet sarmalında boğulurken çocuk çeteleri ortaya çıkıyor…

    17 Ağustos 2024 Cumartesi günü saat 18.50…

    İstanbul Sarıyer’de Ayazağa Mezarlığı ile helikopter pistinin arasındaki boş alanda 20’den fazla çocuk vardı. Hepsi buraya motosikletlerle gelmişti. 15 genç, 16 yaşındaki lise öğrencisi Emir Koçhan’ın üzerine saldırdı. Yumruk ve tekmelerle öldüresiye dövdüler. Bu sırada bazıları Emir’in dört arkadaşını tutuyor, kavgayı ayırmalarına izin vermiyorlardı.

    Ağır darbelerle sarsılan Emir, son kez güçlükle ayağa kalktı. Bu sırada saldırgan çocuklardan biri yaklaşıp Emir’e tekrar kafa attı. Yere düşen Emir, hareketsiz kalmıştı, nefes almıyordu. Onun arkadaşları sinir krizi geçirip çığlıklarla yardım istedi. Ambulans gelirken motosikletli çok sayıda çocuk yerleşim yerlerine doğru kaçıyordu.

    Hastaneye kaldırılan Emir’in kalbi durmuştu, acil müdahale ile çalıştırılan kalbi sadece bir gün dayanabildi. 16 yaşındaki çocuk, diğer çocukların korkunç şiddetinin kurbanı oldu, hayatını kaybetti.

    MOTOSİKLETLİ ÇOCUK ÇETELERİ

    Emir, hastanede yaşam savaşı verirken polis hastane önünde onun arkadaşlarının ifadelerini alıyordu. Saldırı sırasında Emir’in kuzeni U.B.T., 5 arkadaş Ayazağa Helikopter Pisti’nin yakınındaki boş alana video çekmek için motosikletle gittiklerini anlattı. 15 kişilik motosikletli grubun da burada olduğunu anlatan 14 yaşındaki U.B.T., korkunç anları şöyle anlattı:

    “Emir Instagram’da bir fotoğraf paylaşmış, bu fotoğrafta duvarda “Ayazağa Kedileri Geliyoruz” yazıyordu. Bu kalabalık gruptan Y. Ş., fotoğrafı göstererek Emir ile tartıştı. Y.Ş., Emir’e kafa attı ve darp etmeye başladı. 10-15 kişilik grup da Emir’e vurmaya başladı. Bizim ayırmamıza engel oldular. Bana kimse vurmadı. İ.C., Emir’e yumruk atıyordu. Diğer vuran şahısları tanımıyorum. En son Y. Ş., Emir’e bir kez daha kafa attı ve Emir bayıldı.”

    Timur Soykan’ın yazısının devamı

  • Timur Soykan:Dünyayı dolandırdı, Beykoz’da yakalandı

    Timur Soykan:Dünyayı dolandırdı, Beykoz’da yakalandı

    Dünyanın en büyük kripto vurgunlarından birini yaptığı iddia edilen Szakacs, İstanbul’da gözaltına alındı. Szakacs, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş ve ‘Emre Avcı’ adını almış. Avcı’nın gözaltına alınmasından bir gün önce bir Hollanda vatandaşı ise “3 bin kişinin vekaletnamesi bende. 103 milyon dolar dolandırıldık” diye ifade vermiş.

    Dünyayı dolandırdı, Beykoz’da yakalandı

    Dünyayı örümcek ağı gibi saran kripto ve Forex vurgunu 2019 yılında başladı. İsveç vatandaşı Andreas Szakacs  (Türk vatandaşı olduktan sonra aldığı isimle Emre Avcı), OmegaPro isimli bir kripto şirketinin CEO’suydu. Şirketin sahipleri ise Alman uyruklu Dilawar Singh, ABD’li Mike Sims gibi kripto, finans dünyasında bilinen isimlerdi.

    Saint Vincent ve Grenadinler gibi şeffaf olmayan ülkelerde kurulan OmegaPro şirketinin genel merkezi Dubai’deydi. Latin Amerika, Afrika, Ortadoğu, Uzakdoğu ve Avrupa’da temsilcilikler kurdular.

    YÜZDE 300 KÂR VAADİ

    Sistem şöyle işliyordu: OmegaPro, internette işlem yapan Forex ve kripto para ticareti şirketi olarak gösterildi. İnsanlara basitçe şunu diyorlardı: “Siz bize paranızı verin. Sizin paranızla ticaret yapalım ve size günlük olarak kâr ödeyelim.” Şirket bunun için yatırım paketleri sunuyordu. Bu paketler 100 dolar ile 50 bin dolar arasında satılıyordu. OmegaPro, uluslararası piyasaları analiz eden bir algoritma geliştirdiğini ve yatırımcılarına çok yüksek oranda kâr sağlayacağını vaat ediyordu. Para birimi ya da emtiaların birbirleri karşısında değer kazanıp kaybedeceğine dair tahminlerle oynanan Forex işlemlerinde de büyük kazanç vaatleri vardı. Kaldıraçlı işlemlerle yatırımcının parasını 10 kat artıracaklarını söylüyorlardı. OmegaPro’nun sattığı pek çok pakette ise 16 ayda yüzde 300 kâr sağlayacağı iddiası vardı. Yeni yatırımcı getirenlere hediyeler ve daha yüksek kâr oranları vaat ediyorlardı.

    Timur Soykan’ın yazısının devamı