Etiket: tarikatlar

  • Özgür Özel: Eğitim sistemi çağın gerisinde

    Özgür Özel: Eğitim sistemi çağın gerisinde

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP’nin Eğitim Maratonu etkinliğinin Milli Egemenlik Parkı yerine Anıt Parka alınmasına tepki gösterdi. İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği’ni eleştiren Özel, “Bu kadar bir barışçıl bir etkinliği dahi devletin polisine kanunsuz emirler vererek engellemeye çalışan bir zihniyetle karşı karşıyayız” dedi. Eğitim sisteminin çağın gerisinde olduğunu vurgulayan Özel, eğitim alanında tarikat ve cemaat kavgası olduğunu söyledi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin 24 saat sürecek olan Eğitim Maratonu toplantısına katıldı.

    Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Özel, “Dün akşam saatlerinde Numan Kurtulmuş’un ‘daimi bir özgürlük alanı olsa ne iyi olur’ dedikleri bu kürsünün yeri İçişleri Bakanı’nın ve Ankara Valisi’nin talimatlarıyla parkın etrafını bariyerlerle çevirdiler. Milli Egemenlik Parkı’na kurulacak bu kürsüyü, geldik Anıt Parka kuruldu ve 24 saat boyunca eğitim politikalarıyla ilgili söylenmesi gereken ne varsa buradan söylenecek” dedi.

    BAKANLIK VE VALİLİĞE TEPKİ

    “Şu zihniyeti görmek lazım ki; bu kadar barışçıl, bu kadar bilimsel, bu kadar çözüm öneren bir eylemliliği, bir etkinliği dahi devletin polisine kanunsuz emirler vererek engellemeye çalışan bir zihniyetle karşı karşıyayız” diyen Özel, şunları söyledi:

    “Dertler, bahaneleri ‘dün oraya hayvanseverler geldi, burayı ele geçirecekler, burayı bırakmayacaklar, sizin için açarsak onlar da kalır.’ Kalsın zaten! Sen Meclis’e hayvanları katledecek, öldürecek, zehirleyecek bir düzenlemeyi getir, buna isyan edenler Ankara’ya gelsinler, efendim ‘Milli Egemenlik Parkı’nı hayvanseverler ele geçirmesin.’ Milli egemenlik demek milletin dediğinin olması demektir. Bir kişinin, bir zümrenin, bir partinin dediğinin o partinin korktuğunun söylenilmemesi zaten milli egemenlik demiyoruz, diktatörlük diyoruz, tek adam rejimi diyoruz.”

    “TARİKAT VE CEMAAT KAVGASI VAR”

    İktidarın eğitim politikalarına eleştirilerde bulunan Özel, şunları ifade etti:

    “Tarikatlar ve cemaatler kavgası var. ‘Her köşe başını hangimiz tutalım, bunları nasıl yapalım, müfredata kendi zihnimizdeki zehri nasıl akıtalım? O kitaplar üzerinden bu zehri Anadolu’ya, Trakya’ya nasıl yayalım?’

    “Böyle olunca maalesef çocuk AK Partilinin çocuğu da olsa, CHP’linin de, MHP’linin de, İYİ Partili’nin de, DEM’linin de, hangi görüşten olursa olsun PİSA sınavına girdiğinde ortalamamız sondan ikinci dünyada… Tüm yeteneklerde, tüm yetkinliklerde, bu coğrafyanın zeki evlatları dünyada normalde aşık atamayacak akranlarının her alanda gerisinde. Sebebi ne? Sebebi o çocuklar değil, doğru imkanlar yaratıldığında o çocukların neler başardığını görüyoruz. Ama eğitim sistemi, okul öncesinden başlayıp lisansüstü ve akademik kariyer süreçlerine kadar sürekli çağın gerisinde, eksikliklerle dolu bir süreci Türkiye’de yaşıyoruz.”

    “TÜRKİYE ORTA GELİR TUZAĞINA SIKIŞTI”

    Türkiye’nin orta gelir tuzağına sıkışmış durumda olduğunu belirten Özel, “Milli gelirimiz belli bir noktadan sonra artamıyor. Bugün asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek… Bugün dolar kuru bizim için çok yüksek, ihracatçı için çok düşük… Sizin ihracattan anladığınız fason kot üretmekse rekabet sırasında Mısır’daki asgari ücretle yarışmanız lazım. Mısır’daki asgari ücret o düzeyde olunca siz burada dışarıda fiyat rekabeti yapmak için insanlara hak ettiği asgari ücreti vermezsiniz” diye konuştu.

    “ORTA EĞİTİM TUZAĞINDAN KURTULMALIYIZ”

    “Orta gelir tuzağından kurtulmanın yolu, orta eğitim tuzağından kurtulmaktan geçer” diyen Özel, şunları ifade etti:

    “Bugün siz bütün öğrencileri kendi tercihlerine göre planlamadan, ölçmeden, doğru yönlendirmeden, 15-14 yaşında bir karar vermezseniz, Devlet Planlama Teşkilatınız, Sanayi Bakanlığınız ve Milli Eğitim Bakanlığınız birbirleriyle konuşan politikalar üretmiyorsa 24 saat işsiz genciniz olur ama eli tornavida tutan 16 yaşından beri eğitilmiş, 20 yaşından beri iş hayatında meslek lisesinden sonra belli bir süre üniversitede teknik eleman olarak eğitim görmüş, ara eleman diyorlar ya sizinkiler ya bir yerde penye dikiyorlarsa işte orta eğitim tuzağı, orta gelir tuzağına düşürür.”

    ORTA DEMOKRASİ TUZAĞI

    Açıklamasında ‘demokrasi’ vurgusu yapan Özel, “Önce ülkemizi, AK Parti’nin hepimizi düşürdüğü orta demokrasi tuzağından kurtarmak lazım. Yani milli eğitimin sorunlarının konuşulmasını, hayvan hakları protestosundan korkup Ankara’nın başka bir köşesine yollayacak akıl devlete egemen oluyorsa orada bir orta demokrasi tuzağı var” ifadelerini kullandı.

  • İstanbul Barosu: “Dini kullanarak siyaset, ticaret ya da hainliğe cesaret edenlerle mücadele ülkemiz için istikbal mücadelesidir”

    İstanbul Barosu: “Dini kullanarak siyaset, ticaret ya da hainliğe cesaret edenlerle mücadele ülkemiz için istikbal mücadelesidir”

     İstanbul Barosu, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Açıklamada, “Tarikat ve cemaat yapılanmalarının laik Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef almasının bir tezahürü olan hain 15 Temmuz darbe girişimi, laikliğin bir ülke için tercih değil zorunluluk olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu sebeple tekrar hatırlatmak isteriz ki, dini kullanarak siyaset, ticaret ya da hainliğe cesaret edenlerle mücadele ülkemiz için istikbal mücadelesidir” denildi.

    İstanbul Barosu, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü dolayısıyla bir açıklama yayınladı. Açıklamada tarikat ve cemaat yapılanmalarının cumhuriyeti hedef aldığı belirtilerek, şu görüşlere yer verildi:

    “Darbelerin karşısında, Cumhuriyetin, demokrasinin ve laik hukuk devletinin yanındayız. Demokrasimize karşı 15 Temmuz 2016 tarihinde girişilen hain darbe girişiminin üzerinden 8 yıl geçti. Tarikat ve cemaat yapılanmalarının laik Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef almasının bir tezahürü olan hain 15 Temmuz darbe girişimi, laikliğin bir ülke için tercih değil zorunluluk olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu sebeple tekrar hatırlatmak isteriz ki, dini kullanarak siyaset, ticaret ya da hainliğe cesaret edenlerle mücadele ülkemiz için istikbal mücadelesidir. Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerleri, Atatürk ilke ve devrimleri ülkemizin ve milletimizin birlik ve bütünlüğünün, demokrasinin teminatıdır. Demokrasiden, hukukla işleyen bir devletten yana olmaya devam edeceğiz.”

  • Tarikat ve cemaatleri eleştiren eski CHP Milletvekili Yıldırım Kaya’ya para cezası

    Tarikat ve cemaatleri eleştiren eski CHP Milletvekili Yıldırım Kaya’ya para cezası

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada tarikat ve cemaatleri eleştiren CHP eski Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’ya 43 bin 367 lira manevi tazminat cezası verildi. Kaya, “Tazminat davalarında aleyhime verilen yüklü para cezaları var. Para cezalarıyla beni yıldırıp, bu alandaki mücadelemden vazgeçireceğini zannedenler yanılıyor” dedi.

    Meclis’te yaptığı konuşmada tarikat ve cemaatleri eleştiren eski CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya’ya 43 bin 367 lira manevi tazminat cezası verildi

    Yıldırım Kaya, 11 Aralık 2022 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada; ENSAR, TÜRGEV, TÜGVA, İlim Yayma Cemiyeti gibi kuruluşlarla birlikte Saadet Partisi’ne yakın Anadolu Gençlik Derneği’nin (AGD) isminin de bulunduğu dövizi Genel Kurul’a göstererek, “Millî Eğitim Bakanlığı ne yapıyor? Millî Eğitim Bakanlığı, çocuklara tecavüzlerle anılan bu tarikatlarla, bu vakıflarla protokoller imzalıyor. Çocuklarımızı cemaat ve tarikatlara teslim edenlerden, mahkemelerin iptal etmesine rağmen ısrarla protokolü uygulamak isteyenlerden hesap soracağız. Siz, çocuklarımızı okullara değil, tarikatların kucağına atanlarsınız. Siz ‘Kız çocuklarınızı okula göndermeyin’ diyen tarikatlara teslim olanlardansınız” ifadelerini kullandı.

    43 BİN 367 LİRA TAZMİNAT CEZASI VERİLDİ

    ENSAR, TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti ve Anadolu Gençlik Derneği, Yıldırım Kaya’ya konuşması nedeniyle tazminat davası açtı. ANKA Haber Ajansı’nın edindiği bilgiye göre; eski milletvekili Yıldırım Kaya, ENSAR, TÜRGEV ve İlim Yayma Cemiyeti’ne, 43 bin 367 lira manevi tazminat ödemeye mahkum edildi. Öte yandan AGD’nin açtığı dava ise reddedildi.

    “KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI NİYETİ İLE HAREKET ETMEDİĞİ…”

    AGD’ye açılan davanın reddedilme gerekçesinde, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kürsüde siyasi görüşlerini eleştiri sınırları içinde kaldı ki siyasilerin gerek kürsü gerekse meclis kürsüsü dışında eleştirilerini ve görüşlerini yaptıkları iş, topluma karşı sorumlukları dikkate alındığında daha sert yapmalarının işin doğası gereği olduğu, davalının meclis kürsüsünde birçok dernek ve sivil toplum kuruluşunun adının bulunduğu afiş ile konuşma yaptığı ve davacıyı direkt hedef alarak kişilik haklarına saldırı niyeti ile hareket etmediği mahkememizce değerlendirildiğinden sübut bulmayan davanın reddine…” ifadesine yer verildi.

    “TELEFONLARLA ÖLÜM TEHDİTLERİ ALDIM”

    Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kaya, “Bu konuşmanın içeriği cemaat ve tarikatlara bağlı vakıf ve derneklerle yapılan protokollerdi. Bu cemaat ve tarikatlarla yapılan protokollerin yırtılıp atılması gerektiğini anlatmıştım. Çünkü yapılan protokoller, Milli Eğitim Temel Kanunu’na ve Anayasa’ya aykırı bir şekilde yapılmıştır” dedi.

    Konuşmasının ardından tehditler aldığını ifade eden Kaya, “Ben parlamentoda bu konuşmayı yaptıktan sonra Afganistan’dan, Suriye’den, Irak’tan, IŞİD’ten, Taliban’dan telefonlarla ölüm tehditleri aldım. Hakkımda tazminat davaları açıldı. Tazminat davalarında aleyhime verilen yüklü para cezaları var. Para cezalarıyla beni yıldırıp, bu alandaki mücadelemden vazgeçireceğini zannedenler yanılıyor” diye konuştu.

    “TAZMİNAT DAVASINI REDDEDEN HAKİMLERDE VAR”

    Kaya şöyle konuştu:

    “Laik, bilimsel, demokratik, karma ve kamusal eğitim hakkı her çocuğumuzun hakkıdır. Bir eğitimci, bir siyasetçi olarak nu hakkı ömrümün sonuna kadar savunmak benim birinci görevim ve sorumluluğumdur. Çocuklara karşı, öğrencilerime karşı, torunlarıma karşı ve ülkemin geleceğine karşı sorumluluğumu yerine getirdim. Bu konularda mahkemeler benim tazminat ödemeye mahkum etmiş, istinaf yolunu açık tutmuş, istinafa gitmeden önce de benim maaşıma icra konulma kararı alınmış. Alın, tüm maaşıma el koyabilirsiniz, tüm varlıklarımı alabilirsiniz ama benim inandığım değerleri asla size çiğnetmem. Beni yıldıramayacaksınız. Bunu aklınızın bir köşesine koyun. Tazminat davasını reddeden hakimler de var. Tarikat ve cemaatlerinin denetimi dışında, adil yargılama yapan hakimlerde var.”

    “TARİKAT VE CEMAATLER KAPATILMALIDIR”

    30 Kasım 1925 tarihli ve 677 sayılı Kanun ile tekke ve zaviyelerin kapatıldığını, şeyhlik, müritlik gibi unvanların kullanılmasının yasaklandığını hatırlatan Kaya, “Merak edenler Anayasa’nın 174’ncü maddesini açıp okuyabilirler. Bunların tümü Anayasa’ya ve yasalara aykırıdır. Anayasalar tarafından kapatılmış ama fiilen yaşamlarına devam eden bu tarikat ve cemaatler zaman geçirilmeden kapatılmalıdır. Bu yapılmadığı müddetçe bu sorunları hep yaşayacağız” şeklinde konuştu.

    Kaynak:Birgun.net

  • Hizbullahçılar okullarda!

    Hizbullahçılar okullarda!

    Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen Peygamber Sevdalıları Vakfı, 11 Şubat’ta gerçekleştireceği yarışma kapsamında kentlerdeki MEB’e bağlı okulları kullanacak. Veli-Der, “Bu ülke, bu kent, bu çocuklar sahipsiz değillerdir” dedi.

    Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen Peygamber Sevdalıları Vakfı ile MEB arasında imzalanan protokol çerçevesinde çocukları hedef alan “Siyer Yarışması” adı altında “yarışma” düzenlenecek. Eğitim yılının başında okullara gönderilen yazıyla duyurulması istenen yarışma için, MEB’e bağlı okulların kullanacağı ortaya çıktı. Önümüzdeki hafta sonu gerçekleştirilecek olan yarışma, İzmir’de 9 farklı ilçede MEB’e bağlı 11 okulda yapılacak. Okullardan 7’si imam hatip ortaokulu ve imam hatip lisesi.

    Tarikatın hedef kitlesi 4. ile 12. sınıf, 2008 ve sonrası doğumlu olup örgün eğitimde okumayan çocuklar oluşturuyor. Söz konusu yarışmanın sorularını ise Peygamber Sevdalıları Vakfı Eğitim Komisyonu hazırlayacak. “O’nu oku, O’nu yaşa” temasında yapılacak olan “yarışmanın” amacı ise çocuklara Peygamber’in hayatının öğretilmesi olarak belirtildi.

    Dört farklı kategoride yapılacağı belirtilen yarışmada, birinci ve ikinci kategori kapsamında 4 ila 8. sınıf öğrencileri Abdullah Ayyıldız’ın “Alemlere Rahmet Efendimiz (sav)” adlı kitabından sorumlu tutulacak. Üç ve dördüncü kategori kapsamında olan 9 ila 12. sınıf öğrencileri ve diğer olarak belirtilen çocuklar ise İbrahim Dağılman’ın “Hz. Muhammed (sav) En güzel örnek” isimli kitabı zorunlu tutuldu.

    VAKIF BAŞKANI ESKİ HÜDA-PAR YÖNETİCİSİ

    Yarışmayı gerçekleştirecek olan Peygamber Sevdalıları Vakfı’nın Genel Başkanı olan Mehmet Beşir Şimşek, eski bir HÜDA-PAR yöneticisi. Aynı zamanda gerici faaliyetleriyle dikkat çeken Alimler ve Medreseler Birliği’nin (İttihadul Ulema) Genel Başkan Yardımcısı olarak da görev yapıyor. Alimler ve Medreseler Birliği’nin genel başkanlığını ise Hizbullah’ın eski İran sorumlusu olduğu belirtilen Enver Kılıçarslan yapıyor. Ayrıca yarışma için belirtilen kitap temin noktalarından biri de İzmir Konak’taki İlhan Dalgıç. Dalgıç’ın aynı zamanda 31 Mart’ta gerçekleşecek olan yerel seçimlerde HÜDA-PAR’ın Bayraklı Belediye Başkan Adayı olduğu öğrenildi.

    “BU ÇOCUKLAR SAHİPSİZ DEĞİL”

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, “ÇEDES protokolü ile eğitim sistemini iyice gericileştirmeye çalışırlarken karşılaştıkları tepkilerden dolayı projeyi tabanda genişleterek yaygınlık kazandırma uğraşlarının farkındayız. Milli Eğitim Bakanı tarikatları sivil toplum kuruluşları diye meclis kürsüsünden anlatırken tarikatlar okullarda çeşitli yöntemlerle kök salmaya, saldıkları kökleri de kalıcı hale getirmeye devam etmektedir. İzmir’de öğrencilerle kurs ve sınav merkezlerinde yapılacak olan yarışma bu durumun yansımasından başka bir şey değildir. Çocuklarımızın nitelikli eğitime olan ihtiyacı sadece onların değil ülkenin geleceğinin de ihtiyacıdır. Denetlenemeyen pedagojik formasyonu olmayan unsurların içinde sadece din motifleri geçiyor diye okullarda çalışma yürütmesi büyük sorunlar doğurabilecek bir hatadır. Çocuklarımızın başına bir şey gelmesini engelleyecek güce sahibiz onlar asla yalnız değiller. Bu süreçleri gün ve gün proje proje takip etmekteyiz ve yasal meşru haklarımızı sonuna kadar kullanmaktan çekinmeyeceğimizi bilmenizi isteriz. Bu ülke, bu kent ve bu çocuklar sahipsiz değillerdir” dedi.

    Kaynak: Birgun.net

  • “DAHA ÖNCE ‘ALDATILDIK’ DEYİP AF DİLEYEN İKTİDAR; YİNE CEMAAT-TARİKATLARLA KOL KOLA YÜRÜYOR”

    “DAHA ÖNCE ‘ALDATILDIK’ DEYİP AF DİLEYEN İKTİDAR; YİNE CEMAAT-TARİKATLARLA KOL KOLA YÜRÜYOR”

    CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, “Daha önce ‘aldatıldık’ deyip af dileyen iktidar; yine cemaat-tarikatlarla kol kola, yürüyor. Kamuda, üniversitelerde, Milli Savunma Üniversitesi ve kurmay okullarında bu yapılara alan açıp kaynak akıtarak, yeni bir karanlığın altyapısını hazırlıyor. Milletimiz, çocuklarının geleceğinin yok edilmesine izin vermeyecektir” dedi.

    CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, Haftalık Değerlendirme Raporu’nu bugün yayınladı. Toprak’ın raporunda yer alan değerlendirmeler şöyle:

    “SENDİKA VE TOPLU SÖZLEŞME HAKKI, SENDİKACI VE İŞÇİLER GÖZALTINA ALINARAK ENGELLENMEK İSTENİYOR”

    2003’te yüzde 58 olan sendikalı işçi oranı 2023’te yüzde 14’e geriledi. İktidarın sendika karşıtlığını gösteren zihniyetle; işçilerin ücret ve sosyal hak mücadelesine güvenlik güçleri tarafından müdahale ediliyor. Anayasa güvencesindeki sendika ve toplu sözleşme hakkı, sendikacı ve işçiler gözaltına alınarak engellenmek isteniyor.

    Bakanlığın resmi rakamları bile iktidarın 20 yılda sergilediği işçi ve sendika karşıtlığıyla daha iyi ücret ve sosyal olanaklar sağlayan toplu sözleşme hakkının nasıl yok edildiğini, milyonlarca işçinin asgari ücretle güvencesiz çalışmaya mahkum edildiğini gösteriyor.

    “AYM, TÜRK CEZA KANUNU İLE İLGİLİ VERDİĞİ İPTAL KARARINDA KRİTİK BİR ADIM ATTI”

    Anayasa Mahkemesi, Türk Ceza Kanunu ile ilgili verdiği iptal kararında kritik bir adım attı. Özellikle terör örgütü ile ‘iltisak ve irtibat’ gerekçesine dayandırılan, terör örgütü üyesi olmadığı halde üyelikten ceza alan binlerce kişi için ağır hak ihlalini ortadan kaldıran bu iptal kararı, çok sayıda tahliye kararını beraberinde getirecek.

    Asıl dikkat çeken nokta; AYM, iptal kararını 26 Ekim’de almasına rağmen kararın 1,5 ay gecikmeyle 8 Aralık’ta resmi gazetede yayınlanması. Oysa AYM kararlarının Resmi Gazete’de hemen yayınlanması Anayasa’nın 153’üncü maddesinin hükmü. Tüm bu boşluklara rağmen AYM’nin gerek Can Atalay hakkındaki ihlal gerekse TCK ile ilgili iptal kararları, yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti adına hayati önemdeki kararlardır.

    “DAHA ÖNCE ‘ALDATILDIK’ DEYİP AF DİLEYEN İKTİDAR; YİNE CEMAAT-TARİKATLARLA KOL KOLA, YÜRÜYOR”

    ‘Dünyanın en iyi 500 üniversitesi 2023-2024’ listesinde Türkiye’deki 208 üniversiteden hiçbiri yer alamadı. Milli Eğitim Bakanının tarikat ve cemaatlerle protokollere devam edeceklerini ifade etmesi, bunun planlı-bilinçli bir iktidar politikası olduğunu sergiliyor. Kaynak yok diye çocuklardan esirgenen bir öğün ücretsiz yemek bütçesinin kat kat fazlası cemaat ve tarikatlara akıtılıyor.

    Daha önce ‘aldatıldık’ deyip af dileyen iktidar; yine cemaat-tarikatlarla kol kola, yürüyor. Kamuda, üniversitelerde, Milli Savunma Üniversitesi ve kurmay okullarında bu yapılara alan açıp kaynak akıtarak, yeni bir karanlığın altyapısını hazırlıyor. Milletimiz, çocuklarının geleceğinin yok edilmesine izin vermeyecektir.

    “İKTİDARIN GÖZDEN UZAK TUTMAK İSTEDİĞİ GERÇEĞİN 500 TL BANKNOT BASIMINA YÖNELİK HAZIRLIKLAR OLDUĞU ANLAŞILIYOR”

    Cumhuriyet’in 100. Yılı için ‘hatıra’ diyerek 100 milyon adet madeni 5 TL piyasaya sürüldü. 200 TL’nin toplam likidite içindeki oranı yüzde 70’e, 100-200 TL’nin toplamı yüzde 93’e ulaştı. Uluslararası uygulamaya göre aynı anda en fazla 6 farklı değerde kağıt para tedavülde yer alıyor. 5 TL, madeni paraya çevrilerek 500 TL’ye yer açılıyor.

    Tüm bu tartışmalar arasında, iktidarın gözden uzak tutmak istediği gerçeğin 500 TL banknot basımına yönelik hazırlıklar olduğu anlaşılıyor. Ülke nüfusundan 15 milyon daha fazla hatıra para basılması, dünyada örneği olmayan bir uygulamadır. Önemli günler, yıllar ve anmalar için hatıra para, pul, kalem, rozet, poster vb. uygulamalarda basılan adet 10-50-100 bin adet arasındadır. Anma amaçlı materyallerin hatıra özelliği sayıca az ve değerli olmasından kaynaklanır. İnsanlar bunu hatıra olarak saklar ya da koleksiyonerler toplar. 100 milyon adet hatıra madeni para basımı ve kullanım için tedavüle sürülmesi, amacın hatıra olmadığını gösteriyor.

    “YATIRIM-PORTFÖY DANIŞMANLIĞI MERKEZ BANKASI BAŞKANININ GÖREVİ DEĞİLDİR”

    Merkez Bankası (MB) Başkanı’nın son açıklamaları, yasal misyonu, görevi ve yetkileri dışında bir tutumu benimsediğini gösteriyor. Tasarruf sahipleri ve yabancı yatırımcıların tercihlerini yönlendirici bir söylem, yatırım-portföy danışmanlığı MB Başkanı’nın görevi değildir. MB yasasına aykırıdır.

    Ayrıca Merkez Bankası Başkanı’nın Cumhurbaşkanı’na ‘Bize üç alan söyleyin şahlandıralım’ talebinde bulunması başlı başına MB kaynaklarına ve politikalarına müdahale zemini açmaktır. MB bir yatırım, ticari kredi bankası değildir. Siyasi iktidara MB kasasını ardına kadar açmak, ‘talimat verin istediğinizi yapalım’ demek kabul edilemez. Bu tavır; MB Başkanının görevi, misyonu olmadığı gibi kurumsal saygınlığı yok eden, siyasete yaranan, biatçı bir yaklaşımdır.

    “MB İSTATİSTİKLERİ, TÜRKİYE’NİN YURT DIŞINA ‘NET DOĞRUDAN YATIRIMCI’ KONUMUNA GELDİĞİNİ GÖSTERİYOR”

    Türkiye’nin en büyük 500 sanayi şirketi arasında yer alan köklü holdinglerinden birisi daha sanayi tesislerini sökerek ABD’ye taşıma, üretimine ABD’de devam etme kararı aldı. Merkez Bankası istatistikleri, Türkiye’nin yurt dışına ‘net doğrudan yatırımcı’ konumuna geldiğini gösteriyor.

    Kapanan fabrikalar, artan işsizlik, yoksullaşma ve beyin göçüne şimdi yerli yatırım sermayesi göçü ekleniyor. Gelen sermayenin çoğunun gayrimenkul karşılığı vatandaşlık olmak üzere kara para, aklanmak istenen suç gelirleri olduğu son operasyonlarla açığa çıkıyor

    “2016’DAN İTİBAREN KREDİ NOTUNDA KESİNTİSİZ DÜŞÜŞ SÜRECİNE GİRİLDİ”

    Kredi derecelendirme kuruluşları, Türkiye’nin kredi notunu güncellemek için yerel seçim sonrasını bekliyor. Moody’s, ücret zamlarının hedef enflasyona göre belirlenmesini şart koştu. Yurt dışı finansörler, reyting kuruluşlarının yerel seçim sonrası vereceği not sinyaline göre yön belirleyecek.

    Türkiye, 2012’de aldığı ‘yatırım yapılabilir’ notuyla yıllık 17-20 milyar dolara varan doğrudan yatırım sermayesi girişleri sağladı. 2016’dan itibaren kredi notunda kesintisiz düşüş sürecine girildi. 2018’de tek kişilik yönetim sistemine geçiş sonrasında uygulamaya konulan irrasyonel ekonomi kararları, 5 kez değişen MB Başkanı, 7 kez değişen TÜİK başkanı, 3 kez değişen Hazine ve Maliye bakanlarıyla çivisi çıkan ekonominin not karnesi adeta dibe vurdu.

    “TÜM DÜNYADA GIDA VE TARIM HIZLA ÖN PLANA ÇIKARKEN, TÜRKİYE’DE TARIMSAL DESTEKLER SONLANDIRILIYOR”

    Tüm dünyada gıda ve tarım hızla ön plana çıkarken, Türkiye’de tarımsal destekler sonlandırılıyor. Tarımsal sulamada enerji desteği 31 Aralık’ta yürürlükten kalkıyor. Çiftçiye elektrik desteğinin kesilmesi, dağıtım şirketiyle icralık olan ve elektrikleri kesilen milyonlarca üreticinin üretimsizliğe ve kaderine terk edilmesidir.

    Sadece 6 ille (Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) sınırlı bu desteğin, ülkenin en yoksul nüfusunun yaşadığı, işsizliğin ve göçün en yoğun olduğu bölgesinde kaldırılması akıl dışı olmanın ötesinde vicdansızlıktır. İktidar; ekonomik, insani ve vicdani akıldan yoksun bu karardan dönmeli, Güneydoğu’daki tarımsal sulamaya yönelik elektrik desteği Cumhurbaşkanı kararıyla sadece 5 yıl değil kalıcı şekilde uzatılmalıdır.

    “NETANYAHU HÜKÜMETİ İSRAİL’E GELEN ‘TİCARİ GEMİ LİSTESİNİ GİZLEME’ KARARIYLA İKTİDARA JEST YAPTI”

    F-16 için ABD’nin İsveç’e onay şartını kabul eden iktidar, Avrupa’dan 45 Eurofighter alabilmek için Airbus’a 355 yolcu uçağı sipariş etti. Gazze’de İsrail’e tepki gösterip arka kapıdan İsrail ile ticaretini sürdüren iktidar, köşeye sıkıştı. Netanyahu hükümeti İsrail’e gelen ‘ticari gemi listesini gizleme’ kararıyla iktidara jest yaptı.

    Tam bu aşamada Netanyahu hükümetinin, geçen haftadan itibaren İsrail limanlarına gelen ticari gemilerin, geldikleri ülke ve getirdikleri malların gizli tutulması, liman işlemlerinin gizlilikle yürütülmesi kararı alması dikkat çekici! Muhtemelen bu karar, iki yüzlü Gazze-Filistin-İsrail politikası ve İsrail ile arka kapı pazarlıklarıyla karşı karşıya kaldığı siyasi sıkışmışlıktan iktidarı kurtarmak, Türkiye’den giden gemilerin açığa çıkmasını önlemek için İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yaptığı bir jest.

    “PETROL, GÜÇ SAVAŞLARI YAŞANAN KERKÜK’TE, YENİ BÖLGESEL ÇATIŞMA, MÜCADELE VE İSTİKRARSIZLIKLARIN FİTİLİNİ ATEŞLEYEBİLİR”

    Irak’ta 10 yıldan bu yana yapılamayan Vilayet Meclisleri Yerel Seçimlerinde; Kerkük’te Talabani ailesinin liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) önde çıkarken, Türkiye destekli Türkmen Cephesi 2 sandalye kazanabildi. Sonuçlar; başta petrol olmak üzere güç savaşları yaşanan Kerkük’te, yeni bölgesel çatışma, mücadele ve istikrarsızlıkların fitilini ateşleyebilir.

    Petrol-doğalgaz ve yeraltı zenginlikleriyle ABD’nin yanında, yerel ve bölgesel güçlerin mücadelesine sahne olan Kerkük, önümüzdeki dönemde yeni krizlere, silahlı çatışmaya varabilecek gelişmelere sahne olabilir. Türkiye’nin en yüksek kapasiteli petrol boru hattının bağlı olduğu Kerkük’teki bu tablo ve iktidar içindeki tartışmalar, izlenen dış politikalardaki öngörüsüzlük ve zafiyetin işaretleri olarak görülmelidir.”

  • İlhan Cihaner : Bakan’ın konuşması üzerine

    İlhan Cihaner : Bakan’ın konuşması üzerine

    Meclis tutanaklarına göre Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Bakanlık Bütçesini sunduğu konuşmasının sonuna doğru şu sözleri sarf etti:

    “Siz totaliter tavırlarınızla insanların dinine, inancına, eğitimine, yaşantısına müdahale ettiğiniz Türkiye yok artık; bunu görün, uyanın… Çok hoşunuza gidecek bir şey daha söyleyeceğim… Bakın, Millî Eğitim Bakanlığının şu anda, 2023 yılı itibarıyla geçerli 2.709 tane protokolümüz var. Bunlardan 1.167 tanesi resmî kurumlarla, 550 tanesi STK’lerle, 986 tanesi ise TEMA’dan Kızılay’a, bir sürü STK’yle… Bunların içerisinde sizin “tarikat, cemaat” dediğiniz…bizim “STK” dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır ve ben bu protokollerden dolayı bu protokollerle bize hizmet eden, bize destek olanlara da teşekkür ediyorum. Onlarla da protokol yapmaya da devam edeceğiz. Çatlasanız da patlasanız da… Bakın, protokol yaptığımız bu sivil toplum örgütleri sizin çocukları dağa çıkarmanıza engel olduğu için çatlıyorsunuz. Ben o STK’lerle protokol imzalamaya devam edeceğim. Çocuklarımın dağa çıkmaması için sizin insan kaynağınıza insan yetiştirmemek için buna devam edeceğim…”

    Konuşmanın “çatlama patlama!” ve benzer dalga geçme tonunu bir tarafa bırakacak olursak ibret verici ve “uyarıcı” olduğu kesin. Nitekim geniş bir tartışma alanı buldu. Öncelikle bakanın ana argümanı olan “çocukların dağa çıkmasına engel olma” iddiası ipe sapa gelir değil. Tarikat/cemaat bağlantılı vakıf ve dernekler ağırlıklı olarak “değerler eğitimi” adı altında okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocukları devşirmeye çalışıyorlar. En eski protokol de -bildiğim kadarıyla- 2016 sonrası yapıldı. Bu çocukların “dağa çıkacak” yaşa gelmeleri için epeyce yaş almaları gerek!

    ∗∗∗

    Kaldı ki geçmişleri “Kemalist Devlet Yıkılı Elbet!” sloganına bağlanan, adları istismar vakalarıyla, cumhuriyet karşıtı cihadist yapılarla en önemlisi birkaç yıl öncesine kadar Fetullahçı yapılanma/FETÖ ile anılan kişi ve oluşumların, -bu halleriyle başlı başına ülkeye tehdit oluşturan- “STK’ların teröre karşı sigorta!” olarak görülmesi başlı başına zavallıca. Devlet devasa güvenlik harcamalarını bırakıp üç beş protokol daha imzalasın o zaman! Sayın bakan anlaşılıyor ki klasik olduğu üzere “milliyetçilik sığınağına” oynuyor.

    Konuşma laiklik ekseninde daha geniş bir tartışma alanı buldu. Bu haliyle faydalı ve uyarıcı olduğu bile söylenebilir. “(eski) Türkiye yok artık; bunu görün, uyanın…” yerinde bir tespit! Şeyleri adıyla çağırmak nereden gelirse gelsin görmezden gelmeye, takiye yapmaya göre daha faydalıdır. Bu çerçevede özellikle meclis içerisinden bu konuşmaya dönük tepki ve eleştirilerin yanlış/eksik gördüğüm kısımlarına değinmeye çalışacağım.

    Başta parlamento içi muhalefet olmak üzere devlet analizinin güncellenmesine ihtiyaç var. Yargısından milli eğitimine, Parlamentosundan sermayesine… Bu analiz çözüm setlerini de işaret edecektir. Eski devlet analizi ile yaklaşıldığında yönetemeyen nerede ise “failed state” (çuvallayan/başarısız) olarak değerlendireceğimiz devlet, bakanın da işaret ettiği haliyle kendi gündemine hakim, hedeflerine yaklaşma konusunda gözü kara, “başarılı” bir devlet olarak görülecektir. Kuşkusuz bu iki farklı analizin muhalefet ve çözüm yolları da epeyce farklı olacaktır.

    Ayrıca İktidarın laiklik karşıtı uygulamaları ve cemaat/tarikat yapılanmalarına açtığı alan tartışma konusu protokollere göre daha derin ve sürekli. Bu nedenle Laiklik savunusunu sadece protokollerle sınırlandırmamak gerek. Müfredattan kadrolaşmaya kadar yapılanlara bakarsak tarikatlar esas Milli Eğitim Bakanlığı tarikatların “paraleli” olmuş durumda!

    ∗∗∗

    Bakanın konuşması nedeniyle ağırlıklı olarak FETÖ benzetmesi yapılarak ders alınmadığı yolunda eleştiriler yapıldı. Oysa Fetullahçı yapılanma ile mevcut cemaat/tarikat yapılanmaları arasında çok büyük farklar var. Fetullahçı yapılanma ağırlıklı olarak devlet bürokrasisinde güçlenmeyi öncelemişti. Halk nezdindeki desteği sınırlı kalmıştı. Oysa şimdi, başta milli eğitim olmak üzere tarikat cemaat örgütlenmeleri -devletin de desteğiyle- tabanda ciddi bir örgütlenmeye ve halk desteğine/meşruiyete sahip görünüyor. Kaldı ki iktidarın FETÖ ile derdi “informel olarak devleti ele geçirmesi” değil “kendisi ile yolları ayırması idi. Kürt hareketinin bazı unsurlarının tarikat ve cemaat örgütlenmelerine yaklaşımda bu yapılarla kesişmesi de göz önünde bulundurulursa karşı karşıya kalınan durumun FETÖ dönemi ile mukayese edilemeyeceğini göstermektedir.

    Bir diğer göz ardı edilen husus tarikat ve cemaatler ile siyasi iktidarın hedefleri için bir yol kazası olarak gördükleri 15 Temmuz’dan sahiden “ders çıkararak” kendi içlerinde minimum gerilimle etki alanlarını büyütmeye çalışmalarıdır. Teolojik ve maddi çıkarlar bakımından birbirleri ile “çatışmaları” gereken yapıların iktidarın moderasyonluğunda gül gibi geçinip gidiyorlar, ticaretlerine ve etki alanlarını büyütmeye bakıyorlar. İşte Diyanet hatta muhalif olarak görülen bazı partiler bile yolsuzluklara, milyonluk arabalara, çocuk istismarlarına, cemaatlerin ballı ihalelerine eleştirel tek bir söz söyle(ye)miyor.

    ∗∗∗

    Tam burada 2019 yılında sızan Diyanet’in “Dini-Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dini-Kültürel Oluşumlarve Yeni Dini Yönelişler” raporunu hatırlamakta fayda var. Bu raporun -bence- en önemli yönlerinden birisi şimdi yükselen bazı oluşumları değerlendirme dışı bırakmış, bu haliyle onlara alan açmaya çalışmış olmasıydı. 15 Temmuz “paniği” ile düzenlendiği anlaşılan raporda nerede ise bir terör örgütü olarak tanımlanan “Mustazaflar Hareketi (Hizbullah)” artık iktidarın makbul bir bileşeni.

    Yazı uzadı. Ama adet olduğu üzere ne yapmalı üzerine de bir şeyler söyleyeyim. Yukarıda yazmaya çalıştığım yaklaşım değişikliği zemininde bir şeyler yapılmalı.  Parlamento kürsüsünden Cumhuriyetin ve laikliğin ruhunu çağırarak, rafa kaldırılmış anayasaya aykırılık uyarıları yaparak, çoktan bu yapıların korumalığına soyunmuş yargıyı göreve çağırarak sonuç alınamaz. Bu yapılara kendini kaptırmış halkla aramızdaki iletişim duvarlarını yıkarak, gerilimi sınıfsal zemine taşımak en doğru başlangıç olacaktır.

    İlhan Cihaner’in yazısı

  • “BEDELİ NE OLURSA OLSUN BU ÜLKENİN GELECEĞİ OLAN GENÇLERİ TARİKATLARIN, CEMAATLERİN ELİNE TESLİM ETMEYECEĞİZ”

    “BEDELİ NE OLURSA OLSUN BU ÜLKENİN GELECEĞİ OLAN GENÇLERİ TARİKATLARIN, CEMAATLERİN ELİNE TESLİM ETMEYECEĞİZ”

    Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP), tutuklu milletvekili Can Atalay için Hatay’dan başlattığı ‘Özgürlük Yürüyüşü’nün 19’ncu gününde partinin genel başkanı Erkan Baş, “Biz bedeli ne olursa olsun bu ülkeyi ve bu ülkenin geleceği olan gençleri, tarikatların, cemaatlerin eline teslim etmeyeceğiz. Tarikatların oyunu da, desteğini de istemiyoruz. İnsanların inancını sömüren, bu suç yuvalarını iktidara geldiğimizde derhal kapatacağımızı ve tüm suçlarını ortaya dökeceğimizi bir kez daha ifade ediyorum. Çünkü bugün arkasına iktidarın gücünü alarak din kisvesi altında sapkınca dürtülerini meydana saçanlarla görülecek bir hesabımız var” dedi. Gezi Davası kapsamında tutuklu bulunan Hatay Milletvekili Can Atalay da cezaevinden yolladığı Filistin’le dayanışma mektubunda, “Filistin halkına yönelen bu soykırımcı savaş derhal durdurulmalıdır. Başta 17 Ekim saldırısı olmak üzere 7 Ekim’den bu yana başta sivillere yönelik olanlar olmak üzere insanlığa karşı suç işlemiş herkes ama herkesin adalet önünde hesap vermeleri güvence altına alınmalıdır. Başta Gazze olmak üzere tüm bölgede derhal insani ateşkes kabul edilmelidir” dedi.

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Gezi Davası kapsamında hapis cezasına mahkum edilen Can Atalay, Osman Kavala, Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman ve Mine Özerden’in mahkumiyetlerini onadı. TİP, Milletvekili Can Atalay’ın da bulunduğu Gezi tutuklularının tahliye edilmemesine karşı Hatay’dan Ankara’ya yürüyüş başlattı.

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Özgürlük Yürüyüşü’nün 19. gününde şunları söyledi:

    “Bugün Türkiye’de yalnızca bugünleri değil, yarınları da çalınmak istenen ve tarikatlara mahkum edilen gençler için yürüdük. AKP’nin belki de en belirgin özelliklerinden birisi gençlere olan düşmanlığı çünkü bir genç arayarak, araştırarak, fikir edinir. Her duyduğuna inanmaz. Kendisini ve yaşadığı dünyayı daima sorgular. İşte iktidarın akademiye saldırılarını, eğitim sisteminin içini boşaltma girişimlerinin, ilkokul sıralarından başlayarak gençleri maruz bıraktığı ideolojik saldırının temel sebebi de zaten budur. Onlar düşünen sorgulayan değil, biat eden, kabul eden, sineye çeken bir gençlik istiyorlar. Tam da bunun için bizzat kendi elleriyle gençleri ne olduğu belirsiz tarikatların eline teslim ediyorlar.

    “BEDELİ NE OLRUSA OLSUN BU ÜLKENİN GELECEĞİ OLAN GENÇLERİ TARİKATLARIN, CEMAATLERİN ELİNE TESLİM ETMEYECEĞİZ”

    Bunu çok çeşitli biçimlerde yaptılar. Öğrencilerin barınabileceği yeterli sayıda devlet yurdu inşa etmediler, onları tarikatları paravan olarak kullandığı dershanelere mahkum ettiler. Tarikatların işlediği sapkın suçları cezasızlıkla geçiştirip tarikatları ödüllendirdiler. Enes Kara kardeşimiz bu iğrenç düzene daha fazla dayanamayan ve yaşamına son veren, adını bildiğimiz örneklerden yalnızca biriydi. Şu anda kaç kardeşimiz benzer sebeplerle tarikat yurtlarında maruz kaldıkları baskı nedeniyle psikolojik ve sağlık açısından sıkıntılar yaşıyorlar. Yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Yaşama tutulma savaşı veriyorlar, bilmiyoruz. Biz bedeli ne olursa olsun bu ülkeyi ve bu ülkenin geleceği olan gençleri, tarikatların, cemaatlerin eline teslim etmeyeceğiz. Aman bize küserler mi, kızarlar mı diye zerre kaygımız yok. Tarikatların oyunu da, desteğini de istemiyoruz. İnsanların inancını sömüren, bu suç yuvalarını iktidara geldiğimizde derhal kapatacağımızı ve tüm suçlarını ortaya dökeceğimizi bir kez daha ifade ediyorum. Çünkü bugün arkasına iktidarın gücünü alarak din kisvesi altında sapkınca dürtülerini meydana saçanlarla görülecek bir hesabımız var. Onlara rağmen bu ülkeyi daha aydınlık bir geleceğe taşıyan genç arkadaşlarımıza da sözümüz var. Biz bu gerçeklere gözünü kapatmak isteyenlere karşı özgürlük için yürüyüşümüzü güçlenerek sürdüreceğiz. Emek için, emekçi için, gençlik için özgürlükle ve ülkenin dört bir yanından yükselen sesleri birleştirerek yürümeye devam edeceğiz. Bu yürüyüşte elini vicdanına koyan, özgürlükten yana tavır alan herkesi bir adım daha atmaya, bir adım da bizimle birlikte olmaya çağırıyoruz.

    “FİLİSTİN HALKINA YÖNELEN BU SOYKIRIMCI SAVAŞ DERHAL DURDURULMALIDIR”

    TİP’in tutuklu Hatay Milletvekili Can Atalay da İsrail’in saldırıları sonucu çok sayıda sivilin hayatını kaybettiği Filistin’le dayanışmak için Marmara Cezaevi’nden mektup paylaştı. Atalay’ın dayanışma mektubu şöyle:

    “Tam 75 yıldır bir halk, Filistin halkı yok sayılıyor. Tam 75 yıldır çoluk çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek, silahlı, silahsız demeden Filistin halkına her türlü araçla, yolla, yordamla zulmediliyor. 75 yıldır siyonist işgalcilere her şey serbest; onların suçları görülmez, onlar yargılanmaz hesap vermez. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere emperyalizm 75 yıldır bu zulmün hem hamisi hem suç ortağı.

    Bugün 18 Ekim 2023 Netenyahu iktidarı 75 yıldır işlenen suçların yanına bir yenisini, yeni bir Sabra ve Şatilla Katliamı’nı ekledi. İnsanlık tarihinde eşi az görülen biçimde bir hastanenin bombalanması ile gelinen aşamanın adını koymak durumundayız: Bu soykırımı derhal durdurmak ve sorumluların uluslararası ceza adaleti karşısına hiç gecikmeden çıkmalarını mücadele gündemimizin en üst sıralarına yazmak. Filistin halkına yönelen bu soykırımcı savaş derhal durdurulmalıdır. Başta 17 Ekim saldırısı olmak üzere 7 Ekim’den bu yana başta sivillere yönelik olanlar olmak üzere insanlığa karşı suç işlemiş herkes ama herkesin adalet önünde hesap vermeleri güvence altına alınmalıdır. Başta Gazze olmak üzere tüm bölgede derhal insani ateşkes kabul edilmelidir.

    Derhal ateşkes. Derhal adil bir barış. Adil bir barış için tüm insanlığın ayrım gözetmeksizin sivillere karşı saldırılara karşı ses yükseltmesi ve Filistin halkının, haklarının daha fazla gecikmeksizin teslimi. Kahrolsun faşizm. Kahrolsun emperyalizm. Kahrolsun siyonizm. Yaşasın Filistin halkının haklı mücadelesi. Yaşasın halkların kardeşliği”

  • “BU ANLAYIŞI İNŞA EDENLERİ VE BU GÖRÜNTÜLERİ YARATANLARI KINIYORUZ”

    “BU ANLAYIŞI İNŞA EDENLERİ VE BU GÖRÜNTÜLERİ YARATANLARI KINIYORUZ”

    Rize Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Fındıklı’daki gençlik kampında sarıklı ve cübbeli bir grubun düzenlediği etkinliğe; “Bu anlayışı inşa edenleri ve bu görüntüleri yaratanları kınıyoruz. İlçemizde bulunan ve halkın kaynakları ile inşa edilen bu Gençlik kampının gençlerimizin sportif aktiviteleri için değil tarikatların örgütlenmesi için inşa edildiğinin bir göstergesidir. Yetkililere bir kez daha sormak isteriz biz bu spor dalını anlamadık tanımlayabilirimsiniz? Fındıklı Halkı karanlıklara ve gericiliğe geçit vermeyecek, Laik Demokratik Cumhuriyet değerlerini yarınlara taşıyacak” sözleriyle tepki gösterdi.

    Rize Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Fındıklı’daki kampında çekilen görüntüleri sosyal medya hesabından paylaşarak videodaki sarıklı ve cübbeli grubun gençlik kampı düzenlemesine tepki gösterdi. Çervatoğlu’nun yaptığı paylaşım şöyle:

    “BU ANLAYIŞI İNŞA EDENLERİ VE BU GÖRÜNTÜLERİ YARATANLARI KINIYORUZ”

    “Gençlik ve Spor Bakanlığının övünerek bahsettiği kampa (Fındıklıların ve kurum olarak belediyemizin gezmeye bile giremediği bu alanda) giren bu garip insanların hangi spor dalı ile meşgul olduklarını anlayamadık. Fındıklı ilçesi Laik Demokratik Cumhuriyetin şirin bir kasabasıdır. Bu anlayışı inşa edenleri ve bu görüntüleri yaratanları kınıyoruz. İlçemizde bulunan ve halkın kaynakları ile inşa edilen bu Gençlik kampının gençlerimizin sportif aktiviteleri için değil tarikatların örgütlenmesi için inşa edildiğinin bir göstergesidir. Yetkililere bir kez daha sormak isteriz biz bu spor dalını anlamadık tanımlayabilir misiniz? Fındıklı Halkı karanlıklara ve gericiliğe geçit vermeyecek, Laik Demokratik Cumhuriyet değerlerini yarınlara taşıyacak.”

  • “EKONOMİK KRİZ VE YOKSULLAŞMA SONUCU AİLELER VE ÇOCUKLAR TARİKATLARA MECBUR BIRAKILMAKTADIR”

    “EKONOMİK KRİZ VE YOKSULLAŞMA SONUCU AİLELER VE ÇOCUKLAR TARİKATLARA MECBUR BIRAKILMAKTADIR”

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Aysu Bankoğlu, son bir haftada üç çocuğun dini vakıf, cemaat ve tarikatlara ait merkezlerde hayatını kaybetmesi üzerine Meclis araştırması açılması için önerge verdi.

    Bankoğlu, “Dini vakıf, cemaat ve tarikatların son yıllarda eğitim sistemindeki hakimiyetinin endişe verici düzeyde artması nedeniyle aile ve çocuklar bu yapıların çemberine girmektedir. Tarikatlara aktarılan kamu kaynakları ve bu yapılara eğitim sisteminde ciddi imtiyazlar sunulması ile her geçen gün derinleşen ekonomik kriz ve yoksullaşma sonucu aileler ve çocuklar, ne yazık ki, cemaat ve tarikatlara mecbur bırakılmaktadır” dedi.

    “AİLELER VE ÇOCUKLAR, CEMAAT VE TARİKATLARA MECBUR BIRAKILMAKTADIR”

    “ÇOCUKLAR, YOKSULLUK VE ÇARESİZLİK İÇİNDE TARİKATLARA YEM EDİLİYOR”

    “BU MERKEZLERDE ÇOCUKLAR, HER TÜRLÜ ŞİDDET VE İSTİSMARA MARUZ KALMAKTADIR”

    Kamu kaynaklarının bu yapılara aktarılması ve bu yapıların çeşitli imtiyazlarla güçlendirilmesi, sosyal devletin çocukların sağlıklı gelişim, iyi, nitelikli, ücretsiz eğitim alması görevini yerine getirmesinde ciddi engel teşkil etmektedir. Kamu kaynakları eğitimde çocukların beslenmesi, ulaşımı gibi sorunların çözümüne değil, bu yapılara aktarılmaktadır. Kamuya ait konut stoku öğrencilere değil, tarikatlara yurt veya medrese olarak tahsis edilmektedir. Bu ve yukarıda bahsi geçen nedenlerle dini vakıf, cemaat ve tarikatlar FETÖ’nün eğitim ağının üzerine kurulup aynı anlayışla propagandalarına devam etmektedir. Bu merkezlerde geleceğimizin teminatı çocuklar her türlü şiddet ve istismara maruz kalmaktadır. Sosyal devlet, bireylerin kişisel gelişimleri için gerekli eğitim, donanım ve hizmetleri sunmak ve en önemlisi bireylere insan onuruna yakışır bir gelecek sağlamakla yükümlüdür. Bu açıdan hem sosyal devlet anlayışını güçlendirmek hem Milli Eğitim sistemindeki bahsi geçen yanlışlara çözüm bulmak hem de çocuklarımızı korumak amacıyla bir araştırma komisyonunun kurulması ve yukarıda bahsi geçen bu konuların tüm yönüyle araştırılması kamu yararı açısından büyük önem taşımaktadır.”