Etiket: skandal

  • ÖSYM’de tercih skandalı! TIPTAN YAŞLI BAKIMA

    ÖSYM’de tercih skandalı! TIPTAN YAŞLI BAKIMA

    ÖSYM tercihleri değiştirildiği ortaya çıkan bir öğrenciye açtığı dava sonucunda ilk tercihlerine yerleşme hakkı kazandı. Ama bu sorunu yaşayan başka öğrenciler de var. Sadece Şikayetvar platformuna yansıyanlar pek çok öğrencinin aynı durumda olduğunu ortaya koyuyor. Soralım: Bir öğrenciye afla bu sorun çözülür mü?

    Ülke hemen hemen her gün yeni bir operasyona uyanıyor. Kara para, bahis, kripto, sahte diploma, İBB soruşturmaları derken son olarak da önceki gün casusluk soruşturması başlatıldı.

    Tüm bu hengamenin içindeyse eğitim alanında bir skandal tartışılıyor. Bu kadar operasyonun arasında pek gündeme gelmese de bu yılki YKS’de birçok öğrencinin tercihlerinin kendileri istemeden değiştirildiği iddia ediliyor.

    Skandal Gazeteci İsmail Saymaz’ın Halk TV’deki yazısıyla ortaya çıktı. Saymaz yazısının başlığında “Kim bu tercihleri değiştiren el” diye sordu. Yazıda 6 öğrencinin tercihlerinin değiştirildiği belirtiliyordu. Daha sonra dava açan öğrencilerden birine ilk tercihinde yazan bölüme tercih hakkı tanındı.

    Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nden yapılan açıklamada tercihlerin şifrelerin farklı kişilere verilmesinden kaynaklandığı belirtildi. Peki, gerçekten öyle mi? Sadece Şikayetvar platformuna yansıyanlar dahi olayın başka bir noktası olabileceğini gösteriyor. Üstelik mesele sadece tercihlerde değişiklik değil. Kimi öğrenciler tercihlerinin tamamen silindiğinden bahsediyor.

    Öğrencinin kullanıcı isimleri ve yazdıkları mesajlar şöyle:

    TIPTAN YAŞLI BAKIMA

    Ceylin: 13 Ağustos 2025 tarihinde, bilgim ve rızam dışında YKS tercih listemin kötü niyetli kişi veya kişiler tarafından değişiklik yapıldığını fark ettim. Şifremi kimseyle paylaşmadım ve tercihlerime erişebilecek başka bir kişi yoktu. Durumu fark ettiğimde, tıp fakültesi tercihlerim yerine ön lisans yaşlı bakım bölümüne yerleştirildiğimi gördüm. Bu durumdan dolayı mağdur oldum ve istemediğim bir bölüme yerleştirildim. Konu ile ilgili olarak ÖSYM’ye başvurdum. Ancak ÖSYM, adayların kendi şifreleriyle tercihlerini son ana kadar değiştirebileceğini belirterek herhangi bir çözüm sunmadı. Oysa tercihlerimdeki değişiklik tamamen benim dışımda gerçekleşti.

    TERCİHLER SİLİNDİ

    Fnchmt: 2025 YKS tercihleri için oğlumla birlikte ÖSYM Aday İşlemleri Sistemi (ais) üzerinden tercih işlemlerimizi tamamladık. Tercih işlemini 13.08.2025 Çarşamba günü saat 22:50:55’te bitirip, ekranda “onaylandı” yazısını gördük ve “tercihleriniz başarıyla kaydedildi” mesajını aldık. Ekran görüntüsünü de kaydettik. Sonra sistemden çıktık.

    Sonuçlar açıklandığında, “herhangi bir yükseköğretim kurumunu kazanamadı” ibaresiyle karşılaştık. Ancak, ÖSYM ais’e tekrar girdiğimizde, 26.08.2025 14:25’te tercihlerimizin yapılmamış göründüğünü fark ettik. Tercihlerimizin sisteme neden yansımadığının incelenmesini, mağduriyetimizin giderilmesini ve oğlumun yerleştirme hakkının iade edilmesini talep ediyorum.

    İNCELENMESİNİ İSTİYORUM

    Baran: 25 Ağustos 2025 tarihinde açıklanan YKS tercih sonuçlarına bakmak için sisteme giriş yaptığımda “aday sonuç kaydı bulunamadı” uyarısı ile karşılaştım. Tercihlerimi yaparken toplamda 20 tercih girdim ve başvuru ile önizleme işlemlerini 4 defa kontrol edip onayladığıma emindim. Ancak sonuçlar açıklandıktan sonra tercihlerime ve yerleştirme sonucuma ulaşamıyorum.

    Bu süreçte çağrı merkezini aradım, ayrıca mail gönderdim fakat herhangi bir dönüş alamadım. Tercih işlemleri sırasında herhangi bir ücret ödenmedi. İlk defa böyle bir sorunla karşılaşıyorum ve mağduriyet yaşıyorum.

    TERCİH YAPTIĞIMDAN EMİNİM

    Ali: 25 Ağustos tarihinde ÖSYM’nin web sitesi üzerinden ve telefonumdan YKS tercih sonuçlarımı kontrol ettiğimde her seferinde “Aday sonuç kaydı bulunamadı” uyarısı alıyorum ve sonuçlarımı görüntüleyemiyorum. Konuyla ilgili olarak ÖSYM nin genel merkezine giderek durumu izah ettim fakat sistemle ilgili olabilir 1 eylülde şansını denersin dediler kısacası bir sonuç alamadım. 1 sene kaybetmek istemiyorum. Tercih yaptığımdan eminim. Teknik bir sorun olduğunu düşünüyorum. Tercih sonuçlarımın tarafıma sunulmasını talep ediyorum.

    Hatice: 2025 YKS tercih döneminde ÖSYM üzerinden 7 tercih yaptım ve işlemlerimi eksiksiz şekilde tamamladım. Onay mesajı da aldım. Ancak yerleştirme sonuçları açıklandığında, ne tercih listem ne de yerleştirme sonucum sistemde görünüyor. Tercihlerimin kaybolmuş olması nedeniyle büyük bir mağduriyet yaşıyorum.

    PSİKOLOJİK YIKIM YAŞIYORUM

    Sevda: 2025 YKS tercih döneminde, tercihlerimi ÖSYM Aday İşlemleri Sistemi üzerinden iki kez eksiksiz şekilde kaydettim ve “Başvurunuz başarıyla kaydedildi” onayını aldım. Her iki başvurumda da yeşil tik ve başvurunun iletildiğine dair net bir onay mesajı gördüm, hatta tercihlerimin fotoğraflarını da çektim. Ancak 12 Ağustos’tan itibaren “kayıt bulunamadı” mesajı ile karşılaştım ve tercihlerimin tamamen silindiğini fark ettim. Bu süreçte ÖSYM müşteri hizmetlerini telefonla arayarak durumu bildirdim ancak herhangi bir geri dönüş alamadım. Bunca emeğimin ve çalışmalarımın boşa gitmesi beni son derece mağdur etti, psikolojik olarak da büyük bir yıkım yaşadım.

    Zeynep: ÖSYM’nin online sitesi üzerinden yapıp tercihlerimi onayladım ancak uygulamasında tamamlanmış tercihiniz bulunmamaktadır diyor. 13/08/2025’e kadar tercihlerimi çokça kez kontrol etmeme rağmen tercih yapmamış görünüyorum silinmiş. Sistem kapanmadan önce herhangi bir sorun yoktu tercihlerim görünüyordu. Bu değişiklik tamamen isteğim dışında olmuştur ve nasıl tercihlerimin silindiğine dair hiçbir fikrim yok.

    Yaren: YKS tercih sürecinde tercihlerimi cep telefonumdan, Eskişehir/Tepebaşı’nda, tercihlerin bitmesine bir gün kala saat 16:00 civarında gerçekleştirdim. Tercihlerimi kaydettikten sonra ekranda onay mesajı gördüm. Ancak daha sonra sisteme tekrar girdiğimde “tercih bulunamamıştır” uyarısı ile karşılaştım.

    Didar: 13 Ağustos tarihinde, bilgim ve rızam olmadan YKS tercih listemde değişiklik yapılmış. Ben tercihlerimi son kez 11 Ağustos’ta güncellemiştim ve tercih süresinin bitimine yaklaşık 2 saat kala tercihlerimin değiştirildiğini 20 Ağustos’ta fark ettim. Bu değişiklik tamamen benim dışımda gerçekleşmiş olup, tercihlerimin neden ve nasıl değiştirildiğine dair hiçbir bilgi verilmemiştir.

    Mustafa: ÖSYM tercih işlemlerimi tamamladıktan sonra, tercih listemin değişmiş olduğunu fark ettim. Tercihlerimi kaydettikten sonra herhangi bir değişiklik yapmadığım halde, sistemde tercihlerimin farklı şekilde göründüğünü tespit ettim. Durumu farklı cihazlardan da kontrol ettim ve aynı sorun devam ediyor. Bu nedenle tercihlerimin düzeltilmesini talep ediyorum.

    Ecrin: 13.08.2025 tarihine kadar YKS tercih listemi düzenli olarak kontrol ettim ve en son 13.08.2025 saat 21.39’da tercihlerimde herhangi bir sorun olmadığını gördüm. Ancak gece yarısından sonra tekrar kontrol ettiğimde, tercih listemin tamamen karıştığını ve sıralamanın değiştiğini fark ettim. Tercih süresi sona erdiği için de herhangi bir düzeltme yapma imkanım kalmadı. Özellikle, listeye yalnızca bir üniversite eklemiştim ve başka bir işlem yapmamıştım. Sistem kapanmadan önce defalarca kontrol etmeme rağmen, ÖSYM sayfasında herhangi bir hata veya uyarı mesajı ile karşılaşmadım. Bu değişikliğin, sistemde yaşanan bir güncelleme hatasından kaynaklandığını düşünüyorum.

    ÇÖZÜM ÜRETİLMESİ ŞART

    Bunlar sadece Şikayetvar’a yansıyanlar. Bir ihtimal bu sorunu yaşayanlar bu kadardır. Belki de daha fazladır… Ancak bunun bir önemi yok. Sorumlu öğrenciyi suçlayan ve şifreyi başkasına vermekle bu sorunun yaşandığını söyleyen ÖSYM. Sonraki senelerde buna benzer bir durumun yaşanmayacağının garantisi yok. Eğer sorun öğrenciyse de değilse de bunun araştırılıp detaylıca açıklanması lazım. Aylarca hatta bazen yıllarca emek verip tercih yaparken günlerce düşünen öğrencilerin bu emeklerinden daha değerli ne olabilir?

  • Beylikdüzü Devlet Hastanesi’nde sahte rapor skandalı!

    Beylikdüzü Devlet Hastanesi’nde sahte rapor skandalı!

    Türkiye sahte diplomaların alınmasını sağlayan e-imza skandalıyla çalkalanıyor. Ancak skandallar bununla da sınırlı değil. İstanbul Beylikdüzü Devlet Hastanesi’nde Cumhuriyet’in ortaya çıkardığı sahte sağlık raporu skandalı büyüyor. Hastanede görevli bir doktor adına düzenlenen ve kendisinin bilgisi dışında kullanılan sahte belgenin ortaya çıkmasının ardından, başka doktorlar adına da benzer belgeler üretildiği iddiası gündeme geldi.

    Cumhuriyetin edindiği bilgilere göre; sadece bir hekim değil, farklı branşlardan birçok doktorun adı ve unvanı, bilgileri dışında sağlık raporlarında yer aldı. Raporda belirtilen teşhis, tedavi süreci ve muayene tarihleriyle ilgili doktorların herhangi bir işlemi bulunmadığı tespit edildi. Olayla ilgili olarak bir grup kişinin söz konusu raporların verildiği gün hastanede dolaşarak doktorlara bu raporu vermeleri yönünde baskıda bulunduğu yanlarında polis olduklarını iddia eden kişilerin de yer aldığı öne sürüldü. İlgili kişilerin konuya dair sahte muayene raporu hazırlamasının ardından İstanbul İl Göç İdaresi, mart ayında İl Sağlık Müdürlüğüne bir yabancı uyruklu şahsın muayene raporuyla ilgili sahtecilik olabileceğine dair yazı yazdı.

    YETKİLİLER DOĞRULADI

    İl Sağlık Müdürlüğü ortaya çıkan sahteciliğin ardından harekete geçerek Başsavcılığa suç duyurusunda bulundu. Konuya ilişkin ulaştığımız İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri bilgiyi doğruladı.

    YABANCILAR BU YOLA MI BAŞVURUYOR?

    Skandal olaya ilişkin soru işaretlerini de beraberinde getirdi. İddiaya göre yabancı uyruklu bireyle Türkiye’de yasal süreleri dolmasına rağmen kalmak adına böyle bir yola başvuruyor. Bu sahteciliğin arkasında ise bir çete faaliyetinin olup olmadığı bilinmiyor.

  • Sahte diploma skandalı sanıkları 12 Eylül’de hakim karşısına çıkacak

    Sahte diploma skandalı sanıkları 12 Eylül’de hakim karşısına çıkacak

    Üst düzey kamu yöneticilerinin e-imzalarının kopyalanarak sahte diploma ve sürücü belgesi düzenlendiği iddialarıyla ilgili 199 kişi hakkında açılan davada, sanıklar 12 Eylül 2025’te hakim karşısına çıkacak.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, kamu kurumlarındaki üst düzey yöneticilerin e-imzalarını kopyalayarak sahte diploma ve sürücü belgesi düzenleyen şüphelilere ilişkin soruşturmasını tamamladı.

    Soruşturmanın ilk ayağında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 134 şüpheli hakkında iddianame hazırladı. Tamamlanan ikinci iddianamede ise 65 şüpheli yer aldı. İddialarla ilgili toplam 199 şüpheli iddianamelerde yer aldı.

    Şüphelilere; “Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Başkanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a muhalefet”, “elektronik sertifikalarda sahtekârlık”, “sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme”, “verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” suçlarından cezai işlem uygulanması talep edildi.

    Hazırlanan iki ayrı iddianamede, şüphelilerin e-imzaları nasıl oluşturduğu ayrıntılarıyla ortaya kondu. İddianamelerde, şüphelilerin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı ve Başkan Yardımcısı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Eğitim Öğretim Daire Başkanı, Milli Eğitim Daire Başkanı ile 15 farklı üniversitenin Öğrenci İşleri Daire Başkanı veya personeline ait e-imzaları kopyaladıkları tespit edildi.

    134 şüpheliye ilişkin sunulan ilk iddianamenin ardından ikinci iddianame de aynı mahkemeye sunuldu. Ankara 23. Asliye Ceza Mahkemesi, her iki dosyanın birleştirilmesine karar verdi. Tüm sanıklar, 12 Eylül 2025’te hakim karşısına çıkacak.

    Bu arada, savcılık, dosyaları ayrılan bazı şüphelilerle ilgili soruşturmayı sürdürüyor; bu nedenle şüpheli sayısının artabileceği bildirildi.

  • Suat Özçağdaş, diploma, ünvan sahtekarlığı, Türkiye’nin dijital egemenliğine saldırıdır

    Suat Özçağdaş, diploma, ünvan sahtekarlığı, Türkiye’nin dijital egemenliğine saldırıdır

    CHP İstanbul Milletvekili ve CHP Milli Eğitim Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, İstanbul Üniversitesi önünde basın açıklamasında bulundu.

    Kamu kurumlarının dijital sistemlerinin ortaya çıkmasına tepki gösteren Özçağdaş, “BTK başkan ve yardımcısı, MEB Daire Başkanı, YÖK Daire Başkanı ve 14 üniversitenin dijital sistemlerine sızıldığı ortaya çıktı. 400 akademisyenin bu şekilde akademik unvanlar aldığı dile getirildi” dedi.

    Özçağdaş’ın açıklamaları şöyle:

    “Bu dijital skandal, diploma, ünvan sahtekarlığı, Türkiye’nin dijital egemenliğine saldırıdır. Lise, üniversite diploması dağıtıyorlar, ehliyetlerde başarısız olanları başarılı hale getiriyorlar. 400’den fazla akademisyenin ünvanlarını değiştiriyorlar, başarılı hale getiriyorlar.

    “BTK BAŞKANI BİLE FARK ETMEMİŞ!”

    Bu kadar skandal ortaya çıkmış, bizim siber güvenliğimizi sağlayacak BTK Başkanı hiç konuşmuyor. BTK Başkanı Abdullah Karagözoğlu, kendi e-imzasının kopyalandığını bile fark etmemiş.

    Türkiye’nin bebeklerini Yenidoğan Çeteleri’nin elinde öldürdünüz. Ondan sorumlu İl Sağlık Müdürü’nü Sağlık Bakanı yaptınız. Türkiye’nin kendi ticaretine bakan turizmcisini bakan yaptınız 78 kişinin yanmasını engellemedi; yanında getirdiği adamların yargılanmasını engelledi.

    “TÜRKİYE’Yİ ORGANİZE SUÇLAR CENNETİNE DÖNDÜRDÜNÜZ!”

    Memleketin ormanları yandı, yıkıldı THK’nun uçakları uçmadan orada duruyor. MEB’de 19 milyon çocuk kerameti kendinden menkul programlarınızla eğitim alıyor, LGS’de ÖSYM’de her yerde sınav soruları çalınıyor. Akademisyenler parayla, torpille unvan alıyor ve utanmadan sıkılmadan para alıyor.

    Buradan sesleneyim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan! Siz ve arkadaşlarınızın ürettiği bu tek adam rejiminin yarattığı açıkla Türkiye’yi bir organize suçlar cennetine döndürdünüz. Bu yaşadığımız da odur.

    Bugün yaşanan sadece bir diploma krizi değildir. Bugün yaşanan Türkiye’nin dijital egemenliğinin tarumar edilmesidir. Bu bir ulusal egemenlik krizidir. Sorumlularının derhal istifa etmesiyle başlanarak ucu nereye gidecekse gitmesi sağlanmalıdır!”

  • Turhan Çömez Meclis’teki skandalı duyurdu!

    Turhan Çömez Meclis’teki skandalı duyurdu!

    İktidarın getirdiği Siber Güvenlik Kanunu teklifinin görüşüldüğü Genel Kurul’da yeterli milletvekili bulunamadı. Yoklamalarda usulsüzlük tespit ettiklerini söyleyen İYİ Partili Turhan Çömez, “İki kez pusula veren var, başkasının adına imza atan var… Ne ararsan var” ifadeleriyle Meclis’teki skandalı duyurdu.

    TBMM’de Siber Güvenlik Kanunu teklifinin görüşmeleri başlamadan Genel Kurul yeter sayısı bulunamadığı için kapandı.

    Sosyal medya hesabından, “Türk demokrasisi için utanç günü” diyerek tepki gösteren Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, bu süreçte ciddi usulsüzlükler yapıldığını bu nedenle Genel Kurul’un kapandığını söyledi.

    Çömez, “Kendi getirdikleri kanun teklifi için Genel Kurul’a gelmediler. Biz de yoklama istedik. İlk yoklamada milletvekili sayıları yetersizdi.

    15 dakika sonra yoklama işlemi tekrar edildi. Tüm pusulaları tek tek kontrol ettik. Bir de ne görelim, iki kez pusula veren mi, başkasının adına sahte imza atan mı, ne ararsan var!

    Kapandı Meclis. Her alanda derin bir yolsuzluğa batmış bu güruh, bugün de bir rezalete imza attı. Hem de millet iradesinin tecelli ettiği bu yüce çatının altında. Kokuşmuş düzen!” diyerek iktidara sert çıktı.

     

  • Yenidoğan çetesi iddianamesinde yer alan ayrıntılar infial yarattı

    Yenidoğan çetesi iddianamesinde yer alan ayrıntılar infial yarattı

    SGK’den ve ailelerden para alabilmek için yenidoğan bebekleri yoğun bakımda gereksiz tutan ve uyguladıkları tedaviyle öldüren çetenin bugüne kadar 12 bebeğin canını aldığı ortaya çıktı. Sayı daha da artabilir.

    Kadınlar, çocuklar, hayvanlar için korkarken yeni doğmuş bebeklerin bile Türkiye’de güvende olmadığı ortaya çıktı. Yenidoğan çetesi skandalı gündeme bomba gibi düştü.

    Yenidoğan çetesinin iddianamesinde yer alan ayrıntılar infial yarattı

    İstanbul’da aralarında doktor ve hemşirelerin olduğu çete üyeleri, 112 Acil Çağrı Merkezi’nde çalışan kişilerle ortak hareket ederek, bebek acil hastalarını önceden anlaştıkları özel hastanelerin yenidoğan ünitelerine sevk etti. Çetenin asıl amacı bebeklerin iyileştirilmesi değil daha çok para kazanmaktı. Fakat enfeksiyona açık bir ortam olan yenidoğan ünitelerine yatırılan bebeklerden bazıları, normalden daha uzun süre yatılı kaldıkları veya hiç gereksinim yokken bu bölüme yönlendirildikleri için yaşamını kaybetti. Çete her bebek için günlük 7 veya 8 bin lira ücret kazandı. Hem aileler hem de Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) dolandırıldı.

    2022-2024 tarihleri arasında şimdilik tespit edilen 12 bebeğin ölümüne neden olan çete üyelerinden 22’si tutuklandı. Doktor Fırat Sarı’nın kurduğu ve kendi dahil 47 kişinin yer aldığı çete hakkında hazırlanan iddianamede yer alan korkunç ayrıntılar kamuoyunda infial yarattı.

    ‘500 GRAMDI ZATEN ÖLECEKTİ’

    Cumhuriyet’in iddianamede ulaştığı bilgilere göre şu ana kadar yaşamını kaybettiği belirlenen 12 bebekten biri olan ve yattığı Özel Güney Hastanesi’nde üç gün boyunca uygun müdahale yapılmadığı için yaşamını yitiren Kaya bebeğin öldüğü gece, hastanenin sahibi olan ve dosyadaki şüpheliler arasında yer alan Ayşe Müzeyyen Yurtoğlu’nun bilgisi dahilinde yeni doğan bölümünde sadece tıbbi müdahale uygulama yetkisi olmayan hemşire yardımcısı Damla Atak bulunuyordu. Yurtoğlu’nun bu durumu önemsemediğinin belirtilirken hastanenin mesul müdürü Ali Dirik’in de durumdan haberdar olduğu iddianameye yansıdı. Durumu örtbas etmek isteyen hastane yönetiminin ayrıca kamera kayıtlarını yok ettiği belirlendi. Yurtoğlu’nun sahibi olduğu hastaneye yapılan incelemeler öncesinde savcının hastaneye geleceğini duyduğuna yer verilen iddianamede, şüpheli Yurtoğlu’nun “Büyükçekmece savcısının benim hastanemde ne işi var? Bebek gece öldü. 500 gramdı, zaten ölecekti” dediği belirtildi.

    ‘BEBEK TÜCCARLIĞI YAPIYORDU’

    Bir bebeğin ölümü ile ilgili bildiklerini anlatan şüpheli hemşire Hasan Basri Gök ise iddianamedeki ifadesinde şunları söyledi: “Bir bebek hastaneye geldi. Geldiğinde durumu kötü değildi fakat yatışının ikinci ya da üçüncü gününde durumu kötüleşmeye, kalp anomalisi sıkıntısı yaşamaya başladı. Fırat Sarı, bebeği kalp ameliyatı ile ilgili herhangi bir tedavi yapılamayacak, olumsuz koşullardaki Birinci International Hastanesi’ne sevk ettiği için bebeğe hastanede herhangi bir ameliyat işlemi uygulanamadı. Hastanede bebekten sorumlu kişi Hakan Doğukan Taşcı’ydı. Hatta bebeğin ailesi ile görüşen Doğukan, kendisini doktor olarak tanıtmıştı. Bebeğe uygulanabilecek tek ilaç bir kalp ilacıydı. Hakan Doğukan bu ilacı veriyordu. Bir ara ilacı kesti. Ağır narkotik ilaç ile bebeği uyuttu. Sonrasında bebek müdahale edilmesine rağmen kalp anomalisi olduğu için günden güne morarmaya başladı ama Hakan Doğukan Taşcı verdiği ilaçlar ile bebeği yaklaşık olarak 1.5 ay kadar tuttu.”

    Taşçı, ambulans şoförü Gıyasettin Mert Özdemir’i, CİMER’e kendisinin şikayet ettiğini anlattı, “Şikayet etme sebebim bebek tüccarlığı yapmasından dolayı” ifadesini kullandı. Taşçı, “Birçok özel hastane ile iş yapar. Genelde hastanelerde başhekimlerle, hastane müdürleri ile anlaşarak, hastanelere dışarıdan yeni doğan bebeklerin yatışını yaptırıyor ve bu işten kâr elde ediyor. Bu işlemlerde hastanenin yeni doğan bebekler için uygun olup olmadığına bakmadan, sadece para kazanmak için bebeklerin canını tehlikeye atarak hastanelere sevkini yapıyor. İstanbul dışı sevk organizasyonu için de Serdar Yüksel isimli şahsı kullanıyor” dedi.

    ‘VİCDANINIZLA HAREKET EDİN’

    CHP Genel Başkan Yardımcıları Dr. Zeliha Aksaz Şahbaz ve Gamze Taşcıer, İstanbul İl Başkanı Özgür Çevik, milletvekilleri ve parti yöneticileri dün “yenidoğan çetesi” soruşturmasında adı geçen ve ruhsatı iptal edilen Özel Reyap İstanbul Hastanesi önünde açıklama yaptı. Şahbaz, “Bu olayın sorumlusu şu anki sağlık bakanıdır. Dönemin sağlık bakanıdır ve sağlık sistemimizi özelleştirerek ticari meta haline getiren AKP’dir” dedi. Taşcıer ise “Bir kez vicdanınızla, onurunuzla hareket edin. Yapamadığınız, yönetemediğiniz süreci istifayla onurlandırın. Sağlık bakanını, adalet bakanını çalışma bakanını atayan tek adamın istifa etmesi lazım” diye konuştu.

    TOPLUMSAL GERİYE GİDİŞ

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), “yenidoğan çetesi”ne ilişkin “Bu vahşet toplumsal geriye gidişimizin en yakıcı örneklerinden biridir. Sosyal devlet olmanın gereği, eğitim ve sağlık gibi temel alanlarda piyasacı değil, kamucu politikalar izlemektir. Eğitim ve sağlık hizmetlerindeki bu yanlış uygulamalardan dönülmeli, laik Cumhuriyetimizin kamucu eğitim ve sağlık politikaları tutarlı şekilde uygulanmalıdır” açıklamasında bulundu.

    FAALİYETLERİ 2019’A MI UZANIYOR?

    Çeteyle ilgili skandalların ortaya çıkmasından sonra pek çok yurttaş, çocuklarını benzer durumlarla kaybettiğini belirtirken Cumhuriyet’e konuşan bir yurttaş, 2019 yılında ikiz çocuklarından birini söz konusu iddialarla benzer şekilde kaybettiğini ve çocuğundan sorumlu doktorun da Fırat Sarı olduğunu söyledi.

    ‘ÖNLEM İÇİN’ DEMİŞLER

    Sağlıklı bir şekilde sezaryan doğan çocuklarının anlam veremedikleri şekilde yoğun bakım ünitesine alındığını belirten Ozan Oztürk yaşadıkları şöyle anlattı: “Doğumu yapan doktor çocuklarımın sezaryan doğduğunu ve doğumun gayet güzel geçtiğini söyleyerek ‘Çocukları sanırım önlem amaçlı yoğun bakıma aldılar’ şeklinde bir beyanda bulundu. Oğlumun kafasına yoğun bakımdayken garip bir cihaz taktılar. Kızımı da hiçbir makineye bağlamadan 11 gün boyunca sebepsiz yere hastanede tuttular. ‘Çocuğu veremeyiz. Kardeşinde komplikasyonlar var, kendisinde de oluşabilir, önlem amaçlı tutuyoruz’ denildi. 11. günün sonunda baskı yaparak kızımızı teslim alabildik. Oğlum ise 4. veya 5. gün entübe edildi. Ancak gayet sağlıklı görünüyordu. Doktorun beyanı ise ‘makineden ayrılamadığı ve ciğerlerinin gelişmediği’ yönündeydi. Ancak anne karnındayken ultrason yapıldığında ciğerleri gayet sağlıklı görünüyordu. 24 günlük bu süre içerisinde daha sonra oğlumun kalbinde delik olabileceği söylendi. Ücretle getirttiğimiz doktor, kontrollerden sonra oğlumun kalbinde hiçbir sıkıntı olmadığını söyledi. Oğlum ölmeden bir önceki gece sabaha karşı hastane tarafından aranarak hastaneye çağrıldım. Gittiğimde çocuğum entübe cihazına bağlıydı ve mosmordu.”

    ‘ÇELİŞKİLİ İFADE VERİYORDU’

    Öztürk, “Süreç içerisinde Fırat Sarı ile konuştuğumuzda çocuğuma yönelik çelişkili ifadeler kullanıyordu. Bir gün iyi diyordu, bir gün kötü diyordu. Zaten Fırat Bey’i hastanede zor görüyorduk. Sürekli başka bir yerdeydi. Ne zaman çocuğumu alabileceğimizi sorduğumuzda hep kaçamak cevaplar veriyordu. ‘ilahi takdir’ olarak olayın üzerini kapatmıştım ancak son ortaya çıkan olaylardan sonra diğer ailelerin beyanlarını gördüm ve ne olup ne bittiğini idrak ettim” dedi.

    Yoğun bakımın dolu olduğunu sözlerine ekleyen acılı baba, “Biz hastanede olduğumuz dönem yoğun bakım ünitesi hınca hınç doluydu, hepsi de yeni doğan bebeklerdi. Çoğu da ikizdi. Uzun zamandır tutulan ikizler vardı hatta yoğun bakımda bedeni gelişimini tamamlayan bebekler bile vardı” ifadesini kullandı.

    ‘YAŞATTIKLARINI YAŞASINLAR’

    “Yenidoğan çetesi” mağduru Erol çifti, TRG Hospital Hastanesi yüzünden bebeklerinin beyin kanaması geçirdiğini, yüzde 100 işitme kaybı olduğunu ve bebeklerinin fiziksel sıkıntı yaşadığını iddia etti. Erol çifti “Bizim çocuğumuza yaşattıklarını yaşamadan, o cezaevine girmeden ölmelerini istemiyorum. Bugün hastanenin ruhsatının iptal edildiğini duydum. Ama Mehmet Gürül isimli doktor, Gaziosmanpaşa Özel Duygu Hastanesi’nde hâlâ çalışmaya devam ediyor. Biz yandık, bunlardan başkaları yanmasın” dedi.

    KIRMIZI REÇETELİ İLAÇLARI DA SATMIŞLAR

    Yenidoğan çetesiyle ilgili hazırlanan iddianamede, söz konusu şüphelilerin hastanelere yapılacak denetimlerin önceden haber alındığı ifade edildi. Şüpheli ifadelerinde psikolojik tedavi için kullanılan ve uyuşturucu etkisi yaratan ilaçların da “el altından” temin ederek sattıkları iddianameye yansıdı. Konuya ilişkin iddianamenin ilgili bölümünde, Özel Güney Hastanesi’nden ilaç kaçırılıp satıldığı belirtildi. İddianamede yer alan bir ifadede, “Konuşma içeriklerinden geçen konular ile ilgili olarak Renas ve Fehmi isimli şahıslar ortak olarak çalışıyor ve birbirlerine bebek yönlendirmesi yapıyorlardı. Hüseyin ve Doğukan 2022-2023 yılları arasında Güney Hastanesi’nden ilaç kaçırıp sattılar. Bu sattıkları ilaçlardan da elde ettikleri gelir yaklaşık olarak 1000 TL civarındadır. Doğukan’a bu durumu sorduğumda hastanenin psikiatri bölümün muayene ücretini 1500 TL yaptığını ve el altından Lyrica isimli ilacı sattığını, aynı zamanda hastane sahibi olan Müzeyyen isimli şahsın (Ayşe Müzeyyen Yurtoğlu) akrabası olan hastanenin kendi içerisindeki eczanede çalışan bir erkek şahsın da bu şekilde ilaç sattığını bana söyledi” denildi.

    ‘ARKADAŞINDAN ALIYORDU’

    İddianamede yer alan başka bir ifadede ise yine uyuşturucu etkisi yaratan psikolojik bir ilaç kullanıldığına ilişkin ifadelere yer verildi. Söz konusu ifadede, “Reyap Hastanesi’nde Fırat Sarı’nın talimatlarıyla Sümeyye Nur Aslan ve hastanenin bilgi işlemi olan bir şahsın erkek bir şahsın değiştirdiği bir grafik ile ilgili yapılan konuşmalardır. Konuşma içeriklerinde geçen Aldolan ibaresi ile ilgili olarak Hakan Doğukan Taçcı isimli şahıs uyuşturucu madde etkisi yaratan bir ilaç olan Aldolan kullanmaktaydı. Bu ilaç sanıyorum ki kırmızı reçete ile satılan bir ilaçtır. Bu ilacı sürekli kullanıyordu. İlacı da arkadaşı olan Osman ve Yalçın isimli şahıslardan temin ediyordu. İstanbul’da oturduğunu söylediği Osman’dan kurye vasıtasıyla ilacı temin ederek satın alıyordu” denildi.

    10 HASTANENİN RUHSATI İPTAL EDİLDİ

    Yenidoğan Çetesi soruşturması kapsamında on hastanenin ruhsatı iptal edildi. Bu hastaneler: Özel Avcılar Hospital Hastanesi, Özel TRG Hospitalist Hastanesi, Özel Birinci Hastanesi, Özel Güney Hastanesi, Özel Bağcılar Medilife Hastanesi, Özel Beylikdüzü Medilife Hastanesi, Özel Reyap İstanbul Hastanesi, Özel Silivri Kolan Hospital Hastanesi ve Çorlu Reyap Hastanesi.

    ‘BAŞKA ÜLKEDE OLSA HÜKÜMET İSTİFA EDER’

    Yenidoğan çetesi skandalının yankıları sürerken muhalefetten de tepki gecikmedi. CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel, eski İstanbul İl Sağlık Müdürü, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nu istifaya davet etti. Yücel açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre sağlıklı bebekleri kuvöze alan, öldürdükleri her bebek başına para alan yenidoğan çetesi bundan tam bir yıl önce tespit edildi. Bu vahşete kayıtsız kalan her kimse, en az o katiller kadar suçludur. Bu nasıl bir ihmaldir ki bu insanlıktan nasibini almamış ahlaksızlar bir sene boyunca yakalanmamış, bebeklerimiz bir sene boyunca ölüme terk edilmiştir! Bebek ölümlerinde eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’dan, ondan önceki Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na, İstanbul eski İl Sağlık Müdürü şimdiki yeni Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na kadar hepsinin ihmali ve payı var. Başka bir ülkede olsa hükümet istifa ederdi. Bizde ise sorumluluğu olan siyasiler büyük bir yüzsüzlük ve pişkinlikle koltuğa yapışıyorlar! Bebeklerini kucağına almak için can atan annelere babalara kefene sarılı minik bedenlerini verdiniz! Böyle bir çetenin varlığını bile bile hiç bir önlem almadınız! Bu bebeklerinin ölümünde başında bulunduğunuz Sağlık Bakanlığı’nın büyük bir ihmali ve sorumluluğu varken hâlâ utanmadan o koltukta oturmaya devam mı edeceksiniz Kemal Memişoğlu.”

    ‘TAKİPÇİSİ OLACAĞIM’

    İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya sosyal medyadan bir açıklama paylaştı. Yerlikaya mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bir baba olarak çok üzgünüm. Halkımızın üzüntüsünü de en derinden paylaşıyorum. Haksız kazanç elde etmek için cennet kokulu bebeklerimizin hayatını hiçe sayan bu vicdansızların hak ettikleri cezayı alması için konunun takipçisi olacağım.”

    ‘SORUŞTURMA SÜRÜYOR’

    Yenidoğan çetesiyle ilgili iddialara ilişkin bir açıklamada Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan (SGK) geldi. Açıklamada, “Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 24.11.2023’teki talebi üzerine kamuoyunda ‘yenidoğan çetesi’ olarak gündeme gelen konuyla ilgili 29.11.2023’te inceleme başlatılmıştır. Savcılığın soruşturma yaptığı hastanelerden SGK sözleşmesi bulunan hastanelere yönelik gerekli incelemeler üç başmüfettiş ile üç müfettişimiz tarafından yürütülmektedir” dendi.

    ‘KORKU FİLMİ GİBİ’

    Dönemin İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Özel Hastaneler Denetim Birimi’nde uzman olarak görev yapan Dr. Malik Türkay Esin, korkunç olayın nasıl ortaya çıktığını ve süreç boyunca yaşananları anlattı. 2023 yılında gelen bir CİMER şikâyetinde konuyla ilgili bilgiler verildiğini kaydeden Esin, “İşin ciddiyetini öğrendiğimizde, o dönem ki görevim gereği dönemin İstanbul İl Sağlık Müdürü Kemal Memişoğlu’na çıkarak ‘Efendim böyle bir CİMER şikâyeti var. Bizim yaptığımız denetim ve araştırmalar da bu ihbarı doğruluyor. Bununla ilgili özel bir çalışma yürütmek istiyoruz’ dedik. Kendisi ‘Sonuna kadar gidin’ diyerek destek oldu” ifadelerini kullandı. Esin, “Kayıtları dinlemesem, görmesem, bunun bir korku filmi ya da kasıtlı olarak sağlık camiasını kirletmek amacıyla yapılabilecek bir iş olduğunu düşünürdüm” dedi.

    AKP’LİDEN GARİP ÇIKIŞ

    Eski AKP MKYK Üyesi Mücahit Birinci, yenidoğan çetesinin “siyonist terör örgütü” üyesi olduğunu öne sürdü. Birinci, ”Çete mete değil. Türk milletinin geleceğine kasteden Siyonist bir terör örgütüdür” ifadelerini kullandı. Birinci’nin sözlerine tepki gösteren Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, “Bu milleti aptal yerine koymayın. 22 senedir Sağlık Bakanlığı menzil cemaatinin kontrolünde. 22 yıldır bakanları, bütün bürokratları siz atıyorsunuz. Sağlıkla ilgili yasaları siz çıkarıyorsunuz. Siyonistler Gazze’de bebek ve çocuk öldürüyor. Buradaki çetelerden siz sorumlusunuz” dedi.

    Kaynak:Cumhuriyet.com.tr

  • Şehir hastanesindeki skandal Meclis gündeminde: Para ödenmiş, hizmet alınmamış!

    Şehir hastanesindeki skandal Meclis gündeminde: Para ödenmiş, hizmet alınmamış!

    CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, Ankara Etlik Şehir Hastanesi Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri servisinde yaşanan skandalı Meclis gündemine taşıdı. Psikiyatri Servisinde güvenlik hizmeti olmadığı için ilgili serviste sağlık hizmeti verilemediğini ifade eden Emir, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemi ile soru önergesi sundu.

    Sağlık Bakanlığı’nın 2023 yılına ilişkin hesaplarını denetleyen Sayıştay’ın raporunu inceleyen CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, Etlik şehir hastanesinde yaşanan skandalı gündeme getirdi.

    Yüksek Güvenlikli olarak ifade edilen Psikiyatri Servisinde güvenlik hizmeti olmadığı için sağlık hizmeti verilememesine dikkati çeken Emir, “Sağlık Bakanlığı’nın 2023 yılına ilişkin hesaplarını denetleyen Sayıştay’ın raporu incelendiğinde Sağlık Bakanlığı’na yıllardır yapılan uyarıların dikkate alınmadığı gibi üstüne yeni usulsüzlüklerin yapıldığı tespit edilmiştir. Milletin cebinden bir kuruş çıkmayacak vaadi ile sunulan şehir hastanelerinde yapılan usulsüzlükler milyonlarca lira zarara sebep olmakta ve bu bedel günün sonunda vatandaşın omuzlarına yüklenmektedir” ifadelerini kullandı.

    ALINMAYAN HİZMETİN ÖDEMESİ YAPILMIŞ

    Sayıştay raporunu aktaran Emir, şunları kaydetti:

    “Raporda, ‘Ankara Etlik Şehir Hastanesi Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Servisinde görevli şirket tarafından sunulması gereken güvenlik hizmetinin sunulmaması nedeniyle ilgili serviste sağlık hizmeti verilemediği, Görevli Şirkete karşı sözleşme haklarından bazılarının kullanılmadığı ve sağlık hizmeti verilemeyen bu alan için hizmetlerden bir kesinti yapılmadığı gölmüştür. Sözleşme yükümlülüklerini esaslı ihlal olarak değerlendirebilecek bu durum karşısında idare tarafından sözleşmenin ilgili maddeleri uyarınca yazılı ihtar ve başvuru haklarının kullanılamadığı ve hizmetin sunulması karşılığında hizmet ödemelerine hak kazanması gereken Görevli Şirkete ilgili alanlarda hizmet sunulmaması ile ilgili kesinti yapılmadığı tespit edilmiştir’ denilmektedir. Ortada bir kamu zararı olmasına karşın bu zamana kadar gerekli denetlemeler yapılmadığı için bu işin sorumlularından hesap sorulmamıştır.”

    BAKANLIK DENETİMİNDE TESPİT EDİLEMEDİ Mİ?

    CHP’li Emir, yanıtlaması istemiyle Bakan Kemal Memişoğlu’na şu soruları sordu:

    “Raporda belirtilen hastane usulsüzlükleri, Sağlık Bakanlığı’nca yapılan denetimlerde tespit edilememiş midir, Sağlık Bakanlığı Ankara Etlik Şehir Hastanesi Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri Servisi’ni bu zamana kadar denetlemiş midir, Denetledi ise sorumlular hakkında soruşturma başlatılmış mıdır, Sayıştay raporlarında her yıl yapılan uyarıların çözümü için Sağlık Bakanlığı bu zamana değin bir strateji planı geliştirmiş midir, böyle bir planlama yapıldı ise kamuoyu ile neden paylaşılmamış ve gerekli adımlar atılmamıştır?”

  • Her geleni bıçak altına yatırdı!

    Her geleni bıçak altına yatırdı!

    Hastaları gereksiz yere ameliyat edip vida takan hekim, kınama cezasıyla başka hastaneye gönderildi. Hekim ameliyathaneden dışarı çıktığında temizlik görevlisi cerrahi işlem yaptı, İl Sağlık Müdürlüğü ise şikâyetleri sumen altı etti.

    BirGün’ün ortaya çıkardığı Bilecik’teki Bozüyük Devlet Hastanesi’ndeki skandallar zincirine dair başlatılan soruşturma tamamlandı

    Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan raporda, skandalın boyutlarının çok daha büyük olduğu, tıbbi olarak gerekmediği halde insanların ameliyat edilip vücuduna vidalar yerleştirildiği, Beyin Cerrahı Sezer Zehir’in bazı ameliyatlarda sadece bir dakika kaldığı ve ameliyatı temizlik görevlisi ile medikal firma çalışanlarına yaptırdığı belgelendi.

    Önceki Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, skandalı sumen altı eden İl Sağlık Müdürlüğü yetkililerini de resmen korudu.

    Dr. Sezer Zehir

    GEREKSİZ AMELİYATLAR

    Ceza alması gerekirken “kınanarak” neredeyse ödüllendirilen, tüm şikâyetlere rağmen korunan Sezer Zehir’in imza attığı skandallar 455 sayfalık Teftiş Kurulu raporunda şöyle sıralandı:

    • Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Sezer Zehir’in ameliyatlarında hastalara gerekli özeni göstermediği, hastanede temizlik görevlisi olarak görev yapan Cengiz Tanış ile tedarikçi firma personelinin operasyonlara katıldıkları ve tıbbi müdahalede bulundukları tespit edildi.

    • Hasta sağlığı hiçe sayılarak gereksiz ve yersiz olarak fazla platin vidası kullanıldı, bunun sonucunda bazı hastaların sakat kaldığı iddia edildi.

    • Kendisinin başlayıp bitirmesi gereken vakaları bitirmeden hastayı medikal firma elemanlarıyla hemşirelere bıraktığı tespit edildi. Böylece hasta güvenliği riske atıldı.

    PERSONELDEN TALİMAT

    • Ameliyatta tıbbi işlemler yapan temizlik görevlisi Cengiz Tanış’ın onayı ile hastalar servise nakledildi.

    • Doktor Zehir, ameliyathaneye giren medikal firma personellerine “Şu kadar kemik çimentosu kullanalım” şeklinde talimatlar verip ameliyattan çıktı. Cerrahi işlemler medikal firmanın personelleri tarafından yapıldı.

    • G.Ç. isimli hastanın ameliyatında kullanılan malzemelerin tamamının gereksiz olduğu kanaatine varıldı ve diğer birçok hasta da gereksiz yere ameliyat edildi.

    • Doktor Sezer Zehir’in kamera kayıtları incelenen operasyonlarının bir kısmında operasyonun gerçekleştiği ameliyathane salonunda herhangi bir tıbbi işlem yapılamayacak kadar kısa süre kaldığı belirlendi. Y.E.C. İsimi hastanın operasyonunda toplamda 1 dakika, M.G.’nin ameliyatında 2 dakika, G.Ş.’nin ameliyatında 5 dakika kaldığı belirlendi.

    • Hekimin toplam malzeme kullanma sayıları bakımından da kamu sağlık tesislerinde ilk sıralarda yer aldığının görüldü. Hekimin görev yaptığı Bilecik Bozüyük Devlet Hastanesi’nin büyüklüğü ve hitap ettiği nüfus göz önüne alındığında normal sayıların üzerinde malzeme kullanıldığı değerlendirilmektedir.”

    SUMEN ALTI EDİLMİŞ

    Skandallar zinciri bunlarla da sınırlı kalmadı. Hastanenin önceki başhekimi, Doktor Sezer Zehir’i tam 12 defa İl Sağlık Müdürlüğü ile Sağlık Bakanlığı’na şikâyet etti. Ancak tüm şikâyetler İl Sağlık Müdürlüğü tarafından sumen altı edildi.

    Önceki başhekimin, görev süresi olan 6 Temmuz 2022 ile 9 Haziran 2023 tarihleri arasında gönderdiği şikâyetlere cevap dahi verilmediği belirlendi. Müfettişler ceza verilmesini istese de önceki Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın onayı ile Bilecik İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri için “Disiplin yönünden işlem yapılmasına gerek olmadığı” dair karar verildi.

    KOCA SADECE KINADI

    Doktor Zehir hakkında ise kınama ve kademe durdurma cezası verilip başka bir şehre gönderilmesine karar verildi. Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gönderilen Zehir’in muayenelerine devam ettiği ve Adıyaman’da da ameliyat yapmaya devam ettiği iddia edildi.

    ∗∗∗

    NE OLMUŞTU?

    Yaklaşık 8 yıldır Bilecik’teki Bozüyük Devlet Hastanesi’nde beyin cerrahı olan Doktor Sezer Zehir’in tek başına cerrahi müdahale yapma yetkisi olmayan medikal firma elemanlarına ve temizlik personeline hastalara cerrahi müdahale yaptırdığı fotoğraflarla kanıtlanmış ve hastalara gerekmediği halde ya da gereğinden fazla medikal malzeme (vida) kullanarak operasyon yaptığı belirtilmişti. Valiliğin de doğruladığı skandalın ardından savcılık soruşturma başlattı. Polis ekiplerinin hastanede inceleme yaptı. Zehir birçok yolsuzluğa imza attığı gerekçesiyle de defalarca İl Sağlık Müdürlüğü’ne şikâyet edilmişti. Hatta İl Sağlık Müdürlüğü’ne gönderilen yazılarda, Zehir’in yaptığı ameliyatların incelenmesi gerektiği, hastaların aldıkları tanı ile ameliyat esnasında yapılan işlemler arasında uyuşmazlıklar olduğu dahi açıkça ifade edildi. Yıllarca sumen altı edilen şikâyetlerin ardından 9 Haziran’da ameliyat edilen bir hastanın iki ay sonra yaşamını yitirmesiyle aile savcılığa giderek Zehir hakkında suç duyurusunda bulundu. Ardından Sağlık Bakanlığı Sezer Zehir hakkında soruşturma başlatıp açığa aldı.

    Ameliyat esnasında çekilen bir fotoğraflarda, genel anestezi ile tamamen uyutulan bir yurttaşa, hastanenin Cengiz isimli temizlik görevlisi tarafından, bir başka ameliyatta ise medikal firma çalışanı olduğu iddia edilen Erman ve Rıfat isimli şahısların cerrahi müdahalede bulunduğu görüldü. BirGün’ün ulaştığı Zehir ise sorularımızı yanıtsız bırakmıştı.

    Kaynak:Birgun.net

  • Timur Soykan : Skandalın kimlik belgeleri

    Timur Soykan : Skandalın kimlik belgeleri

    Avrupa’nın en büyük uyuşturucu baronu Hollandalı Leijdekkers’e Türkiye’de iki farklı isimle verilen iki oturum izni kimliğini yayımlıyoruz. İki oturum izni de aynı şehirde, Muğla’da verilmiş. Bu skandalın sorumluları nasıl kurtarıldı? Skandalda imzası olanlar yargılanmayacak mı?

    Skandalın kimlik belgeleri
    Fotoğraf: Eric Schroeder, 13 Haziran 2023’te düzenlenen operasyonla Türkiye’de gözaltına alınmıştı.

    İlk kez BirGün’de kaleme aldığımız ülke tarihinin en büyük baronlar davasındaki tahliye kararları tartışılmaya devam ediyor. Ortada büyük bir skandal var ve ülkede devlet çürüdüğü için iğne ile kuyu kazarak gerçeği aramalıyız.

    Özetleyelim:

    Hollandalı uyuşturucu baronu Joseph Johannes Leijdekkers, 2020 yılında Avrupa polisinin çalışmaları sonucunda deşifre oldu. 30 yaşındaki ‘Tombul Jos’ lakaplı uyuşturucu baronu, Latin Amerika’dan Belçika ve Hollanda’daki limanlara tonlarca kokain getirtmişti. Dünyanın en çok aranan suçlularından biriydi. Avrupa’daki soruşturmalarda Türkiye’de yaşadığı belirlendi. Sadece Tombul Jos değil, ortağı Isaac Bignan ve onlarla bağlantılı Sırp, İsveçli, Alman, İspanyol uyuşturucu baronlarının da Türkiye’de olduğu ortaya çıktı.

    Isaac Bignan Türkiye’de gözaltına alınmıştı.

    BÜYÜK OPERASYON

    Ali Yerlikaya, İçişleri Bakanı olduktan sonra bu baronlara yönelik ilk operasyon 13 Haziran 2023 tarihinde yapıldı. ‘Tombul Jos’ gözaltına alınmadı. Ancak Tombul Jos’un arkasındaki isim olduğu iddia edilen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Abdullah Alp Üstün, Isaac Bignan, Alman uyuşturucu kaçakçısı Eric Schroeder, Tombul Jos’un kardeşi Wilhelmus Adrianus Leijdekkers’in arasında olduğu 15 kişi tutuklandı.

    51 sanıklı iddianameye göre; yabancı baronlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak için oteller ve rezidanslarda daireler almıştı. Bu mülklerle aynı zamanda kara paralarını akladılar. Yetmedi, lüks otomobilleri defalarca alıp satarak, şirketler, döviz büroları kurarak kirli paralarını temizlediler. Özel jetleriyle altın külçelerini Türkiye’den Dubai’ye taşıdılar. Bunları yaparken bazıları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuştu, hepsi oturum izni almıştı.

    İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın tutuklu sanıkları Abdullah Alp Üstün, yabancı baronlar, Tombul Jos’un kardeşi Wilhelmus Adrianus Leijdekkers’in arasında olduğu 15 sanık, 6 Temmuz 2024 gecesi saat 02.30’a kadar süren duruşmada tahliye edildi. Böylece ülkenin en büyük baronlar davasında 13 ay sonra tutuklu sanık kalmadı. Savcılığın itirazı üzerine 5 gün sonra İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi serbest bırakılan 7 sanığın tekrar tutuklanmasına karar verdi. Ancak Abdullah Alp Üstün ve diğer 6 sanık çoktan firar etmişti. Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin başkanı Oktay A., mahkeme üyeleri Arzu A. ve Veysi G.’yi açığa aldı.

    Sabah Gazetesi’nin haberine göre; HSK’nin olayla ilgili raporunda bir ihbar bulunuyor. Bu ihbara göre; Abdullah Alp Üstün ve diğer sanıklar, hâkim karşısına çıkmadan bir gün önce mahkeme başkanı ile 720 bin dolara tahliye kararı için anlaştı. Ancak bu ihbarın gerçeğin büyük kısmını örttüğü de iddialar arasında. Tahliye organizasyonunun mahkeme heyetiyle sınırlı olmadığı, çok daha yukarılara uzandığı öne sürülüyor. Milyonlarca dolarlık rüşvetlerden bahsediliyor. Hatta tekrar tutuklama kararı verilen 5 günlük sürenin sanıklara kaçmaları için rüşvet karşılığı tanınan zaman olduğu da iddia ediliyor. Bu rüşvet organizasyonunun teknik takibe takıldığı yönünde iddialar da konuşuluyor.

    HÂKİMİN OĞLUNDAN TEPKİ

    Bu sırada mahkeme başkanı Oktay A.’nın oğlu Gökberk A., sosyal medya hesabından çok dikkat çekici paylaşımlar yaptı.

    Gökberk A. özetle şunları yazdı:

    “MASAK raporlarına hukuka uygun bir şekilde bakıldı, değerlendirildi. İddianame bomboştu. Yasal tutukluluk süreleri hepsinin dolmak üzereydi. Kara para suçuyla ilgili kesinleşmiş bir tane mahkûmiyet kararı yoktu. İddianamede uyuşturucu yoktu. Savcılık olaya 5 gün sonra itiraz etti. Kimse bunu yazmıyor. (Not: İlk haberimizde bunu da yazdık.) Neden acaba? Adli kontrol ve ev hapsi verildi. Nasıl kaçtılar? Bunu yazan yok. (Not: Bunu da yazdık.) 720 bin dolar rüşvet iftirası; bir kişi de banka hesaplarımıza bakıp ‘Bunların kredi borcu var’ demiyor. 30 yıldan fazla şerefiyle, namusuyla hâkimlik, 7 yıl ağır ceza mahkemesinde başkanlık görevi yapan insanı kalkıp kimse koruyamıyor.”

    TAKİPSİZLİK SKANDALI

    Baronlar Davası’nda tahliye kararları tartışılırken soruşturma aşamasındaki skandal gölgede kalıyor. Sanık olmadan davadan kurtarılanlara mercek tutmak gerekiyor.

    İddianame ve ek delil klasörlerine göre; Tombul Jos, 4 Temmuz 2020 tarihinde ‘Daniel Ernst’ adına düzenlenmiş Alman pasaportuyla Türkiye’ye giriş yaptı. Bir süre Türkiye’de kaldıktan sonra yurtdışına çıktı. İki ay sonra, 7 Eylül 2020’de özel jetiyle Türkiye’ye geldi. Kendi adına yani ‘Joseph Johannes Leijdekkers’ ismine düzenlenmiş pasaportuyla Bodrum Havalimanı’ndan Türkiye’ye giriş yaptı.

    Tombul Jos, Bodrum Torbalı’da Usuluk Koyu’ndaki Tabiat Parkı’nı yasadışı şekilde işgal eden beş yıldızlı Vogue Otel’de villalar satın alıp kiralayarak buraya yerleşmişti. Turan Avcı’ya ait otelin yetkililerine banka hesaplarını kullanma yetkisi vermişti.

    Turan Avcı’nın yeğeni Cem Avcı, Tombul Jos’un hesaplarından yüzbinlerce avroluk havaleler yapmıştı. Tombul Jos, Turan Avcı’nın kardeşi Fesih Avcı’dan satın aldığı apart otel ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı için ‘uygunluk’ belgesi almıştı.

    Hollandalı barona, otel satan, oturum izni ve vatandaşlık koşulları sağlayan bu kişiler nasıl olduysa takipsizlik kararlarıyla davadan kurtarıldı. Sanık yapılmadılar.

    Timur Soykan’ın yazısının devamı

  • Timur Soykan : Ayhan Bora Kaplan olayında 20 skandal

    Timur Soykan : Ayhan Bora Kaplan olayında 20 skandal

    Ayhan Bora Kaplan olayındaki skandallar sadece bir devlet krizini değil, devletin çürüdüğünü gözler önüne seriyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli operasyonu kumpas olarak nitelendirdi. Ancak Erdoğan darbe ve kumpas iddialarına katılmadı. “Hatta bürokratik vesayet” diyerek belki de “darbe” diyenleri işaret etti.

    Suç örgütü lideri Ayhan Bora Kaplan’a operasyon yapan polis müdürlerine siyasi iktidara darbe suçlamaları yöneltildi ve tutuklandılar. Acaba polis mi siyasilere operasyon yapacaktı yoksa mafya mı polise operasyon düzenledi? Sinan Ateş davasında hedef olan MHP ortağı AKP’ye karşı hamle mi yapıyor? Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’yı mı hedef alıyor? Sorular çoğaltılabilir. Ama Ayhan Bora Kaplan olayındaki skandallar sadece bir devlet krizini değil, devletin çürüdüğünü gözler önüne seriyor. Bir mafya operasyonuna 20 büyük skandal sığıyor.

    Ayhan Bora Kaplan

    1- 15 TEMMUZ’DA SIR GÖRÜŞME

    15 Temmuz darbe girişimi gecesi, Ayhan Bora Kaplan ve adamları, TRT önünde uzun namlulu silahlarıyla poz verdi. O dönem Çalışma Bakanı olan Süleyman Soylu’nun, kuzeni Sadık Soylu’nun telefonundan Ayhan Bora Kaplan’ı arayarak çağırdığı ve bu konuşmanın dinlemeye takıldığı iddia edildi. Ayhan Bora Kaplan’ın yeraltı dünyasında hızlı yükselişi başladı.

    2- “POLİS TEHDİT ETTİ, SAVCI KAYDA GEÇİRMEDİ”

    20 Temmuz 2016: Eski AKP Ankara İl Başkan Yardımcısı Barış Kurt’un eski çalışanı Erkan Doğan’ı kaçırdılar. İki gün boyunca işkence yaptılar. Erkan Doğan şunları söyledi:

    “Karakolda bir polis gelip Ayhan Bora Kaplan’ı tanıdığını söyledi ve beni tehdit etti. Ayhan Bora Kaplan’ın adamı gelip polis müdürü N.A.Ç ile tokalaştı sonra bana ‘Dışarıda büyük abi bekliyor’ dedi. Esat Karakolu’na gitmeden önce şikayetçi olmadığıma dair ifadem hazırlanmıştı, korkup imzaladım. Savcı ifade verirken dinledi ama kayda geçmedi.”

    3- ÇİFTE CİNAYET KARANLIKTA

    1 Ekim 2016: Mahfuz Tatar arkadaşlarıyla Ayhan Bora Kaplan’a ait Albüm Bar’a gitti. İçeri alınmayınca küfretti. Buradan gittiği Loop Bar’ın önünde Muhammed Kaplan ve Semih Arslan tarafından öldürüldü. 3 gün sonra tetikçilerden Muhammed Kaplan teslim oldu. Bundan 6 saat sonra Semih Arslan ölü bulundu. Arslan’ın ailesi ve bazı tanıklar, Ayhan Bora Kaplan’ın Tatar Aşireti ile anlaşma uyarınca Semih Arslan’ın ölüm emrini verdiğini öne sürdü. Bu olay hakkında takipsizlik kararı nasıl verildi? Barda Süleyman Soylu’nun kuzeni Sadık Soylu’nun oğlunu döven 3 bodyguardın Ayhan Bora Kaplan tarafından bacaklarından silahla vurduğu iddia edildi. Ancak bu olay da karanlıkta kaldı.

    4- CİNAYETLER VE TAHLİYELER

    Ayhan Bora Kaplan, 2011 yılında kasten öldürme suçundan 7,5 yıl hapis cezası aldı. 3 yıl 4 ay sonra tahliye oldu. Suç örgütünün iki numarası Serdar Sertçelik, 2008’de cinayetten hapse girdi, 6 yıl sonra tahliye oldu. 15 suçtan kaydı var. Mahfuz Tatar’ı 2016 yılında öldüren Muhammed Kaplan ise 2020 yılında serbest kalmıştı ve çetedeki faaliyetlerine devam ediyordu.

    5- EMNİYETTEN ADAM KAÇIRDILAR

    Muhammet Sağ, 20 Eylül 2021’de Serdar Sertçelik ve Koray Özdöl ile buluştu. Bu kişilerce kafasına silah dayanıp zorla çekleri ve otomobilleri alındı. Sağ, şikayetçi olmak için Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne gittiğinde onu Ayhan Bora Kaplan ve adamları karşıladı. Sertçelik, karnına silah dayadı ve otomobil bagajında kaçırıldı. Kaçırıldığı araçta karekodlu kartlar vardı ve çevirmelere takılmadan geçtiler.

    Balkonda oynayan çocuğunun videoları gösterilerek tehdit edildi, darbedildi.

    Yurt dışına kaçtı, CİMER’e şikayette bulundu, Marsilya Konsolosluğu’na yönlendirildi. Konsolos, “Türkiye’ye dön hakkını ara. Türkiye bir hukuk devleti” dedi.

    Antalya Havalimanı’nda telefonunu açar açmaz Kaplan aradı. Muhammet Sağ, bu kez Almanya’ya kaçtı.  2021’de Antalya Başsavcılığı’na yaptığı suç duyurusu işleme bile konulmadan sümen altı edildi.

    6- MAFYAYA KAMU BANKALARI KREDİ VERDİ

    Ayhan Bora Kaplan çetesine kamu bankalarından 1 milyar 300 bin TL kredi verildiği iddia edildi. İddianamede ise kredi skandalı bir cümleyle geçiştirildi. Bazı şirketlere bankalarca kredi verildiği ve bu kredilerin şirket alımlarında ya da şirketlerin sermayelerinde kullanıldığı anlatıldı. Ancak bu kredileri veren bankalar ve kredi miktarı, MASAK raporunda olmasına karşın yazılmadı. Çetenin çöktüğü sicili temiz şirketlere teminatsız 700 milyon lira veren bir kamu bankasının yetkilisinin görevden alındığı öne sürüldü. Bu kişinin Muhammet Sağ’ın kafasına silah dayayarak çek ve araçlarını gasp eden Koray Özdöl’ün kardeşi olduğu iddia edildi. Banka ise görevden almanın bu olayla ilgili olmadığını açıkladı.

    7- AYHAN BORA KAPLAN: RÜŞVET İSTEDİLER

    Ayhan Bora Kaplan, Esenboğa Havalimanı girişinde gözaltına alındıktan sonra savcılıkta rüşvet iddialarında bulundu. 2017’de Albüm isimli barı işletirken Ankara Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Alp Arslan’ın kendisinden 250 bin dolar rüşvet istediğini ama vermediğini savundu. Asayiş şubede çalışan Serdar isimli polisin de haftalık 30 bin TL rüşvet istediğini öne sürdü. Gizli tanık Serdar Sertçelik de Alp Aslan’a 500 bin TL’lik iki çek verdiğini söyledi. Asayiş Şube Müdürü Oben Özay’ın da arasında olduğu polislerin Ayhan Bora Kaplan ile görüştüğünü iddia etti. Bir çete mensubu ise Ayhan Bora Kaplan’ın bir polis müdürü ile iki kez İstanbul’a gidip her seferinde 10’ar kilo kokain ile döndüğünü iddia etti.

    8- ‘BAŞSAVCIYA VİLLA ALDIM’

    Ayhan Bora Kaplan emniyetteki kayıt dışı mülakatta, dönemin Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, bugün ise Yargıtay üyesi olan Yüksel Kocaman’a Ankara Çayırbaşı’nda villa ve bir ev aldığını söyledi. ‘M7’ kodlu gizli tanık Serdar Sertçelik, Ayhan Bora Kaplan’ın Başsavcısı Yüksel Kocaman’ın mobilyalarını aldığını, lüks otomobilini aynı marka sıfır araçla değiştirdiğini öne sürdü. Halk TV’den Seyhan Avşar’a konuşan Yüksel Kocaman iddiaları yalanladı. Operasyonu yapan polisleri, kripto FETÖ’cü olmakla suçladı. Süleyman Soylu’nun hedef alındığını iddia etti.

    9- MAFYA BABASININ TAKİPSİZLİK FIRTINASI

    Yüksel Kocaman, 2017-2020 yılları arasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yaptı. Bu dönemde Ayhan Bora Kaplan hakkında çok sayıda takipsizlik kararı verildi. Ayhan Bora Kaplan hakkında 56 soruşturma açılmıştı. 2017, 2018 ve 2019’da açılan uyuşturucu kaçakçılığından hırsızlığa, parada sahtecilikten suç örgütü kurmaya kadar suçlar yönetilen tüm dosyalar kapatılmıştı. Bu takipsizlik kararları son iddianamede eleştirildi. Suç delillerinin göz ardı edildiği ve operasyon yapılmadığı anlatıldı. Polis fezlekeleri bile beklenmeden takipsizlik kararları verildiği belirtildi.

    Timur Soykan’ın yazısının devamı