Etiket: şiddet

  • ‘ALO ZORBALIK’ HATTI VE ACİL ÇAĞRI SİSTEMİ KURULUYOR

    ‘ALO ZORBALIK’ HATTI VE ACİL ÇAĞRI SİSTEMİ KURULUYOR

    TBMM’nin hazırladığı yeni rapora göre okullarda akran zorbalığına karşı radikal önlemler hayata geçiriliyor. Eğitim müfredatına ‘Empati ve Sosyal Beceriler’ dersi zorunlu olarak eklenirken, öğrencilerin güvenliği için ‘Alo Zorbalık’ hattı ve tek tuşla konum gönderen ‘Dijital İmdat Butonu’ devreye alınacak. Sistem yapay zekâ ile de desteklenecek.

    TBMM Akran Zorbalığı ile Mücadele Alt Komisyonu tarafından hazırlanan yeni rapora göre, okullarda ve dijital mecralarda artış gösteren zorbalık vakalarına karşı bir dizi yeni düzenleme hayata geçiriliyor.

    Yandaş Takvim gazetesinde yer alan habere göre rapor; eğitim müfredatından fiziki güvenlik önlemlerine, yapay zekâ destekli dijital takipten psikolojik desteğe kadar birçok alanda yeni adımlar içeriyor.

    ‘ALO ZORBALIK’ HATTI VE ACİL ÇAĞRI SİSTEMİ KURULUYOR

    Öğrencilerin okul içi veya okul dışında karşılaştıkları zorbalık eylemlerini hızlı bir şekilde yetkililere bildirebilmesi için teknolojik altyapılar oluşturuluyor:

    Anonim bildirim imkanı: Çocukların olayları telefon, mobil uygulama veya çevrimiçi platformlar üzerinden anonim bir şekilde bildirebileceği özel yardım hatları (Alo Zorbalık) kurulacak.

    Dijital imdat butonu: Tablet veya telefonlara yüklenebilecek bir çağrı sistemi geliştirilecek. Bu uygulama sayesinde çocuklar tek tuşla yetkililere veya yakınlarına konum bilgisini ileterek acil yardım talep edebilecek.

    MÜFREDATTA DEĞİŞİKLİK

    Zorbalığın temelden önlenmesi amacıyla eğitim müfredatında güncellemeler planlanıyor:

    ·Müfredata çatışma çözme becerileri entegre edilecek ve “Empati ve Sosyal Beceriler” dersi zorunlu hale getirilecek.

    ·Öğrencilerin de aktif görev alacağı akran arabuluculuğu programları tüm eğitim kurumlarında uygulanmaya başlanacak.

    ·Okul yönetimleri bünyesinde zorbalığı önleyici öğrenci konseyleri ve öğrenci liderlik grupları oluşturulacak.

    Fiziksel şiddet ve zorbalık riskine karşı okulların fiziksel alanlarındaki denetim mekanizmaları sıkılaştırılıyor:

    ·Özellikle koridorlar, teneffüs alanları ve okul çevresi gibi riskli bölgeler; kamera sistemleri, nöbetçi öğretmenler ve güvenlik görevlileri ile sürekli izlenecek.

    ·Okul içerisinde öğrencilerin şikayetlerini ve sorunlarını rahatça iletebilecekleri, erişilebilir bir destek sistemi kurulacak.

    ·Mahalle bazında veya sosyal hizmet merkezleri gibi kamu kurumlarında, çocukların direkt olarak başvurabileceği çocuk dostu danışmanlar istihdam edilecek.

    ÇOCUKLARA REHABİLİTASYON

    Komisyon raporu, sadece mağduriyetleri önlemeyi değil, zorbalık eğilimi gösteren çocukların rehabilitasyonunu da kapsıyor:

    Şiddet veya zorbalık eğilimi tespit edilen öğrencilere; empati, sosyal beceri ve öfke kontrolü odaklı özel eğitim programları verilecek.

    ·Tüm okullarda akran zorbalığına yönelik düzenli risk analizleri gerçekleştirilecek.

    ·Risk altındaki öğrencilerin erken tespiti için davranış kontrol listeleri oluşturulacak ve bu öğrenciler hızla uzman desteğine yönlendirilecek.

  • İran’da protestolar şiddetlendi

    İran’da protestolar şiddetlendi

    İran’da protestolar şiddetlendi: Silahlı gruplardan 'Hamaney'e ölüm!' sloganları

    Rus devlet medyası RIA Novosti‘nin İran medyasından aktardığı haberlere göre, İran’ın önde gelen kentlerinde bir süredir, riyal kurundaki dalgalanmalar nedeniyle düzenlenen protesto gösterileri yer yer kontrolden çıktı.

    Bazı bölgelerde göstericilerin, ekonomik taleplerden uzaklaşarak şiddet eylemlerine yöneldiği öne sürüldü. Öfkeli protestocuların, yolları kapatarak trafiği aksattıkları iddia edildi.

    “HAMANEY’E ÖLÜM!” SLOGANLARI

    RIA ajansı, batıdaki Serbala kentinde silahlı grupların sokağa çıkarak otomatik silahlarla havaya ateş açtıklarını ve “Hamaney’e ölüm!” sloganları attıklarını bildirdi.

    Fars’ın haberine göre, cuma sabahından itibaren barışçıl gösterilerin sayısı azaldı; eylemler belirgin biçimde siyasileşti. Göstericilerin polisle çatıştığı, hükümet karşıtı ve monarşi yanlısı sloganların daha sık duyulduğu ifade edildi.

    Medya kaynakları, olayların küçük gruplar tarafından organize edildiğini; bu grupların ateşli silahlar ile Molotof kokteylleri kullandığını bildirdi. Saldırıların idari ve kamusal binaları hedef aldığı öne sürüldü.

    Benzer vakaların Tahran ve Karaj’da da yaşandığı; göstericilerin ülke bayrağını yaktığı, yoldan geçenlere taş attığı ve “Diktatöre ölüm!”“Bu son savaş değil—Pehlevi geri dönecek!” sloganları attığı iddia edildi.

    İRAN’DA NELER OLUYOR?

    İran’da Aralık sonundan bu yana, yerel para biriminin sert değer kaybı nedeniyle protestolar sürüyor. Kıvılcımı, döviz kurundaki ani dalgalanmalar ve bunun toptan–perakende fiyatlara yansıması oluşturdu. Sosyal medyada Tahran başta olmak üzere birçok kentten görüntüler paylaşıldı.

    Bu gelişmelerin ardından İran Merkez Bankası Başkanı Muhammed Farzin istifa etti; 31 Aralık tarihli cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle göreve Abdolnaser Hemmati atandı.

    İran ekonomisi yüksek enflasyon döneminden geçiyor. Riyal hızla değer kaybediyor: ABD’nin 2018 Mayıs’ta nükleer anlaşmadan çekilmesinden önce doların gayriresmî değeri yaklaşık 50 bin riyal iken, bugün serbest piyasada 1,4 milyon riyale kadar yükselmiş durumda.

  • Kadına şiddet her geçen gün artıyor!

    Kadına şiddet her geçen gün artıyor!

    Kadına şiddet önlenemiyor her geçen gün artıyor. Türkiye’de önceki gün farklı şehirlerde yaşayan iki kadın aynı gün katledildi.

    Kahramanmaraş’ta tıbbi sekreter Eser Karaca (42), eski eşi Atilla Ayıntaplı (44) tarafından pompalı tüfekle vurularak katledildi. Daha önce üç kez uzaklaştırma kararı verilen Ayıntaplı hakkında Karaca’nın başvurusu üzerine 4. kez uzaklaştırma kararı verildiği, olaydan kısa süre önce de kararın kendisine tebliğ edilmeden cinayeti işlediği öğrenildi.

    Balıkesir’in Erdek ilçesinde ise Dilruba Elif Ç. (22) , B.İ. tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

    Cumhuriyet’e konuşan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatlarından Esin İzel Uysal, “Eser ve Dilruba’nın ölümünün arkasında aslında iktidarın ileri sürdüğü politikalar var. ‘Aile yılı’ ilan ettiler ve aslında şiddeti bu şekilde çözülebileceğini iktidar anlatmaya çalışıyor. Niye kadın cinayetleri artıyor? 6284’ün uygulanmaması, aile odaklı politikaların ileri sürülmesi ve İstanbul Sözleşmesi’nin imzanın çekilmesi, şiddetin artmasının en önemli nedenlerinden biri. 6284’ün etkin bir şekilde uygulanması gerekiyor” dedi.

    DELİL GİZLEMEYE BEŞ AY

    Erzurum’un Köprüköy ilçesine bağlı Yağan köyünde yaşayan iki çocuk annesi Dilan Yıldırım’ın şüpheli şekilde yaşamını yitirmesinin ardından eşi İ.Y. hakkında suç delillerini gizlemesi nedeniyle açılan dava sonuçlandı. İ.Y’ye 5 ay hapis cezası verildi. Hapis cezası ertelendi.

  • Ülkücü gruptan öğrenciye ‘öldürürüz’ tehdidi

    Ülkücü gruptan öğrenciye ‘öldürürüz’ tehdidi

    Ülkücü grupların üniversitelerde öğrencilere yönelik tehditleri gündemdeki yerini korurken Marmara Üniversitesi öğrencisi Kargıoğlu, şiddete maruz kaldığını açıkladı. Kargıoğlu, “Darp edildim, sopayla ayaklarıma vuruldu” dedi.

    Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi Alperen Kargıoğlu, okuldaki ülkücü grupların 1 yılı aşkın süredir şiddetine ve tehditlerine maruz kalıyor. Kargıoğlu, 2023’ün ekim ayında, ülkücü grupların okuldan başka bir öğrenciyi tehdit etmelerine tepki göstermesinin ardından kendisinin de şiddet gördüğünü söyledi.

    Kargıoğlu, yaşananları sosyal medya üzerinden anlatmasının ardından ülkücü grup tarafından Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü önünde darp edildiğini söyledi. Olayın ardından karakola götürülen Kargıoğlu burada saldırganlardan şikâyetçi olurken daha sonra şikâyetini geri çekti.

    “SENİ VURABİLİRLER, ŞİKÂYETİNİ GERİ ÇEK”

    Karakoldan çıktıktan sonra amcası tarafından Kadıköy’deki Ülkü Ocakları’na götürüldüğünü söyleyen Kargıoğlu, “Karakolda ifade verirken şahıslar amcamla konuşmuş. ‘Ankara’dan talimat gelmiş seni vurabilirler, şikâyetini geri çek’ dedi. Ben de korktuğum için şikâyetimi geri çektim. Karakoldan çıktığımızda amcam beni derneklerine götürdü, “Sadece konuşacaklar seninle” dedi. Dernekten içeri girdiğimde yaklaşık 20 kişi vardı. ‘Reis’ diye hitap ettikleri kişi bana ‘Cezasız kalmayacaksın. Daha önce öldürdük yine öldürürüz’ dedi” ifadelerini kullandı.

    ŞAHISLAR CEZASIZ KALMAMALI

    Ülkücü grubun kendisine sosyal medya üzerinden zorla ‘özür mesajı’ paylaştırdıklarını ifade eden Kargıoğlu, “Ardından sıra arkadaşım D.Y. ayağımı tuttu, K.A. isimli şahıs ise 10 dakika boyunca ayağıma sopayla vurdu” dedi.

    Kargıoğlu, “1 yılı aşkın süredir canımla, ailemle tehdit edildiğim için şikâyetçi olmadım ama artık okulda yüzüme tehditkâr bakışları çok rahatsız etmeye başladı. Bu kişilerin cezasız kalmasını istemediğim için 31 Aralık günü savcılığa giderek suç duyurusunda bulundum. Artık daha az korkuyorum. Umarım bu tür insanlar ellerini kollarını sallayarak okullarda dehşet saçmaz” ifadelerini kullandı.

    Öte yandan Kargıoğlu, ülkücü grubun üniversitenin giriş kapısına “Terör örgütü ve sempatizanlarının asla giremeyeceği Marmara Üniversitesi’ne hoş geldiniz”, “Marmara Üniversitesi Ülkücüleri” yazısı da astıklarını belirtti.

    MECLİS GÜNDEMİNE TAŞINDI 

    Kargıoğlu’nun ülkücü grup tarafından şiddet ve tehditte maruz kalması Meclis gündemine taşındı. CHP Milletvekili Yüksel Taşkın, Milli Eğitim Bakanlığı’na yaşanan olaya ilişkin soruşturma başlatılıp başlatılmadığını sordu.

    Taşkın, “Son yaşananlar, münferit bir olay olarak görülemez. Bu grubun üniversite yerleşkesi içinde kendine özel alanlara sahip olduğu ve benzeri tehdit ve şiddet olaylarının daha önce de yaşandığı biliniyor. Bu gruba üniversite yönetiminin ve idarecilerin göz yumdukları açık. Öğrencilerin şiddetsiz bir ortamda eğitim görme hakkı bilerek baltalanıyor” dedi.

    Yüksel Taşkın, MEB’e şu soruları yöneltti:

    • Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim görmekte olan bir öğrenciye şiddet uygulandığı iddiası hakkında soruşturma başlatılmış mıdır?
    • Kendilerini “Ülkücüler” olarak tanımlayan grubun diğer öğrencileri tehdit ettiği ve baskı uyguladığı iddiası hakkında soruşturma başlatılmış mıdır?
    • Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü’nde bir güvenlik zaafiyeti mi vardır?
    • Rektör Mustafa Kurt’un, şiddet uygulayan bu grubun üyeleriyle basında yer alan fotoğrafları, kayırmacılık yapıldığına dair şüpheler uyandırmaktadır. Rektör Kurt’un konuyla ilgili açıklaması nedir?
    • Üniversite yönetimi, belirli gruplar tarafından sistematik olarak tehdit edilen ve fiziksel şiddete maruz bırakılan öğrencisinin güvenliğini ve eğitim hakkına erişimini sağlamak için hangi tedbirleri almıştır?
    • Üniversite yönetimi, kampüsün tüm öğrenciler için güvenli bir yaşam alanı olması için ne gibi tedbirler almaktadır?
    • Kaynak: Birgun.net
  • Kadınlar her gün hunharca katlediliyor

    Kadınlar her gün hunharca katlediliyor

    Şiddet olaylarında cezaların caydırıcı olmadığına dikkat çeken uzmanlar, çıkarılan af yasalarına da tepki gösterdi ve ekledi: “Kadınların sokakta rahatlıkla gezebilme özgürlüğü tehlikede.”

    Türkiye, kadınlara yönelik saldırıları ve cinayetleri konuşuyor. İstanbul’da yarım saat arayla iki genç kız katledildi, bir kadın ise sokakta cinsel istismara uğradı. Kadın cinayetlerine ve tacizlere her gün bir yenisi eklenirken cezasızlık yeniden tartışmaya açıldı. Kadınlar, “Güvende değiliz” diyerek yasaların uygulanmasını istedi.

    Beyoğlu’nda iki kişi tarafından taciz edilen İrem A’nın (25) ailesinin durumu öğrenmesini istememesi ve kişisel bilgilerinin saldırganların eline geçmemesi için konuya ilişkin şikâyette bulunmadığı öne sürüldü. Saldırganlar Semir T. ve Ömer K. savcının itirazı sonrası tutuklandı. Konu hakkında Cumhuriyet’e konuşan avukat Özlem Şen, mağdurların şikâyetçi olduğu zaman hassas bilgilerinin failin eline geçtiğini, şikâyetçi olunmadığı zaman ise işlem yürütülmediğine dikkat çekti.

    ‘ZİFİRİ BİR KARANLIK’

    Şen sözlerini şöyle sürdürdü: “TCK 102 diyor ki ‘Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlal eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması halinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Basit cinsel saldırı suçu şikâyete tabi olmaktan çıkarılmalıdır. Suçtan zarar gören sadece kişi değil güvende hissetmeyen tüm kadınlardır. Ayrıca şikâyet eden kişilerin adres ve kimlik bilgilerinin gizli kalması için acilen bir düzenleme yapılmalıdır. ‘Kadınlar neden şikâyetçi olmuyor’ diye sormadan önce bir kez daha düşünülmelidir. Kadın şikâyetçi olsa, fail belki ceza bile almayacak üstüne de taciz ettiği kadının tüm ikamet, telefon ve kimlik bilgilerini bilecek. Bunun ne kadar ürkütücü olduğunun farkında olmayan bir hukuk sistemi ile karşı karşıyayız.”

    Kadınlara mağdur suçlayıcılığı yapıldığını da belirten Şen, sözlerini şöyle noktaladı: “Kadınlara ‘şikâyetçi olmadı’ diyemezsiniz! Kanunlarınızı kadınların bilgilerini korur hale getirip güncellemeden, mağdura yönelik önyargıda bulunamazsınız. Bir kadını daha kaybetmeye tahammülümüz yok! Zifiri bir karanlığın tam ortasındayız. Bunun adı kadın cinayeti değil bu artık cins kırımı. Kadınların çığlığının hep son anına tanıklık edip üstüne bir de mağdur suçlayıcılık yaptıran çürümüş bir sistemin içerisinde debeleniyoruz. Saldırıya uğrayan sadece bir kadın değil, kadınların sokakta rahatlıkla gezebilme özgürlüğüdür. Öldüren, cinsel saldırıda bulunan erkek faillere cesaret veren cezasızlıktır. Kadınlar yaşamak istiyor sadece özgürce yaşamak.”

    ‘SOSYAL ÇÜRÜME VAR’

    Sosyolog Burcu Güdücü ise şiddet olaylarının caydırıcı cezaları olmadığına vurgu yaptı. Güdücü, “Bugün ülkemizdeki en ağır ceza muhtemelen cumhurbaşkanına hakaret davalarına gelen cezadır. Siyasi suçlara ceza geliyor ancak onun dışındaki şiddet olaylarına, kadın cinayetlerine, tacizlere gerekli cezalar verilmiyor” dedi.

    Sürekli çıkarılan afların da şiddeti artırdığına dikkat çeken Burcu Güdücü sözlerini şöyle noktaladı: “Herkes şunu söylüyor ‘Ne var canım öldürürüm hayatıma devam ederim’. O kadar çok af çıkıyor ki. Belki de bu kadar af çıkmaması gerekiyor. İnfaz sistemi kısa sürede çok kez değiştirildi. Bütün bunlar insanlarda şiddete dair suç işlemeyi kolaylaştıran unsurlar. Türkiye’de bir sosyal çürüme var, hatta sosyal çürümeyi de geçmiş durumda.”

    İktidara yakın isimler ise artan şiddet olaylarından diziler, programlar ve oyunları sorumlu tuttu. Ceza hukukçusu Adem Sözüer, şiddet suçlarının sebebini doğrudan dizilere, medya programlarına ve oyunlara bağlamanın hiçbir bilimsel yanı olmadığına vurgu yaptı. Sözüer, “Kendi koyduğu kurallara uymayan şiddeti meşru gösteren siyasetçiler ve devlet yetkilileri, dizileri medya içeriklerini şiddetin sebebi olarak gösterip, medyadaki sansür uygulamalarını daha da artırmak istiyor” dedi.

    ‘İKBAL KORUNMADI’

    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) İkbal Uzuner ve Ayşenur Halil için dün Edirnekapı Surları’nın önünde eylem yaptı. Eylemde “AKP seyretme yasayı uygula” ve “Hesap vereceksiniz” sloganları atıldı. “Bakanlık aç gözünü kadınlar burada öldürüldü” ve “Cezasızlığa son vereceğiz, tacizi, cinayeti durduracağız” pankartları açıldı. Birçok siyasi partinin de destek verdiği eylemde yapılan basın açıklamasında İkbal Uzuner cinayeti sürecindeki ihmallere dikkat çekilerek “Semih Çelik, İkbal’i öldürmeden önce video çekmiş. İkbal, Çelik’ten defalarca şikâyetçi olmuş. Çelik, İkbal’i öldüreceği şekilde çizim yapmış. Tasarlayarak öldürdüğü söyleniyor. İkbal korunmadı. Bakanlıklar duyuyor musunuz? Biz söylediğimizde veriler açıkladığımızda görmezden geliyorsunuz. İkbal dün burada öldürüldü ve başı surlardan atıldı. Bunu da mı görmüyorsunuz?” diyerek tepki gösterildi.

  • Kadın cinayetini protesto eden kadınlara soruşturma

    Kadın cinayetini protesto eden kadınlara soruşturma

    Muğla’da tartıştığı eşi tarafından bıçaklanarak öldürülen Senem Kıvrık cinayetini protesto etmek amacıyla yürüyüş gerçekleştiren kadınlara soruşturma açıldı.

    Muğla’nın Menteşe ilçesinde 27 Ağustos’ta boşanma aşamasındaki eşi Senem Kıvrık’ı bıçaklayarak öldürdükten sonra kaçan Muhittin Kıvrık ormanlık alanda yakalanarak gözaltına alınmış, adliyeye sevk edilmesinin ardından tutuklanmıştı. 27 Ağustos’ta ise kadınlar, Kıvrık cinayetini protesto etmek için Sınırsızlık Meydanı’nda bir araya gelerek, “Acımız da büyük, İsyanımız da. Hesap vereceksiniz” yazılı pankartı açmış ve basın açıklaması yapmıştı. Kadınlar daha sonra slogan atarak Muğla Adliyesi’ne yürümüştü.

    Aralarında Muğla Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Alev Öztürk, Karya Kadın Derneği Başkanı Dilek Bulut ve Eğitim-Sen Muğla Şube Başkanı Nilüfer Enginsu’nun da yer aldığı 8 kadına, ‘2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa Muhalefetten’ Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma açıldı.

    Bugün 7 kadın karakolda ifade vermeye gitti. Avukat Alev Öztürk ise soruşturmanın usulsüz olduğu gerekçesiyle ifade vermedi.

    “TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Muğla Baro Başkanı Levent Akgün de kadınlara destek verdi. Akgün, “Bu elim olay sonrasında aralarında baromuz üyesi meslektaşlarımızın da bulunduğu kadınların, yaşanan kadın cinayetlerine tepki göstermek amacıyla düzenledikleri bir eylem sonrasında, baromuz Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu Sözcüsü Av. Alev Öztürk ve STK temsilcilerinden oluşan kadınlar hakkında 2911 sayılı yasaya muhalefet ettikleri iddiası ile bir soruşturma başlatılmıştır. Bugün, ifadesi alınacak olan arkadaşlara destek olmak ve hukuki süreçte yardımcı olmak adına Muğla Barosu olarak burada buluyoruz. Anayasal bir hak olan gösteri ve yürüyüş hakkını kullanan kadınlar hakkında yasal işlem başlatılması hukuki anlamda kabul edilemez. Süreci yakından takip edeceğiz. Şiddetin her türlüsüne karşı olan Muğla Barosu olarak artık kadına yönelik şiddet eylemlerinin son bulmasını, bu konuda caydırıcı yasal tedbirlerin bir an önce alınmasını istiyoruz. Bu konuda mücadele etmeye devam edeceğimizi kamuoyuna duyururuz” diye konuştu.

    Avukat Alev Öztürk ise “Ben Muğla Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı ve üyesi olarak baronun görevlendirmesiyle kadın ve avukat kimliğiyle bu eylemde ve yürüyüşte bulundum. Dün ben ve 7 kadın arkadaşımız hakkımızda soruşturma başlatıldığı ve ifade alınacağı bilgisi verildi. Sırasıyla ifadelerimizi verdik. Her gün 3 kadının öldürüldüğü ülkede o acıya, öfkeye ses çıkaran kadınlar hakkında yasal işlem başlatmak trajikomik ve çok acı. Ben avukat kimliğimle orada bulunmuş olmam sebebiyle hakkımdaki soruşturmayı avukatlık kanunu gereği ancak Adalet Bakanlığı’nın özel izni doğrultusunda direkt cumhuriyet savcısının yürütmesi gerekirdi ancak benim hakkımda da yakalama emri çıkartılıp doğrudan güvenlik şubeden ifadem için çağırdılar. Ben bu soruşturmanın usulsüz olduğunu söyledim ve ifademi vermedim. Hukuki sürecin takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.

    Karya Kadın Derneği Başkanı Dilek Bulut da “Yaptığımız barışçıl protestonun bu şekilde güvenlik şubeye çağırılarak ifademizin alınması Türkiye gerçeği açısından çok acı. Susmuyoruz, korkmuyoruz ve itaat etmiyoruz” dedi.

  • Özgür Özel: “Ben bu salonda çok şey gördüm ama kan görmemiştim, çok utandım. Kadına şiddet görmemiştim, çok utandım”

    Özgür Özel: “Ben bu salonda çok şey gördüm ama kan görmemiştim, çok utandım. Kadına şiddet görmemiştim, çok utandım”

    TBMM Genel Kurul’unda konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Ben tam 9 yıl bu Meclis’te grup başkanvekilliği yaptım, çok tartışmalar oldu. Ancak tansiyon bazen öyle bir yere geliyor ki oraya bir irade koymak gerekiyor. Yoksa işte bugünkü gibi bir tablo ortaya çıkıyor. Ben bu salonda çok şey gördüm ama kan görmemiştim. Çok utandım. Kadına şiddet görmemiştim. Çok utandım” dedi.

    Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay kararını görüşmek için toplanan TBMM Genel Kurulu’nda genel görüşme önergesinin ön görüşmeleri partilerin grup konuşmaları ile devam ediyor. Genel Kurul’da söz alan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, sağlık sorunları nedeniyle dün olağanüstü toplanan Genel Kurul’a katılamadığını, ancak Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile telefon görüşmesi yapacağını ve Gazze’ye gitme kararını son derece tarihi bulduğunu söyledi. Özgür Özel, şunları söyledi:

    ”Dün burada tarihi bir oturum gerçekleştirildi. Öncelikle Sayın Mahmud Abbas’ın bu kürsüde yaptığı konuşmada sağlık sorunlarım nedeniyle bulunamadığım için duyduğum üzüntüyü belirterek başlamak isterim. Diplomatik kanallarla bu üzüntüyü kendisine de ilettik, yarın da bir telefon görüşmesi yapacağız. Sayın Abbas buradayken tüm Meclis’in katılması son derece kıymetliydi. Bu konuşmada Sayın Abbas’ın bedeli ne olursa olsun Gazze’ye gideceğini açıklamasını son derece tarihi olarak değerlendirdiğimizi ifade etmek isterim.

    Tüm grupların, genel başkanlarının ifade ettiği bu ortak ifadeye Cumhuriyet Halk Partisi aynen iştirak ediyor. Sağlığımla ilgili tüm genel başkanları, rup başkanları,milletvekillerinezaket gösterdiler ayrı ayrı hepsine teşekkür ediyorum. Bugünkü gündeme ilişkin grup başkanvekillerimiz partimiz adına gerekli açıklamaları yapacaklar. Ben tam 9 yıl bu Meclis’te grup başkanvekilliği yaptım, çok tartışmalar oldu. Ancak tansiyon bazen öyle bir yere geliyor ki oraya bir irade koymak gerekiyor. Yoksa işte bugünkü gibi bir tablo ortaya çıkıyor. Ben bu salonda çok şey gördüm ama kan görmemiştim. Çok utandım. Kadına şiddet görmemiştim. Çok utandım. Sizin gelip arkadaki toplantıya başkanlık etmeniz ve toplantının riyasetini devralmanızın, ortaya koyduğunuz tavrı son derece önemli buluyorum. Ama bundan sonra da sizin parlamentoda hem kötü söz, hakaret olmaması hem de asla ve asla şiddetin olmaması ile ilgili alacağınız her türlü insiyatife Cumhuriyet Halk Partisi olarak destek vereceğiz. Bu konuya en sert tepkiyi göstermek gerekiyor. Kötü sözü kimin söylediği, hakareti kimin ettiğine partiler kör olmalı. Şiddete kim başvuruyorsa o milletvekili partisine bakmadan aynı ceza verilmeli. Ben bu noktada bugün alınan kararı son derece değerli buluyorum. Filistin halkının sonuna kadar arkasındayız.”

  • Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası: “Sağlıkta şiddeti durdurun”

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası: “Sağlıkta şiddeti durdurun”

    İstanbul Esenyurt’ta akaryakıt istasyonunda alkollü vakaya giden 112 ekibinin saldırıya uğramasının ardından Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) yazılı bir açıklama yaptı. SES “ Sağlıkta şiddetin önüne geçilmelidir! Bunun için etkin yasalar çıkarılmalı, adli vakalarda kolluk kuvvetleri ile koordinasyon sağlanmalıdır” denildi.

    İstanbul Esenyurt’ta karyakıt istasyonundaki alkollü vakaya giden 112 ekibinin saldırıya uğramasının ardından SES yazılı bir basın açıklaması yaptı. “Artık yeter, sağlıkta şiddeti durdurun” başlıklı açıklamada şunlara yer verildi:

    “Konunun takipçisi olacağız”

    “İstanbul Esenyurt’ta benzinlik içerisinde alkollü vakaya giden 112 ekibi onlarca kişi tarafından saldırıya uğradı. Çok sayıda kişi tarafından darp edilen ambulans sürücüsü arkadaşımız tekmeli tokatlı darbeler yetmiyormuş gibi, üzerine motosiklet sürülerek adeta ölümüne kastedilmek istenmiş, yüzüne ve kafasına aldığı darbeler sonucunda baygınlık geçirmesi üzerine hastaneye kaldırılmıştır. Hastanede tedavisi yapılan sürücü arkadaşımızın yüzünde darp izleri, ön üst 3 dişinde kırık, çenesinde, kafasında ve dizinde darbeler sonucunda ağrılar oluşmuştur. SES Bakırköy şube yönetimi, işyeri üye ve temsilcilerimiz ile birlikte saldırıya uğrayan sağlık emekçilerini hastanede ziyaret etmiş, dayanışma duygularımızı iletip hukuksal olarak konunun takipçisi olacağımızı kendilerine ilettik.

    “Sağlıkta şiddet bir politikanın ürünüdür”

    Daha önce de vurguladığımız gibi sağlıkta şiddet bir politikanın ürünüdür! Ne yazık ki sağlıkta yapılan dönüşüm programları sağlıkta şiddeti tetiklemiş, içinden çıkılamaz boyuta taşımıştır. Şimdi bu politikalardan acilen vazgeçilmesini istiyor, gerekli düzenlenmelerin yapılmasını istiyoruz! İl Ambulans Servisi Başhekimliği ve Acil Sağlık Hizmetleri Başkanlığı ile yaptığımız görüşmelerde, sözlü ve yazılı olarak kendilerine ilettiğimiz raporda ve en son 26.07.2024 tarihinde Avrupa İl Ambulans Servisi Başhekimliği önünde basına ve kamuoyuna yaptığımız basın açıklamasında da ifade ettiğimiz gibi 112’de en büyük sorunlardan biri güvenlik ve şiddet görme riskinin yüksek olmasıdır!

    “Olay yerinde ekipler savunmasız kalmaktadır”

    112 ekipleri vakaya çıkarken ne ile karşılaşacakları belirsiz, tamamen bir bilinmezliğe gidiyor. Özellikle ateşli silah olayları ve kavgaları içeren vakalarda Komuta Kontrol Merkezi(KKM) tarafından, 112 emekçilerinin öne sürülmesi kolluk kuvvetleri gelmeden vakaya müdahale etmelerinin istenmesi, kolluk kuvvetlerinin 112 ekibiyle koordineli çalışmaması nedeniyle olay yerinde ekipler savunmasız kalmaktadır. Ayrıca hasta yakınlarının ulaşım süresi uzamış vakalarda sorgusuz sualsiz ekibe saldırmaları sıkça karşılaşılan bir durum halini almıştır. Yaşanan bu olayda da kolluk kuvvetleri olay yerine intikal etmeden alkollü şahıs vakasına çıkarılan ambulans ekibi, vaka adresine ulaşır ulaşmaz benzinlik çalışanları ve çevredeki diğer vatandaşlar tarafından “ne duruyorsunuz müdahale etsenize, sakinleştirici yapsanıza!” baskılarına maruz kalmıştır. Bu baskılar üzerine 112 ekibi, söz konusu vakanın saldırgan olduğunu, polis ekipleri gelmeden müdahale edemeyeceklerini söylemelerine rağmen ısrarlı baskılar artmış, çıkan tartışma sonucunda da olay saldırıya dönüşmüştür.

    “Sağlıkta şiddeti durduracak düzenlemeler yapmasını talep ediyoruz”

    Yetkililerden acilen sağlıkta şiddeti durduracak düzenlemeler yapmasını talep ediyoruz. Sağlık hizmetinin sürdürülebilmesi için, bütün sağlık kuruluşlarının güvenli hale getirilmesi, sağlık emekçilerinin sağlık hizmetini sunarken güvenliğinin sağlanması, halkın sağlık hizmeti alma hakkına ulaşmasını da kapsayan uygulamaların hayata geçirilmesi zorunlu hale gelmiştir. Son olarak bir kez daha vurguluyoruz! 112 emekçilerinin haklı ve acil talebi derhal yerine getirilmelidir. Sağlıkta şiddetin önüne geçilmelidir! Bunun için etkin yasalar çıkarılmalı, adli vakalarda kolluk kuvvetleri ile koordinasyon sağlanmalıdır.

  • Avukatlar hakları için alanlara çıkıyor

    Avukatlar hakları için alanlara çıkıyor

    Avukatlar maruz kaldıkları baskı, şiddet, işsizlik ve yoksulluğa ilişkin sorunlarını dile getirmek için Büyük Savunma Mitingi’ne hazırlanıyor. Ankara’da gerçekleşecek miting öncesi konuşan TBB Başkanı Erinç Sağkan, “Bu sorunlar katlanılamaz hale geldi” dedi.

    AKP iktidarı eliyle yargı sistemi hiç olmadığı kadar siyasallaşırken avukatlar baskı, işsizlik, yoksulluk ve saldırılara karşı mücadelelerini sürdürüyor. Türkiye Barolar Birliği (TBB), avukatların maruz kaldığı sorunları haykırmak ve angaryaya karşı meslek onurunu savunmak için Büyük Savunma Mitingi düzenleyecek. Ankara’da gerçekleştirilecek mitinge ülkenin dört bir yanından avukatlar katılacak.

    AKP iktidarının izlediği eğitim politikaları sonucunda hukuk fakültesi sayısındaki artış sürerken avukatların en büyük sorunlarının başında işsizlik yer alıyor. Yükseköğretim Kurulu istatistiklerine göre ülke genelindeki 92 hukuk fakültesinden her yıl 20 bine yakın kişi mezun oluyor. TBB’nin güncel verilerine göre, 2022’de baroya kayıtlı avukat sayısı 174 bin 333 olurken bu sayı 2023’te 11 bin 216 artarak 185 bin 749 oldu.

    Yürüyüşün temelinde üç ana neden yattığını belirten Sağkan, artan ekonomik krizle birlikte avukatların sosyo-ekonomik durumunun artık katlanılamaz hale geldiğini vurguladı. Bunun taleplerden birisi olduğuna dikkat çeken Sağkan, “Aynı zamanda kontrolsüzce açılan hukuk fakülteleri, niteliğin düşürülmesi, başlıca sorunlarımızdan” dedi. Avukatların maruz kaldığı sorunların yurttaşlara da yansıyan tarafları olduğunu ifade eden Sağkan, “Avukatlık artık sürdürülebilir bir meslek olmaktan çıktı” ifadelerini kullandı.

    Ülke genelindeki avukatların yüzde 49’unun sıfır ila 5 yıl kıdeminin olduğuna dikkat çeken Sağkan, bunun avukat sayısındaki orantısız artışın yarattığı bir sonuç olduğunu ifade etti.

    TBB’nin sosyo-ekonomik sorunları, tespitleri ve önerileri dile getireceklerini aktaran Sağkan, “Bir başka başlığımız ise ülkedeki yargı bağımsızlığı sorunu. Anayasa Mahkemesi kararlarının dahi tanınmadığı bir ortamda yurttaşın hukuka olan güveninin tamamen sarsıldığı bu hukuki süreçte mesleğimizi yapmakta zorlanıyoruz. Aynı zamanda Cumhuriyet savcısı ile avukatın savunma makamı arasındaki silahların eşitliği ilkesinin tamamen savcılık lehine avukat aleyhine bandın açılması konusu başta olmak üzere Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile avukatların mesleklerini yapmalarının önündeki engellerin ortadan kaldırılmasını talep edeceğiz” diye konuştu. Avukata yönelik şiddettin de mitingin alt başlıklarından biri olduğuna dikkat çeken Sağkan, son olarak şunları aktardı: “İnsanların avukatlarını müvekkilleriyle özdeşleştirdikleri, davanın tarafı gibi davrandıkları, toplumun geneline yaygın o şiddet olgusunun maalesef ki avukatlara dönük çok ağır bir tehdit boyutuna vardığını görüyoruz. Buna ilişkin önlemlerin hayata geçirilmesi gibi taleplerimiz arasında yer alıyor. Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve avukatların temel sorunları üzerinden belirlediğimiz başlıklarla birlikte Ankara’da Büyük Savunma Yürüyüşü’nü gerçekleştireceğiz. Tüm meslektaşlarımı yürüyüşe davet ediyorum.”

    ∗∗∗

    6 YILDAN AZ TECRÜBE VAR

    ABD’nin yayımladığı ‘İnsan Hakları Raporu’ Türkiye’de yargının siyasallaştırılmasının yansımalarını gözler önüne serdi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken tarafından duyurulan raporda, atanan savcı ve hâkimlerin 6 yıldan az tecrübesi olduğuna dikkat çekildi. Raporda şu ifadelere yer verildi: “İnsan hakları grupları ve duruşma izleme kuruluşları, siyasi açıdan hassas davalarda hâkimlerin bazen gazetecileri ve gözlemcileri mahkeme salonundan uzaklaştırdığını, sanıkların ifadelerini yarıda kestiklerini, konuşmalarına izin vermediklerini, savunma taleplerini açıklama yapmadan reddettiklerini ve kararları mahkeme heyetini dinlemeden verdiklerini bildirdi.”

    Raporda vurgu yapılan konuların bir kısmı şu şekilde sıralandı:

    • Hükümet tarafından veya hükümet adına işkence veya zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya ceza.

    • Keyfi tutuklama veya gözaltı.

    • Yargının bağımsızlığıyla ilgili ciddi sorunlar.

    • Siyasi mahkûmlar ve tutuklular.

    ∗∗∗

    BİRLİKTE OLURSAK GÜÇLÜYÜZ

    Sol Hukuk da yaptığı açıklama ile mitinge katılım çağrısı yaptı. Açıklamada, “Adalete, mesleğimize ve geleceğimize sahip çıkmak için Türkiye Barolar Birliği’nin çağrısıyla gerçekleştirilen #BüyükSavunmaMitingi nde buluşuyoruz” denildi.

    İstanbul Barosu tarafından yapılan çağrıda da, “Birlikte olursak güçlüyüz” ifadelerini kullanıldı.

    Kaynak: Birgun.net

  • “DERHAL VE AMASIZ, ‘SAĞLIKTA ŞİDDET’ SONA ERDİRİLMELİ, BU KONUDA ATILMASI GEREKEN YASAL VE SİYASİ ADIMLAR İVEDİLİKLE HAYATA GEÇİRİLMELİDİR”

    “DERHAL VE AMASIZ, ‘SAĞLIKTA ŞİDDET’ SONA ERDİRİLMELİ, BU KONUDA ATILMASI GEREKEN YASAL VE SİYASİ ADIMLAR İVEDİLİKLE HAYATA GEÇİRİLMELİDİR”

    CHP TBMM Sağlık Grubu milletvekilleri, “Derhal ve amasız, ‘sağlıkta şiddet’ sona erdirilmeli, bu konuda atılması gereken yasal ve siyasi adımlar ivedilikle hayata geçirilmelidir. Eş zamanlı olarak, sağlık çalışanlarına yönelik aşağılayıcı, itibarsızlaştırıcı, hekim ve hastayı karşı karşıya getiren söylemler son bulmalıdır. Geçmişte olduğu gibi bugün de sağlık çalışanlarının yanında, şiddetin karşısında durmaya devam edeceğimizi bir kez daha kamuoyuna duyuruyor, yetkilileri derhal yasal ve sistemsel çözümler üretmeye çağırıyor ve bu sürecin takipçisi olacağımızı bildiriyoruz” açıklamasını yaptı.

    CHP TBMM Sağlık Grubu milletvekilleri Mustafa Adıgüzel, Gamze Akkuş İlgezdi, Tekin Bingöl, Burhanettin Bulut, Murat Çan, Murat Emir, Eylem Ertuğ Ertuğrul, Elvan Işık Gezmiş, Metin İlhan, Mühip Kanko, Ali Karaoba, Ali Fazıl Kasap, Asu Kaya, Suat Özçağdaş, Özgür Özel, Kayıhan Pala, Serkan Sarı, Gamze Taşçıer ve Aylin Yaman, sağlıkta şiddetle ilgili ortak yazılı açıklama yaptı. Açıklama şöyle:

    “AKP’NİN İKTİDARI İLE ÇÖKEN SAĞLIK SİSTEMİNİN EN ÖNEMLİ SORUNLARININ BAŞINDA GELEN ‘SAĞLIKTA ŞİDDET’ AĞIRLAŞARAK DEVAM ETMEKTEDİR”

    “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarı ile birlikte adım adım çöken sağlık sisteminin en önemli sorunlarının başında gelen ‘sağlıkta şiddet’, ağırlaşarak devam etmektedir. Bugün Gaziantep’te bir sağlık çalışanımız bıçaklı saldırıya maruz kalmış; öncesinde Zonguldak Devrek Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Avni Çelik bir hasta yakının saldırısına uğramış ve ölüm ile tehdit edilmiştir. Sadece son birkaç ayda; Şanlıurfa’da, Nevşehir’de, Samsun’da, Ankara’da hekimlerimiz, diş hekimlerimiz, hemşirelerimiz, veteriner hekimlerimiz ve sağlık çalışanlarımız hasta yakınları tarafından şiddete uğramış, tüm çabalarına rağmen seslerini iktidara duyuramamışlardır.

    “HEKİMLERİMİZ VE TÜM SAĞLIK EMEKÇİLERİMİZ SİSTEMATİK BİR BİÇİMDE ŞİDDETE MARUZ KALMAKTADIRLAR”

    Sağlıkta Dönüşüm Programı’yla bozulan ve adım adım çöküşe götürülen sağlık sistemi nedeniyle bugün artık hekimlerimiz ve tüm sağlık emekçilerimiz sistematik bir biçimde şiddete maruz kalmaktadırlar. Her geçen gün emeği değersizleştirilen, ekonomik, sosyal ve özlük hakları yok edilen ve mesleği itibarsızlaştırılan hekimlerimize ve tüm sağlık çalışanlarına yönelik bu şiddet, ne yazık ki yaygınlaşmıştır.

    “HEKİMLERİN YÜZDE 84’Ü MESLEK HAYATLARINDA EN AZ BİR DEFA FİZİKSEL VEYA SÖZEL ŞİDDETE UĞRADIKLARINI BİLDİRMİŞLERDİR”

    Tıkanan sistem, sağlık çalışanlarını ve hastaları karşı karşıya getirmiş, vatandaşları hekimlere ve sağlık çalışanlarına karşı düşmanlaştırmış, üstelik şiddet cezasız bırakılmıştır. Uygulanan yanlış sağlık politikaları ve çözümü sadece tesis güvenliğinde arayan zihniyet, şiddet vakalarının tırmanmasına ve ortamın çalışılamaz hale gelmesine zemin hazırlamıştır.

    Türk Tabipleri Birliği’nin verilerine göre; hekimlerin yüzde 84’ü meslek hayatlarında en az bir defa fiziksel veya sözel şiddete uğradıklarını bildirmişler ve bunların sadece yarısının, yetkili mercilere bildirimle sonuçlandığını vurgulamışlardır. Sadece, sağlıkta şiddetin göstergelerinden Beyaz Kod verilerine bakıldığında bile, Türkiye’de günde ortalama 80’den fazla sağlıkta şiddet vakasının yaşandığı görülmektedir.

    “DERHAL VE AMASIZ, ‘SAĞLIKTA ŞİDDET’ SONA ERDİRİLMELİ, BU KONUDA ATILMASI GEREKEN YASAL VE SİYASİ ADIMLAR İVEDİLİKLE HAYATA GEÇİRİLMELİDİR”

    Unutulmamalıdır ki, şiddet öngörülebilir ve önlenebilir bir sorundur. Bu konuda hekimlerin ve sağlık çalışanlarının talebi açıktır. Derhal ve amasız, ‘sağlıkta şiddet’ sona erdirilmeli, bu konuda atılması gereken yasal ve siyasi adımlar ivedilikle hayata geçirilmelidir. Eş zamanlı olarak, sağlık çalışanlarına yönelik aşağılayıcı, itibarsızlaştırıcı, hekim ve hastayı karşı karşıya getiren söylemler son bulmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi TBMM Sağlık Grubu olarak geçmişte olduğu gibi bugün de sağlık çalışanlarının yanında, şiddetin karşısında durmaya devam edeceğimizi bir kez daha kamuoyuna duyuruyor, yetkilileri derhal yasal ve sistemsel çözümler üretmeye çağırıyor ve bu sürecin takipçisi olacağımızı bildiriyoruz.”