Etiket: Mustafa kemal Atatürk

  • Samsun’da AKP’li belediye meclisi üyesinden ‘Atatürk’e skandal sözler

    Samsun’da AKP’li belediye meclisi üyesinden ‘Atatürk’e skandal sözler

    AKP'li belediye meclisi üyesinden 'Atatürk'e ve 'Kemalistlere' skandal sözler: Hakaretleri sıraladı, istifa etti

    Samsun’un Terme ilçesinde AKP’li Belediye Meclis Üyesi Rümeysa Eker’in sosyal medya hesabından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ‘Kemalistler’ hakkında yaptığı hakaret içerikli paylaşım tepki çekti.

    Söz konusu paylaşım Terme Belediye Meclisi toplantısında da gündeme geldi ve CHP’li Meclis üyesi Neslihan Özdemir, paylaşımı kürsüden okuyarak tepki gösterdi.

    Gerginliğe neden olan paylaşımın ardından CHP grubu meclis salonunu protesto amacıyla terk etti ve savcılığa suç duyurusunda bulundu.

    Kendisini “umumi bir çıkarım” diyerek savunan Eker ise muhalefeti gündem oluşturmaya çalışmakla suçladı.

    İSTİFA GELDİ

    Odatv’nin aktardığı habere göre, mecliste yaşanan protestolar ve CHP’nin suç duyurusunun ardından Meclis Üyesi Rümeysa Eker, AKP üyeliğinden ve Terme Belediye Meclis üyeliğinden istifa etti.

    Image

    PAYLAŞIM MECLİS GÜNDEMİNE GELDİ: “UTANARAK OKUYORUM”

    Meclis toplantısında söz alan CHP’li Meclis üyesi Neslihan Özdemir, Eker’in sosyal medya hesabından yaptığı hakaret içerikli paylaşımı kürsüden okuyarak tepki gösterdi.

    Özdemir, “Utanarak okuyorum” diyerek Eker’in ifadelerini meclis üyelerinin yüzüne okuyarak şu ifadeleri kullandı:

    “Bu paylaşımı yapan kişi şu anda bu mecliste görev almakta. Atatürk’ü ‘M. Kamal’ diyerek itibarsızlaştırmaya çalışmış. Onun sana kazandırdığı seçme ve seçilme hakkından yararlanacaksın. Hangi akrabanın torpili ile kimlerin hakkını yiyerek listeye girdiğini bir düşün önce.”

    Toplantıda yaşanan tartışmaların ardından CHP’li meclis üyeleri yaşanan durumu protesto etmek amacıyla salonu terk etti.

    CHP’DEN SAVCILIĞA SUÇ DUYURUSU

    Yaşanan gelişmelerin ardından CHP Terme İlçe Başkanlığı, söz konusu paylaşım hakkında Terme Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Savcılığa sunulan dilekçede, paylaşımın Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun ile Türk Ceza Kanunu’nun 216’ncı maddesi (Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama) kapsamında değerlendirilmesi ve cezalandırılması talep edildi.

    CHP il teşkilatı ayrıca Rümeysa Eker’i istifaya davet etti.

    Meclis Üyesi Rümeysa Eker, AKP üyeliğinden ve Terme Belediye Meclis üyeliğinden istifa etti.

    Bununla beraber, Samsun AKP’de sürpriz bir kadro değişikliği yapıldı. İki ilçe başkanının aynı anda görevden alındığı belirtildi.

    Yine Odatv’nin edindiği bilgiye göre, AKP’nin Samsun İl Başkanlığı’na çağrılan Çarşamba İlçe Başkanı Ersin Sandıkçı ile Terme İlçe Başkanı İsa Baş’ın istifaları istendi.

  • Atatürk’ün sonsuzluğa uğurlanışının 87. yılı…

    Atatürk’ün sonsuzluğa uğurlanışının 87. yılı…

    Beşiktaş Belediyesi, Mustafa Kemal Atatürk’ü anma programı kapsamında 10 Kasım sabahı “Saygı Yürüyüşü” düzenlendi.

    Yürüyüş, saat 08.00’de Atatürk’ün evinin bulunduğu Akaretler’deki Şairler Sofası Parkı önünden başladı.

    Atatürk’ün sesinden özel olarak hazırlanan dinleti eşliğinde 7’den 70’e her yaştan yurttaş, Belediyesi Başkan Vekili Rasim Şişman’la birlikte Dolmabahçe Sarayı’na yürüdü.

    Saat 09.05’te ise, tüm Türkiye’de olduğu gibi Beşiktaş’ta da hayat durdu ve yurttaşlar Ata’ya saygı duruşunda bulundu.

  • Saat 9’u 5 geçe tüm yurtta hayat durdu…

    Saat 9’u 5 geçe tüm yurtta hayat durdu…

    Atatürkçüler güçleniyor

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 87 yıl önce bugün hayata gözlerini yumdu.

    81 ilde Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikal ettiği saat 9’u 5 geçe hayat durdu.

    Anıtkabir’de ise, devlet töreni düzenlendi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki kortejde TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi üyeleri, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, yüksek yargı organlarının başkanları, TSK komuta kademesi, siyasi parti temsilcileri, bürokratlar ve diğer devlet erkanı yer aldı.

     

  • Özgür Özel,”DEMOKRASİMİZ SALDIRI ALTINDA”

    Özgür Özel,”DEMOKRASİMİZ SALDIRI ALTINDA”

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajında, “Milletimiz bir sivil darbeye karşı, meydanlarda demokratik direnme hakkını kullanmaktadır. Bu mücadele ile savunulan; bir mevzi olarak Cumhuriyet Halk Partisi değil, bir cephe olarak çok partili demokratik sistemimizdir” dedi. Özel, “Darbeciler ve vesayetçiler tarihin hiçbir döneminde başarılı olamamıştır, bundan sonra da olamayacaktır” vurgusunu yaptı.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla yazılı mesaj yayımladı.

    Özgür Özel, açıklamasında, “Demokratik hukuk devletimiz ve yurttaşlık haklarımız bizlere Atatürk ve kurucu kadrolarımızdan mirastır. Hepimizin vazifesi, ülkemizi daha ileriye taşımak için azim ve kararlılıkla çalışmaktır” dedi.

    “Milletimiz bir sivil darbeye karşı, meydanlarda demokratik direnme hakkını kullanmaktadır” diyen Özel, “Bu mücadele ile savunulan; bir mevzi olarak Cumhuriyet Halk Partisi değil, bir cephe olarak çok partili demokratik sistemimizdir. Savunulan, toplumsal barışımız ve eşit yurttaşlık haklarımızdır. Demokrasiye inanan herkesle birlikte savunulan, Türkiye Cumhuriyeti’dir” ifadelerini kullandı.

    Özel, “Darbeciler ve vesayetçiler tarihin hiçbir döneminde başarılı olamamıştır, bundan sonra da olamayacaktır” dedi.

    Özgür Özel’in açıklamasının tamamı şöyle:

    “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “En büyük eserim” diyerek bizlere emanet bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti’nin 102. yaşını büyük bir gurur ve mutlulukla kutluyoruz.

    Birinci Dünya Savaşı sonrasında işgale uğrayan ülkemiz, ağır koşullara rağmen Atatürk’ün önderliğindeki inançlı kadrolarla önce bağımsızlığı kazanmış, ardından Cumhuriyeti ilan etmiştir. Vatandaşlarımızı eşit yurttaşlıkla buluşturan, egemenliği kayıtsız şartsız millete teslim eden irade, kısa sürede ülkemizi çağdaş ve demokratik bir yapıya kavuşturarak, büyük bir kalkınmayı başarmıştır. Cumhuriyet devrimleri bölgemizdeki milletlere de ilham olmuştur.

    Demokratik hukuk devletimiz ve yurttaşlık haklarımız bizlere Atatürk ve kurucu kadrolarımızdan mirastır. Hepimizin vazifesi, ülkemizi daha ileriye taşımak için azim ve kararlılıkla çalışmaktır.

    Ülkemiz, 102 yılda büyük badireler atlatmış, demokrasimiz darbe dönemlerinden geçmiştir. Ancak milletimiz sıkı sıkıya bağlı olduğu Cumhuriyetle gelen kazanımlarından taviz vermemiştir.

    “MİLLETİN İRADESİNİN ÜZERİNDE GÜCE İNANMADIK”

    Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi de darbelere muhatap olmuş, Genel Başkanlarımız hapse atılmış, Partimizin mal varlıklarına el konulmuştur. Ancak Partimiz hiçbir zaman milletin iradesinin üzerinde bir güce inanmamıştır.

    “DEMOKRASİMİZ SALDIRI ALTINDA”

    47 yıl iktidar olamasa da milletin kararına saygı duyan Partimiz, son yerel seçimleri halkın teveccühü ile kazanmış ve birinci parti olmuştur. 23 yıl sonra ilk kez yenilen iktidar partisi ise milletin tercihine hürmet göstermek varken, mevkilerini koruyabilmek uğruna demokrasi dışı yöntemlere tenezzül etmiştir. Bugün demokrasimiz, seçim sandığıyla gelen ancak seçim sandığıyla gitmek istemeyen bir yapının saldırıları altındadır. Kendi çıkarlarını Türkiye’nin çıkarlarının üzerinde gören bu yapı, şahsi menfaatleri için halkımızın huzurunu ve refahını feda etmektedir.

    Milletimiz bir sivil darbeye karşı, meydanlarda demokratik direnme hakkını kullanmaktadır. Bu mücadele ile savunulan; bir mevzi olarak Cumhuriyet Halk Partisi değil, bir cephe olarak çok partili demokratik sistemimizdir. Savunulan, toplumsal barışımız ve eşit yurttaşlık haklarımızdır. Demokrasiye inanan herkesle birlikte savunulan, Türkiye Cumhuriyeti’dir.

    “HER ZAMAN CUMHURİYET KAZANIR”

    102 yıl sonra bugün, Cumhuriyetimizin yeniden kurtarılmasına; demokrasi ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesine ihtiyaç vardır. Darbeciler ve vesayetçiler tarihin hiçbir döneminde başarılı olamamıştır, bundan sonra da olamayacaktır.

    Her zaman millet kazanır, her zaman Cumhuriyet kazanır.

    Bu inançla, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyoruz.

    Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!”

  • Bağımsızlık Mücadelesi’nin ilan edildiği Sivas Kongresi 106 yaşında

    Bağımsızlık Mücadelesi’nin ilan edildiği Sivas Kongresi 106 yaşında

    Sivas Kongresi Ders Notu - Bilginin Kalesi

    Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulusal Bağımsızlık Mücadelesi’ni başlattığı Sivas Kongresi’nin dün 106. yıldönümüydü. Sivas Kongresi; 1. Dünya Savaşı’nın ardından Osmanlı Devleti ile emperyalist Batılı devlet arasında imzalanan Mondros Mütarekesi’yle; Anadolu’da emperyalist işgaller başlamışının ardından Türk ulusunun bağımsızlık mücadelesi kararı aldığı yer olarak tarihe geçti.

    MUSTAFA KEMAL; TÜRK’ÜN UMUDU OLUYOR

    Türk ulusunda işgale karşı tepkiler başlamıştı. Türk ulusunun işgallere karşı tutumu ise mütarekenin ardından 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelirken limanda demirlenmiş emperyalist devletlerin donanmasını gören Mustafa Kemal Paşa’nın “Geldikleri gibi giderler” sözü olmuştu.

    İşgallere Türk ulusu tepki göstermiş, özellikle 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinde Hasan Tahsin’in (Osman Nevrez) işgalci Yunan ordusuna ilk kurşunu sıkması bu tepkinin tarihi simgesi olmuştu. İzmir’in işgali Türk ulusunda bir uyanışı tetiklemiş, yurdun dürt bir yanında işgal mitinglerce protestolar başlamıştı. Türk ulusu kuvayı milliye ve müdafaai hukuk cemiyetleri altında örgütlenmeye başlamıştı.

    Okuryazar - Madde Madde Sivas Kongresi'nde Alınan Kararlar (Günümüz  Türkçesi ve Orijinali)

    MUSTAFA KEMAL ANADOLU’YA GEÇİYOR

    Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı Padişahı Vahdettin’in ve İstanbul Hükümeti’nin “teslimiyetçi” yapısına karşın Anadolu’da Türk ulusunun örgütlenmesini bir bağımsızlık mücadelesine dönüştürülmesi gerektiğini biliyordu. Bu durumda Mustafa Kemal Atatürk; Anadolu’ya geçem fırsatını ise 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919’da Bandırma vapuruyla Samsun’a geçmekle yakaladı.

    SİVAS’A GİDEN SÜREÇ

    Samsun’a varan Mustafa Kemal Paşa; burada bulunan İngiliz birliğine karşın; hemen harekete geçti. Mustafa Kemal Paşa 25 Mayıs 1919’da Havza’ya geçti. Bu geçişle Mustafa Kemal, Türk ulusuna ilk seslenişini yaptı. 28 Mayıs’ta yayımlanan Havza Genelgesi’yle Mustafa Kemal Paşa; halka protestoların sürdürülmesini, komutanlardan da ordularını dağıtmamalarını istedi.

    DEVRİMİN FİTİLİNİN ATEŞLENDİĞİ YER: AMASYA

    Havza Genelgesi’nin ardından Amasya’ya geçen Mustafa Kemal Paşa; Refet Bey (Bele), Rauf Bey (Orbay), Ali Fuat Paşa (Cebesoy) ile bir araya geldi, Kazım Paşa (Karabekir) ve Mersinli Cemal Paşa ile de iletişime geçti. Mustafa Kemal Paşa bu isimlerle birlikte; İstanbul hükümetinin Türk ulusunu felakete sürüklediğini vurgulayan, “Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir” ile “Ulusun bağımsızlığı, yine ulusun azim ve kararıyla kurtulacaktır” denilen, “devrim bildirisi” de sayılan Amasya Genelgesi’ni yayımladı. Bu genelge de Sivas’ta ulusal bir kongrenin toplanması ve bu kongre için her ilden 3 delegenin gönderilmesi istendi.

    BAĞIMSIZLIĞIN İLKELERİNİN BELİRLENDİĞİ YER: ERZURUM

    Sivas’a geçmek için hazırlana Mustafa Kemal Paşa, Kazım Paşa’nın istemiyle doğu illerinin durumunu görüşmek için 23 Temmuz’da Erzurum Kongresi’ne katıldı. Ancak Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar ulusal boyutta olup, bağımsızlık mücadelesinin ilkeleri belirlenmiştir. Bu kongrede; “Ulusal sınırlar içinde yurt bir bütündür, bölünemez” ve “Kuvayı Milliye’yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi etkin kılmak temel esastır” kararları alındı.

    Sadrazam Damat Ferit Hükümeti ve işgal devletlerinin tehdit ve engellemeleri altında hazırlıkları süren Sivas Kongresi’ne beklentinin altında bir delege sayısı katıldı. Delege sayısının az olması ilk sıkıntıyı yaratsa bir kısmı “illerden gelme” ve bir kısmı “Sivas’ta atanma” 20–25 kadar delegenin katılımı ile Sivas Kongresi 4 Eylül’de açıldı. Ayrıca temsilcilerden bazıları farklı gün ve zamanda kongreye katılmışlardır. Bir hafta süren toplantılar sırasında Kongre’ye gelen bazı delegelerle toplam sayısı 38’e kadar çıktı.

    1 HAFTA SÜRDÜ

    Kongre az delegeye karşın 1 hafta sorunsuz sürdü ve 11 Eylül’de hem Anadolu’ya hem de tüm dünyaya yayımlanması amacıyla bir bildirge yayımlandı. Sivas Kongresi’nde ulusal kararlar alındı. Erzurum Kongresi’nde alınan kararların ulusal boyuta getirildiği kararlar kapsamında; “Heyeti Temsiliye” tüm yurdun temsilcisi olan bir idare kurumuna dönüştürüldü.

    ULUSAL BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ BAŞLATILDI

    Sivas Kongresi’nde parçalanamaz kabul edilen yurdun sınırları Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı Osmanlı sınırları kabul edildi. Sivas’ta alınan en önemli karar Anadolu ve Rumeli Anadolu müdafaai hukuk cemiyetleri “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirildi. Böylece, yurdun 4 bir yanındaki bağımsızcıları tek bir çatı altına getirerek, bağımsızlık mücadelesinin ulusal bir kimlik kazanması sağlandı.

    MUSTAFA KEMAL, LİDERLİĞE YÜKSELDİ

    Mustafa Kemal’in Havza’dan başlattığı süreç, Sivas Kongresi’yle ulusal bir boyuta taşındı. Sivas Kongresi’yle Mustafa Kemal; İstanbul Hükümeti ve işgal devletlerinin tüm engellemelerine karşın Anadolu’da başlayan direnişi merkezileştirdi ve kendi liderliğini de güçlendirdi. Sivas Kongresi, Ulusal Bağımsızlık Mücadelesi’nin başlatıldığı ve Türk ulusunun umudunun Anadolu’da olduğunu gösteren bir kongre olmuştur.

    MÜCADELEYİ KİTLESEL BİR TABANA YERLEŞTİRDİ

    Kongreyi Cumhuriyet’e değerlendiren Ufuk Üniversitesi Tarih bölümünden Doç. Dr. F. Rezzan Ünalp, “Sivas Kongresi’nde Mustafa Kemal güç kazandı ve mücadelenin önderi konumuna geldi. O, mücadeleyi kitlesel bir tabana yerleştirdi. Bu hukuki anlamıyla ulusal egemenlik ilkesinin yaşama geçmesi demekti ve yeni bir devletin oluşması anlamına geliyordu. Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi’nde tam bağımsızlık anlayışını ulusal bir programa dönüştürmüş ve genel siyasi programı ortaya koymuştu. Kongre kararlarıyla Mustafa Kemal, henüz mücadelenin başında gelecekteki devletin çerçevesini çizmişti. Bu devlet ulusal egemenliğe dayalı, demokratik, laik ve bağımsız bir devlet olacaktı” dedi.

  • Ulusal Kurtuluş Savaşı, zaferle taçlandı

    Ulusal Kurtuluş Savaşı, zaferle taçlandı

    Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde yürütülen Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Büyük Taarruz, 103 yıl önce bugün, 30 Ağustos 1922’de zaferle sonuçlandı. Bu büyük zafer, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yolunu açtı.

    SAKARYA’DAN KOCATEPE’YE

    22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanılmasının ardından Türk Ordusu, Yunan işgalini Anadolu’dan tamamen atacak son darbeye hazırlanmak için bir yıl boyunca seferber oldu. Eksiklikler kısıtlı imkânlarla giderildi, bütün kaynaklar orduya aktarıldı. Mustafa Kemal Paşa, Meclis’teki sabırsızlığa rağmen “Yarım hazırlıkla yapılacak bir taarruz, hiç taarruz etmemekten daha kötüdür” diyerek beklemeyi tercih etti.

    26 Ağustos 1922 sabahı Afyon Kocatepe’den yönetilen Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta kesin Türk zaferiyle noktalandı. Dağılan Yunan ordusuna karşı Mustafa Kemal Paşa’nın “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emri tarihe geçti. 9 Eylül’de Türk ordusu İzmir’e girdi, 18 Eylül’de ise Yunan kuvvetleri Anadolu’yu tamamen terk etti.

    CUMHURİYET’İN YOLU

    Büyük Zafer’in ardından diplomasi süreci başladı. 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalandı, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu. 30 Ağustos, 1924’ten itibaren Zafer Bayramı olarak kutlanmaya başlandı ve 1926’dan sonra tüm yurtta resmî bayram haline geldi.

    VENİZELOS’TAN ATATÜRK’E NOBEL ADAYLIĞI

    Savaş meydanında karşı karşıya gelen tarafların liderleri, barış döneminde diplomasi masasında buluştu. Yunanistan Başbakanı Eleftherios Venizelos, 1930’da Ankara’ya gelerek Atatürk ve İsmet İnönü ile Türk-Yunan Dostluk Antlaşması’nı imzaladı.

    Venizelos, 1934’te Nobel Komitesi’ne yazdığı mektupta Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi. Mektubunda, “Küçük Asya Felaketi ertesinde saygın bir ulus devlet olarak yeniden doğan Türkiye’nin samimiyetle uzattığımız dostluk elini kabul etmesi, halklarımız arasında barışın temeli olmuştur. Bu barışın sağlanmasında en değerli katkıyı gösteren kişi Mustafa Kemal Paşa’dır” ifadelerine yer verdi.

    30 AĞUSTOS’UN MİRASI

    Bugün, 103 yıl önce kazanılan Büyük Zafer, yalnızca bir askeri başarı değil; bağımsızlık, özgürlük ve Cumhuriyet’in temeli olarak tarihteki yerini koruyor.

  • Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında

    Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında

    Tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu ve sonsuz barışın teminatı edilen Lozan Barış Antlaşması’nın 102. yıldönümü yarın kutlanacak. 29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı Şenal Sarıhan, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının 102’inci yıldönümü için yaptığı açıklamada; “Lozan, aynı zamanda genç cumhuriyetin, işbirlikçiliğe ve gericiliğe karşı zaferidir. Lozan, kararlı bir halkın Mustafa Kemal Atatürk gibi dirayetli önderlerin rehberliğinde ne büyük başarılar gösterebildiğine örnektir” dedi.

    Türk tarihinin en büyük devleti Osmanlı İmpartorluğu’nun 1918’de 1. Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılmasıyla, Türk ulusunun özgürlüğü tehlikeye girdi. Emperyalist devletler önce 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesiyle Anadolu’yu işgale başladı, ardından Osmanlı’ya 10 Ağustos 1920’de Sevr Barış Antlaşması’nı imzalatarak, Türk ulusunu küçük bir beylik toprağına sindirmeye çalıştı. Türk ulusu kendi özgürlüğüne vurulmaya çalışılan bu prangayı; Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde ve “Ya istiklâl ya da ölüm” ilkesiyle başlattığı Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı 1922’de zafere taşıyarak kırıp attı. Türk ulusu yurt kıldığı Anadolu topraklarında barut kokan emektâr elleriyle yeni bir bağımsız Türk Devleti’nin kurulmasını başardı.

    Lozan Antlaşması 98 Yaşında!

    LOZAN’A GİDEN YOL

    Türklerin, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir zafere ulaşması, emperyalist ülkelerin tüm hesaplarını yıktı. Ancak Türk ulusunun askeri zaferinin ardından Türk’ün diplomatik mücadelesi başladı. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı bitiren ve Anadolu’dan işgalci kuvvetlerin çıkmasını sağlayan Mudanya Silah Bırakma Sözleşmesi’nin 11 Ekim 1922’de imzalanmasının ardından İsviçre’nin Lozan kentinde barış antlaşması görüşmelerinin başlaması kabul edildi. Emperyalist güçler bu görüşmelerde yeni Türk Devleti’ni zorlamak için Osmanlı Hükümeti’ni çağırsa da 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılarak bu plan bozuldu. Bu gelişme Lozan’da Türk ulusunun haklarını TBMM’nin temsil etmesine olanak sağladı. Büyük Atatürk tarafından Lozan’da Türk ulusunun savaşla kazandığı haklarını savunması için İsmet İnönü’nün liderliğinde bir heyet oluşturuldu. Heyete 14 maddeden oluşan bir talimat verildi. Bu talimatça heyet görüşmelerde Ermeni Devleti ve kapitülasyonlar konusunda pazarlık bile yapmayacak, tam bağımsızlık ve ülke bütünlüğü ilkelerine kesinlikle bağlı kalacaktı. “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesiyle Lozan’a gidildi.

    ‘YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ’

    Lozan görüşmelerinde emperyalist ülkeler; Türk ulusunun haklı ve geçerli nedenlerle yürüttüğü ve zafere taşıdığı savaşta kazandıklarını vermemek için var gücüyle çalıştı. İsmet İnönü ve heyet, bu anlayışa karşı hiç taviz vermeden mücadelesini sürdürdü. İsmet İnönü ve heyet, Türk ulusunun ikinci bir savaşı kaldırabilecek gücünün olmadığını hesaba katarak, yaşamsal konularda taviz vermeden, diğer konularda çözümün sonraya bırakılması şartıyla özverilerde bulundu. İnönü ve heyetin çetin tavrı sonucunda emperyalist güçler Türk’ün kazandığı bağımsızlığı kabul etmek durumunda kaldı. Bu mücadelenin sonunda 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalandı. Böylece tam bağımsız Türkiye tüm dünya tarafından tanınmış oldu. Lozan’da sağlanan barış, Atatürk’ün başta cumhuriyet olmak üzere, Türk ulusunu uygarlığa ulaştırması için yapılması gereken devrimleri gerçekleştirme olanağı sağladı.

    ‘TÜRKİYE’NİN BAŞKA ÜLKENİN ÜZERİNDE SÖZ SAHİBİ OLMASINA KARŞIYIZ’

    29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı Şenal Sarıhan; Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının 102. yıldönümü için dün yayımladığı yazılı açıklamada; “Türkiye halkının bağımsızlık ve özgürlüğünü elde etmek için seferber olup emperyalistleri ülkesinden  çıkarması dünya tarihinde önemli bir olaydır. Bu zaferin tescili olan Lozan Anlaşması’nın 102. yıldonümünü kutluyoruz. Lozan, aynı zamanda genç Cumhuriyetin işbirlikçiliğe ve  gericiliğe karşı zaferidir. Hem Kurtuluş Savaşı’nda, hem de cumhuriyetin inşasında en önde mücadele eden kadınların mirasını sürdüren 29 Ekim Kadınları Derneği olarak, cumhuriyeti, halkçılıkla taçlandırmak, laik, demokratik ve eşitlikçi bir temelde var etmek kararlılığındayız” dedi.

    ‘GELECEĞİN AYDINLIĞINA İNANÇLA’

    “Kadınlar olarak, bugünün acil sorunlarınin çözümünde, dün olduğu gibi bugün de ülkemizde barış içinde, kardeşçe yaşamanın, her türlü ayrımcılığa karşı, demokrasi temelinde birlik siyasetini savunmakla olanaklı olduğuna inanıyoruz” diyen Sarıhan;“Topraklarımız üzerinde başka ülkelerin hakimiyetine karşı olduğumuz gibi, Türkiye’nin de başka bir ülkenin ve halkın üzerinde söz sahibi olmasına karşıyız. ‘Yurtta Barış, dünyada barış’ ilkesine her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğu inancındayız. Lozan Antlaşması; kararlı bir halkın Mustafa Kemal Atatürk gibi dirayetli önderlerin rehberliğinde ne büyük başarılar gösterebildiğine örnektir. Geleceğin aydınlığına inançla” ifadelerini kullandı.

    Kaynak:Cumhuriyet.com.tr

  • Avrupa’da bir caddeye “Atatürk” ismi verildi…

    Avrupa’da bir caddeye “Atatürk” ismi verildi…

    Malta’nın Marsa kasabasındaki işlek bir caddeye, Türkiye Cumhuriyet’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adı verildi. Atatürk Caddesi’nin girişine, üzerinde Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünün yazılı olduğu levha asıldı.

    Edirne Belediyesi - BELEDİYE, ATATÜRK'ÜN EDİRNE'YE GELİŞİNİN YIL DÖNÜMÜ  SEBEBİYLE ANLAMLI BİR ETKİNLİĞE İMZA ATACAK

    Malta’nın Marsa kasabasındaki işlek bir caddeye, Türkiye Cumhuriyet’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün adı verildi.

    Türkiye’nin Valetta Büyükelçiliği’nin sosyal medya platformlarından yapılan paylaşımında, “Malta’daki Atatürk Caddesi’nin açılışı, merhum Büyükelçimiz Sayın Erdeniz Şen’in isteği doğrultusunda 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda gerçekleştirilmiştir” ifadesi kullanıldı.

    Caddenin isimlendirilmesi törenine Türkiye’nin Valetta Büyükelçiliği Geçici Maslahatgüzarı Fethi Etem katıldı.

    Malta'da tarihi Türk Şehitliği'nin yakınındaki caddeye 'Atatürk' ismi verildi - Sözcü

    “YURTTA SULH, CİHANDA SULH” LEVHASI ASILDI

    Atatürk Caddesi’nin girişine, üzerinde Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünün yazılı olduğu levha asıldı.

    19 Mayıs’ta bir süredir tedavi gördüğü rahatsızlık sebebiyle Ankara’da yaşamını yitiren Türkiye’nin Valetta Büyükelçisi Erdeniz Şen, söz konusu caddeye “Atatürk” isminin verilmesi konusundaki çalışmaları takip ediyordu.

    Büyükelçi Şen, geçen yıl Ağustos ayında, yaptığı açıklamada, Atatürk’ün adının verileceği söz konusu yolun adadaki tarihi Türk Şehitliği’ne çok yakın bir mesafede olduğunu ve Türk mühendislerinin yaptığı Marsa kavşağı projesi üzerinde yer aldığı bilgisini vermişti.

    Şen, konunun kendisinden önceki Büyükelçi Kerem Kıratlı döneminde başladığını ve kendisinin de takipçisi olduğunu belirterek, “Türkiye ile Malta arasındaki ilişkilerin gelişmesi çerçevesinde Malta hükümetinin aldığı bir karar. Bu karar, Türkiye ile ilişkilere verdikleri önemi gösteriyor” ifadelerini kullanmıştı.

  • HÜDA PAR’lı milletvekillerinin Cumhuriyet değerlerine saldırıları sürüyor…

    HÜDA PAR’lı milletvekillerinin Cumhuriyet değerlerine saldırıları sürüyor…

    HÜDA PAR Mersin milletvekili Faruk Dinç, TBMM’de yaptığı konuşmada Kemalizmi hedef aldı. Dinç “Kürt meselesinin sebebi Kemalizm’dir. Çözümü de İslam’dadır” ifadelerini kullandı. Dinç’e tepki gösteren CHP’li vekil Gülcan Kış “Cumhuriyet sayesinde konuşabiliyor, milletvekili olabiliyorsunuz ama Cumhuriyet düşmanlığını sürdürecek cesareti de yine Cumhuriyet’in hoşgörüsünden alıyorsunuz!” dedi.

    AKP listelerinden TBMM’ye giren HÜDA PAR’lı milletvekillerinin Cumhuriyet değerlerine saldırıları sürüyor.

    HÜDA PAR Mersin milletvekili Faruk Dinç, bugün Meclis’te yaptığı konuşmada “Kürt meselesinin sebebi Kemalizm‘dir. Çözümü de İslam’dadır” dedi.

    Dinç şunları söyledi:

    ”Bizi kardeş kılan İslam’dır dedik. İslam’dır dediğimiz için birileri hopluyor zıplıyor. Başkaları da çalıştay yapıyor ses yok, hatta el yükselten, devlet vaat eden zat tam tuşlara basarak HÜDA PAR’a iftira atıyor.

    Biz biliyoruz sizin düşmanlığınız İslam’adır. Derdiniz İslam’ladır.

    Kürt meselesinin sebebi Kemalizm’dir. Çözümü de İslam’dadır. Siz bize çözümün zehri olan Kemalizmi öneriyorsunuz, bize bu zehri yutturmaya çalışıyorsunuz. Kemalizm zehirdir. Biz bu zehri yutmayacağız. İlacımız olan aziz İslam’la kardeş olacağız. Ve hep birlikte Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Zaza’sıyla kardeşçe bu ülkede yaşayacağız. Bizim hakkımızda iftirada bulunanlarla ayrıca mahkemede hesaplaşacağız.”

    CHP’Lİ VEKİLDEN SERT TEPKİ

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Dinç’in söz konusu ifadeleri sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Kış, şunları yazdı:

    “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in kalbinde, Gazi Meclisimizde, Mersin Milletvekili Faruk Dinç’in Cumhuriyet’e, laikliğe ve Atatürk’e yönelik alçakça saldırısını Mersin Milletvekili olarak şiddetle kınıyorum!

    Kemalizm zehir değil, aksine bu ülkenin harcı, temeli, çimentosudur! Anayasa’nın 66. maddesi açıktır: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir!” Bu ülkenin Türk’ü, Kürt’ü, Arap’ı, Zaza’sı, Çerkes’i, Boşnak’ı, Laz’ı Cumhuriyet’in eşit yurttaşlarıdır!

    Cumhuriyet, etnik ayrımları aşarak hepimizi tek bir çatı altında buluşturmuş, özgür kılmıştır! İşte o çatı, Mustafa Kemal Atatürk’tür! Atatürk, sizin yobaz yağmurlarınızı engelleyen, bu milletin üzerine çökmeye çalışan karanlığı durduran sarsılmaz çatıdır!

    Ve ben, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’te, Mersin’i bir kadın milletvekili olarak temsil etmekten onur duyuyorum! Kadınları yok sayan, kazanılmış haklarımıza göz diken zihniyetin karşısında dimdik duracağım!

    Siz, Cumhuriyet’i ve laikliği hedef alarak bu milleti bölmeye çalışıyorsunuz! Ama bilin ki TBMM, gericiliğin, bölücülüğün, Cumhuriyet düşmanlarının kürsüsü olamaz, olmayacaktır!

    Atatürk ve silah arkadaşları bu vatanı emperyalizmin pençesinden kurtarırken, siz ve sizin zihniyetiniz ya mandacılığın peşindeydiniz ya da düşmanla iş birliği yapıyordunuz! Cumhuriyet sayesinde konuşabiliyor, milletvekili olabiliyorsunuz ama Cumhuriyet düşmanlığını sürdürecek cesareti de yine Cumhuriyet’in hoşgörüsünden alıyorsunuz!

    Ama bilin ki biz buradayız! Biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz! Cumhuriyet’i, laikliği, Atatürk’ün mirasını sonuna kadar savunacağız! Bu ülkeyi gericiliğin karanlığına teslim etmeyeceğiz!”

    DAHA ÖNCE İSLAM HUKUKU’NU ÖVMÜŞTÜ

    HÜDA PAR’ın Diyarbakır’da düzenlediği “Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı” iktidar çevrelerinde de tartışma konusu olmuştu.

    Faruk Dinç daha önce emniyet ve yargı sisteminin ailenin korunmasında yetersiz kaldıklarını savunmuş ve çözümün Kuran’ın Nisa suresi 35’inci ayetinin uygulanmasında olduğunu söylemişti.

  • “TÜRKİYE’Yİ DEĞİŞTİRECEK YEGANE GÜCÜN CHP OLDUĞUNU MİLLETİMİZE YAŞATACAĞIZ”

    “TÜRKİYE’Yİ DEĞİŞTİRECEK YEGANE GÜCÜN CHP OLDUĞUNU MİLLETİMİZE YAŞATACAĞIZ”

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanlığı Danışma Kurulu toplantısında “‘Her an kurultay olabilir’ dedikodularına muhatap edilen partimize dair bir süreç yönetilmekte. Bu dedikoduların kaynağının parti dışı çevreler olduğu apaçık ortadadır ama dedikodu ateşine odun taşımamak, hepimizin görevidir” dedi.

    CHP İstanbul İl Başkanlığı Danışma Kurulu toplantısı, Beylikdüzü Belediyesi Atatürk Kültür Sanat Merkezi’nde bugün yapıldı.

    Çok sayıda partilinin katıldığı programın açılış konuşmalarını CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu yaptı.

    Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanarak yerine kayyum atanmasına tepki gösteren İmamoğlu, “Bugün Ahmet Özer Başkanımızın yerine atanan kayyım ve otoriter aklın, meşrulaştırma konusunda bir dil kullanımıyla Türkiye’mize sanki bir mesaj verircesine demokrasiden uzaklaşan ve demokrasiden uzak tutulan bir süreci yaşatırken bir de bunun şımarık dilini kullanma hakkını kendinde gören insanlara, bu millet hem seçimlerde hem anayasal zeminde hem de hukuk zemininde gerçekten en yüksek seviyede dersi verecektir” diye konuştu.

    “GELECEĞİMİZİN IŞIĞI OLACAK BİR SÜRECİN İÇİNDEYİZ”

    İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ben şahsen kendimi şöyle ifade ediyorum. Siyasette gün geçtikçe, zaman geçtikçe gerçekten insan kendini önce adaletin ve demokrasinin savaşçısı olarak görüyor. Ben öyle görüyorum kendimi. Adalet ve demokrasi için bu memlekette verilecek en üst seviyede mücadeleyi verme konusunda kararlı bir Ekrem İmamoğlu olduğumu buradan, kendi evimden, Beylikdüzü’nden bütün İstanbul’a ve Türkiye’ye haykırmak istiyorum. Bu bağlamda Ahmet Özer ve diğer bütün haksız ve hukuksuz olan iş ve işlemlerde, sonsuz takip içerisinde olacağımı tekrar beyan etmek ve söz vermek isterim. İkinci yüzyıl değişim kurultayı kapsamında başlattığımız program yenileme çalışmaları, parti içi gündemimizin en önemli maddesidir. Geleceğimizin ışığı olacak bir sürecin içindeyiz. Biz, bir program partisiyiz aslında. Partimizin ilk kurultayı olan Sivas Kongresi’nden bu yana böyleyiz. O tarihte Sivas Kongresi’nde alınan kararların maddelerine bakın; inanılmaz ötede, inanılmaz ilerici tarifleri görürsünüz. Biz, birleşip bütünleşerek paylaştığımız ilke ve değerlerle büyüyen bir partiyiz, büyüyen bir ekibiz. Cumhuriyetin ve halkın partisi olma bilinciyle, Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi olma sorumluluğuyla hareket ederken yol haritamızı gerçekten ortak akla dayanan parti programımız belirler.

    “TÜRKİYE’Yİ DEĞİŞTİRECEK YEGANE GÜCÜN CHP OLDUĞUNU MİLLETİMİZE YAŞATACAĞIZ”

    Siyaset, ilke ve değerleri hayata geçirme işidir ve biliyoruz ki, hayat aslında durmaksızın değişir. O değişimi takip etmekle mesulsünüz. İçinde bulunduğumuz bu dönemde, hayatın çok da hızlı ve açıkçası tarihte olmadığı kadar köklü bir biçimde değiştiğine şahitlik ediyoruz. Bu değişimin yarattığı yeni sorunların üstesinden gelecek, bu değişimi yönetmemizi sağlayacak yeni kavrayışlara da ihtiyacımız var. Bakış açımızı sorgulamaya ihtiyacımız var. Önceliklerimizi gözden geçirmeye, değişen hayatın ve toplumun öncelikleriyle uyumlu hâle gelmeye ihtiyacımız var. İnanıyorum ki, yeni parti programımızla birlikte bu yolda önemli adımlar atacağız. Yeni programla birlikte, tek adamın aklına karşı, milletin ortak aklını; bir avuç insanın çıkarlarına karşı 86 milyon insanımızın ortak çıkarlarını hâkim kılma vizyonumuzu milletimizle paylaşıyor olacağız. Milletin ortak aklının ve çıkarlarının iktidar olduğu bir Türkiye’de hayatın nasıl kolaylaşıp güzelleşeceğini, birliğimizin ve kardeşliğimizin nasıl daha da pekişeceğini hep birlikte göreceğiz. Bunu milletimize hep birlikte göstereceğiz. Türkiye’yi birleştirecek, değiştirecek yegane gücün CHP olduğunu ve buna gücünün yettiğini, birlikte milletimize yaşatacağız.

    “İKTİDAR OLMA SORUMLULUĞUNU TAŞIYAN İNSANLARIZ”

    Bunu başarabilmenin yolu, örgütlerimizin, üyelerimizin işte tam da böylesi süreçlere en aktif bir biçimde katılmalarından geçiyor. Örgüt olarak ilgimizi, dikkatimizi, vatandaşa odaklamalıyız. Sokağın sesini, vatandaşın hissiyatını yansıtmayan hiçbir programın etkili olma şansı asla yoktur. Her birimiz sokağın sesini, milletin nabzının programımıza en doğru bir biçimde yansıtılmasına aracılık etmeliyiz. Oradan aldığımız bilgileri, onların çözümlerini oluşturarak programımıza hep beraber yansıtmalıyız. O zaman milletin partisi, o zaman CHP oluruz. Aksi takdirde gerçekten milletin sorunlarına çözüm bulmayan bir parti konumuna dönüşürüz. Türkiye, sorunlar dahil olmak üzere zorlu bir dönemden geçiyor. Dönemin en ağır yükünü taşıma sorumluluğu da kesinlikle ve kesinlikle her dönem olduğu gibi CHP’ye düşüyor. Bir yandan ifade ettiğim davalar, soruşturmalar, kayyumlar… Her türlü baskıyla mücadele ediyoruz. Bir yandan da halkın tek ve gerçek iktidar olma sorumluluğunu taşıyan insanlarız.

    “CHP İKTİDARINI ENGELLEMEK İÇİN ELLERİNDEN GELENİ ARDINA BIRAKMIYORLAR”

    Türkiye’nin birinci partisi olmamızın, yerel yönetimlerdeki ezici üstünlüğümüzün ve başarılarımızın kıskançlığıyla, koltukların onlara ait olduğunu düşündükleri hisleriyle bedelini bize ödetmeye çalışıyorlar. CHP iktidarını engellemek için ellerinden geleni ardına bırakmıyorlar. Böyle bir dönemde açıkçası ne yapmalıyız? Biz birbirimizden güç almalıyız. Birbirimize güç vermeliyiz. Dayanışmamızı daha da yüksek seviyelere çıkartmalıyız ve artırmalıyız. Partimiz aleyhine az önce il başkanımızın da ifade ettiği gibi sosyal medya üzerinden yürütülen fitne kampanyalarına karşı dikkatli ve uyanık olmalıyız. Partimiz bu anlamda yaralandığında partimize bu tür saldırılar olduğunda her birimiz koruyucu kimliğini öne çıkartmalı. Muhafızlığını yapmalı. Uyarılarını en sert bir biçimde partili arkadaşına gerekli yerde söylemekten asla çekinmemeli. ‘Her an kurultay olabilir’ dedikodularına muhatap edilen partimize dair bir süreç yönetilmekte. Bu dedikoduların kaynağının parti dışı çevreler olduğu apaçık ortadadır ama dedikodu ateşine odun taşımamak, hepimizin görevidir.

    “‘KURULTAYLAR PARTİSİ’ OLARAK ANILDIĞIMIZ GÜNLERİ ARTIK GERİDE BIRAKTIK”

    CHP, elbette demokratik bir partidir ve şartları oluşursa elbette her an bir kurultay, genel kurullar söz konusu olabilir. Bunun tartışılacak hiçbir yönü yoktur. Demokratik bir haktır ve özgürce kullanılır ancak kurultay çağrısı yapmak ve çıkıp açıkça imza toplamaya başlamak, başka bir şeydir. ‘Her an kurultay olabilir’ dedikodusu üretip, yaymak ve sanki böyle bir gündemi varmış gibi partinin ortaya çıkmak, başka bir şeydir. Daha 8 ay önce yapılan seçimlerden Türkiye’nin birinci partisi olarak çıkmış, daha 3 ay önce seçimli de olabilecek türde bir tüzük kurultayını olgunlukla bitirmiş ve tamamlamış, bütün muteber anketlerde birinciliğini koruduğu, geleneksel oy yüzdesini de kalıcı biçimde yukarılara taşıdığı görülen bir partiyi sanki olağanüstü kurultay ihtiyacı varmış gibi göstermek, gösterilmesine vesile olmak asla kabul edilemez. Ülkenin bugünkü şartlarında böyle davrananlar, kesinlikle halkın gönlünde, vicdanında kendilerini asla yer bulamazlar. ‘Kurultaylar partisi’ olarak anıldığımız günleri artık geride bıraktık. Bundan sonra ‘kurultay dedikoduları partisi’ de olmayacağız, olmaması gerektiği yerde son derece mücadele vereceğiz.”