Etiket: Milli Eğitim Bakanı

  • Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in dili sürçtü!

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in dili sürçtü!

    Liselere Geçiş Sınavı (LGS) sorularının sızdırıldığına yönelik tartışmalar sürerken Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in geçen günlerde yaptığı bir konuşmada kullandığı ifade dikkat çekti.

    Bakan Tekin, Türkiye Basın Federasyonu’nu ziyareti sırasında yaptığı konuşmasında, LGS sorularının hazırlanmasında imam hatip okullarında görevli öğretmenlerin görev aldığını söyledi.

    LGS sorularına dair “sızdırma” iddialarını yalanlayan Yusuf Tekin, konuşması sırasında “Soruları bizim imam hatipte, eee bizim okullarımızda görevli öğretmenlerimiz hazırladı” dedi.

    Tekin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

    “Diyorlar ki, soruları bakanlık görevlileri dışında kişiler hazırladı. Bu külliyen yalan. Soruları bizim imam hatipte, bizim okullarımızda görevli öğretmenlerimiz hazırlıyor. Sonrasında ihtiyaç duyulursa üniversitelerden akademisyenlere, soruların bilimselliği açısından hakemlik yapılması için başvurulabilir.”

    Bakan, LGS sorularının sızdırıldığı iddiaları kapsamında yürütülen soruşturmaya dair de bilgi verdi:

    “29 kişi hakkında soruşturma açıldı. Bu kişilerin içinde farklı kamusal görevlerde bulunanlar da var. Soruşturmanın selameti açısından hepsi görevden uzaklaştırıldı.”

  • Mustafa Bildircin: Eğitimde bilim değil protokol var…

    Mustafa Bildircin: Eğitimde bilim değil protokol var…

    Eğitimin üçüncü şahıslara devredilemeyeceği yönündeki Anayasal hükme karşın MEB binlerce vakıfla protokol imzaladı. İHH ve TÜGVA’nın da aralarında olduğu yürürlükteki protokol sayısının, 2 bin 471’e ulaştığı öğrenildi.

    AKP iktidarlarında eğitim sisteminde birbiri ardına yapılan değişiklikler nedeniyle öğrencilerin büyük bölümü başladığı sistemle okulunu bitiremedi.

    Yazboz tahtasına dönüştürülen eğitim sistemi, eğitimde nitelik tartışmalarını da beraberinde getirdi.

    Vakıf ve derneklerle imzalanan protokoller de eğitimdeki nitelik tartışmasını bir başka boyuta taşıdı. MEB, eğitim alanının üçüncü şahıslara devredilemeyeceği yönündeki Anayasal hükme karşın çok sayıda vakıf ve dernekle “Eğitimde işbirliği” protokolü imzaladı.

    BİNLERCESİ YÜRÜRLÜKTE

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, CHP Milletvekili Gülcan Kış’ın soru önergesine verdiği yanıt da vakıf, dernek ve STK’lere eğitim alanında açılan alanın büyüklüğünü gözler önüne serdi.

    MEB’in merkez teşkilat birimlerince imzalanan 726, taşra teşkilat birimlerince imzalanan bin 745 olmak üzere yürürlükte toplam 2 bin 471 protokolü olduğu öğrenildi. Protokol imzalanan vakıf ve derneklerden bazıları, İHH, TÜGVA, Kızılay, TEMA ve TED olarak sıralandı. Yürürlükteki protokollerin sayısını açıklayan Bakan Tekin, CHP’li Kış’ın, TÜGVA’nın ilkokul öğrencilerini yaz etkinliklerine dahil etmeye çalıştığı yönündeki iddiasını ise görmezden geldi.

    Bakanlığın yanıtına yönelik, aralarında BirGün’ün de yer aldığı gazetecilerin sorularını yanıtlayan CHP Milletvekili Gülcan Kış, özetle şunları söyledi:

    “Çocuklarımız bilimle değil, protokolle büyüyor. Eğitimde kamusal sorumluluk yok sayılıyor. MEB’in, ‘TEMA, LÖSEV, Kızılay gibi STK’lerle de protokol yapıldığı’ yönündeki savunması da asıl meseleyi perdeliyor. Pedagojik yeterliliği olmayan ideolojik yapılar okullara sokuluyor. Bu, laik ve bilimsel eğitim sisteminin açıkça çökertilmesidir. MEB, kendini geri çekiyor, öğrencileri, velileri, öğretmenleri dışlayarak çocukların gelişimini belli ideolojik yapılara teslim ediyor. Bu kabul edilemez. Eğitim, kamunun işidir ve kamu eliyle bilimsel esaslara göre yürütülmelidir.

    Mustafa Bildircin

    Mustafa Bildircin

  • Taşçıer: “Türkiye’nin ihtiyacı gericiliği beslemek değil, bilimsel eğitim politikasını güçlendirmektir”

    Taşçıer: “Türkiye’nin ihtiyacı gericiliği beslemek değil, bilimsel eğitim politikasını güçlendirmektir”

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşçıer Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in karma eğitim değerlendirmesine ilişkin, “Türkiye’nin gerçek ihtiyacı, karma eğitimi hedef alarak gericiliği beslemek değil, bilimsel, laik ve eşitlikçi bir eğitim politikasını güçlendirmektir. Çağdaş Türkiye idealinden bu kadar korkanların, kız çocuklarının eğitim hakkına engel olmasın da Cumhuriyet’in temel değerlerini yozlaştırmasına da asla izin vermeyeceğiz” dedi.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Gamze Taşçıer Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bir televizyon programında karma eğitime ilişkin olarak sarf ettiği, “Bazı veliler  kız çocuklarını erkek çocuklarla aynı okula göndermek istemiyor. O zaman veliyi ikna etmek için biz, gerekirse kız okulları da açabilmeliyiz, veli isterse çocuğunu kız okullarına gönderebilmeli, isterse erkeklerin gittiği okullara gönderebilmeli” sözlerine tepki gösterdi.

    Taşçıer, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Bakan Tekin’in eğitimle bağını bu denli koparması şaşırtıcı değil. Zira asıl meselesi eğitim değil. Açıkça ‘Laikliğe karşıyım’ diyemediği için, laik ve çağdaş eğitimin temeli olan karma eğitim modelini hedef alarak, kendi ideolojik gündemini topluma dayatıyor. Oysa karma eğitim; cinsiyet eşitliğinin, bilimselliğin, laikliğin ve çağdaş bir toplumun vazgeçilmez temelidir. Bugün ilk ve ortaokul çağındaki kız çocuklarının net okullaşma oranı erkek çocuklarından yüksekken Bakan Tekin bu çıkışıyla, Cumhuriyet’in aydınlanma ve eşitlik ilkelerine açıkça meydan okuyor. Türkiye’nin gerçek ihtiyacı, karma eğitimi hedef alarak gericiliği beslemek değil, bilimsel, laik ve eşitlikçi bir eğitim politikasını güçlendirmektir. Çağdaş Türkiye idealinden bu kadar korkanların, kız çocuklarının eğitim hakkına engel olmasın da Cumhuriyet’in temel değerlerini yozlaştırmasına da asla izin vermeyeceğiz.”

  • Eğitim-İş’ten ‘proje okulu’ tepkisi!

    Eğitim-İş’ten ‘proje okulu’ tepkisi!

    Proje okullara ve atamalarına tepki gösteren Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Bugün siyasi iktidar cumhuriyetin temeline kadar inmiş ve oraya saldırmaktadır. Eğitimde istedikleri, siyasi iktidarlarını daim kılacak bir neslin yaratılmasıdır” dedi.

    Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay proje okullarına ve burada yapılan atamalara tepki göstermek amacıyla Ankara Atatürk Lisesi önünde bir basın açıklaması düzenledi.

    Açıklamaya CHP Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş da katıldı.

    Bu okulda da 16 öğretmenin görevine son verildiğini açıklayan Özbay, “75 ülkeyle birlikte yürütülen projenin danışmanının, Çankaya’da yılın öğretmeni seçilen öğretmenin görevine son verildi” dedi.

    Eğitim-İş'ten 'proje okulu' tepkisi: 'Eğitimde istedikleri, siyasi iktidarlarını daim kılacak nesil yaratmak'

    “BURANIN SAHİBİ BENİ UYGULAMASI”

    Proje okulu uygulaması ile Türkiye’nin en köklü okullarına bakan onayıyla idareci ve öğretmenler atandığını belirten Özbay, “Proje okulları uygulaması ‘Buraların sahibi benim. Kimi istersem onu atarım, kimi istersen onu gönderirim’ uygulamasının karşılığıdır. Eğitimde siyasi iktidarın yıllardır istediği siyasi iktidarlarını daim kılacak bir neslin yaratılmasıdır” diye konuştu.

    “MATEMATİK DE BİLMİYOR”

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in “38 bin arkadaşımızın yüzde 80’inin görev süresi uzatıldı. Geriye kalan yaklaşık 6 bine yakın arkadaşımızın da görev süreleri uzatılmadı” sözlerine yönelik, “38 bin öğretmenin yüzde yirmisine 6 bin diyor ama 7 bin 600 yapıyor. Matematik de bilmiyor” yanıtını veren Özbay, “Mülakatlarda bin 600 kişi, burada 6 bin öğretmenin görevine son verdi. Bu okulların yöneticilerinin tamamı tarikat ve yandaş sendika referanslıdır” ifadelerini kullandı.

    “CUMHURIİETİN TEMELIİE SALDIRI”

    Lise öğrencilerinin öğretmenine sarılıp, okuluna ve geleceğine sahip çıktığını gördüklerini belirten Özbay, “Bundan daha güzel eylem mi var? Mamak ilçe milli eğitim şube müdürü geliyor diyor ki ’12. sınıfsınız 12 yılınızı yakarsınız’ Sen kimsin, bu yetkiyi nerden alıyorsun?” çıkışını yaptı.

    Fen liselerinin üniversiteye öğrenci yerleştirme oranının yüzde ellinin altına düştüğüne dikkat çeken Özbay, “Cağaloğlu Anadolu Lisesi’ne atanan müdür, ‘Beni buraya abilerim gönderdi’ demişti. İstanbul Erkek Lisesi’ne atanan müdür kız erkek birlikte yapılan faaliyetleri iptal etmişti. Bugün siyasi iktidar cumhuriyetin temeline kadar inmiş ve oraya saldırmaktadır” dedi.

    “PROJE BAKAN İSTİFA ETSİN”

    Özbay, son olarak şunları söyledi:

    “Çözüm çok net Türkiye Cumhuriyeti okullarında proje,nitelikli, niteliksiz okul ayrımı olamaz. Proje okullarına son verilmeli. Bütün öğretmen atamaları objektif olmalı. Milli Eğitim Bakanlığı’nı proje bakanlık olmaktan çıkarın. Proje bakan Yusuf Tekin de istifa etsin.”

    “MEB’İ ELE GEÇİRME OPERASYONU”

    Özbay’dan sonra konuşan CHP’li Özçağdaş ise “2014 yılında üçü beşi geçmez diyerek başlattığınız bugün 2 153 okula ulaşan proje okulunun eşi benzeri var mıdır? 85 bin kişiyi atayan başka bakan var mıdır? Kendisinin bu kadar kişiyi tanıması mümkün olmadığına göre bu kararı kimler vermektedir? Yandaş sendikanın ve AKP teşkilatlarının hazırladığı listeleri mi vermektedir? Proje okullarına atamış olduğun 5 binden fazla kişinin kaçı yandaş sendika üyesidir? Bu, büyük bir yandaş ordusuyla MEB’İ ele geçirme operasyonudur” değerlendirmelerinde bulundu.

  • TBMM’de bütçe görüşmelerinde ‘ÇEDES’ tepkisi!

    TBMM’de bütçe görüşmelerinde ‘ÇEDES’ tepkisi!

    TBMM Genel Kurulu’ndaki Aile ve Sosyal Hizmetler ile Milli Eğitim bakanlıklarının 2025 yılı bütçe görüşmelerinde konuşan İYİ Parti Manisa milletvekili Şenol Sunat, “Yerel yönetimlerle kavga edeceğinize yerel yönetimleri kreş açması için teşvik edin. Siz, merdiven altı sübyan okullarına karşı çıkın; cemaatlerin, tarikatların Kur’an kurslarını iyi denetleyin. Daha geçen hafta Sincan’da darp edilen çok sayıda Kur’an kursu öğrencileri medyaya yansıdı. Eğitim sistemimiz çocuklarımızı neden koruyamıyor?” ifadelerini kullandı.

    ‘AHLAKİ EROZYON HAD SAFHADA’

    Saadet Partisi Kütahya Milletvekili Ali Fazıl Kasap ise “Sayın Bakan, siz de sizden önce gelen bakanları, yapmış olduğu icraatları eleştirir mahiyette, mesela Ali Yerlikaya ‘Benden önce o kadar çok terör örgütü mensubu, o kadar çok çete vardı ki hepsini ben temizledim’ mahiyette bir konuşma yaptı. Sağlık Bakanı, yenidoğan çetesiyle ilgili ‘Ben geldikten sonra yenidoğan çetesine müdahale edildi’ dedi, siz de herhalde sizden önceki bakanın, okul sahibi olan bakanın yapmış olduğu icraatları eleştirecek ve onları temizleyecek mahiyette işler yaptığınızı ima edeceksiniz konuşmanızda” dedi. Milli eğitimde yöneticileri sarı sendikaların belirlediğinin altını çizen Kasap, “Kütahya ilinde bir öğretmen, Eğitim Bir Sen’li bir öğretmen idareci yapıldı, 16 bin TL okul aile birliğinin parasını şahsi hesabına aktardığı için ve o şahıs şu anda bir okulda hem de imam-hatip okulunda yönetici. Ya kokuşmuş sistem kokmuş. Siz hangi Milli eğitimden bahsediyorsunuz? Ahlaki erozyon had safhada. Özel işletmeci olan şahısları bakan yaptınız” ifadelerini kullandı.

    ‘2025 TÜRKİYE’SİNDE BU OLMAMALIYDI’

    PISA’da dahi dünyanın en dibinde bir ülke olunduğunu belirten Kasap, “Köy okullarını kapattınız. Öğrenciler, taşımalı öğretimde bir saat gidiyor, bir saattir geliyor. Erzurum Karayazı’da dağın tepesinde -traktörlerin bile zor çıktığı yerde, karda kışta- okul yaptıran mantık nedir Allah aşkına ya. Gidin Karayazı’da o tepedeki okula bakın. Bunu kim yapar ya?” dedi. DEM Parti Şırnak milletvekili Nevroz Uysal Aslan da “Mardin’den bilir kendisi” çıkışını yaptı. AKP’li Kılıç, Aslan’a “Mardin’den biliyoruz, Allah’a çok şükür sıkıntımız yok” dedi. Sözlerine devam eden Kasap, “Bakın, ben bir yıl öğretmenlik yapmış birisiyim, bir yıl vekil öğretmenlik yaptım. Birleştirilmiş sınıf ne demek ya. Aynı sınıfta 1’inci, 2’nci, 3’üncü sınıf… Böyle bir dünya yok. 2025 Türkiye’sinde bu olmamalıydı; ADSL yok, GSM yok, okula giden yol yok. Köy okullarının tekrar açılması gerekiyor, çocukların beslenme probleminin giderilmesi gerekiyor, okul altyapısının giderilmesi gerekiyor. Binlerce öğretmen boşta siz vekil öğretmenle, sözleşmeli öğretmenle eğitim sistemini devam ettirmeye çalışıyorsunuz. 2025’e yakışıyor diyorsanız, gelin, buyurun, buradan cevap verin” dedi.

    ‘GENÇLERİMİZ İNTİHAR ETMEYE DEVAM EDECEK’

    Saadet Partisi Hatay Milletvekili Necmettin Çalışkan da “Siz ücretli öğretmenliğe imza attığınız sürece o gençlerimiz intihar etmeye devam edecek, işsiz ordusuna katılmaya devam edecek. Ücretli öğretmenlik uygulaması, bir savaş halinde ancak çok kısa bir süreliğine yapılacak bir uygulamadır. Lise mezunu, ön lisans diploması alan kişilere ücretli öğretmenlik yaptırılınca doğal olarak da öğretmenler boş kalıyor. Bu açıdan da bu Diyanetteki Kur’an kursu öğreticileri -bir taraftan eleştiriler var ama bir taraftan başka gerçekler de var alttakiler sömürülüyor, eziliyor. 8 gün sigortası yatıyor Diyanet’te çalışan fahri Kur’an kursu öğreticilerinin. Hemen her kurumda bir şekilde geçiciler kadroya alınırken bunlar senede 2 defa sınava giriyor, 2 defa her seferinde mülakatlarla ömürleri törpüleniyor” diye konuştu.

    ‘BU ÇOCUKLAR NEREDE?’

    İYİ Parti Manisa milletvekili Şenol Sunat da “belediyelerin kreş açmasına” yönelik tartışmalara dikkat çekti. Sunat, “Yerel yönetimlerle kavga edeceğinize yerel yönetimleri kreş açması için teşvik edin. Siz, merdiven altı sübyan okullarına karşı çıkın; cemaatlerin, tarikatların Kur’an kurslarını iyi denetleyin. Daha geçen hafta Sincan’da darbedilen çok sayıda Kur’an kursu öğrencileri medyaya yansıdı. Zorunlu eğitim çağında olmasına karşın eğitim dışında kalan çocuk sayısı 613 bine yükseldi. Peki, bu çocuklar nerede? Neden okula gitmiyorlar?” diye sordu. Çocuk işçiliğin giderek arttığına dikkat çeken Sunat, “66 çocuk işçi çalışma koşulları nedeniyle hayatını kaybetti. Çoğu tarım ve sanayi sektöründe çalışan bu çocuklar, ağır koşullarda ekmek parası kazanmaya çalışırken can verdiler. Geçtiğimiz dönemde, yaşları 14-17 arasında değişen 11 çocuk MESEM için staj yaparken hayatlarını kaybetti. Eğitim sistemimiz çocuklarımızı neden koruyamıyor?” ifadelerini kullandı.

    ‘SEÇMEN YETİŞTİRMEK ÜZERE KURGULANMIŞ SİSTEM’

    İYİ Parti Bursa milletvekili Selçuk Türkoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

    “Bu ‘2023 Eğitim Vizyonu’ adlı belgede de hiç sıkılmadan, apaçık aslında, millî eğitim sistemini halkın talepleri yerine siyasi iktidarın vesayetine göre düzenlemeyi hedeflediğinizi her hâlinizle gösteriyorsunuz. Eğitim sistemi milletin evlatlarının gelişmesi için değil, seçmen yetiştirmek üzere kurgulanmış bir millî eğitim sistemi hâline geldi… Biz biliyoruz, aslında Türk milletine ‘Selanik’ deyince ilk akla gelen, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e düşman olmanız olduğunu. İşte o nedenle Türk eğitim sisteminin müfredatını, kafanızın karanlık dehlizlerinde tasarladığınız siyasi projenin bir propaganda metni hâline getiriyorsunuz. Nasıl mı yapıyorsunuz? Her icraatınızda olduğu gibi adaletsiz mülakatla yapıyorsun.”

    Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) Projesi’ni sert bir dille eleştiren Türkoğlu, “Bu ÇEDES ne biliyor musunuz? Ben size işin aslını söyleyeyim: Bir türlü olmuyor, çalışıyoruz, çalışıyoruz; bu milletin, bu memleketin çocuklarını istediğimiz gibi ideolojik zombiye dönüştüremiyoruz, ne yapalım? Bu öğretmenlerle olmaz, dışarıdan, Diyanet’ten vesaire, başka kurumlardan, işte bu ‘ÇEDES’ adı altında çocukları bunların kucağına itiyorsunuz; yapmayın. Bundan vazgeçin, kendi çocuklarınızı gönderin, kendi çocuklarınızı gönderin” dedi.

    ‘ÖĞRETMENLER ATANMAZKEN İMAMLAR ATANIYOR’

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada “Tekçi bir anlayışla itaatkar nesiller yetiştirmek için ÇEDES projesini hayata geçiriliyor. Tarikatlara, bu projeyle para aktarıyorsunuz. Öğretmenler atanmazken imamlar atanıyor. Eğitimin ruhuna Fatiha okusun diye mi imam atıyorsunuz” dedi.

    Konukçu, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e ise, “Eğitim hiç bu kadar rezil bir hal almamıştı. Yusuf Tekin, siz kimseye benzemiyorsunuz. Affınızı ne zaman isteyeceksiniz” diye sordu.

  • “22 yılda 20 bine yakın köy okulunun kapısına kilit vuruldu”

    “22 yılda 20 bine yakın köy okulunun kapısına kilit vuruldu”

    Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Bakan diyor ya, ‘Cumhuriyet’in ilk yıllarında camilerin kapısına kilit vuruldu ve adeta ahıra çevrildi’ diyor. Bunu Milli Eğitim Bakanı söyledi. Bunun yalan olduğunu emin olun kendisi de biliyor. Buna bu ülkedeki hiçbir yurttaş da inanmıyor. Ama şunu da herkes çok iyi biliyor ki; 22 yıllık siyasi iktidarınızda 20 bine yakın köy okulunun kapısına kilit vuruldu” dedi.

    Köy okulları perişan halde

    Eğitim-İş Malatya Şubesi tarafından Malatya Büyükşehir Belediyesi Nikah Sarayı’nda ‘Dayanışma yemeği’ programı düzenlendi. Programa Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, CHP Malatya İl Başkanı Barış Yıldız, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanı Yunus Millioğulları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile öğretmenler katıldı.

    Programda konuşan Eğitim-İş Malatya Şubesi Başkanı Hüseyin Kara, şunları söyledi:

    “Eğitim-İş kurulduğu günden bu yana bütün eğitim emekçilerinin gönlündeki sendika. Yani biz okullara, öğretmenler odasına gittiğimizde arkadaşlarımız, ‘Sendikacılığı siz yapıyorsunuz, iyi ki Eğitim-İş var’ diyorlar ama çeşitli gerekçelerle sendikaya üye olma imza atma konusunda tereddüt gösteriyorlar. Biz o nedenleri biliyoruz. Ama şunu duymak çok güzel, sendikası ne olursa olsun, sendikacılığı Eğitim-İş’in yaptığını söyleyen eğitim emekçisini görmek bizi mutlu ediyor. Elbette ki niteliğin yanında nicelik de gerekir. Çünkü yasa diyor ki; ben muhatap olarak karşıma sayısı en fazla olan sendikayı alıyorum diyor. Onun için önemli. Ama bugün sayısı en yüksek olan ve işverenle masaya oturan sendikanın sendikacılık yapmadığını, adeta siyasi iktidarın memur kolları gibi çalıştığını hepimiz biliyoruz. Yoksa bugün eğitim emekçileri özlük haklarıyla, ekonomik haklarıyla, sosyal haklarıyla çok daha farklı yerde olurdu. Fakat bugün toplumun bütün kesimleri ekonomik yoksulluk içerisinde. Ama öğretmenler yaptıkları görev nedeniyle hiç hak etmedikleri bir ücrete çalışıyorlar. Bunun bir an önce düzelmesi ancak Eğitim-İş’in yetkiyi alıp, gerçek bir sendika olarak işverenin karşısına oturması ile mümkün olacaktır.”

    ”HER 3 ÇOCUKTAN BİRİ OKULDA AÇLIK VE SUSUZLUKLA KARŞI KARŞIYA”

    Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Çok büyük acı yaşadı bu ülke. Ama bu acının sebebini aslında hepimiz biliyoruz. Doğal bir afetin felakete dönüşmesinin sebebi bu kadar çok canımızı kaybetmenizin sebebi; aslında merkezine insanı, yaşamı koymayan politikaların mimarları… Bölgeyi birçok kez ziyaret ettik. 1’inci yılında tekrar ziyaret ettik. 2’inci yılında tekrar ziyaret ediyoruz. Hala birçok şeyin değişmediğini görüyoruz. Bakın Türkiye, OECD verilerine göre, eğitimde eşitsizliğin en çok yaşandığı ülke. 22 milyon çocuğun yaklaşık 7 milyonu derin bir yoksulluk altında. Her 3 çocuktan birinin okulda açlık ve susuzlukla karşı karşıya kaldığını biliyoruz. Sağlıklı beslenemeyen çocukların sağlıklı bir şekilde yetişmesini bekleyebilir miyiz? Bu nedenle ben diyorum ki; ortada gerçekten bir devlet aklı yok. Ortada bir devlet aklı olsa en önemli yatırım eğitim olur. Malatya’ya geldik, sayın başkanım anlattı birde biz görelim dedik. Gerçekten biz utandık. Ama Millî Eğitim Bakanlığı’nı yönetmekle sorumlu olanlar, o tablodan utanmıyorlar. 3 binin üzerinde çocuk konteynerlerin içerisine sıkıştırılmış, öğretmenlerin ellerini sıktık öğretmenlerin elleri buz gibi. Güya ısıtıcı koymuşlar; ısıtıcı bir yan sınıfta çalışıyor diğer yan sınıfta çalışmıyor. Isıtıcıyla da ne kadar ısınabilirsiniz? Bir tane lavabo kullanmaya çalışıyorlar, 70’in üzerinde öğretmen. Cumhuriyetin 100. yılı okulların durumu, eğitimin durumu.

    ’20 BİN KOY OKULU KAPANDI”

    Hatay’a gittim, Hatay’da bir tane sağlam bina varmış, ona da emniyet müdürlüğü el koymuş. Anadolu lisesi yazıyor, altında da emniyet müdürlüğünün tabelası var. Bir tane çalışmayan gemi bulmuşlar. Bir yandaşın herhalde boş kalmasın diye pansiyonlu okulu gemiye taşımışlar. Sizin de Malatya’da yaşadığınız o kadar çok örnek var. Deprem sonrası eşitsizliğin daha da derinleştiği eğitim ortamını sizler de görüyorsunuz. Bakan diyor ya, ‘Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında camilerin kapısına kilit vuruldu ve adeta ahıra çevrildi’ diyor. Bunu Milli Eğitim Bakanı söyledi. Bunun yalan olduğunu emin olun kendisi de biliyor. Buna bu ülkedeki hiçbir yurttaş da inanmıyor. Ama şunu da herkes çok iyi biliyor ki; 22 yıllık siyasi iktidarınızda 20 bine yakın köy okulunun kapısına kilit vuruldu. 20 bin köy okulu kapandı.

    ”TEMİZLEYEMEDİĞİNİZ OKULLAR ADETA AHIRA ÇEVRİLDİ”

    Cumhuriyet’in 100 yılı devirdiği bu dönemde temizlemediğiniz, temizleyemediğiniz okullar adeta ahıra çevrildi. Asıl siz bununla utanın diyorum. 100 yıllık cumhuriyetin kurumlarında oturuyorsunuz, yarattığınız ortam bu. Bugün, bu ülkede eğitim çalışanları, yoksulluk sınırı altında bir ücretle yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Büyük şehirlerde birçok öğretmen arkadaşımız, inanın kirasını ödeyemediği için, oradan gidebilmenin yolunu ya da ek iş yapmak zorunda kalıyor. Ne diyorduk başarılı olan tek lider diyor ki; ‘Bir toplumun uygarlık düzeyi öğretmene verdiği değerler ölçülür’ hem ‘Geleceğin mimarı, geleceği yetiştir’ diyeceksin bir milyon atanmayan öğretmeni dışarıda bırakacaksın, 200 bin özel sektörde ne kadar ücret aldığı belli olmayan, güvencesiz çalışma ortamına mahkûm bırakacaksın, 100 bine yakın ücretli öğretmen çalıştıracaksın, güvencesi yok.”

    Program, yapılan konuşmaların ardından müzik dinletisiyle sona erdi.

  • Filistin’e destek mitingini bahane ederek hilafet ve şeriat çağrısı yaptılar…

    Filistin’e destek mitingini bahane ederek hilafet ve şeriat çağrısı yaptılar…

    Ülke, tarikat ve cemaatler eliyle gericilik kuşatması altına alındı. Bilimsel eğitimi, kadın haklarını, özgür düşünceyi hedef alan gericiler, Filistin’e destek mitingini bahane ederek hilafet ve şeriat çağrısı yaptı. Tarikat ve cemaatlere ‘ne istedilerse veren’ iktidar, gerici kuşatmaya karşı laikliği savunanları hedef aldı.

    Ülke iktidar ve tarikatlar eliyle her geçen gün daha karanlık bir geleceğe sürükleniyor. Laikliğin kırıntıları dahi süpürülürken iş, Filistin mitingini bahane edip hilafet bayraklarıyla şeriat çağrısı yapmaya kadar gitti. “Dini ve milli değerlerimiz” söylemini dilinden düşürmeyen gericiler karma eğitimden kadın haklarına, televizyon dizilerinden toplumsal yaşama dek her alanı kuşatma altına aldı. Tarikat ve cemaatlerin hiçbir talebini geri çevirmeyen iktidar yargıyı, RTÜK’ü, emniyet güçlerini, Valilikleri kısacası sahip olduğu tüm güç ve imkanları devreye soktu.

    Tarafını çoktan belli eden devlet, gericilik kuşatmasına itiraz eden, laikliği savunan, ÇEDES projesine karşı çıkan, kadın haklarını, bilimsel düşünceyi, özgürlüğü savunan herkes hedef tahtasına koydu. Anayasal düzende suç olmasına rağmen sokakta hilafet çağrısı yapmak normalleştirildi. Kurulduğu günden bu yana tarikat ve cemaatlerle işbirliği yapan AKP, iktidarının ömrünü uzatmak adına ‘ne istedilerse vermeye’ devam etti.

    Ayasofya’nın ibadete açılması: Tarikat ve cemaatlerin yıllar süren ısrarının ardından iktidar adım attı. Danıştay, 2020’nin Temmuz ayında Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. Erdoğan kararı imzalarken, Ayasofya’da adeta şeriat şovu gerçekleştirildi.

    Konser ve festivallere engel: Yandaş dernek ve vakıfların hedef göstermesinin ardından geçtiğimiz iki yılda onlarca konser ve festival yasaklandı. Milli ve manevi değerlere uymadığı gerekçesiyle gerçekleşen yasak kararları Valilikler tarafından alındı.

    ÇEDES Projesi: Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) Projesi hayata geçirildi. “Manevi danışman” adı altında okullara imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişilerin atandı. Tarikat ve cemaatleri memnun eden projeye öğrenci velileri yurdun her yanında yaptıkları eylemlerle tepki gösterdi.

    Karma eğitim hedefte: Tarikat ve cemaatler yıllardır kız ve erkek öğrencilerin ayrı okullarda okutulması için kampanyalar düzenledi. Yeni Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, karma eğitimi tartışmaya açtı. Tekin, “Veli isterse çocuğunu kız okullarına gönderebilmeli, isterse erkeklerin gittiği okullara gönderebilmeli” dedi.

    Sergiye saldırı: İBB’nin Artİstanbul Feshane’deki sergisi önünde bir araya gelen gerici grup sergideki eserlerin ‘milli ve manevi değerlere hakaret’ içerdiğini bahanesiyle saldırı girişiminde bulundu.

    Kadın sporcular hedef alındı: Gerici Yeni Akit gazetesi A Milli Kadın Voleybol Takımı oyuncusu Ebrar Karakurt’u hedef aldı. Karakurt’un şampiyonluk mesajını haberleştiren gazete, Karakurt için “Milli utancımız” ifadesini kullandı.

    Cuma ayarı: Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, mesai ve ders saatlerinin Cuma namazına göre ayarlanmasına ilişkin tartışma başlattı.

    İçki yasağı: İstanbul’da Valilik ‘Güvenlik ve asayiş bakımından, kamu düzenini bozan ve halkın huzurunu kaçıran olaylara karışan şahısların ekseriyetle alkollü oldukları’nı ileri sürdü. Valilik, kentteki açık alanlarda alkollü içecek tüketimini yasakladı.

    Kızıl Goncalar dizisi: Fox TV’nin yeni dizisi Kızıl Goncalar, iktidar çevreleri tarafından dizisi hedef tahtasına konuldu. Dizi önce İsmailağa Cemaati’ni rahatsız etti. İsmailağa Cemaati, dizinin kaldırılması için sosyal medya hesabından çağrı yaptı. Hedef gösterilmesinin ardından RTÜK de dizi hakkında inceleme başlattı. Dizinin afişine Şişli’de bulunan afişine boyalı saldırı düzenlendi. Dizinin çekim izinleri de iptal edildi.

    Anıtkabir’de şeriat çağrısı: Atatürk’ün naaşının bulunduğu Anıtkabir’e giden bir kişi, cumhuriyete lanet okuyarak şeriat çağrısında bulundu. Şahısın, jandarma tarafından polis ekiplerine teslim edildiği öğrenildi. Öte yandan söz konusu görüntülere sosyal medyada da tepki yağdı.

    ∗∗

    HİZB-UT TAHRİR’DEN HİLAFET İÇİN ÇAĞRI

    Hizb-ut Tahrir: İstanbul’da gerici kurumların Filistin için düzenlediği yürüyüş hilafet ve şeriat propagandasına dönüştü. İstanbul’un ortasında hilafet çağrıları yaparak skandal görüntülere imza atan köktendinci Hizb ut-Tahrir’in yayın organı Köklü Değişim’den bu sefer de apaçık bir meydan okuma geldi. Söz konusu grubun önde gelen isimlerinden Yılmaz Çelik, hilafet çağrısı yaptı. Öte yandan BBC Türkçe’de yer alan habere göre Hizb-ut Tahrir, 1950’lerden bu yana küresel çapta faaliyet yürüten bir siyasal İslamcı örgüt. Faaliyetleri bazı ülkelerde yasak, bazı ülkelerde ise değil. Yaklaşık 60 yıldır Türkiye’de de faal olan ve özellikle de hilafet etkinlikleriyle gündeme gelen örgütün Türkiye’deki konumu ise kafa karışıklığı yaratıyor. Bir yanda Yargıtay’ın Hizbut Tahrir’i ‘terör örgütü’ olarak niteleyen kararları var. Diğer yanda ise Anayasa Mahkemesi’nin örgüt yargılamalarıyla ilgili verdiği bir hak ihlali kararı, örgüt tarafından “Anayasa Mahkemesi Hizbut Tahrir’i terör örgütü kabul etmedi” yorumuna neden oluyor. Örgüt üyeleri en son Eylül ayında Antalya’da yaşandığı gibi bazı yerlerde operasyonlarla tutuklanırken Ankara dahil başka birçok kentte ise faaliyetlerine açıktan devam ediyor.

    ∗∗

    ERDOĞAN YİNE TOZ KONDURAMADI

    Arabistan krizi: İktidar ve kuklası TFF’nin Süper Kupa’yı Suudi Arabistan’da oynatma kararı büyük bir kaosa neden oldu. Yetkililer, Atatürk tişörtlerine ve pankartlarına izin vermezken kulüpler sahaya çıkmadı ve maç iptal edildi. TFF’ye ve Başkan Mehmet Büyükekşi’ye futbolseverler, taraftarlar tarafından büyük tepki gösterildi. Suudi yetkililerin ‘‘Atatürk posteri’’, ‘‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh pankartı’’, ‘‘Atatürk tişörtü’’ ve “İstiklal Marşı”na izin vermediği öne sürüldü. Fenerbahçe-Galatasaraylı futbolcular, kulüpler ve siyasiler Atatürk paylaşımı yaparken kulüpleri geri adım atmama konusunda destekledi. Aradan 4 gün geçmesine rağmen ne TFF Başkanı istifa etti ne de Arabistan ile yapılan protokolün ayrıntıları doğru düzgün paylaşıldı. İktidar ve yandaşlar sosyal medyada “Türkiye’ye operasyon çekildiği” iddiasını ortaya attı. Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da hedef gösterildi. Son olarak AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Süper Kupa finalinde yaşananlara ilişkin Suudi Arabistan’a yine toz kondurmadı. Yaşananların Türkiye’ye yönelik sinsi bir girişim olduğunu öne süren Erdoğan, ‘‘İslam düşmanlığına ve yabancı karşıtlığına varan bir furya ile karşı karşıyayız’’ dedi.

    Kaynak: Birgun.net

  • Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, o sözlerini ‘yuttu’

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, o sözlerini ‘yuttu’

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, tarikat ve cemaatlerle protokol yapmaya devam edileceğini açıklamıştı. Tekin, büyük tepki çeken bu sözlerinin üzerine “Bir kere hukuk devletinde yaşıyoruz, biz MEB olarak kiminle protokol yapabiliriz. Herhangi bir cemaatle protokol imzalamamız söz konusu değil” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada tarikat ve cemaatleri “sivil toplum kuruluşu” olarak nitelendirip Bakanlığın bu yapılarla protokol yaptığını ve yapmaya devam edeceğini söylemişti.

    Bakan Tekin, büyük tepki çeken bu konuşmasının ardından yeni bir açıklama yaptı.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın protokol yapabilmesi için karşısında “gerçek” kişilerin olması gerektiğini söyleyen Tekin, “Herhangi bir cemaatle protokol imzalamamız söz konusu değil” iddiasında bulundu.

    Partisine yakın Haber 7’ye açıklamalarda bulunan Tekin’in, konuya ilişkin sözleri şöyle:

    “DEM Parti Sözcüsü söz aldı ve Güneydoğu’da çocukların okullaşma oranlarından bahsetti. Ben de ona PKK’nın eğitimi aksatacak saldırılarından bahsettim. Okullarımızı kullanılamaz hale getirdiler. ‘Çocuklar okula gitmesin dağa gitsin’ mantığıdır bu. İYİ Parti Sözcüsü de bunu görmezden geliyor, Türk milliyetçiliğiyle ilgili ders veriyor orda. Sonra CHP andımız ile ilgili eleştiri yapıyor. HDP ile ittifak yapıyorsunuz sonra andımızın kaldırılmasıyla ilgili eleştiri yapıyorsunuz. Bir kere hukuk devletinde yaşıyoruz, biz MEB olarak kiminle protokol yapabiliriz. Benim protokol yapabilmem için karşımda gerçek biri olmalı. Herhangi bir cemaatle protokol imzalamamız söz konusu değil.”

    Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada tarikatlarla yapılan protokolleri savunan Tekin, “sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Onlarla protokol yapmaya da devam edeceğiz. Çünkü onlar çocukların dağa çıkmasını engelliyor” ifadelerini kullanmıştı.

  • İlhan Cihaner : Bakan’ın konuşması üzerine

    İlhan Cihaner : Bakan’ın konuşması üzerine

    Meclis tutanaklarına göre Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Bakanlık Bütçesini sunduğu konuşmasının sonuna doğru şu sözleri sarf etti:

    “Siz totaliter tavırlarınızla insanların dinine, inancına, eğitimine, yaşantısına müdahale ettiğiniz Türkiye yok artık; bunu görün, uyanın… Çok hoşunuza gidecek bir şey daha söyleyeceğim… Bakın, Millî Eğitim Bakanlığının şu anda, 2023 yılı itibarıyla geçerli 2.709 tane protokolümüz var. Bunlardan 1.167 tanesi resmî kurumlarla, 550 tanesi STK’lerle, 986 tanesi ise TEMA’dan Kızılay’a, bir sürü STK’yle… Bunların içerisinde sizin “tarikat, cemaat” dediğiniz…bizim “STK” dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır ve ben bu protokollerden dolayı bu protokollerle bize hizmet eden, bize destek olanlara da teşekkür ediyorum. Onlarla da protokol yapmaya da devam edeceğiz. Çatlasanız da patlasanız da… Bakın, protokol yaptığımız bu sivil toplum örgütleri sizin çocukları dağa çıkarmanıza engel olduğu için çatlıyorsunuz. Ben o STK’lerle protokol imzalamaya devam edeceğim. Çocuklarımın dağa çıkmaması için sizin insan kaynağınıza insan yetiştirmemek için buna devam edeceğim…”

    Konuşmanın “çatlama patlama!” ve benzer dalga geçme tonunu bir tarafa bırakacak olursak ibret verici ve “uyarıcı” olduğu kesin. Nitekim geniş bir tartışma alanı buldu. Öncelikle bakanın ana argümanı olan “çocukların dağa çıkmasına engel olma” iddiası ipe sapa gelir değil. Tarikat/cemaat bağlantılı vakıf ve dernekler ağırlıklı olarak “değerler eğitimi” adı altında okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocukları devşirmeye çalışıyorlar. En eski protokol de -bildiğim kadarıyla- 2016 sonrası yapıldı. Bu çocukların “dağa çıkacak” yaşa gelmeleri için epeyce yaş almaları gerek!

    ∗∗∗

    Kaldı ki geçmişleri “Kemalist Devlet Yıkılı Elbet!” sloganına bağlanan, adları istismar vakalarıyla, cumhuriyet karşıtı cihadist yapılarla en önemlisi birkaç yıl öncesine kadar Fetullahçı yapılanma/FETÖ ile anılan kişi ve oluşumların, -bu halleriyle başlı başına ülkeye tehdit oluşturan- “STK’ların teröre karşı sigorta!” olarak görülmesi başlı başına zavallıca. Devlet devasa güvenlik harcamalarını bırakıp üç beş protokol daha imzalasın o zaman! Sayın bakan anlaşılıyor ki klasik olduğu üzere “milliyetçilik sığınağına” oynuyor.

    Konuşma laiklik ekseninde daha geniş bir tartışma alanı buldu. Bu haliyle faydalı ve uyarıcı olduğu bile söylenebilir. “(eski) Türkiye yok artık; bunu görün, uyanın…” yerinde bir tespit! Şeyleri adıyla çağırmak nereden gelirse gelsin görmezden gelmeye, takiye yapmaya göre daha faydalıdır. Bu çerçevede özellikle meclis içerisinden bu konuşmaya dönük tepki ve eleştirilerin yanlış/eksik gördüğüm kısımlarına değinmeye çalışacağım.

    Başta parlamento içi muhalefet olmak üzere devlet analizinin güncellenmesine ihtiyaç var. Yargısından milli eğitimine, Parlamentosundan sermayesine… Bu analiz çözüm setlerini de işaret edecektir. Eski devlet analizi ile yaklaşıldığında yönetemeyen nerede ise “failed state” (çuvallayan/başarısız) olarak değerlendireceğimiz devlet, bakanın da işaret ettiği haliyle kendi gündemine hakim, hedeflerine yaklaşma konusunda gözü kara, “başarılı” bir devlet olarak görülecektir. Kuşkusuz bu iki farklı analizin muhalefet ve çözüm yolları da epeyce farklı olacaktır.

    Ayrıca İktidarın laiklik karşıtı uygulamaları ve cemaat/tarikat yapılanmalarına açtığı alan tartışma konusu protokollere göre daha derin ve sürekli. Bu nedenle Laiklik savunusunu sadece protokollerle sınırlandırmamak gerek. Müfredattan kadrolaşmaya kadar yapılanlara bakarsak tarikatlar esas Milli Eğitim Bakanlığı tarikatların “paraleli” olmuş durumda!

    ∗∗∗

    Bakanın konuşması nedeniyle ağırlıklı olarak FETÖ benzetmesi yapılarak ders alınmadığı yolunda eleştiriler yapıldı. Oysa Fetullahçı yapılanma ile mevcut cemaat/tarikat yapılanmaları arasında çok büyük farklar var. Fetullahçı yapılanma ağırlıklı olarak devlet bürokrasisinde güçlenmeyi öncelemişti. Halk nezdindeki desteği sınırlı kalmıştı. Oysa şimdi, başta milli eğitim olmak üzere tarikat cemaat örgütlenmeleri -devletin de desteğiyle- tabanda ciddi bir örgütlenmeye ve halk desteğine/meşruiyete sahip görünüyor. Kaldı ki iktidarın FETÖ ile derdi “informel olarak devleti ele geçirmesi” değil “kendisi ile yolları ayırması idi. Kürt hareketinin bazı unsurlarının tarikat ve cemaat örgütlenmelerine yaklaşımda bu yapılarla kesişmesi de göz önünde bulundurulursa karşı karşıya kalınan durumun FETÖ dönemi ile mukayese edilemeyeceğini göstermektedir.

    Bir diğer göz ardı edilen husus tarikat ve cemaatler ile siyasi iktidarın hedefleri için bir yol kazası olarak gördükleri 15 Temmuz’dan sahiden “ders çıkararak” kendi içlerinde minimum gerilimle etki alanlarını büyütmeye çalışmalarıdır. Teolojik ve maddi çıkarlar bakımından birbirleri ile “çatışmaları” gereken yapıların iktidarın moderasyonluğunda gül gibi geçinip gidiyorlar, ticaretlerine ve etki alanlarını büyütmeye bakıyorlar. İşte Diyanet hatta muhalif olarak görülen bazı partiler bile yolsuzluklara, milyonluk arabalara, çocuk istismarlarına, cemaatlerin ballı ihalelerine eleştirel tek bir söz söyle(ye)miyor.

    ∗∗∗

    Tam burada 2019 yılında sızan Diyanet’in “Dini-Sosyal Teşekküller, Geleneksel Dini-Kültürel Oluşumlarve Yeni Dini Yönelişler” raporunu hatırlamakta fayda var. Bu raporun -bence- en önemli yönlerinden birisi şimdi yükselen bazı oluşumları değerlendirme dışı bırakmış, bu haliyle onlara alan açmaya çalışmış olmasıydı. 15 Temmuz “paniği” ile düzenlendiği anlaşılan raporda nerede ise bir terör örgütü olarak tanımlanan “Mustazaflar Hareketi (Hizbullah)” artık iktidarın makbul bir bileşeni.

    Yazı uzadı. Ama adet olduğu üzere ne yapmalı üzerine de bir şeyler söyleyeyim. Yukarıda yazmaya çalıştığım yaklaşım değişikliği zemininde bir şeyler yapılmalı.  Parlamento kürsüsünden Cumhuriyetin ve laikliğin ruhunu çağırarak, rafa kaldırılmış anayasaya aykırılık uyarıları yaparak, çoktan bu yapıların korumalığına soyunmuş yargıyı göreve çağırarak sonuç alınamaz. Bu yapılara kendini kaptırmış halkla aramızdaki iletişim duvarlarını yıkarak, gerilimi sınıfsal zemine taşımak en doğru başlangıç olacaktır.

    İlhan Cihaner’in yazısı

  • İktidar, dört koldan gericilik faaliyetlerini sürdürüyor: Kaçak kurslarda medrese eğitimi

    İktidar, dört koldan gericilik faaliyetlerini sürdürüyor: Kaçak kurslarda medrese eğitimi

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in sözlerinin ardından “gerici eğitim” tartışması sürerken cemaat ve tarikatların çok sayıda medresesi bulunuyor. Medreseler kanunen yasak olsa da bir denetleyen yok. Kaçak olarak faaliyette olan medreselerin bazılarında “hocalar” Diyanet tarafından belirleniyor. Hatta ödenekleri bile Diyanet’ten karşılanıyor. Binlerce çocuk, bu yapıların kıskacında karanlığa hapsediliyor.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in “tarikat ve cemaatlerle protokollerin süreceğini” söylemesinin yankıları sürüyor. Tarikat ve cemaatlerle yapılan işbirliğiyle bu yapılar okullara yasal olarak girerken Kuran kursu adı altında faaliyet gösteren medreseler de dikkat çekici boyutta. Tarikat ve cemaatler, başta İstanbul ve Urfa olmak üzere ülkenin birçok noktasında açtıkları medreselerle çocuklara ulaşıyor. İktidarın kendilerine açtıkları alanda faaliyet gösteren cemaatler, bu yolla çocukları örgün eğitimden uzaklaştırıyor. Üstelik bu tarikat ve cemaatler “vakıf” adı altında çalışmalarını sürdürdükleri için hiçbir şekilde denetlenmiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü görevini yerine getirmediği için medreselerde olan çocuk sayısı bilinmiyor. Ancak yalnızca İstanbul’da binlerce çocuğun medreselerde “eğitim gördüğü” tahmin ediliyor.

    KADROLAR DİYANET’TEN

    Medreseler kanunen yasak olsa da faaliyetlerini aldığı desteklerle sürdürüyor. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nden bir öğrencinin hazırladığı “Geleneksel Anlayışı Sürdüren Medreselerde İlmi Ve Sosyal Hayat (Siirt ve Ağrı Örneği)” isimli yüksek lisans tezi de bu kurumların varlığını sürdürdüğünü gözler önüne seriyor. Çalışmada yer alan bilgilere göre, iki kentteki medreselerdeki çocukların yaş ortalaması 16. Fakat medreselerde yalnızca çocuklar bulunmuyor. Çalışmada bir kursta 400, bir diğer kursta 35 kişinin bulunduğu aktarılıyor.

    Tezde “hocalar” ve öğrencilerin görüşleri de yer alıyor. Buna göre, medresede görevli bir “hoca” aynı zamanda Diyanet’e bağlı bir camide kadrolu imam olarak çalışıyor.  Hatta medreseler, Kuran kursu olarak faaliyet yürüttüğü için Diyanet’ten ödenek bile alıyor. Bazı ihtiyaçlar da Diyanet’ten verilen hizmetli kadroları aracılığıyla karşılanıyor.

    Osmangazi Üniversitesi’nde hazırlanan çalışmanın bir benzeri, Mardin’de hazırlandı. Batman Üniversitesi bünyesine kaleme alınan “Cami, Medrese ve Kur’ân Kurslarının Kur’ân-ı Kerîm Eğitimi Açısından İncelenmesi (Mardin Örneği)” isimli tezde, şöyle deniyor:

    “Günümüz medreselerinden bazıları resmi bir hüviyet kazanarak Kur’ân kursu adı altında faaliyet sürmektedir. Medreseler de çoğunlukla bire bir eğitim yöntemi kullanılmaktadır. Medreseler eğitim faaliyetlerine öncelikle Kur’ân-ı Kerim dersleri ile başlamaktadır. En temelden başlayarak verilen Kur’ân-ı Kerim dersleri ile öğrenci belli bir seviyeye getirilmeden diğer derslere geçirilmemektedir. Bu dersler de seviye farkından kaynaklı olarak bireysel bir şekilde olmaktadır.”

    ‘MÜSLÜMAN TOPLUM İÇİN’

    Bu tezlerin yanı sıra vakıfların internet sitelerinde de medreselere ilişkin detaylara yer veriliyor. Bu konuda başı ise “Medreseler ve Âlimler ve Medreseler Birliği” çekiyor. İnternet sitesinde tam olarak sayı verilmiyor fakat binlerce öğrencileri olduğu belirtiliyor. Birlik, “Ayrıca gündüzlü bayan ve erkek talebeler için açmış olduğumuz medreselerimizde de İslami eğitimlerimizi sürdürmekteyiz. Müslüman toplumun inşası için Âlim ve Âlimelerin üstlenmesi gereken sorumlulukların layıkıyla yerine getirilmesi temel hedeflerimiz arasındadır” diyor.

    EN ÇOK İSMAİLAĞA

    Medreseleri yaygın şekilde kullanan cemaatler arasında göze İsmailağa Cemaati çarpıyor. Özellikle İstanbul’da yoğunlaşan cemaatin medreselerinde bulunan çocukların okula gönderilmediği biliniyor. Cemaate bağlı vakıflardan olan Huzurlu Gönüller Eğitim Vakfı’nın Kocaeli, İstanbul ve Sakarya’da toplam 16 medresesi bulunuyor. Vakıf, misyonunu şöyle özetliyor: “Ailelere ve aile içinde bireyi tehdit eden problemlerin çözümüne dini açıdan katkı sağlamak, toplumun tüm kesimine dinin manevi desteğini ulaştırmaktır.”

    Vakfın internet sitesinde yer alan bilgilere göre, 12 yaş ve üzeri çocuklar, medreselere kayıt edilebiliyor. Resmi günlerde izin yok, yalnızca dini günlerde izin sağlanıyor. “Eğitim”in 1 yıl hazırlık, 2 yıl hafızlık, 5 yıl Arapça olmak üzere toplam 8 yıl sürdüğü kaydediliyor. Vakıf, medreselerin resmi olarak var olduğunu da iddia ediyor.

    İsmailağa’ya bağlı olan İlim Işığı Medreseleri’nde sadece kız çocukları bulunuyor. Medresenin verdiği bilgilere göre, 8 yaşından itibaren kız çocukları “kurslara” katılabiliyor.

    İstanbul’da faaliyet gösterenlerden bir diğeri ise Fatih Medreseleri Vakfı. Kurumun internet sitesinde, “Fatih Medreseleri; 4 yaş 4 ay 4 günlük iken başlayıp, son nefese kadar devam eden, Kur’an-ı Kerim ve Dini ilimleri kabiliyetine göre öğreten ve yaşatan bir eğitim kuruluşudur” denilerek, kurum hakkında bilgi veriliyor. Fatih Medreseleri Vakfı’nın internette yer alan tanıtımında, “Hafız olmak isteyen veya İslam dinimizin öğretilerini ve buyruklarını öğrenmek isteyen çocuklarımıza desteklerimizi sağlamaktayız” ifadesi de kullanılıyor.

    SİSTEMİ HEDEF ALDI

    Megakentin birçok noktasında medresesi bulunan Erenler Vakfı, ülkede uygulanan eğitim sistemini de hedef alıyor. Vakfın internet sitesinde, “Batılı eğitim sisteminin en iyi taklitçisi ve takipçisi olmakla yarışıp övünürken taliplerine verdikleri unvanlarla (doktorluk, doçentlik vb.) onları bir seraba meftun etmektedirler” ifadeleri yer alıyor.

    Erenler Vakfı gibi İlmi ve Fikri Araştırmalar Merkezi’nin (İFAM) de birçok medresesi mevcut. Merkezin tanıtımında, “İFAM; İhsan Şenocak hocanın on beş yıl önce birkaç ilahiyat fakültesi öğrencisiyle başlattığı halihazırda ise bir merkez ve on yedi farklı şehirdeki şubelerinde 1000’i aşkın ilim talebesiyle yoluna devam eden bir ilim, fikir ve hareket okuludur” deniyor.

    Kaynak:Birgun.net