Etiket: merdan yanardağ

  • Soruşturmasının odağındaki şirket, bakanlıktan ‘siber güvenlik’ ihalesi almış!

    Soruşturmasının odağındaki şirket, bakanlıktan ‘siber güvenlik’ ihalesi almış!

    PRODAFT – Cyber Threat Intelligence and Risk Intelligence

    Tutuklu cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ’ın tutuklandığı ve ‘casusluk’ iddiasıyla başlatılan soruşturmada adı geçen şirketin kamudan ihale aldığını ortaya çıktı.

    Halk TV yazarı BahadıÖzgür’ün aktardığına göre, Cristopher McGrath’ın yönettiği İngiltere’deki Prodaft şirketinin Türkiye’deki ofisine iki bakanlıktan ‘siber güvenlik ihalesi’ verildi.

    Söz konusu bakanlıklar ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı.

    Bununla beraber, son ihalenin sözleşmesi 18 Haziran 2025’te, casusluk soruşturmasında ‘örgüt lideri’ olarak geçen ve etkin pişmanlıktan yararlanan Hüseyin Gün’ün tutuklanmasından iki hafta önce imzalandı.

    McGrath’ın yöneticisi olduğu Prodaft şirketi açıklama yaptı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Cristopher McGrath, 2024 itibaren firmamızın İngiltere pazarı açılımı özelinde danışman olarak görev yapmış, siber güvenlik çözümlerimizin İngiltere pazarında konumlanması için destek sunmuştur. Şirketimizin Türkiye, ABD, Malezya, İngiltere, İsviçre ve Hollanda’da ofisleri var. McGrath sadece İngiltere’deki satış ve pazarlamadan sorumludur. Türkiye’de yetkisi yoktur. Medyada çıkan haberin ardından tedbiren McGrath’ın görevine son verilmiştir.”

  • Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan hakkında tutuklama kararı!

    Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan hakkında tutuklama kararı!

    Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Silivri’de tutuklu bulunan cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, cuma günü başlatılan “casusluk” soruşturması kapsamında bu sabah 10.30 sıralarında Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne getirildi.

    İBB’ye yönelik “mali” soruşturma kapsamında tutuklandıktan sonra ilk defa Çağlayan’a getirilen İmamoğlu’nun ifade işlemleri, 5 saat gecikmeli olarak saat 16.05’te başladı.

    Ayrıca soruşturma kapsamında gözaltına alınan TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, İmamoğlu’nun danışmanı ve kampanya direktörü Necati Özkan’ın ifade işlemleri de akşam saatlerinde başladı.

    “SİYASAL CASUSLUK” SUÇLAMASI YÖNELTİLDİ

    Yanardağ, İmamoğlu ve Özkan’ın savcılık ifadeleri 22.00 sıralarında tamamlandı.

    4 Temmuz’de “casusluk” suçundan tutuklanan Hüseyin Gün’ün de etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini belirterek ifade verdiği öğrenildi. Aynı soruşturma kapsamında İsttelkom AŞ’nin tutuklu Genel Müdürü Melih Geçek de gün içinde ifade verdi

    Savcılık İmamoğlu, Yanardağ ve Özkan’ı, Türk Ceza Kanunu’nun 328/1. maddesiyle düzenlenen “siyasal casusluk” suçlamasıyla Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk ederken güncel soruşturma kapsamında etkin pişmanlıktan yararlanmak için ifade veren Hüseyin Gün, 4 Temmuz’da yine “casusluk” suçundun tutuklandığı için Melih Geçek de başka bir suçtan tutuklu bulunduğu için cezaevine geri gönderildi.

    TCK 328/1: Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir.

    TUTUKLAMA KARARI VERİLDİ

    Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ın sevk edildikleri Sulh Ceza Hakimliği’ndeki sorgusu tamamlandı.

    fadelerin ardından Sulh Ceza Hakimliği “Casusluk” suçlaması yöneltilen İmamoğlu, Yanardağ ve Özkan hakkında tutuklama kararı verdi.

    BAŞSAVCILIK’TAN AÇIKLAMA

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açıklamasında “Şüpheliler Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ın; Soruşturma kapsamında özet olarak örgüt lideri Ekrem İmamoğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi’nin yasa dışı yöntemlerle ele geçirilerek Cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturmak ve bu amaç doğrultusunda mali nitelikli suçları işleme amacını matuf İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütünün Casusluk faaliyetleri kapsamında başta İstanbul ilindeki vatandaşlarımızın kişisel verilerinin yabancı ülke istihbarat birimlerine aktarılması eylemleri ve benzeri eylemler ile bu birimlerin unsurlarının talimatı ve yönlendirmesiyle faaliyetlerde bulunma eylemleri gerekçesiyle üzerlerine atılı “Siyasi Casusluk” suçundan sevk edildikleri İstanbul Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla tutuklanmalarına karar verilmiştir” denildi.

  • Özgür Özel, Hüseyin Gün’ün itirafçı olduğunu açıkladı!

    Özgür Özel, Hüseyin Gün’ün itirafçı olduğunu açıkladı!

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve Necati Özkan hakkında ‘casusluk’ iddiasıyla başlatılan soruşturma sürüyor.

    'Casusluk' soruşturmasında yeni gelişme... Özgür Özel açıkladı: Hüseyin Gün itirafçı oldu!

    Başsavcılık, Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan’ın “casusluk” iddiasıyla başlatılan soruşturmada ifadelerinin alınacağını, gazeteci Merdan Yanardağ’ın ise aynı soruşturma kapsamında gözaltına alındığını bildirmişti.

    TELE1’E KAYYUM ATANMIŞTI

    Soruşturma kapsamında Merdan Yanardağ’ın Genel Yayın Yönetmeni olduğu TELE1 kanalına kayyum atanmıştı.

    Merdan Yanardağ’ın dün gözaltı süresi uzatılırken Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından önceki gün TELE 1’e kayyum olarak görevlendirilen eski Yeni Şafak Yazarı İbrahim Paşalı’nın ilk icraatı yayınları durdurmak olmuştu.

    Kayyum Paşalı, TELE 1’in YouTube hesabında bugüne dek yayımlanan videoları sildirirken ardından YouTube kanalı kapatılmıştı.

    “HÜSEYİN GÜN” AYRINTISI

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, Terör Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturmanın, 4 Temmuz’da “casusluk” suçundan tutuklanan şüpheli Hüseyin Gün’e ait dijital materyallere dayandırıldığı ifade ediliyordu.

    Açıklamada, “birçok yabancı ülke istihbarat görevlisiyle irtibatının bulunduğu” söylenen Hüseyin Gün’ün, İmamoğlu’nun danışmanı Necati Özkan’a “talimat verir vasıfta görüşmelerinin tespit edildiği” savunuluyordu.

    Başsavcılığın açıklamasında, gazeteci Merdan Yanardağ’ın Hüseyin Gün ile “casusluk faaliyetlerine ilişkin çok sayıda irtibat ve yazışmasının tespit edildiği” söyleniyordu.

    Ayrıca Yanardağ’ın “Hüseyin Gün’den menfaat temin etmek suretiyle seçim sürecinin basın ayağını organize ettiği” öne sürülüyordu.

    MERDAN YANARDAĞ “HÜSEYİN GÜN’Ü TANIMIYORUM” DEDİ

    Merdan Yanardağ gözaltına alınmasının ardından açıklama yaptı.

    Avukatı Bilgütay Hakkı Durna ile ilettiği mesajda sağlık durumunun iyi olduğunu belirten Yanardağ şu ifadeleri kullandı:

    “Bu 5. sınıf bir kumpas. Hayatım boyunca Filistin halkı ile dayanışma içinde oldum. İsrail ile ticareti sürdürenler siyonist rejime karşı mücadele eden bize operasyon yapıyor. 2019 seçimine müdahale etme gibi bir durumum asla söz konusu olmadı. O seçim döneminde yalnızca gazetecilik yaptık, konuklar aldık. Hayatım boyunca hiç kimseyle gazetecilik faaliyeti dışında bir ilişkide bulunmadım. Bu, bana ve Tele1’e yönelik kötü kurgulanmış 5. sınıf bir kumpas.”

    Yanardağ, soruşturmada adı geçen Hüseyin Gün’ü ise tanımadığını söyledi.

    ÖZEL AÇIKLADI: HÜSEYİN GÜN İTİRAFÇI OLDU

    Son olarak, Çağlayan Adliyesi önünden kalabalığa seslenen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İmamoğlu’na yönelik “casusluk” soruşturmasında ilişkilendirilmeye çalışılan Hüseyin Gün adlı kişinin itirafçı olup İngiliz istihbaratıyla çalıştığını itiraf ettiğini açıkladı.

    İmamoğlu’na casusluk soruşturmasında ilişkilendirilmeye çalışılan Hüseyin Gün adlı kişinin, 2019 yerel seçimlerinden sonra Necati Özkan’a giderek sosyal medya verileri satmaya çalıştığı ancak Necati Özkan’ın bunu reddetmesinden sonra bir daha Gün’ü görmediği öğrenildi.

    Özel’in açıklamasına göre Hüseyin Gün adlı kişi İngiliz ajanı olduğunu ve İngiliz istihbaratına çalıştığını itiraf etti. 

    Özel, casusluk soruşturmasında Hüseyin Gün adlı kişinin itirafçı olduğunu ve İngiliz istihbaratına çalıştığını itiraf ettiğini duyurdu.

    Özgür Özel, adliye önünde toplanan kalabalığa hitaben yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

    “Bugün biraz önce yukarıda öğrendik ki, hani Necati Özkan’la birlikte bilgileri sızdırdı deyip de, Necati Özkan’ın ‘2019 seçiminden sonra bir kez gördüm. Sosyal medya analizi satmaya geldi ve almadık gitti. Bir daha görmedim’ dediği kişi, Ekrem Başkan’la ilişkilendirmeye çalıştıkları kişi biraz önce itirafçı olmuş, ‘İngiliz ajanıyım ben’ demiş!”

    Özel, konuşmasında AKP’yi eleştirerek, “Vallahi İngiliz istihbaratıyla Suriye’de çalışan, Suriye rejimi için plan yapan, İngiliz istihbaratının çizdiği plana göre Suriye’de olan bitenden haberim vardı deyip de hava yapan değilim. İngiliz istihbaratıyla çalışmaya biz değil, AK Partililer alışıktır, AK Partililer” dedi.

    “İTİRAFÇI OLAN KİŞİ SİLİVRİ’DE DURURKEN ALINMIŞ, DAHA İLK GÜN İTİRAFÇI OLACAKMIŞ!”

    Hüseyin Gün’ün tutuklanma ve itirafçı olma sürecine de değinen Özel, şunları söyledi:

    “Ve itirafçı olan kişi, itirafçı olan kişi, buradan açıklıyorum, Hüseyin Gün. 4 Temmuz’da tutuklanmış. Silivri’de dururken alınmış, Ankara Sincan’a götürülmüş. Aylarca Ankara’da tutulmuş. Kendisinden birçok görüşmeler yapılmış. Sonra dönmüş gelmiş, burada sorgulanmış, daha ilk gün itirafçı olacakmış.”

  • TELE1’e kayyum atandı…

    TELE1’e kayyum atandı…

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “casusluk” soruşturması kapsamında  TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınmasının ardından, kanalı bünyesinde barındıran şirkete kayyum atanmasına karar verildi.

    Başsavcılığın açıklamasına göre, “Yanardağ’ın söz ve eylemleriyle soruşturmaya ilişkin birçok kez suç işlediği, TELE1 isimli televizyon kanalını fiilen kullandığı ve resmi kayıtlarda şirket sahibi olarak görünen oğlu Alp Yanardağ üzerinden suça karıştığı” ileri sürüldü.

    İstanbul Sulh Ceza Hakimliği, şirketin yönetiminin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmesine hükmetti. Buna göre kanalın sahibi olan ABC Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık Anonim Şirketi kayyum yönetimine geçti.

    Başsavcılığın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte olan ve bugün önceki basın açıklamamızda ayrıntısı verilen soruşturma kapsamında;

    “TELE1 isimli Tv kanalında genel yayın yönetmeni olan ve Casusluk suçundan gözaltına alınna şüpheli Merdan

    Yanardağ’ın söz ve eylemleriyle birçok kez soruşturmaya ilişkin suç işlediği, kanalın fiili

    kullanıcısı olduğu, resmi kayıtlarda oğlu Alp Yanardağ’ın şirket sahibi olarak göründüğü, bu suçlarda da TELE1 isimli Tv kanalını kullandığı gerekçesiyle kanalın sahibi olan ABC RADYO TELEVİZYON VE DİJİTAL YAYINCILIK ANONİM ŞİRKETİ’ne İstanbul Sulh Ceza Hakimliği’nce bugün verilen kararla Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun yönetim kayyımı olarak atanmasına karar verilmiştir.”

    ANA HABER KESİLDİ

    TMSF yetkililerinin polis eşliğinde kanal binasına girmesiyle Ana Haber Bülteni yarıda kesildi.

    Ana Haber Bülteni’nin kesilmesiyle yayına penguen ve kutup ayılarının yer aldığı belgesel servis edildi.

    YENİŞAFAK YAZARI PAŞALI YÖNETİME GETİRİLDİ

    Diğer yandan TMSF tarafından kanalın yönetimine Yenişafak Yazarı İbrahim Paşalı’nın getirildiği belirtildi. Paşalı’nın kayyum heyetiyle birlikte kanalda olduğu öğrenildi.

    Paşalı daha önce Flash TV ve Ekotürk’e kayyum olarak atanmıştı. 2025 yılında ise TMSF’nin el koyduğu Habertürk, HT Spor ve Show TV’nin yönetiminde yer aldı.

  • Ekrem İmamoğlu’na ‘casusluk’ soruşturması!

    Ekrem İmamoğlu’na ‘casusluk’ soruşturması!

    “Casusluk” operasyonu: Merdan Yanardağ gözaltına alındı; dosyada İmamoğlu'nun adı da var

    Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu’nun seçim kampanyasının direktörü Necati Özkan ve gazeteci Merdan Yanardağ hakkında “casusluk” iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

    TELE1’e sabah saatlerinde operasyon düzenlenirken, kanaldaki odasında ve evinde arama yapılan Yanardağ, gözaltına alındı.

    İmamoğlu ve Özkan için de, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘nda ifade vermek üzere hazır edilmeleri yönünde talimat verildi.

    BAŞSAVCILIKTAN AÇIKLAMA

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘Operasyon 1‘ başlıklı bilgi notunda, şunları kaydetti:

    “Cumhuriyet Başsavcılığımız Terör Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülmekte olan soruşturma kapsamında;

    04/07/2025 tarihinde Casusluk suçundan tutuklanan ve  yabancı ülkeler lehine ajanlık faaliyetlerinde bulunduğu, görüşmelerini gizliliğe riayet etmek amacıyla kriptolu telefonlar üzerinden gerçekleştirdiği, farklı ülkelerde gerçekleşen iç karışıklıkları finanse ettiği tespit edilen şüpheli Hüseyin GÜN’ e ait dijital materyaller (kriptolu telefon ve el yazısı doküman) incelendiğinde; sivil şahısların ya da şirketlerin temin etmesinin mümkün olmayacağı askeri mühimmat ve silahlara ait fotoğraflara ve İsrail Ülkesinde Askeri yada Siyasi alanda faaliyet gösterdiği anlaşılan İsrail vatandaşlarına ait pasaport fotoğraflarına rastlandığı, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında adli işlem tesis edilen şahıslar ve bu şahıslar haricinde PKK/KCK Silahlı Terör Örgütü kapsamında adli işlem tesis edilen şahısların GSM hatları ile iletişim irtibatları bulunmuş ve farklı ülke konsolosluk görevlileri ile çok sayıda iletişim irtibatı tespit edilmiştir.

    Yine şüpheli hakkındaki MASAK incelemesi neticesinde; halihazırda herhangi bir ticari işletmesi bulunmamasına rağmen yüklü miktarda yurtiçi yurtdışı para transferlerinin bulunduğu, hesaplarında 85 (seksenbeş) Milyon Türk Lirası tutarındaki paranın nakit olarak çekiminin gerçekleştirildiği ve bu tutarın kullanımına ilişkin herhangi bir alım-satım kaydına rastlanılmadığı tespit edilmiş, 

    El yazısı defter ve belgelerin incelenmesi neticesinde ise şüpheliye ait olduğu anlaşılan belgeler içerisinde farklı ülkelerde gerçekleşen Darbe Girişimi/İç karışıklık olayları ile alakalı hususlardan bahsedildiği, Ülkemiz geneli görüşmüş olduğu şahıs veya kurumları günlük olarak not aldığı, yabancı bir ülke lehine faaliyet gösterdiği anlaşılan İstihbarat elemanları yada  siyasi faaliyetlerde bulunan şahıslara ülkemiz geneli konularda bilgi aktarımında bulunduğu yönünde içeriklerin ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü üst yönetim kadrosunda bulunan ve İngiltere imamı olarak nitelendirilen Mustafa ÖZCAN isimli şahıs ile yüzyüze görüşme gerçekleştirdiği, bu kişiden öneriler aldığına dair notların bulunduğu, Ortadoğu Ülkeleri, Afrika Ülkeleri ve Ülkemiz ile alakalı konularda toplamış olduğu bilgileri istihbari faaliyet gösterdiği tespit edilen yabancı bir ülkeye mensup şahıslara aktardığı şeklinde tespitlerin bulunduğu,

    Şüpheli Hüseyin GÜN’ ün ticari kimliğini ön planda göstererek, başkaca ülke menfaatleri doğrultusunda ülkemiz ve başkaca ülkelerde faaliyet gösterdiği anlaşılmıştır. 

    Şüphelinin irtibatları incelendiğinde bir çok yabancı ülke istihbarat görevlisiyle irtibatının bulunduğu, dikkat çekici olarak yabancı bir ülkenin istihbarat görevlisi şahısla FETÖ mensupları kullanılan ByLock Talk and Chat programı benzeri dışarıdan erişilemeyip üst düzey gizliliğe sahip kriptografik haberleşme programlarından  olan “Wickr” programı üzerinden yaptığı yazışmalarda yabancı ülke istihbarat görevlisinin şüpheliye ülkemizde önceden görev yapmış iki bakanımızın da aralarında bulunduğu bir grubun uzaktan ve gizli çekilmiş bir resmini gönderildiği,

    Yine Şüphelinin aynı kriptografik haberleşme programı üzerinden Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü yöneticilerinden olan şüpheli Necati ÖZKAN isimli şahısla özet olarak “dijital istihbarat toplama, İmamoğlu için gerçekleştirilen çalışmalarda dikkat edilmesi gereken hususlar, 70.000 gönüllünün acil aktive edilmesi gerektiği, Murat Ongun’un cep telefonu uzaktan erişimli dinlemeye izin verebilecek casus yazılım ile enfekte olduğunu bu nedenle Murat’ın Ekrem Bey ile yapılacak hassas özel kampanya toplantılarına telefonunu götürmemesinin çok önemli olduğu” bu şeklinde Necati Özkan’a talimat verir vasıfta görüşmelerin tespit edildiği,  şüpheli Hüseyin Gün’ün Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü yöneticilerinden şüpheli Necati Özkan’ın hiyerarşik olarak üstünde suç örgütü içerisinde yönetici olarak faaliyet gösterdiği, 

    Ekrem İMAMOĞLU suç örgütünün asıl amacının maddi menfaat elde ederek örgüt lideri Ekrem İMAMOĞLU’ nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için fon oluşturmak olduğu, Suç Örgütü yöneticilerinden şüpheli Hüseyin GÜN’ ün şüpheli Necati ÖZKAN ile örgütün bu amacı doğrultusunda 2019 Yerel Seçim Kampanyasında işbirliği yapmak ve özellikle seçmenlere ait gizli bilgilerin sızdırılması suretiyle bu amaç doğrultusunda eylemde bulundukları, seçim bölgelerine ilişkin analiz yaparak seçmen profili çıkardıkları ve strateji belirledikleri, bu çalışmayı gerçekleştirirken de seçmenlere ait bilgilerin yabancı istihbarat servisleri ile paylaşıldığı ve eylemin casusluk faaliyeti kapsamında olduğu, ayrıca şüpheli Hüseyin Gün’ün suç örgütünün kurucusu diğer şüphelilerden Ekrem İmamoğlu’yla irtibatı ve ortak buluşmalarının bulunduğu anlaşılmıştır. 

    Yine soruşturma kapsamında elde olunan delilere göre medya mensubu şüpheli Merdan YANARDAĞ’ ın Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı Suç Örgütü yöneticilerinden şüpheli Hüseyin GÜN ile casusluk faaliyetlerine ilişkin çok sayıda irtibat ve yazışmasının tespit edildiği, tanık beyanı ile de doğrulandığı üzere şüpheli Merdan YANARDAĞ’ ın şüpheli Hüseyin GÜN’ den menfaat temin etmek suretiyle seçim sürecinin basın ayağını organize ettiği ve 2019 yerel seçimlerinde yabancı istihbarat servisleri ile iştirak halinde seçimlerin manipüle edilmesi noktasında faaliyette bulunduğu ve bu şekilde Casusluk suçunu işlediği anlaşılmıştır.

    Yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda; Başka suçtan tutuklu şüpheliler Ekrem İMAMOĞLU ve Necati ÖZKAN isimli şahısların üzerlerine atılı iş bu soruşturma kapsamında Casusluk suçlarından sorgulanmak üzere bulundukları Ceza İnfaz Kurumundan temin edilerek Cumhuriyet Başsavcılığımızda hazır edilmeleri için müzekkere yazılmış, Şüpheli Merdan YANARDAĞ ise üzerine atılı Casusluk suçundan bugün yakalanarak gözaltına alınmış, şüphelinin ikamet ve işyerinde arama işlemi yapılmıştır.

    Soruşturma kapsamında önceden 04/07/2025 tarihinde Casusluk suçundan tutuklanan şüpheli Hüseyin GÜN ise işlemleri yapılmak ve elde olunan yeni delillere göre üzerine atılı Suç Örgütü Yöneticisi Olmak suçundan sorgulanmak üzere Sulh Ceza Hakimliği kararıyla Ceza İnfaz Kurumundan temin edilerek İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne teslim edilecektir. Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma, Milli İstihbarat Teşkilatımız ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile iş birliği içerisinde kararlılıkla ve genişletilerek sürdürülecektir.”

  • Merdan Yanardağ, İhsan Demir ve Musa Özuğurlu’ya adli kontrol ve yurt dışına çıkış yasağı!

    Merdan Yanardağ, İhsan Demir ve Musa Özuğurlu’ya adli kontrol ve yurt dışına çıkış yasağı!

    TELE1 ekranında yayınlanan “Türkiye’nin Yönü” programında ekrana yansıtılan “KJ” nedeniyle TELE1 hakkında soruşturma başlatıldı.

    Soruşturma kapsamında TELE1’e gelen polis ekipleri tarafından ifade vermek üzere adliyeye götürülen TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, TELE1 programcısı Musa Özuğurlu ve Sorumlu Müdür İhsan Demir için adli kontrol talep edildi.

    3 AYRI SAVCI İFADE ALDI

    Soruşturma kapsamında, Yanardağ, Özuğurlu ve Demir’in ifadeleri 3 ayrı savcı tarafından alındı.

    KARAR VERİLDİ: ADLİ KONTROL VE YURT DIŞI YASAĞI

    Son olarak, Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, Sorumlu Müdür İhsan Demir ve program moderatörü Musa Özuğurlu yurt dışına çıkış yasağı ve imza atma şartı adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakıldı.

    TELE1 ÖZÜR DİLEMİŞTİ

    TELE1’de önceki gece yayımlanan “Türkiye’nin Yönü” programı sırasında ekrana “RTE’nin Netanyahu’dan farkı ne?” şeklindeki bir KJ girilmesi nedeniyle kanal yöneticileri hakkında soruşturma başlatılmıştı. TELE1 KJ nedeniyle özür dilemişti.

    Kanaldan yapılan açıklamada “Reji kadromuzdan kaynaklanan ve sehven yapılan bu hata nedeniyle özür dileriz” ifadelerini kullanmıştı.

    TELE 1’in açıklamasında şunlar kaydedilmişti:

    “Tele1 ekranına gelen ‘Türkiye’nin Yönü’ programında, meslek terminolojisinde KJ dediğimiz alt yazıda kısa süreli de olsa (yaklaşık bir dakika) kanal yönetimi olarak kesinlikle onaylamadığımız bir ifade kullanılmıştır. Programda Trump – Erdoğan görüşmesine ilişkin bir değerlendirme yapılmasına karşın, KJ’de Erdoğan ile Netanyahu karşılaştırması yer almıştır. Kesin hüküm içeren bir ifade olmamakla birlikte, yanlış anlamalara açık olan bu cümleyi doğru bulmuyoruz. Reji kadromuzdan kaynaklanan ve sehven yapılan bu hata nedeniyle özür dileriz. İdari araştırmayı yaptıktan sonra gerekli kararları alacağımızı da belirtmek isteriz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

    AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Özür için gereğinin yapılması gerekir. Cumhurbaşkanımıza dönük saygısızlıklarla hukuki ve siyasi zeminde en net şekilde mücadele edeceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın” açıklamasında bulunmuştu.

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ise “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile soykırımcı Netanyahu’nun kıyaslandığı cümlenin bir televizyon kanalında alt bant yazısı olarak kullanılması hakkında soruşturma başlatılmıştır” ifadeleriyle TELE1 hakkında soruşturma başlatıldığını duyurmuştu

    Tunç, “Gazze’de insan haklarını hiçe sayarak bebekleri, kadınları ve masum sivilleri katleden Netanyahu’nun adı ile Sayın Cumhurbaşkanımızın aynı cümlede zikredilmesi; Cumhurbaşkanlığı makamına, devletimize ve aziz milletimize açık bir saygısızlıktır” ifadelerini kullanmıştı.

     

  • Merdan Yanardağ : Şeyh Sait Tartışması-I: Tarihsel gerçek ve sol

    Merdan Yanardağ : Şeyh Sait Tartışması-I: Tarihsel gerçek ve sol

    Siyasal gündemde, solun çeşitli kesimlerini de içine alan yeni bir tartışmamız var; Şeyh Sait isyanı… Bu tartışma bir yanıyla hem çok eski hem de fazlasıyla güncel. Şeyh Sait İsyanı, Doğu İslam dünyasının en büyük ilerici atılımı olarak değerlendirilebilecek –ki sosyalist literatürde, örneğin III. Enternasyonel kararları ve metinlerinde böyle ifade edilir- Cumhuriyet Devriminin henüz ilk yıllarında, Hilafetin kaldırılmasının hemen ardından patlak veren, Diyarbakır merkezli şeriatçı bir kalkışmadır.

    Ancak, bu isyanın Kürt bölgelerinde gerçekleşmesi ve bu nedenle kaçınılmaz olarak etnik bir boyutunun da bulunması nedeniyle, dar da olsa solun bir kesimi ve esas olarak Kürt siyasal hareketi tarafından “ulusal bir özgürlük mücadelesi” şeklinde de değerlendirilir. Bu yaklaşım, hem tarihsel hem sosyalist açıdan hem de toplumbilimsel bakımdan son derece yanlış bir tutumu/ yaklaşımı ifade eder.

    Diğer taraftan, İslamcı çevreler, Şeyh Sait İsyanına yaklaşım konusunda çok daha tutarlıdır. İslamcı hareketin tamamı ve dar da olsa Türkiye sağının bir kesimi Şeyh Sait’e tereddütsüz sahip çıkıyor. Çünkü, etnik /ulusal bir boyutu da olsa, Şeyh Sait İsyanı tartışılmaz şekilde şeriatçı ve hilafetçi bir ayaklanmadır. İngiliz emperyalizmi tarafından kışkırtılan ve desteklenen dinci bir isyandır. İsyancıların temel talepleri şeriat rejiminin ve Hilafetin geri getirilmesidir. İsyana ilişkin eldeki bütün temel belgeler bu durumu net şekilde ortaya koymaktadır. Öyle ki, isyan sırasında yurtdışında olan Osmanlı’nın son Padişahı Vahdettin’in de –ki işbirliği yaptığı İngilizlerle birlikte ülkeden kaçmıştı- Şeyh Sait isyanını desteklemesi tesüdüf değildir.

    İsyanın niteliğini anlamak için, taleplerinden kısa bazı başlıkları almak bile yeterlidir. Nakşibendi Şeyhi Sait, isyana katılan dava arkadaşı Seyit Abdülkadir’in İngilizlerle yaptığı görüşmelerden ve hazırlıklardan sonra, 13 Şubat 1925’te Diyarbakır’ın Eğil bucağı Piran (Dicle) köyünde Hilafeti kaldıran ve şeriat düzenini yıkan genç Cumhuriyet’e karşı silahlı bir ayaklanma başlatıyor.

    Şeyh Sait, halkı din adına isyana çağırıyor. Bu amaçla bölge halkına dağıtılan bildirilerde; “Halife sizi bekliyor!”, “Halifesiz Müslüman olmaz!”, “Halife memleketten çıkarılamaz!”, “Şiarımız dindir!”, “Hükümet dinsizdir!”, “Şeriat isteriz!”, “Kadınlar çıplaktır!”, “Mekteplerde dinsizlik ilerliyor!” şeklinde ifadeler yer alıyor. Bölgede yeterli askeri güç bulunmamasının etkisiyle isyan kısa sürede büyüyor. İsyancılar başlangıçta Elazığ dahil bölgenin bir bölümüne hakim oluyor. Bu konuda daha geniş bilgi için tarihçi Sinan Meydan’ın konuya ilişkin yazıları ile Ümit Doğan’ın “Şeyh Sait Gerçeği” adlı son kitabına bakılabilir. (Bkz. Ümit Doğan, Şeyh Sait Gerçeği, Kripto Yayınları, 2023 İstanbul).

    Ancak, bölgedeki Kürt aşiretlerinin önemli bir bölümü (yarıya yakını) isyana katılmıyor. Ardından bölgeye sevkedilen askeri birlikler isyanı bastırıyor.  Yargılamalar ve idamlar geliyor. Takrir-i Sükun Kanunu çıkarılıyor. Muhafazakar Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatılıyor ve ülke baskıcı bir döneme giriyor. Takrir-i Sükun Kanunu 1929 yılına kadar yürürlükte kalıyor. Olayı tarihsel materyalist bir persfektiften ele aldığımızda; kaba çizgileriyle özetlediğimiz bu tablo bile bir devrim ve karşı devrim çatışmasından başka şeye işaret etmiyor. Tarihsel ve sosyolojik gerçeklik net şekilde böyledir.

    Son olarak DEM Parti adını alan demokratik Kürt siyasal hareketinin, –ki solda yer alan seküler bir hareket olduğunu söyleyebileceğimiz bir çizgiyi temsil ediyor- Şeyh Sait İsyanının etnik niteliği nedeniyle ona sahip çıkması, dahası bu nedenle laik, cumhuriyetçi ve sosyalist çevreleri suçlamaya kalkışması anlaşılır gibi değildir. Bu tutum, bir tarih bilinci yoksunluğundan ve bilgisizlikten (ya da yanlış bilinçten) kaynaklanmıyorsa, tipik bir milliyetçi tutumdan ibarettir. Soru şudur; Kürt siyasal hareketi Hilafeti ve şeriatı mı savunuyor? Yoksa insan aklı ve vicdanının özgürleşmesi demek olan akıl ve bilim merkezli bir kamusal hayatı, yani laik bir düzeni mi esas alıyor. Eğer ikincisinden yanaysa Şeyh Sait’e sahip çıkması düşünülemez. Bu yanıyla Şeyh Sait ancak, bir Kürt-İslam hereketi olan Hizbullah’ın ya da Hüda Par’ın temsil ettiği gelenek içinde bir anlam ifade edebilir.

    Bu yazıda, Şeyh Sait İsyanı üzerinde daha fazla durmak yerine, solun bir kesiminin bakışında büyük bir çarpılmaya yol açan yanlış tarih metodolojisi üzerinde bir tartışma yapmanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Ancak, konuya geçmeden önce belirtmeliyim ki; bu sorun klasik deyimle sadece tarihçilere bırakılacak bir tartışma değildir. Yazının başında da ifade ettiğim gibi, bu tartışma bir yanıyla eski olmasına karşın, şeriat ve hilafet istemli bir karşı devrim saldırısı günceldir. Bu nedenle, Şeyh Sait İsyanı, sadece tarihçilere bırakılacak bir konu değildir, güncel bir siyasal ve ideolojik mücadele alanıdır.

    Bu önemli ve güncel ideolojik ve kültürel tartışma (ve dolayısıyla mücadele) alanına ilişkin yazımın yarın yayımlanacak ikinci bölümünde, solun tarih bilincinde derin bir çarpılmaya yol açan liberal ve etnik/ milliyetçi tarih anlayışını ele alacağım.

    Yazının ikinci bölümü yarın.. 

    Merdan Yanardağ’ın yazısı

  • KILIÇDAROĞLU, 101 GÜNLÜK TUTUKLULUĞUN ARDINDAN TAHLİYE EDİLEN MERDAN YANARDAĞ’I ZİYARET ETTİ

    KILIÇDAROĞLU, 101 GÜNLÜK TUTUKLULUĞUN ARDINDAN TAHLİYE EDİLEN MERDAN YANARDAĞ’I ZİYARET ETTİ

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 101 günlük tutukluğun ardından 4 Ekim’de tahliye olan Tele 1 TV Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ı ziyaret etti. Kılıçdaroğlu ziyarette, “Bu ülkenin aydınları, yazarları, çizerleri, sanatçıları bir şekilde cezalandırılıyor kendi düşündükleri dünyaya hizmet etmedikleri için. Oysa aydınlar, toplumu aydınlatan kişilerdir, toplumun öncüleridir, önderleridir ve dolayısıyla onların düşüncelerine her zaman her ortamda saygı duymak gerekiyor. Hapse giren ilk aydın, yazar, gazeteci siz değilsiniz ama sonuncusu da siz olmayacaksınız bu gidiş böyle devam ettiği sürece” dedi. Yanardağ ise “Basın ve ifade özgürlüğünü, Türkiye’de demokratik hak ve özgürlüklerini daraltacak bir içtihat oluşturmaya çalışıyorlar bu kararlarla birlikte. Yargılanan bir gazetecilik faaliyetiydi, mahkeme de karar açıklanırken neredeyse özür diledi zaten” diye konuştu.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün Gezi Davası tutukluları Can Atalay, Osman Kavala, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater ve Mine Özerden’i kaldıkları cezaevlerinde ziyaret ettikten sonra, canlı yayında sarf ettiği sözleri nedeniyle “terör örgütü propagandası yapmak” ve “suçu ve suçluyu övmek” suçlamalarıyla açılan dava sonucunda 101 gün tutuklu kaldıktan sonra 4 Ekim’de tahliye olan Tele 1 TV Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ı ziyaret etti. Ziyarette konuşan CHP lideri Kımlıçdaroğlu şunları söyledi:

    “BU ÜLKENİN AYDINLARI, YAZARLARI, GAZETECİLERİ İKTİDARIN DÜŞÜNDÜĞÜ DÜNYAYA HİZMET ETMEDİKLERİ İÇİN CEZALANDIRILIYOR”

    “Düşünce özgürlüğü kadar değerli bir şey yoktur. İnsanların kendi düşüncelerini özgürce ifade ettikleri bir toplumda demokrasi ancak büyür, yeşerir ve dolayısıyla o ülkeye huzur gelmiş olur. Farklı düşüncelere tahammül etmekse siyaset kurumun temel görevlerinden birisidir ama maalesef otoriter bir rejimde yaşadığımız için demokratik söylemler bazılarını rahatsız ediyor. Zaten bizler de, sizler de veya ülkesini düşünen, sağduyulu aydınlar da rahatsız olsun diye konuşuyorlar. Dolayısıyla bunun doğal olarak bir bedeli oluyor. Doğal olarak diyorum ama aslında olmaması gereken bir şey ama bu rejimlerde karşımıza çıkıyor. Bu ülkenin aydınları, yazarları, çizerleri, sanatçıları bir şekilde cezalandırılıyor kendi düşündükleri dünyaya hizmet etmedikleri için. Oysa aydınlar, toplumu aydınlatan kişilerdir, toplumun öncüleridir, önderleridir ve dolayısıyla onların düşüncelerine her zaman her ortamda saygı duymak gerekiyor. Hapse giren ilk aydın, yazar, gazeteci siz değilsiniz ama sonuncusu da siz olmayacaksınız bu gidiş böyle devam ettiği sürece. O nedenle aydınlar bedel öder tabii. Ödedikleri bedeller kendi özgeçmişlerinin birer altın madalyasıdır. Aydınlar bedel ödedikçe yücelirler, büyürler, toplum onları bir şekilde kucaklar. Onlar bir anlamda milyonların sesini kişiler olarak toplumun önüne çıkarlar. Siz de bunlardan birisisiniz, televizyon kanalınız bu çerçevede yayın yapıyor, demokrasiyi savunuyor.

    “SİYASAL İKTİDARIN AHLAKİ VE SİYASİ MEŞRUİYETİ YETERİ KADAR SORGULANMIYOR”

    Siyasal iktidarın ahlaki ve siyasi meşruiyeti, bu yeteri kadar sorgulanmıyor. Asıl sorgulanması gereken alanlardan birisi bu. Belki onlar diyebilirler ki, ‘Yargı bağımsız, kararı biz vermedik, yargı verdi’ ama onu benim külahıma anlatsınlar. Yargının bağımsız olmadığını artık bütün dünya biliyor, talimatla görev yaptığını bütün dünya biliyor. Maalesef Türkiye bu pozisyonda. Güçler ayrılığı ilkesi yok, güçler birliği ülkesi var. Bir kişi talimat veriyor, hemen soruşturma açılıyor, hemen mahkumiyet veriliyor. Dolayısıyla bunu hepimiz biliyoruz. Az önce ziyaret ettiğimiz arkadaşlardan birisi, hakkında soruşturma açıldığını öğrenince yurt dışından geliyor Türkiye’ye. Yurt dışına kaçacak diye tutuklama emri veriyorlar.”

    CHP lideri Kılıçdaroğlu’na ziyareti ve kendi adına Tele1’in düzenlediği dayanışma gecesine katıldığı için teşekkür eden Tele 1 TV Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ da şöyle konuştu:

    “Basın ve ifade özgürlüğünü, Türkiye’de demokratik hak ve özgürlükleri daraltacak bir içtihat oluşturmaya çalışıyorlar, geleceğe yönelik bir içtihat bu kararlarla birlikte. Dolayısıyla yoruma ve varsayıma dayalı bir hüküm inşa edip geleceğe dönük bir içtihat oluşturmaya, fiilen aslında patrimonyal sultanizm dediğimiz; yasa, kural, anayasanın olmadığı, keyfi bir şekilde çiğnendiği ama bu tip mahkeme kararlarıyla oluşturdukları içtihadla gelecekteki bir demokratik hak ve özgürlüklerin daraltıldığı bir rejimi fiilen inşa etmeye çalışıyorlar, bu dava öyle bir davaydı.

    “YARGILANAN BİR GAZETECİLİK FAALİYETİYDİ”

    Yargılanan bir gazetecilik faaliyetiydi, mahkeme de karar açıklanırken neredeyse özür diledi zaten. Dedim ki ‘Türk milleti adına burada yargılama yapıldığını zannediyorum ama bu milletin yarısını hesaba katmayan bir mahkemeyle karşı karşıyayız, yarısını temel alan bir perspektife sahip.’ Bir de sosyal medyada ahlaksız, ağzı bozuk bir güruh var. Bunu toplumsal infial sayıyorlar. Sosyal medyada kopartılan yaygarayı toplumsal bir infial sayıyorlar. Savcılık ve savcılığın arkasındaki siyasi iradenin yargılandığı bir mahkemeye dönüştü. Çok da teknik bir hesaplama yapmışlar, yattığım süreyle verilen ceza o kadar denk geliyor ki alacak verecek kalmıyor. Yargıtay’a da götüremiyorsunuz, İstinaf’a götürebiliyorsunuz sadece. Verdiğiniz destek için, bu dönemdeki dayanışma için, CHP’nin Türkiye için ne kadar önemli olduğu ortada çünkü demokratik muhalefetin dinamosu, lokomotifi. Bunun çok büyük değer taşıdığını da gördük. Sağ olsunlar partinin milletvekilleri ve diğer partiler de gelip gittiler, cezaevindeki atmosferi değiştiren bir etkisi vardı bunun. 101 gün yattık ama boyun eğmedik, önemli olan oydu, hukuksuzluğa karşı boyun eğmemekti önemli olan. Belki Türkiye’de bu nedenle bir davranış modelini de ortaya çıkarmak gerekiyor. Geri adım atmanız ya da taviz vermeniz durumu hiç değiştirmiyor.

    “ADİL VE DEMOKRATİK BİR ORTAMDA SEÇİMLER YAPILDI. TELE1’E YÖNELİK BU BASKININ NEDENLERİNDEN BİRİ DE ODUR”

    İtirazımız çeşitli gerekçelerle reddedil, bunlardan bir tanesi de kaçma şüphesi. Sonra kaçma şüphesi olmayınca ‘Savunmasını vermedi’ dediler. Başka bir itirazdaysa, ‘Deliller yeterince toplanmadı’ dediler. 62 saniyelik montaj videonun dışında program kaydının tamamını verdik. Dediler ki, ‘Biz bunu bir RTÜK’ten isteyeceğiz’ yani sizin kaydınız doğru mu değil mi diye. Ahlak ve siyasi meşruiyet, çok önemli bir şeyden söz ediyorsunuz. Çok üzerinde ısrarla durduğum bir konuydu bu. Benim tutuklanma nedenlerimden bir tanesi odur çünkü biz de Tele1 yayınlarında hem seçim gecesi, 14 ve 28 Mayıs’tan sonra yönü ve kapsamı belirlenmemiş bir deyişin tartışmasıyla bunu kaçırdığımızı düşünüyorum ve esas olarak yapılması gereken, adil ve demokratik bir ortamda seçim yapılmadı. Hileye, kara propagandaya, yalana dayalı bir kampanya sonucunda yapılmış bir seçim ve antidemokratik bir ortamda, adil olmayan bir ortamda yapıldı. Tele1’e yönelik bu baskının nedenlerinden biri odur. Esas olarak o yüzde 48’in değersizleştirilmesi girişimine karşı çıkmaktır. Bu ilan edilmeyen iddianamedir. İlan etmedikleri asıl gerekçelerden birisi odur.”

  • HAKKINDA TAHLİYE KARARI VERİLEN GAZETECİ YANARDAĞ’IN AVUKATI DURNA: “BU AKŞAM SAATLERİNDE TEKRAR ARAMIZA KATILACAK, KALDIĞI YERDEN DEVAM EDECEK”

    HAKKINDA TAHLİYE KARARI VERİLEN GAZETECİ YANARDAĞ’IN AVUKATI DURNA: “BU AKŞAM SAATLERİNDE TEKRAR ARAMIZA KATILACAK, KALDIĞI YERDEN DEVAM EDECEK”

    İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, Tele 1 TV Genel Yayın Yönetmeni gazeteci Merdan Yanardağ’ın tahliyesine karar verdi. Yanardağ’ın avukatı Bilgütay Hakkı Durna, “Terörle Mücadele Yasası 7’nci madde 2’nci fıkrası terör örgütü propagandası yapmak suçundan nihai olarak 2 yıl 6 ay ceza aldı, Merdan Yanardağ. Bu kesinleşmiş bir ceza değil. İstinaf mahkemesi, üst mahkemelere itiraz, istinaf haklarımız söz konusu. Ceza ile beraber tahliye kararı da verilmiş oldu. Sevinçliyiz tabi. Bu akşam saatlerinde tekrar aramıza katılacak Merdan Yanardağ. Kaldığı yerden devam edecek” dedi.

    TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın “terör örgütü propagandası” ve “suçu ve suçluyu övme” suçlarından tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Davanın ilk duruşmasında Merdan Yanardağ’a terör örgütü propagandası yapmak suçlaması ile 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Mahkeme, 101 gündür cezaevinde olan Yanardağ’ın tahliyesine kararı verdi.

    Yanardağ’ın avukatı Bilgütay Hakkı Durna, duruşmanın ardından Çağlayan Adliyesi önünde açıklama yaptı. Durna, şunları söyledi:

    “Merdan Yanardağ tahliye oldu, öncelikle bu haberi verelim. Yalnız tabi buruk bir sevinç bu. Bu ülkemizin gerçeği. Yargılama, 4 buçuk saat kadar uzun bir yargılama idi. Sonuçlandı. Savcı mütalaasını verdi, biz avukat arkadaşlarla savunmamızı yaptık. Mahkeme de kararını verdi. Terörle Mücadele Yasası 7’nci madde 2’nci fıkrası terör örgütü propagandası yapmak suçundan nihai olarak 2 yıl 6 ay ceza aldı, Merdan Yanardağ. Bu kesinleşmiş bir ceza değil. İstinaf mahkemesi, üst mahkemelere itiraz, istinaf haklarımız söz konusu. Ceza ile beraber tahliye kararı da verilmiş oldu. Sevinçliyiz tabi. Bu akşam saatlerinde tekrar aramıza katılacak Merdan Yanardağ. Kaldığı yerden devam edecek” dedi.

    Durna, “İki suç vardı, suçu ve suçluyu övmek. Zaten bizde teknik açıdan hukuken yanlış açılmıştı. İki suç birbirinin içerisinde eriyordu. Suçu ve suçluyu övmekle ilgili bir ceza almamış oldu. Bugün cezaevine gideceğiz, Merdan’ı oradan alacağız. Sonra da tabi ki bu karar bizim açımızdan kabul edilebilir bir karar değil. Ceza almaması gerekiyordu. İstinaf mahkemesine, bölge adliye mahkemesine taşıyacağız kararı” diyerek ceza kararına itiraz edeceklerini söyledi.

    Avukat Salim Şen ise “Verilen karar, hukuken adil olmasa da adalet duygularımıza hitap etmese de beklentilerimize uygun düştü. Tahliye edilmemesi söz konusu olamazdı… Yargıtay’ın da istinafın da oturmuş, yerleşik içtihadı var. Süreç tamamlanmış değil. Bir mahkûmiyet kararı verilmiş ise de istinafta değerlendirilecek. Haklılığı, haksızlığı bir kez daha gözden geçirilecek. Umarım istinaf, yerel mahkemenin bana göre hukuki dayanaktan yoksun kararını hukuka uygun bir şekilde düzeltir; hakkı ve hukuku teslim eder, umut dolu olabilmemizin yeni bir merhalesi olur. Burada bozulan adaleti, kim tecelli edecek? Bulundurduğunuz 101 günün her anı hukuki meşruiyetten uzak birtakım kararlarla oldu. Bugün hiçbir şekilde infaz edilmeyecek bir kararla mahkûm ediyorsunuz. Süreç bitmedi. Yargısal yollar tüketilmedi” dedi.

  • Kılıçdaroğlu TELE1’le dayanışma gecesinde konuştu: ‘Hepimiz yarı açık cezaevindeyiz’

    Kılıçdaroğlu TELE1’le dayanışma gecesinde konuştu: ‘Hepimiz yarı açık cezaevindeyiz’

    Cumhuriyet, Birgün ve Evrensel gazetelerinin oluşturduğu dayanışma platformu, Harbiye Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda 83 gündür tutuklu bulunan TELE1 TV Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ için ‘TELE1 ile dayanışma gecesi’ düzenledi.

    İstanbul’un Silivri ilçesindeki Marmara Cezaevi’nde 83 gündür tutuklu bulunan TELE1 TV Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ için bugün dayanışma gecesi düzenlendi. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’ndaki geceye CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, HDP Eş Genel Başkanı Sultan Özcan, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, milletvekilleri, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi Genel Başkanı Turgut Koçak, Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Genel Başkanı Aysel Tekerek, Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı İlay Aksoy, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) CHP Grup Başkanvekili Tarık Balyalı, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, belediye başkanları, sivil toplum örgütü ile sendika temsilcileri, gazeteciler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    YANARDAĞ: İKTİDAR, BAĞIMLI GAZETECİLER YARATTI

    Sanatçı Orhan Alkaya ile gazeteci Bilge Yurtdagülen’in sunduğu gecede Merdan Yanardağ’ın mesajını oğlu okudu. Yanardağ, mesajında şunları kaydetti:

    “Sevgili Tele1 dostları, değerli konuklar; basın, düşünce ve ifade özgürlüğü kurulmak istenen gerici ve totaliter rejimindeki en önemli engellerden biridir. Çünkü bağımsız ve muhalif medyayı teslim almadan Cumhuriyet ve demokrasi düşmanlarının başarıya ulaşması imkansızdır. İktidar zaten tam da bu nedenle daha ilk günden itibaren medyayı ele geçirmeye, yandaş bir havuz medyası oluşturmaya yöneldi. Bağımlı gazeteciler yarattı. Ülkenin ayıbıdır ancak sadece bu gecenin düzenlenmesi bile başaramayacaklarının ve bu soylu direniş geleneğini kıramayacakların en büyük kanıtıdır. Biz buradayız. Öncelikle bağımsız medyayla dayanışma gecesine katıldığınız için ve Tele1’e verdiğiniz destek nedeniyle çok teşekkür ederim. Bağımsız medyaya ve ifade özgürlüğü mücadelesine verdiğiniz desteğin anlamı da değeri de ölçülemeyecek kadar büyüktür. Bu nedenle etkinliği düzenleyen dostlarımıza, basın meslek örgütlerine, değerli sanatçılarımıza, aydınlarımıza, siyasi partilere, sendikalara, demokratik kitle örgütlerine, meslektaşlarımıza ve yüreği bizimle çarpan salondaki ve ekran başındaki bütün yurttaşlarıma sevgilerimi sunuyor, önlerinde saygıyla eğiliyorum.

    “TARİHSEL KAZANIMLAR SALDIRI ALTINDA”

    Başta laiklik olmak üzere Cumhuriyetin bütün tarihsel kazanımları, demokratik hak ve özgürlüklerimiz ağır bir baskı ve saldırı altında. Toplum adeta kuşatılmış durumda. Azgın ve marjinal bir azınlık, kendi ideolojik ön yargılarını bütün topluma dayatıyor. Dahası kendi çağ dışı istemlerini, toplumun çoğunluğunun arzusu gibi sunmaya çalışıyor. Ülke direniyor, umudumuzdur. Bugün muhalefet, dağınık ve pusulasız. Demokrasi düşmanları gücünü, muhalefetin bu örgütsüzlüğünden ve programsızlığından alıyor. Cesaret, özgüven ve kazanma iradesi gerekiyor. Gözümüzün önünde yaşanan bu felaketi ancak birlik ve dayanışmayla engelleyebiliriz. O nedenle burada ve ayaktayız. Tele1’e yönelik baskıların, ardı arkasına kesilmeyen cezaların ve beni tutuklamalarının nedeni, bu karanlık ve totaliter rejime ve Cumhuriyetin imha edilmesine karşı mücadele etmemizdir. Diğer ifadeyle bağımsız gazetecilik ve halktan yana yayıncılıkta ısrar etmemizdir. Dahası Tele1’in geniş toplum kesimlerine ulaşarak başarılı olması, medyayı kurulan ablukayı kırması ve halkın sevgisini kazanmasıdır.

    “YAZILARIM, KİTAPLARIM İKTİDAR ÇEVRELERİNİ ÜRKÜTTÜ”

    Seçim öncesinde, seçim gecesinde ve seçim sonrasında yaptığımız yayınların çok rahatsız edici olduğunu biliyoruz. Benim yaptığım programlar, yazılarım, yayınlanan kitaplarım, izleyicilerimizin ve toplumun yüksek ilgisi, iktidar çevrelerini ürküttü. Tutuklanmamın asıl nedeni budur, biliyoruz. Belli ki amaçları  tutuklayarak bağımsız ve muhalif medyaya gözdağı verip geri çekilmeye zorlamaktı. Topluma korku salarak sindirmeye çalışmaktı ama olmadı, yapamadılar. Değilse bir iktidara devletin yürürlükteki infaz hukukunu herkese uygula demek suç olamayacağı gibi iktidarın politikalarını eleştirmek de yasaklanamaz. Bağlamından koparılan konuşmalar ve montaj videolarla kurmaya çalıştıkları beni ve bizleri susturmayı amaçlayan hukuk dışı, kirli kumpasın çökmesi kaçınılmazdır. Yalanın saltanatı sürdürülemez. Geçit vermeyeceğiz.

    “İŞ BİRLİKÇİLER, BİZİM YURTSEVERLİĞİMİZİ SORGULAYAMAZ”

    Bir Amerikan projesi olarak kurulup iktidara hazırlanan ve iktidara taşınan iş birlikçiler, ‘Keşke Yunan kazansaydı’ diyen gericiler, Emevi yobazlarını bu ülkeye ‘yerli ve milli’ bir kültür diye dayatanlar, bizim yurtseverliğimizi sorgulayamaz. Buna ne sicilleri, ne ahlâkları, ne de ufukları yeter. Şairin dediği gibi ‘Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamaktadır’. Hukuksuzluk var. Hukuksuzluklar ve zorbalıklar karşısında boyun eğmeyeceğiz. Bize kumpas kurmaya çalışanlar, gerçekte kendi suçlarını örtbas etmeye çalışıyorlar. Buna da izin vermeyeceğiz. Ergenekon kumpasını nasıl demir dağları eriterek bozduysak bu ucuz tertibi de hep birlikte boşa çıkaracağız. O hâlde şimdi ve burada bir kez daha ilan ederim ki susmayacağız. Türkiye’nin büyük sanatçıları ve şairlerinin engin gönüllerine sığınarak tarihin ve sizlerin önünde Atilla İlhan’ın şiiriyle bir kez daha bu ülkenin emek kadar temiz insanlarına seslenmek istiyorum. Sizi Silivri Hapishanesi’nden Can Atalay, Osman Kavala, Barış Pehlivan ve diğer dostlarımızın da tutsak edildiği rejimin zindanından birlikte olamamanın hüznü, ruhumun bütün heyecanı ve kalbimin olanca sıcaklığıyla sizleri selamlıyorum. Sevgiyle kalın. Merdan Yanardağ, Silivri.”

    EMRE KONGAR: BU GECENİN ÖRGÜTLENMESİ BÜYÜK BİR BAŞARI

    Gazetemiz yazarı ve TELE1 programcısı Emre Kongar da burada yaptığı konuşmada, “Merdan Yanardağ maddi manevi burada. Özgür yayıncılık öyle kolay bir iş değil. Bu gecenin gerçekleştirilmesinde Tele1 çalışanları gayret gösterdi ve çok büyük bir başarıdır. Bu gecenin örgütlenmesi büyük bir başarı. Türkiye’de Atatürk devrimlerini özümsemiş demokratik, laik ve sosyal hukuk devletine inanan, bizi izleyen halk var. Milli egemenlik orada işte, milli egemenlik muhalefeti, özgürlükleri savunanları, adalet isteyenleri dışlayarak tanımlanamaz. Milli egemenlik, özgürlük ve eşitliğe yöneliktir” dedi.

    Daha sonra Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş sahneye çıktı. Tarihi bir dayanışma toplantısı olduğuna vurgu yapan Güneş, şunları söyledi:

    “Sizleri ve bu toplantının öznesini oluşturan cezaevindeki üyemiz Tele1 TV Genel Yayın Yönetmeni değerli meslektaşımız Merdan Yanardağ’ı sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Gazeteciler, yurttaşların haber alma hakkı için engelsiz haber yapabilsin, haber toplumda serbestçe dolaşabilsin, gazetecilik yapmak tutukluluk nedeni olmasın talebiyle toplanmış buluyoruz. Yaşadığımız korku ikliminde maalesef Türkiye’de gazetecilik en zor ve tehlikeli meslekler arasında yer alıyor. Bu mesleği yapanlar sözlü ve fiziksel saldırıya uğruyor, haksız gözaltı ve tutuklamalarla ve cinayetlerle engellenmeye çalışıyor. Gazeteciler görevlerini yapamadıkları zaman haberin serbest dolaşımı engelleniyor, yurttaşlar bilgilenemiyor, gerçeğe ulaşılamıyor.

    “HÂLÂ 21 GAZETECİ CEZAEVİNDE”

    Siyasi iktidarın gerçeğin peşinde olan gazeteciler, yazarlar, aydınlar üzerindeki baskısı; yargı eliyle yerine getiriliyor. Güneydoğu’da görev yapan gazeteciler sıkça yapılan gözaltılarla ve tutuklamalarla baskı altına alınıyor. Bildiğiniz gibi bine yakın gazeteci tutuklandı, hâlâ 21 gazeteci cezaevinde. Gazeteciler haklarında açılmış binlerce davayla bu mesleği yapmak için mücadele ediyor. Otosansür yaygınlaşmış durumda, örgütlenmeye karşı müthiş bir direnç var, sendikaları olanlar işten çıkartılıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Örgütü’ne göre 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke içerisinde 165’inci sırada. Freedom House’un yayımladığı 2023 Dünyada Özgürlük Raporu’nda da Türkiye, özgürlük puanında son 10 yılda en fazla düşüş yaşayan ülkeler arasında bu yıl beşinci sırada yer alıyor.

    “GAZETECİLERİN GÜVENLİĞİ SAĞLANMALI”

    Basın kartı almanın güçlüğü ve keyfi akreditasyonlar başlıca sorunlar olmaya devam ediyor. Gazetecilerin can güvenliği sağlanmalı, gazetecilere yönelik saldırılarda cezasızlık uygulanmasından vazgeçilmelidir. Başta Tele1 TV olmak üzere tüm televizyon kanallarına, gazetelere, internet sitelerine yapılan baskılardan vazgeçilmelidir. Merdan Yanardağ ve tüm tutuklu gazeteciler özgür bırakılmalıdır. Gazetecilik suç değildir. Bu ülkede kamu yararını, vicdanını zedeleyen konularla ilgili gerçeklere yurttaşların ama en çok iktidarın ihtiyacı vardır.”

    PINAR TÜRENÇ: SİLİVRİ’NİN KAPISINDA YAN YANA OLALIM

    Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç’in mesajını da gazeteci Barış Terkoğlu okudu. Türenç, şunları kaydetti:

    “Sevgili annemi kaybettiğim için bugün aranızda olamıyorum. Tele1 ile dayanışma gecesine katılamadığım için üzgünüm. Üzüntümün bir başka sebebi ise 83 gündür Silivri’de olan gazeteciliğine kefil olduğumuz Merdan Yanardağ’ın hapisliği. Bir insanın ömründen 83 gün gasp etmek hem büyük hukuksuzluk hem de vicdanları kanatıyor. Bu haksızlığa isyanım büyük. Artık yeter diyorum. Defalarca yaptığım çağrıyı hatırlatıyorum. Merdan’ın, Barış’ın (Pehlivan), diğer hak savunucularına adalet götürmek için, zulüm döneminin bir an önce sonlanması için, devletlerin hınç ile yönetilemeyeceğini hatırlatmak için Silivri’nin kapısında, Tele1’in kapısında yan yana olalım. Adalet meşalesini birlikte taşıyalım. Hepinize sevgi ve selamlarımla, dayanışma duygularını iletiyorum.”

    KILIÇDAROĞLU: HEPİMİZ YARI AÇIK CEZAEVİNDEYİZ

    Dayanışma gecesinde konuşan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklaması ise şu şekilde:

    Kılıçdaroğlu TELE1'le dayanışma gecesinde konuştu

    “Bir ülkeyi ileriye taşıyan o ülkenin aydınlarıdır. O ülkenin aydınları ellerindeki meşaleyle toplumları aydınlatırlar ama aydınların bu tarihsel sorumluluğun yanında ciddi zorlukları da vardır çünkü aydınlanmaya karşı olanlar önce o ülkenin aydınlarını yok etmek isterler. O nedenle Merdan Yanardağ içeride, o nedenle milletvekili içeride, o nedenle aydınlarla beraber geçmişte bu ülkenin aydınlığı için mücadele edenler de içeride; gazeteciler içeride, avukatlar içeride, 80 yaşını aşkın generaller içeride. Dolayısıyla hep beraber mücadeleyi sürdüreceğiz. Mücadelenin koçbaşlığını bu ülkenin aydınları ve bu ülkenin gençleri, bu ülkenin kadınları yapacak. Siyaset kurumunun da burada ciddi sorumluluğu var ve yükümlülükleri var ama hiç unutulmaması gereken temel bir kural var, cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmadığımız sürece bize bir gelecek ufku yoktur. Geleceği yakalamanın yolu da dirençle çalışmaktır. Bütün baskılara direnmektir, bütün baskıları yok etmektir ve ülkenin aydınlığa çıkması için beraber ve birlikte mücadele etmektir. Zor bir süreçten geçtiğimizi biliyorum. Dışarıdaymışız gibi görünmekle beraber aslında hepimiz yarı açık bir cezaevindeyiz. Yazarların bile rahatlıkla yazamadığı, resimlerin bile, karikatürlerin bile rahat çizilemediği bir ortamdayız. Yarı açık cezaevinde olmakla kapalı cezaevinde olmak arasında çok büyük bir farklılık yok ama bu ülkenin aydınları, bu ülkenin siyasetçileri karanlığa karşı mücadele ederlerse her türlü karanlığı yener ve ellerindeki meşaleyle toplumu, zihinlerimizi, düşüncelerimizi aydınlatırlar. Aydınların böyle bir sorumluluğu var. Bu aydınlardan birisi de Merdan Yanardağ.

    “MEDYAYA BASKI YAPANLAR EN BÜYÜK KORKAKLARDIR”

    Hiç kimse bizi yıldıramaz. İnandığımız yolda ve inandığımız davada azimli ve kararlı yürürsek, birlikteliğimizi bozmazsak ve biz birlikte olduğumuz çemberi büyütürsek Türkiye’yi aydınlığa çıkarırız. Düşünce özgürlüğüne tahammül edemeyenler; radyolara, televizyonlara, gazetelere yani medyaya baskı yapanlar aslında dünyanın en büyük korkaklarıdır çünkü korkak olmasalar düşünce ışığından korkmazlar. O nedenle baskı yapacaklardır ama baskılara karşı direneceğiz, baskılara karşı daha güçlü olacağız. Umutsuzluğu zihninde taşıyan insanların bir gelecek hayali yoktur. Umutsuzluğu yenmek her aydının ve bu ülkenin yaşayan ve özgürlük isteyen herkesin temel hedefi olmalıdır. Bizler mücadelemizi ve meşalemizi büyüttüğümüz sürece göreceksiniz, bütün zorlukları hep birlikte yeneceğiz. Feriştahları gelse bize bir geri adım attırmayacaklardır. Bu konuda kararlıyız ve gücümüzü de sizden yani halktan alıyoruz.

    “ANAYASA ‘BASIN HÜRDÜR’ DER”

    Anayasa der ki, ‘Basın hürdür, sansür edilemez’ bu kadar açık. Ama bu ülkede basının, radyoların, televizyonların özgürce yayın yaptığını kim söyleyebilir. Var olan kurumlar bir anlamda infaz kurumları olarak görevlerini yapıyorlar. Yargı, yargı olmaktan çıkmış. Bu konuda bugüne kadar tanık olmadığımız pek çok yolsuzluklara yargıçların ve savcıların nasıl dahil olduğunu görüyoruz, hak arayanların nasıl mağdur edildiğini görüyoruz, eşi ve iki çocuğu öldürülen bir annenin adalet arayışına hep beraber tanık oluyoruz. Bizler yani bu ülkenin aydınları ve siyasetçileri asla geri adım atmayacağız. Böyle bir amacımız, böyle bir düşüncemiz asla ve asla olmayacaktır. Bedel mi ödemek? O bedeli ödemeye her zaman hazırız, her zaman hazır olacağız. Yeter ki bu ülkenin insanları geleceğe güvenle bakabilsinler. Bütün hedefimiz bu.Eğer siz af yetkinizi insani nedenlerle değil de ideolojik nedenlerle kullanırsanız, birilerini affederken aynı pozisyondan daha ağır koşullarda hapishanelerde yatan insanları eğer affetmiyorsanız siz bu ülkeyi tarafsız yönetmiyorsunuz demektir. Var olan iktidarın yani saray iktidarının ahlaki ve siyasi meşruiyeti yoktur. Bu meşruiyetsizliğe karşı hep beraber mücadele edeceğiz.”