Etiket: ismail saymaz

  • Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke arasında 159. sıraya geriledi…

    Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke arasında 159. sıraya geriledi…

    RSF’nin 2025 Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke arasında 159. sıraya gerileyerek “çok vahim” kategorisinde yer aldı. Gazetecilere yönelik yargı kıskacı ve ekonomik baskılar, bağımsız medyayı susturma aracı hâline geldi.

    Doğruluk Payı | Türkiye 2024 itibarıyla Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180  ülke arasında 158. sırada. #medya #gazeteci #keşfet #basın... | Instagram

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü tarafından yayımlanan 2025 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke arasında 159. sıraya gerileyerek basın özgürlüğünde “çok vahim” kategorisinde yer aldı.

    Her yıl düzenli olarak yayımlanan endeks, Türkiye’nin basın özgürlüğünde yaşadığı istikrarlı gerilemeyi bir kez daha gözler önüne serdi. Geçen yıl 158. sırada yer alan Türkiye, bu yıl bir sıra daha düşerek 159. sıraya geriledi. RSF, Türkiye’deki basın ortamını, gazetecilik yapmanın neredeyse imkânsız hâle geldiği 42 ülkenin oluşturduğu “çok vahim” kategoride değerlendirdi.

    RSF endeksi: Türkiye basın özgürlüğünde ‘çok vahim’ kategoride

    GAZETECİLİK TEHDİT ALTINDA

    Raporda, gazetecilere yönelik baskıların yalnızca tutuklamalarla sınırlı olmadığı, adli kontrol uygulamalarının yaygınlaştırıldığına dikkat çekildi. Son dönemde İsmail Saymaz’dan Timur Soykan’a, Nevşin Mengü’den Özlem Gürses’e kadar çok sayıda gazetecinin ev hapsi, yurtdışı yasağı ve imza yükümlülüğü gibi tedbirlerle susturulmaya çalışıldığı belirtildi.

    Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği Eş Direktörü Av. Veysel Ok, adli kontrolün artık cezai bir yaptırım hâline geldiğini ifade ederek, “Adliyeye yolu düşen neredeyse her gazeteci, bir şekilde adli kontrole tabi tutuluyor” dedi.

    BASINA EKONOMİK KISKANÇ

    RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ise, Türkiye’de gazetecilik üzerindeki siyasi baskıların yanı sıra ekonomik bağımlılığın da basın özgürlüğünü ciddi biçimde tehdit ettiğine işaret etti. Kamu ilanlarının yandaş medyaya yönlendirilmesi, eleştirel yayınlara uygulanan ağır para cezaları ve reklam ambargoları, bağımsız basını ayakta kalamaz hâle getiriyor.

    Önderoğlu, “Türkiye medyası tek sesliliğe mahkûm edilemez” diyerek, medya üzerindeki baskıların sadece hukukla değil, ekonomik kıskaca alınarak da uygulandığını vurguladı.

    RSF: “EKONOMİK BAĞIMSIZLIK YOKSA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DE YOK”

    RSF Yayın Direktörü Anne Bocandé, küresel çapta da benzer bir tehdide dikkat çekti: “Medya kuruluşları mali olarak zorlandıkça, editoryal bağımsızlık kayboluyor, gazetecilik yerini propaganda ve dezenformasyona bırakıyor.”

    RSF’ye göre değerlendirilen 180 ülkeden 160’ında medya kuruluşları mali istikrar sağlayamıyor. Bu durum, bağımsız gazeteciliği dünya genelinde kırılgan ve sürdürülemez hâle getiriyor.

    KÜRESEL GERİLEME, TÜRKİYE’DE DERİNLEŞEN KRİZ

    2002 yılında 99. sırada olan Türkiye, son 23 yılda 60 basamak gerileyerek, basın özgürlüğünde neredeyse son sıralara indi. Raporda, Türkiye’nin yalnızca gazetecilere yönelik baskılarla değil, aynı zamanda medya sahipliğinin tekelleşmesi, kamu kaynaklarının yandaş medya lehine kullanılması ve bağımsız gazetecilerin sistematik şekilde hedef alınmasıyla demokratik toplum yapısına zarar verdiği kaydedildi.

     

  • Gazeteci İsmail Saymaz’a ev hapsi kararı!

    Gazeteci İsmail Saymaz’a ev hapsi kararı!

    Gezi soruşturması kapsamında 19 Mart’ta gözaltına alınan ve bu sabah saatlerinde savcılık ifadesi Çağlayan Adliyesi’ne getirilen gazeteci İsmail Saymaz’a ev hapsi verildi.

    Gezi Parkı soruşturması kapsamında 19 Mart’ta gözaltına alınan gazeteci İsmail Saymaz, bu sabah Çağlayan Adliyesi’ne sevk edildi. Saymaz savcıya ifade verdikten sonra ev hapsi talebiyle mahkemeye sevk edildi.

    Mahkeme, Saymaz hakkında savcılığın talebini kabul ederek ‘ev hapsi’ kararı verdi.

    NE OLMUŞTU?

    Saymaz, 13 yıl önce yaptığı sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek Gezi Parkı soruşturmasında gözaltına alınmıştı. Saymaz’ın Gezi eylemleri sırasında muhabir olarak görev yaparken gerçekleştirdiği görüşmeler ve gazetecilik faaliyeti suçlama konusu olmuştu.

    Saymaz Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde geçirdiği bir günün ardından ancak dün ifade verebilmişti.

    İsmail Saymaz’a “Türkiye hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçlaması yöneltiliyor.

  • Gazeteci İsmail Saymaz adliyeye sevk edildi!

    Gazeteci İsmail Saymaz adliyeye sevk edildi!

    Gezi Parkı eylemleri gerekçe gösterilerek 12 yıl sonra gözaltına alınan gazeteci İsmail Saymaz, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemlerinin ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi.

    Gazeteci İsmail Saymaz, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2013 yılındaki Gezi Parkı olaylarına ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemlerinin ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edilen Saymaz’ın, hakim karşısına çıkarak ifade vermesi bekleniyor.

  • Ayhan Bora Kaplan soruşturması…

    Ayhan Bora Kaplan soruşturması…

    Gazeteci İsmail Saymaz, Ayhan Bora Kaplan soruşturmasında gizli tanık olan Serdar Sertçelik’in yargı ve emniyet içindeki bazı kişiler tarafından korunduğunu ve kaçışına göz yumulduğunu yazdı.

    Yurtdışına çıkmaya çalışırken yakalandıktan sonra organize suç örgütü lideri olduğu gerekçesiyle tutuklanan Ayhan Bora Kaplan soruşturmasına ilişkin yeni detaylar ortaya çıkmaya devam ediyor.

    Gazeteci İsmail Saymaz, halktv.com.tr’de yayımlanan bugünkü yazısında, Ayhan Bora Kaplan örgütünün iki numaralı ismi ve bu davanın ‘M7’ kod adlı gizli tanığı Serdar Sertçelik isimli gizli tanığın yargı ve emniyet içindeki bazı kişiler tarafından korunduğunu ve kaçışına göz yumulduğunu söyledi.

    Saymaz, “Gizli tanığın İstanbul’a kaçtığını biliyorlarmış” başlıklı yazısında Sertçelik elektronik kelepçeyle firar edebilmesine dair detayları anlattı.

    Saymaz şu ifadeleri kullandı:

    “Kamu görevlileri ev hapsindeyken ve ayağında elektronik kelepçe varken firar etmesine yol verdikleri gizli tanığı yakalamak için kırmızı bülten çıkardılar. Şimdi de Macaristan’dan geri getirmeye çabalıyorlar.

    Skandal bu kadarla kalsa birkaç kamu görevlisinin aptallığı ya da işbilmezliği deyip geçebilirdik. Ancak Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasına giren WhatsApp yazışmaları, Sertçelik’in İstanbul’a gittiğinin Ankara Emniyeti Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nce bilindiğini ispat ediyor.

    İKİ GÜN SONRA “İSTANBUL’A GİDİYOR” DEDİ

    O dönemin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Kerem Gökay Öner, Sertçelik’in firar etmesinden iki gün sonra, 29 Kasım 2023’te, eline ulaşan mesajı Yardımcısı Şevket Demircan’a iletiyor.

    Mesajda şöyle deniyor:

    “Babası İstanbul’a götürüyor. Borç konusu varmış. Bilgin olsun abi.”

    Öner, ardından Demircan’a şunları yazıyor:

    “Serdar Sertçelik. İstanbul yolunda.”

    Demircan, “Tamam abi” diye yanıt veriyor.

    Organize Suçlarla Mücadele Şubesi, cinayetten tutuklanacağını fark edince elektronik kelepçeyle evden kaçan Sertçelik’in İstanbul’a gittiğini bile bile kaçmasına yol vermişler.

    İddianameye göre 27 Kasım 2023’te evden çıkan Sertçelik, 30 Kasım’a kadar Ankara’da kaldı.

    Başkentte olduğu sürede yakalanmadı.

    1 Aralık’ta İstanbul’a gitti.

    Şile’de sosyal medya fenomeni olan kız arkadaşı Ece Ronay’ın kaldığı bungalovların bulunduğu bölgede indi.

    Dört gününü İstanbul’da geçirdi.

    ‘Net olarak belirlenemeyen bir güzergahı kullanarak’ 4 Aralık’ta yasa dışı yollardan yurt dışına kaçtı.

    Öner ile Demircan arasındaki 1 Aralık tarihli mesajlar ise firar sonrası Organize Suçlarla Mücadele Şubesi tarafından bir arama tiyatrosu oynandığını ortaya koyuyor.

    Yazışmalar şöyle:

    Öner: Şevket, aklında bulunsun, Serdar Sertçelik ile alakalı bir ekip evine gidip arandı bulunamadı tutanağı tutsun, adliyeye gönderelim.

    Demircan: Gönderdik abi.

    Öner: Ara ara da arandı bulunamadı tutanağı tanzim edip gönderelim.

    Demircan: Tamam.

    Bu yazışmalar yapılırken Sertçelik, İstanbul’daydı ve Türkiye’yi terk etmemişti. Sertçelik’i İstanbul’da aramaları gerekirken, boş olduğunu bildiklerini evini ara ara yoklayarak, arıyorlarmış gibi yaparak, tutanak düzenlediler.

    ‘YURT DIŞINA GİDECEK’ İSTİHBARATI

    Öner, 15 Mayıs’taki ilk ifadesinde, “Bana bilgi verilmemesinden dolayı Sertçelik’in yurt dışına kaçışı ile ilgim yoktur” dedi.

    Demircan’la mesajlaşmalarına değinmedi.

    Ancak mesajları elde edildikten sonra, 11 Haziran’da alınan ek ifadesinde, “Yurt dışına çıkabileceği hususunda bana istihbarattan bilgi verildi” itirafında bulundu. Yazışmalara ilişkin “Hatırlamıyorum” demekle yetindi.

    Demircan ise Sertçelik firar ettikten sonra Emniyet İstihbarat’a sorduklarını belirterek, “Yol güzergahından bahsedildiğini hatırlıyorum, ancak tam olarak neresi olduğunu hatırlayamıyorum” dedi.

    Demircan, gizli tanığın İstanbul’a gittiği istihbaratını araştırmadığını kabul ederek, şu bilgileri verdi:

    “Sertçelik’in İstanbul’a gittiğine dair yazışmaları Öner’le yaptık. İstihbarattan geldiğini düşündüğüm bu bilgiye ilişkin araştırma yapma gereği duymadım.”

    Bu yazışma ve ifadeler Sertçelik’in yakalanmak istenmediğini gösteriyor.

    YARASI GÖZALTINA ENGEL DEĞİL

    Diğer taraftan, 20 Kasım 2023’te, elektronik kelepçeye rağmen sabaha karşı gittiği çorbacıda ayağından vurulan Sertçelik, “Gözaltına alınmasında tıbbi sakınca vardır” şeklindeki doktor kanaatinden ötürü evinde ifadesini verdi.

    Sertçelik, cinayet kapsamında savcılığa götürüleceğini ve tutuklanacağını öğrenince firar etti.

    Savcılık, raporları Adli Tıp’a göndererek, Sertçelik’in gözaltına alınmasında sakınca olup olmadığını sordu. Adli Tıp’ın 26 Haziran tarihli raporunda, yaralanmasının gözaltına engel olmadığı vurgulandı.

    Rapordan:

    “Tedavisi düzenlendikten ve gerekli tıbbi önlemler alındıktan sonra ambulans, sedye gibi vasıta ile nakledilmesine engel teşkil etmeyeceği…

    Yaralanmadan dört gün sonra tıbbi önlemler alınarak (Önerilen ilaç tedavileri, bacağa atel uygulaması vb. gibi) ve gerektiğinde hastane kontrolleri yaptırılarak, nezarethane koşullarında tıbbi destek alması durumunda (öngörülmeyen bir komplikasyon olmaması halinde) sağlık durumu açısından tehlike oluşturacağının tıbbi delillerinin bulunmadığı…

    Tedavisinin mutlak surette hastanede yatmasını gerektirir nitelikte olmadığı, hastane dışı uygun koşullarda da devam edebileceği oy birliğiyle mütalaa olunur.”

    Dr. Recep Emre Şişman, hastanede yanına gelen iki-üç polisin, Sertçelik için “Şahıs şu an ev hapsinde bizim gözetimimiz altında. Savcının haberi var. Şahsı çok gözaltına almak istemiyoruz” diyerek, kendisine bu ifadeyi yazdırdıklarını savundu. Polislerin kimliği tespit edilemedi.”

  • ‘Nafiz abi’ adlı kişi MHP İstanbul İl Yönetim Kurulu üyesiymiş

    ‘Nafiz abi’ adlı kişi MHP İstanbul İl Yönetim Kurulu üyesiymiş

    Gazeteci İsmail Saymaz, MHP’den istifa eden Güven Adıgüzel’in oğlu Tunahan Adıgüzel’in PKK üyeleriyle göçmen kaçakçılığı yaptığı suçlamasıyla tutuklandığı olayda ‘Nafiz abi’ adlı kişinin MHP Gümüşhane Milletvekili olan Musa Küçük’ün kardeşi Nafiz Küçük olduğunu aktardı.

    Eski MHP İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Güven Adıgüzel’in oğulları Cihanay ve Tunahan Adıgüzel’in göçmen kaçakçılığı yaptığına ilişkin olayda yeni detaylar ortaya çıktı.

    Halktv.com.tr yazarı İsmail Saymaz, “MHP’li vekilin TBMM kartı insan kaçakçılığında mı kullanıldı?” başlıklı yazısında MHP’li isimlerin çocuklarının yer aldığı göçmen kaçakçılığıyla ilgili gelişmeleri aktardı.

    Olayın tarafları ile görüşen Saymaz’ın aktardığına göre, Tunahan Adıgüzel’in göçmen kaçakçılığı suçlamasıyla tutuklandığı olayda ‘Nafiz abi’ adlı kişinin MHP İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Nafiz Küçük olduğu ortaya çıktı.

    Nafiz Küçük’ün ise MHP Gümüşhane Milletvekili Musa Küçük’ün kardeşi olduğu tespit edildi.

    Saymaz’ın Nafiz küçük, Musa Küçük ve Güven Adıgüzel ile yaptığı görüşmeyi aktardığı yazıda ilgili kısım şöyle:

    Yaptığım araştırmada ‘Nafiz abi’ adlı kişinin MHP İstanbul İl Yönetim Kurulu üyesi Nafiz Küçük olduğunu öğrendim.

    Küçük ve Adıgüzel, aynı yönetimde görev yapıyordu.

    Ancak benim kaçakçılıkla ilgili ilk yazımdan sonra Adıgüzel, partiden istifa etti.

    Nafiz Küçük’ün kardeşi, şu an MHP Gümüşhane Milletvekili olan Musa Küçük.

    Musa Küçük, her milletvekili gibi, kendisine tahsis edilen iki milletvekili kartından birini ağabeyi Nafiz’e vermiş. Nafiz Küçük, kartı BMW marka araçta aracında kullanıyor.

    Araçta çakar da bulunuyor.

    Dün hem Nafiz ve Musa Küçük ile hem de Güven Adıgüzel’le görüştüm.

    ‘Evet, araç katını ağabeyim kullanıyor’

    MHP Gümüşhane Milletvekili Musa Küçük, TBMM tarafından verilen araç kartlarından birini ağabeyinin BMW marka aracında kullandığını doğruluyor.

    Ağabeyinizin milletvekili kartının bulunduğu araçla kaçakçılık yaptığı iddia ediliyor.

    İhtimal vermiyorum onun ağabeyim olacağına. Mümkünü yok. Kayıtlar, her şey ortaya çıkacak. Güven Adıgüzel, binanın (MHP İstanbul İl Teşkilatı’nın bulunduğu bina) sahibi, partide yöneticilik yapmış biri. Adıgüzel’in böyle bir şeyin içinde olacağını tahmin etmiyorum.

    Size tahsis edilen iki milletvekili kartından biri ağabeyiniz mi kullanıyor?

    Birisini ağabeyim kullanıyor, evet.

    Araba bu amaçla kullanılmış olabilir mi?

    Asla, asla, asla!

    Neden ağabeyinizin adı geçiyor?

    Para alışverişi olmaz ama Güven Adıgüzel’le partide beraber yöneticilik yaptılar uzun yıllar. Adıgüzel’in bu işlerde olacağını tahmin etmiyorum. Ama çocuklarını, duyuyorduk, kurtarmaya çalışıyordu.

    Ağabeyinizin aracı BMW sanırım.

    BMW araç. Ama şöyle: Bunu söyleyen, ispat edecek. Kendini korumaya almak ve kurtarmak için MHP’yi arkasına almak için de diyebilir bunu. Bu tip insanlar kendine koruma arıyor. Bu maksatla yapmış olabilirler.

    “Ben Çanakkale’ye gitmedim”

    Ağabeyi Nafiz Küçük, insan kaçakçılığından 5 bin Euro aldığı iddiasını reddediyor.

    28 Mayıs’ta Çanakkale’ye gitmediğini iddia ediyor.

    Cihanay Adıgüzel’e göre binaya 14 bin Euro bırakmışlar. “5 bin Euro’su Nafiz abinin, gerisi bizim” diyor.

    Yok, öyle bir şey. Para mara almadım. Bizi arkasına almak için telefonda, para isteyen ve tehdit edenlere öyle bir şeyler zırvalamış.

    Adıgüzel, “Meclis arabasıyla gelecekler” diyor. Kardeşiniz milletvekili. Böyle bir araba kullandı mı?

    Yok hocam yok. Kesinlikle.

    Neden “Meclis arabası” diyor?

    Babası diyor ki “Oğlanı tehdit ediyorlar, bu şekilde konuşuyor.”

    Güven Adıgüzel’le 28 Mayıs’ta Çanakkale’ye gittiniz mi, milletvekili kartının bulunduğu bir arabayla?

    (Bir süre düşündükten sonra) Yani…

    Efendim?

    Yani.

    Yani ne?

    Hocam, bu çocuk bizi arkasına almak için telefon görüşmelerinde sürekli isimler kullanıyor. Herhalde benim ismim de geçiyor.

    Üç tanığın ifadesinde geçiyor. BMW araçtan söz ediliyor. Adıgüzel’le Çanakkale’ye gittiğiniz belirtiliyor.

    Ne diyeyim hocam şimdi?

    Gitmediniz mi?

    Ben gitmedim.

    Araba gitmiş olabilir mi? Arabayı vermiş olabilir misiniz?

    Yok be hocam. Ben Güven’i (Adıgüzel) aradım, bu işler nedir diye. Arayacağım sizi.

    (Küçük, bu görüşmeden sonra beni aramadı.)

    “Nafiz’le Çanakkale’ye gittik”

    Son olarak Güven Adıgüzel’le konuştum.

    “Çanakkale’ye gitmedim” diyen Nafiz Küçük’ü yalanlıyor. O gün oğlu Tunahan ve arkadaşları gözaltına alınınca Nafiz Küçük’e ait, milletvekili kartının bulunduğu araçla Çanakkale’ye gittiklerini söylüyor.

    28 Mayıs’ta oğlunuz sizinle ve kardeşi Tunahan’la konuşuyor. 14 bin Euro teslim edildiğinden ve ‘meclis arabasından’ bahsediyor.

    Hepsi düzmece. Örgüt bu işi tezgahladı.

    Hangi örgüt?

    Yunanistan’daki.

    Konuşan sizin oğlunuz.

    Tamam, doğru. Çocuk bunlara sığınıyor. Bunların nasıl insan olduklarını. Bu çocuğu bunlar kullandı.

    Kayıtlarda neşeli görünüyor.

    Çocuk benim siyasi kimliğimi kullanarak…. Bunlar çocuğa bu işleri yaptırıyor.

    28 Mayıs’ta Çanakkale’ye gittiniz mi?

    “Çocuklar yakalandı” diye telefon geldi. Biz de atladık gittik. Karakola gittik, görüşmedik zaten.

    Nafiz Beyle mi gittiniz?

    Evet.

    BMW ile gittiniz.

    Evet, tabi.

    Bu Nafiz Bey’in arabası değil mi?

    Evet, doğrudur.

    İfadelerde deniyor ki, “Üçüncü araba geldi, yolcuları alıp gitti.” Bu o araba mı?

    Böyle birşey yok.

    Oğlunuzun arkadaşları “BMW araç limana geldi, yolcuyu aldı, gitti” diyor.

    Kesinlikle öyle birşey yok.

    Neden Nafiz Bey’in arabasıyla gittiniz?

    Benim arabam yok. Biz Nafiz’le 25 senedir beraberiz. Siyaset yapıyoruz.

    O gün binaya 14 bin Euro bırakıldı mı?

    Üstadım, böyle bir yok ya. Tamamı hayal ürünü.”

  • Marmaris’te tatil yapan baronu, Brezilya haber vermiş

    Marmaris’te tatil yapan baronu, Brezilya haber vermiş

    Uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı suçundan iki Kırmızı Bülten’le aranan Brezilyalı uyuşturucu baronunun Marmaris’te tatil yaptığı Brezilya kaynakları sayesinde ortaya çıktı. Ayrıntıları aktaran gazeteci İsmail Saymaz, “Brezilya haber vermese, 64 yaşındaki baron Türkiye’de cennet hayatı yaşayacaktı” ifadelerini kullandı.

    İsmail Saymaz: Marmaris’te tatil yapan baronu bize Brezilya haber vermiş

    Fotoğraf: Sözcü Gazetesi

    Gazeteci İsmail Saymaz, uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı suçundan iki Kırmızı Bülten’le aranan Waleed İssa Ahmad Khamees’in yakalanmasına ilişkin ayrıntıları yazdı.

    Khamees’in Marmaris’te tatil yaptığının Brezilya’nın haber vermesiyle öğrenildiğini aktaran Saymaz, “Haber verilmese  64 yaşındaki baron Türkiye’de cennet hayatı yaşayacaktı” ifadelerini kullandı.

    Saymaz’ın bugün yayımlanan yazısında aktardığına göre; 17 Temmuz 2020’de Brezilya İnterpolü, Khamees’in yabancı uyruklu kız arkadaşıyla Marmaris’te kaldığı oteli Türkiye’ye bildirerek, yakalanıp iade edilmesini istedi.

    Emniyet 22 Temmuz 2020’de Khamees’in kaldığı otelde ve aracında arama yaptı. Khamees, “Ben o değilim” dedi. Adının Robert Sekeres olduğunu söyledi. Pasaportunu gösterdi.

    Fakat üzerinden Brezilya, Ürdün, Filistin ve Sırbistan kimlikleri de çıktı.

    Alınan parmak izi Kırmızı Bülten’deki parmak izleriyle eşleşti.

    Resmi evrakta sahtecilikten gözaltına alınan Khamees, ifadesinde, Sırp uyruklu olduğunu, Brezilya’ya sekiz yıl önce turist olarak gidip 10 gün kaldığını ve Kırmızı Bülten’den haberi olmadığını ileri sürdü.

    İKİ KIRMIZI BÜLTEN

    Saymaz’ın yazısının devamında şu ifadeler yer aldı:

    “Dosyaya göre Khamees hakkında 2018 ve 2020 yıllarına ait iki Kırmızı Bülten var.

    İlk bültende, İtalya’daki suç örgütleriyle irtibatının bulunduğu, uluslararası uyuşturucu madde ticaretine karıştığı öne sürülüyor. Brezilya’da tutuklanan M.J. adlı baronun tahliyesi için çabaladığı ileri sürülüyor. Bu suçtan üç yıl sekiz aya kadar hapsi isteniyor.

    İkinci Kırmızı Bülten’de ise 545 kilogram kokain bulundurmaktan 19 yıl altı gün hapis cezasına çarptırıldığı ifade ediliyor.

    NASIL İKAMET İZNİ ALDI?

    Khamees’in Brezilya’dan kaçarak, Robert Sekeres adıyla sahte Sırp pasaportu temin ettiği ve Türkiye’ye geldiği anlaşılıyor.

    Kırmızı Bülten’le aranırken ikamet izni almış. Ve nasıl mümkün olmuşsa, parmak izinden yakalanmamış!

    İstanbul’da ‘Jakarta Export Tekstil Gayrimenkul Danışmanlığı Limited Şirketi’ni kurmuş.

    BİR KOSOVALI, BİR FİLİSTİNLİ

    Khamees, resmi belgede sahtecilikten sevk edildiği İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi’nce adli kontrolle serbest bırakıldı.

    İade yargılaması İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 4 Eylül 2020’de başladı.

    Duruşmada “Türkiye’de kalmak istiyorum. Suçsuzum. Çalışmak amacıyla geldim. Müslümanım” dedi.

    O gün tutuklanarak, Maltepe 3 No’lu L Tipi Cezaevi’ne kondu.

    Avukatı Ali Cem Alıcı, itiraz dilekçesinde, Brezilya ile Türkiye arasında suçluların iadesi anlaşmasının olmadığını vurgulayarak, “Kaldı ki Brezilya, FETÖ sanıklarını Türkiye’ye iade etmeyip ısrarla mütekabiliyet esasını ihlal etmektedir” dedi.

    Müvekkilinin adının Robert Sekeres…

    Sekeres’in Kosovalı bir Müslüman olduğunu savundu.

    “Ülkemize çalışmak amacıyla gelmiş ve uzun yıllardır istihdam sağlayan kişidir” diye yazdı.
    Ancak dilekçenin bir diğer paragrafında, Khamees’in Filistinli olduğunu savunarak, “Filistin Halk Kurtuluş Ordusu üyesi olup Filistin’in bağımsızlık mücadelesine iştirak etmiştir” dedi.

    İSRAİL BAHANESİNE SIĞINDI

    Khamees, Türkiye’deki Filistin hassasiyetini bildiği için İsrail ipine sarıldı.

    Daha önce Brezilya’ya yalnızca 10 günlük tatile gittiğini iddia etmişti.

    İfadesini değiştirdi.

    Bu kez, Filistin kökenli olduğunu, babasının vefatından sonra Ürdün’e gittiklerini ve İtalya’ya geçtiklerini ileri sürdü. 1987’de İtalya’dan sınır dışı edilince Brezilya’ya gittiğini, bu ülkedeki evliliğinden üç çocuğunun olduğunu kaydetti.

    Filistin kökenli olduğu için Brezilya’dan İsrail’e gönderilmek istendiğini ileri sürdü.

    SINIR DIŞI EDİLDİ

    Khamees’in iade davası 11 Nisan 2023’te kesinleşti. Yargıtay, Brezilya’nın talebini yerinde buldu.

    Khamees, 31 Ekim 2023’te İstanbul Havalimanı’nda Brezilya’dan gelen görevlilere teslim edildi.

    Türkiye, ikamet izni verdiği bir barondan işte böyle kurtuldu.”

  • İsmail Saymaz, 1 Mayıs çifte standardını yazdı

    İsmail Saymaz, 1 Mayıs çifte standardını yazdı

    Gazeteci İsmail Saymaz, 1 Mayıs için alınan ‘kısıtlamalara’ ilişkin yaptığı paylaşımda TÜGVA’nın Galata Köprüsü’ndeki eylemi hatırlatarak “Talep eden işçiler ve sendikalar olunca daha önce üç yıl üst üste kutlama yapılan Taksim Meydanı, 1 Mayıs’a kapatılıyor” ifadelerini kullandı.

    Sözcü Yazarı İsmail Saymaz, İstanbul Valiliği’nin Avrupa Yakası’nı ‘abluka altına’ alan kısıtlama kararlarına ilişkin tepki gösterdi. Saymaz, 1 Mayıs’ta ’emekçilere’ uygulanan kısıtlamaların çifte standardını yazdı.

    Gazeteci Saymaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda TÜGVA’nın 1 Ocak 2024’te Galata Köprüsü’nde düzenlediği Filistin eylemini hatırlatarak “Talep eden işçiler ve sendikalar olunca daha önce üç yıl üst üste kutlama yapılan Taksim Meydanı, 1 Mayıs’a kapatılıyor” dedi.

    Saymaz, şu ifadeleri kullandı:

    “Talep eden TÜGVA ve Bilal Erdoğan olunca, toplanma alanları arasında yer almayan Galata Köprüsü’nde bile miting izni veriliyor. Fakat talep eden işçiler ve sendikalar olunca daha önce üç yıl üst üste kutlama yapılan Taksim Meydanı, 1 Mayıs’a kapatılıyor.

    İstanbul Valiliği, miting alanı olmayan Galata Köprüsü’nü TÜGVA’ya tahsis ederken, şu iki gerekçeyi gösterdi: 

    – Tatil olduğu için trafik düşük

    – Toplumun hassasiyeti

    İki gerekçe, 1 Mayıs için fazlasıyla geçerli. Hem tatil… Hem bayram günü. Böyle çifte standart olur mu?”

  • Değişmeyen partiler bu seçimde kaybetti

    Değişmeyen partiler bu seçimde kaybetti

    Üçüncü kez İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu, yerel seçim sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, “Değişmeyen her parti bu seçimde eridi, kaybetti. Değişen parti ciddi başarı elde etti” yorumunu yaptı.

    31 Mart yerel seçimlerinde bir kez daha İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına (İBB) seçilen Ekrem İmamoğlu, yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulundu.

    CHP’deki değişim sürecine atıfta bulunan İmamoğlu, “Değişmeyen her parti bu seçimde eridi, kaybetti. Değişen parti de ciddi bir başarı elde etti. CHP’nin değişim süreci bu başarının önemli bir paydasıdır” dedi.

    Sözcü’den İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtlayan İmamoğlu, Cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin olarak da “Şu an bulunduğum yerdeyim. Çok işimiz var. Tümden oraya odaklıyım” ifadelerini kullandı.

    İmamoğlu, 10 ay önceki genel seçimler hakkında da açıklamalar yaptı. “Bu zafer on ay önce elde edilebilir miydi?” sorusuna cevap veren İmamoğlu” Tabii ki elde edilirdi. Onun için diyorum, seçimi o dönem biz kaybettik. Çok hatalar vardı. Bugün çok az hata var” dedi.

    İBB Başkanı, seçimde 1 milyon bin 104 fark attığı Cumhur İttifakı adayı Murat Kurum  hakkındaki soruya ise, “İyi bir rakipti. Bu kadar” yanıtını verdi.

    “CHP KAZANDI, AKP KAYBETTİ”

    İmamoğlu’nun Saymaz’ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

    “Sizce CHP mi kazandı, AK Parti mi kaybetti? 
    Ben 14 Mayıs’taki genel seçimden önce “Seçimde ancak biz kaybederiz, iktidar kazanamaz” demiştim. Ve kaybettik. Bu seçime de ancak biz kazanırız ve biz kaybederiz modunda bakıyordum. Tabii ki ekonomik kriz etkili oldu. Ama kesinlikle seçimi CHP kazanmıştır.
    Daha yukarıya çıktığım zaman, seçimi millet kazandı. Halkın inanılmaz bir karar mekanizması işledi. Sosyolojik olarak tariflenmeli. Tek duyguyla, tek mantıkla, tek mekanizmayla değil, çok farklı mekanizmaları birleştirerek, üstün bir karar alma sistemi işletti halk. Bunu oy çeşitliğinde, oy kaymalarında görebiliyoruz. O bakımdan seçimi CHP kazanmıştır. AK Parti kaybetmiştir. İncelenmesi gereken bir seviyede “Halk kazandı” diyeceğimiz seçimdir.

    On ay önce cumhurbaşkanlığını size vermeyen halk neden CHP’yi birinci yaptı? CHP ne yaparak bunu elde etti? 
    O seçimde çok eksikler, hatalar var. Daha önce söyledim ama detaylarını tek başına konuşmam doğru değil. Bunun iç mekanizmamızda tartışılması gereken sayfaları var. Belki artık mümkün olmayan, muhalefetin kendi içinde konuşması gereken sayfaları vardı. Ama yapılmadı, istenmedi o dönemde.

    Bu zafer on ay önce elde edilebilir miydi? 
    Tabii ki elde edilirdi. Onun için diyorum, seçimi o dönem biz kaybettik. Çok hatalar vardı. Bugün çok az hata var. Bir elin parmaklarını geçmeyecek derecede az hatayla süreç yönetildi.

    Aslında işin ışığı tek: Bilimden, veriden faydalanıldı.

    Meseleyi aday tercih üzerinden okumuyorum. Sistem, yol yürüyüş biçimi açısından okuyorum. Her zaman en iyi adayın daha iyisi vardır. Fakat o kadar az hata yapıldı ki…

    Aradaki fark o.

    Başlattığınız değişim bu sonucu getirdi diyebilir miyiz? 
    Kesinlikle büyük bir paydasıdır. Ve farkındaysanız, değişebilen tek parti biz olduk. Ve buraya ulaştık. Çok büyük etkisi var. Değişmeyen her parti bu seçimde eridi, kaybetti. Değişen parti ciddi başarı elde etti. CHP’nin değişim süreci ve mücadelesi, başarının önemli bir paydasıdır.

    CHP kurultayı öncesi, değişim olmadığı takdirde partinin başarılı olamayacağını vurgulamıştınız. Bu bir öngörü müydü? 
    Öngörü değil, tespitti. Kişilerden ari konuşuyorum. Sakın, sözlerimden şu anlaşılmasın, ki Genel Başkanımız Özgür Özel de kabul etmez, sanki değişimi bitirdik, her şey oldu, bitti. Değil… Aslında değişim sürecinin başlamasının bugün etkisini yaşadık. Önümüzde çok yol var. Partimizin alması gereken yol; yenilenmesi gereken birçok husus var. O dönem yayınlanan değişimle ilgili belgede bunların birçoğu var. Henüz bunlar hayata geçmedi. Bunlarla birlikte daha da iyi bir seviyeye geleceğini biliyorum. Bir adım atıldı, o adım samimi bir adımdı, değişim adımıydı.

    Bugün kazanan bütün belediye başkanlarında değişim rüzgarının, yenilenme başlangıcının ciddi etkisi vardır. Aksi takdirde hiçbir aday “Bu seçimi alırdım” demez.

    “AKP VATANDAŞTAN KOPTU”

    AK Parti niye kaybetti sizce? 
    AK Parti parti olma süreciyle ilgili ciddi bir sorun yaşıyor. AK Parti, bir parti mi? Kurulları veya heyetleri çalışıyor mu? Yoksa sadece Cumhurbaşkanı’nın makamı altında bir yapı mı? Bunu niye söylüyorum? Vatandaş olarak şikayetçiyim. Büyükşehir Belediye Başkanı olarak şikayetçiyim.

    İki parti konuşur. Konuşmama refleksi yeni değil AK Parti’de. Çok zamandır var ama 5-10 yıllık periyotta çok daha ileriye evrildi. Artık ülkenin valisi de seninle konuşamıyor, bürokratı da bakanı da.

    İstanbul’un olimpiyatını 20 yıldır tanıdığım spor bakanıyla görüşemiyorum. Niye görüşmüyor benimle? Kendisinin görüşmeme refleksi olduğunu düşünmüyorum. İmamoğlu’ndan uzaklaşan, İmamoğlu ile arasına bariyer ören mekanizmanın vatandaşla arasındaki bariyeri düşünsenize.

    Bu yapı vatandaştan koptu.

    Kopmasa 18 aydır niye Beylikdüzü metrosunun belgesi imzalanmasın? Ya bir kalem ya, başka bir şey değil. Kefil olmuyorsun, bir şey olmuyorsun. Bu yapılır mı?

    Bu kadar kopukluk ve bunun gibi davranışlar elbette etkilemiştir AK Parti’nin başarısını. Bundan fazlasını kendileri ele alsın. Ben sadece yaşadıklarımdan söyleyeyim.

    Murat Kurum nasıl bir rakipti? 
    İyi bir rakipti. Bu kadar.

    CUMHURBAŞKANLIĞI SORUSUNA YANIT

    Dünya basını sizi “2028 yılında Erdoğan’ın karşısına çıkacak doğal cumhurbaşkanı adayı” olarak niteliyor. Siz kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?   
    2019’da yoğurda üflemeyi öğrendim. “Allah bilir” sözünün bile, ki en çok kullandığım söz, cezasını çektim. Şu anda bulunduğum yerdeyim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 39 ilçesi, hatta Türkiye’deki yeni seçilmiş bütün CHP’li belediyelere katkı sunmakta, destek olmakta mecburiyet hisseden, inanılmaz işi olan biriyim. Hiçbir belediyemizin başarısız olmasına tahammülümüz olamaz. Çok işimiz var. Tümden oraya  odaklıyım şu anda.

    Beykoz mitinginizde bana “İstanbul’da 14’te 14 yapacağız” demiştiniz. “Biraz zor” diye düşünmüştüm. 14’te 12 oldu. Ayrıca Kilis, Adıyaman, Kastamonu ve Kırıkkale’yi aldınız. Bu kadarını bekliyor muydunuz? 
    Açık söyleyeyim, arkadaşlarımla veri ve anketleri konuşuyorduk ve ben 14 artı 14’te iddialıydım. Bir, o ilçeleri hissediyordum. İki, adaylarımıza güvenim vardı. Vatandaş acayip pozitifti. Benim 15 yıllık siyaset tarihimde 15. seçimdi. Kendi namıma yürüttüğüm dördüncü seçimdi. Vatandaşın pozitif ruhundan hissetmiştim ama Anadolu’ya gitmedim. Her zaman biliyoruz ki İstanbul’da yaşanan rüzgarın başka yerlere bambaşka etkileri oluyor. Benzer şeyler yaşanmıştır diye düşünüyorum. Bunu ne zamandır yaşıyorum? Üç aydır yaşıyorum.

    Mazbata töreninde “Bu seçim Türkiye siyasi tarihinin en önemli kırılmalarından birisidir. Artık dünyada demokrasinin kalbi Türkiye’de atıyor” dediniz. Avrupa ırkçılığa kayarken, Türkiye sosyal demokratlara şans verdi. Bu kırılma neden oldu? Nasıl tanımlıyorsunuz?  
    Bir kere demografik yapısına bakmamız lazım Avrupa ve Türkiye’nin ya da İstanbul ve Berlin’in.

    Alman ya da İngiliz nüfusuna baktığınızda yaş ortalaması çok daha farklı seviyede. Konformist bir yapı var. Sosyal demokrasinin ve demokrasi talebinin daha yoğun hissedilmesi için o zorluğu yaşamak ve değerini bilmek gerekiyor. Bence Türk halkı bunun değerini anladı. Özgürlüğün değerini anladı.

    Belki bunu bize hissettiren, başka bir yönetimle karşı karşıya kalmamızdır. Özellikle son cumhurbaşkanlığı rejimiyle beraber…

    Avrupa’da konformist yapı, kişi başı gelirin belli seviyede olması nedeniyle, otoriter yaklaşımların halk tarafından bizim kadar hissedilmediğini düşünüyorum. Bizde daha derin, daha acı hissediliyor.

    Adaletle, hukukla, özgürlüklerle, liyakatsiz tavırlarla, işe alımdan tutun sınavlara kadar hukuksuzluklarla ilgili, yaşanan birçok şey bizi çok derin etkilediği için demokrasi ve adalet talebi daha yüksek seviyedeydi. Biz de bunu halkımıza çok samimi anlattık. Anlatıyoruz, anlatmaya devam edeceğiz. Böyle bir kıvılcımın İstanbul’dan başlaması doğal.

    EYÜP AKSU AÇIKLAMASI

    İstanbul’da ilk işiniz ne olacak? 
    Çok işimiz var. İlk işimiz diye bir şey yok. Çünkü beş yıldır görev yapıyorum. Üç gün önce 40 küsur maddelik toplantı yaptık. 70’in üzerinde açılış ve temel atmamız var haziranın sonuna kadar. Yoğun bir takvimimiz var.

    Seçimde önce “Taksimetreleri kurun, geliyor Murat Kurum” diyen İstanbul Taksiciler Odası Başkanı Eyüp Aksu, “Biz kimseyi desteklemedik, siyasete girmedik” dedi. Duydunuz mu?   
    Ben ne yazık ki dediklerini epeydir duymuyorum. Birkaç senedir duymuyorum. Bunu da duymamam normal.

  • Sözcü TV’ye bağlanan İsrailli öğretim üyesi ‘kullandığı ifadeler’ sebebiyle yayından alındı

    Sözcü TV’ye bağlanan İsrailli öğretim üyesi ‘kullandığı ifadeler’ sebebiyle yayından alındı

    Tel-Aviv Üniversitesi öğretim üyesi Cohen Yanarocak, Sözcü TV’de “Bizim çocuğumuzu kesip biçeni biz kesip biçmeyelim mi?” ifadelerini kullanınca yayından alındı.

    Sözcü TV’de Serap Belovacıklı tarafından yönetilen ve İsmail Saymaz ile Deniz Zeyrek’in de konuk olarak katıldığı programda Tel-Aviv Üniversitesi öğretim üyesi Cohen Yanarocak kullandığı ifadeler sebebiyle yayından alındı.

    Canlı yayında “Bizim çocuğumuzu kesip biçeni biz kesip biçmeyelim mi?” ifadelerini kullanan Yanarocak, bu sözler üzerine yayından alındı.

    Yanarocak, “2006 senesinde Hamas terör örgütü El Fetih’i tasfiye etti. Hamas terör örgütü Oslo anlaşmalarını ve İsrail’in varlık hakkını tanımıyor. Bize roket atana biz gül mü atalım? Bizim çocuğumuzu kesip biçeni kesip biçmeyelim mi? Yani, anlamaya çalışıyorum” diye konuştu.

    Yanarocak’ın ifadelerine moderatör Serap Belovacıklı ve konuklar İsmail Saymaz ile Deniz Zeyre, tepki gösterdi.

    Saymaz, “Kurulabilecek en insanlık dışı cümlelerden biridir. Bu bir savaş propagandasıdır” dedi.

    Belovacıklı ise “Böyle bir yayına müsaade edemeyiz” diyerek konuğun bağlantısını sona erdirdi.

    SOSYAL MEDYADAN AÇIKLAMA YAPTI

    Yanarocak, daha sonra X platformundan bir paylaşımda bulundu.

    Yanarocak şunları söyledi:

    “Bu akşam Sözcü TV’de “Çocuklarımızı kesip biçenleri (Hamaslı teröristleri) kesip biçmeyelim mi?” dedim diye linç yiyip yayından alındım. Dinlemek isteyenler için yayının kaydı ektedir. Farklı görüşlere tahammül edememeniz sizin adınıza üzücü.”

  • CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Seçimi’nin Ardından Sessizliğini Bozdu.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Seçimi’nin Ardından Sessizliğini Bozdu.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Seçimi’nin ardından sessizliğini bozdu. Canlı yayında açıklamalarda bulunan CHP lideri, yeniden aday olup olmayacağı sorusuna “Aday olup olmamanın hiçbir önemi yok. Ben gidip de adayım demem” sözleriyle yanıt verdi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı canlı yayında gazeteci Uğur Dündar, Alişar Delek, İsmail Saymaz ve İpek Özbey’in sorularını yanıtlıyor.

    Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şu şekilde:

    Şöyle başlayalım. Bir, sordunuz bir pişmanlık duyuyor musunuz diye? Bugüne kadar yaptığım çalışmalar ki bunu özveriyle yaptığına inanan birisiyim. Bunlardan herhangi bir pişmanlık duymuyorum. İki, Türk siyasetinde önemli bir aşamayı kaydettik. Demokrasiye taraftarı olanlar, demokrasiyi savunanları Cumhuriyet Halk Partisi bir araya getirdi. Bizim siyaset tarihimizde bir ilktir ama bunlar konuşulmuyor, unutuldu bunlar. Oysa bunların konuşulması lazım.

    “BÜTÜN ANKET FİRMALARI KAZANACAĞIMIZI SÖYLÜYORDU”

    İktidar olduğumuzda neler yapacağımız konusunda oturup bir yıl çalıştık ve bir mutabakat metni hazırladık. Hayatın her alanı, ekonominin her alanı, sosyal yaşamın her alanıyla ilgili neleri yapacağımızı ortaya koyduk. Yeteri kadar anlattık mı tartışılabilir. Ve öyle bir noktaya geldi ki toplumun her kesimiyle diyalog kurduk. Her kesimiyle yani apartman görevlisinden tutun sanayicisine kadar her şey anlatmaya çalıştık. Dolayısıyla sosyal kimlikler üzerinden de giderek toplumun her kesimini kucaklamaya çalıştık. Bunu yaptık mı? Yaptık. Ha yeteri kadar oldu mu olmadı mı? Bu tartışılabilir ama önemli adımlar attığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Tabii biz kazanacağımıza inanıyorduk. Sadece biz değil yani neredeyse bütün anket firmaları kazanacağımızı söylüyordu.

    KURULTAY NE ZAMAN OLACAK? YENİDEN ADAY OLACAK MI?

    Kurultay, yerel seçimlerden önce bir an önce yapılmalı. CHP Genel Başkanları için adaylık önce gelmez. İlk önceliğimiz ülkemiz, sonra partimizdir. Sonra Genel Başkanlık gelir. ‘Biz nerede kaybettik?’ bu soruya yanıt verilmesi lazım, bunu da değerlendirdik.

    SEÇİM NEDEN KAYBEDİLDİ?

    Biz nerede kaybettik?’ bu soruya yanıt verilmesi lazım, bunu da değerlendirdik. CHP kırsalda yeteri kadar etki gösteremedi. 3 milyonluk fark, 1-2-3 tane sandık kurulan yerlerde oluştu. Buralara daha fazla gidilebilirdi. Kentlerde oturanların tamamı demokrasiden yana oy kullanmış. Ortaya çıkan tablonun ağır yenilgi olarak görülmesini doğru bulmam.

    CHP’NİN SEÇİM GÜVENLİĞİNDE ZAAF MI VARDI?

    Bu seçime sandık açısından CHP kadar hazırlık yapan ikinci bir parti bulamazsınız. İttifak yaptığımız partiler dahil. Onlar da çalıştı ama başat rol bizdeydi. 1.5 yıl bununla uğraştık. Tutanaklar da geldi. İlk turda sorunlar çıktı. Bilgisayar sisteminde modeller açısından uyumsuzluk çıktı. Yoksa tutanaklar var bizde. İkinci turda da bütün tutanaklar elimize geldi. Geçen seçimlerde biz Şanlıurfa’nın bazı ilçelerine giremedik. Bize sıfır oy çıkan yerlere milletvekillerimizi gönderdik, darp edildi.

    “TRT” ÇIKIŞI

    Biz oraya zamanında gidip kendimizi yeteri kadar anlatamamışız. Buradakilerin büyük bir kısmı sadece TRT izliyor. TRT’nin ne olduğunu da biliyorsunuz. Bunu da gözlemledik. Bunu biz yapmadı. Bu gözlemi bağımsız kişiler gidip oralarda yapıp bize gönderdiler.

    “DEPREM BÖLGESİ HALKININ KENDİ TERCİHİDİR”

    Beklediğimiz ölçüde kayıp olmadı. Biz kazanamadık doğru. Biz şunu da araştırdık; acaba kırsaldaki insan neden ekonomik yıkımdan etkilenmedi diye, çok basit, ayda 500 lira verdiğinizde zaten harcayacak yer yok, köyde nerede harcayacak para. Deprem bölgesi de halkın kendi tercihidir. Dağıtılan paralar, imkanlar var…

    “BEN ‘ADAYIM’ DEMEM”

    Bu bir demokrasi yarışıdır. Toplumdaki kutuplaşmayı törpüledik. Sorunların çözümü için öncülük ettik. Bundan sonraki süreçte bayrağı teslim alanlar elbette daha ileriye taşıyacaktır. İl başkanları değişecek, ilçe başkanları değişecek her kes değişecek kimsenin kazık çakacak hali yok… CHP’de kişiler önemli değil. Değişimin önünü açtık. Aday olup olmamanın hiçbir önemi yok. Ben ‘Adayım’ demem. Partimizin kurumsal kimliği var. Bu seçim genel başkanın da seçileceği bir kurultay.

    Bu güne kadar hiç çıkıp ‘adayım’ demedim. Partinin yetkili organları karar verecektir. Bu parti bir kişinin partisi değildir. Bu partide herkes gelip Genel Başkanlığa aday olabilir. Bu partinin bir sağ duyusu vardır. Hayatımda hiçbir delegeye ‘gel bana oy ver’ demedim. Ben kurultay kararı aldım, aday olacaklar çalışacaklar. Ben el veririm, neden vermeyeyim?

    İkinci turda da beklentinin karşılanmamasının yarattığı bir olumsuz tablo var biz bunu anlayışla karşılanmalı. Bu bizi umutsuzluğa sevk etmemeli. Biz yenilenmeliyiz, güçlenmeliyiz, yolumuza devam etmeliyiz. Sağlıklı işleyen rejimlerde her an erken seçim de gündeme gelebilir, 5 yıl da olabilir. Yarın değişim olacakmış gibi her zaman hazırlıklı olmalıyız.

    Belediye başkanları olmasaydı kaybetseydik, belki dediğinizin haklı gerekçesi olabilirdi ama onlar vardı zaten. Siz neden aday oldunuz diye bana soruyorsunuz. Ben hiçbir zaman ben adayım demedim, masada da demedim. Masanın iradesine her zaman saygı gösterdim.

    Onlara göre oy oranları 5 olabilir 7 de olabilir. Böyle bir veri yok elimizde. İlk toplantıda söyledim, bizi bir araya getiren demokrasi dedim. Milletvekilleri verdik evet, çalıştılar, biz de çalıştık. Parlamentoda grup da kursunlar istiyorum. Onların varlığı olması, komisyonlarda temsil edilmeleri demokrasi için son derece önemlidir. Türkiye’ye gerçek anlamda demokrasiyi getirinceye kadar mücadele edeceğiz ve mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz.

    AYRINTILAR GELİYOR…