Etiket: Fikri Sağlar

  • Ağızdaki bakla çıktı…

    Ağızdaki bakla çıktı…

    Hani derler ya “sözün bittiği yerdeyiz!”

    Şu an, işte tam da o yerdeyiz…

    Bir yandan Türkiye’nin en hayati konusunda yani Kürt Sorununun çözümünden söz edilirken, kardeşlik, el uzatma, barış vs. gibi hamaset yapılıp, DEM Partisine mesajlar gönderilirken, diğer yandan Kürt gerçeğini inkâr etmekle kalmayan, halkın seçtiği belediye başkanlarını ne hukuka ne gerçeklere, ne de siyasi ahlaka sığmayan kayyum atamalarıyla, yeni bir tehlikeli oyunu başlatıldı!

    Bu aşağılayan ve hileci durum, en hafif deyimle milleti aldatmaktır!

    ∗∗

    MHP Genel Başkanı Bahçeli, tüm ezberleri bozan hatta partisinin kırmızı çizgilerini de silen bir öneride bulunmuş, “Abdullah Öcalan’ı Meclise davet ederek DEM Parti Grubunda PKK’nin dağılması talimatını “vermesini istemişti…

    “Elini tesadüfen değil, düşünülerek uzattığını” sözlerine eklemişti…

    Arkasında Cumhur İttifakın Başkanı Erdoğan, Bahçeli’yi överek sözlerini desteklediğini açıklamıştı… İyi niyetli olan demokrasi düşkünleri, bu sözleri yeni bir dönem olarak değerlendirdi. AKP yandaşı TV sözcüleri de yeni bir açılım müjdesi vermeye başladı…

    ∗∗

    Sonra ne oldu?

    Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, görevden alındı ve yerine kayyum atandı! Bununla da yetinilmedi Mardin, Batman ve Halfeti DEM Partili Belediye Başkanları da görevden alınarak Kayyuma teslim edildi!

    Söylenen tüm sözler, “barış ve Kürt Sorununu çözme umutları” birden yok oldu… Böylece İktidarın her zaman yaptığı gibi kötü niyeti saklamak adına, yalan ve riya politikasını kullandığı bir kez daha açığa çıktı…

    TBMM’nin açılışında “el sıkmayla” başlatılan Kürt Sorunu çözümüyle ilgili çirkin oyun, bir kez daha iktidar ve ortaklarının, her konu da olduğu gibi bu konuda da siyasi çıkar adına yaptığını gösterdi…

    ∗∗

    Yıllardır, yazı ve konuşmalarımda, AKP ve MHP’nin Kürt Sorununun çözümünde hiçbir zaman samimi olmadığını dile getirmiştim.

    Farklı köken, dil, din ve mezhepten gelen yurttaşlarımız, eşit haklara sahip olarak refah ve güven içinde yaşamak istediklerini biliyorum.

    Kürt Sorununun Türkiye Cumhuriyeti için hayati olduğunu da görüyorum…

    Sadece ben değil, bin yıllık ortak yaşamda birbirileriyle kaynaşmış, aklı başında olan herkes, birlik ve beraberliğin ne denli önem taşıdığının farkında… Kürtlerin temel taleplerinin çözümü de  zor değil.

    Ama ülkeye ihanet içinde olan emperyalist işbirlikçiler, özellikle çözümü zorlaştırılarak, laik demokratik sosyal hukuk devletinin güçlenmesini engellemeye çalışıyorlar…

    ∗∗

    Bahçeli, salı günü yaptığı grup toplantısında “önceki sözlerinin arkasında olduğunu” yineledi…

    Yani “Öcalan gelsin konuşsun” düşüncesinde kararlı olduğunu tekrarladı!

    Nasıl inanalım, neden güvenelim?

    Sözlerinde samimi olsaydı, kayyum atamaları gerçekleşmezdi!

    Erdoğan’ı yönlendiren, politik oyun kuruculuğu yapan ve her vesile Erdoğan’ın sitayişle destek verdiği Bahçeli, isteseydi kayyum atamalarına engel olurdu!

    Ama olmadı!

    Bir hafta önce Erdoğan’ın “Cumhur İttifakının barış için ne denli samimi olduğunu gösteren sözler söylemesine, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ü barış elçisi olarak övmesine rağmen, hemen arkasından, hem de sabaha karşı Görevden almasını nasıl yorumlamalıyız?

    İletişim kazası olarak mı, iyi polis kötü polis düzmecesi mi, yoksa Ortadoğu’da Pentagon’un başlattığı yeni bir emperyal oyun olarak mı? değerlendirmeli!

    ∗∗

    Bu sorulara her açıdan derin yorumlar yapılabilir!! Ancak, tek gerçek vardır ki o da, aylardır söylediğim konudur! Erdoğan bir dönem, hatta ölene kadar, Cumhurbaşkanlığını sürdürmek istiyor! Bu nedenle asıl isteği yeni bir Anayasa yapmak!

    Erdoğan, Ülkenin gerçek gündemleri yerine koyduğu yapay gündemlerle toplumu şaşırtarak asıl amacına ulaşmaya çalışıyor!

    ∗∗

    Nitekim yine Erdoğan’a sözcülük yapan Bahçeli salı günü,” asıl baklayı ağzından çıkardı!” Konuşmayı dinlediğimin akabinde TELE1 De asıl mesele belli oldu ve haklı çıktım demiştim…

    Şimdi herkes baklayı gördü ve yorumlara başladı…

    Bahçeli Dedi ki,” “Recep Tayyip Erdoğan güvencedir, milletin sevdalısıdır, tecrübesiyle, birikimiyle bize göre tek seçenektir. Bir kez daha seçilmesi doğal ve doğru bir tercihtir.  Bu kapsamda lazım gelen anayasal düzenlemeyi yapmak önümüzdeki görevler arasında olacaktır!”

    Cumhur ittifakı, daha meclis açılmadan bu hesapları yapmıştı. Hüdapar ve Meclis Başkanına yaptırılan açıklamalarla, yeni anayasa için alt yapı oluşturuldu… Amaç; “Erdoğan’a yeni ve hatta ömür boyu yetkiler verilmesini sağlayan bir anayasa düzenlemektir!”

    ∗∗

    Daha o zaman gerçek heveslerini görüp yorumlamıştım…

    Benim için hiç sürpriz olmadı! Israrla Türkmenbaşı Niyazov’u anlatmam, Erdoğan’ın niyetinin anlaşılması içindi!

    Şimdi sözün bittiği yerdeyiz. Aslında bilinen yerdeyiz!

    ∗∗

    Bu gerçekler bilinmesine rağmen halkımız, devleti, çıkar ve rant adına yöneten “Gayri Milli” anlayışı neden hala başında tutuyor?

    Yeterli muhalefet yapılamadığı için mi?

    Fikri Sağlar’ın yazısı

  • Fikri Sağlar: Sorunlar yurttaşın gücüyle çözülür…

    Fikri Sağlar: Sorunlar yurttaşın gücüyle çözülür…

    Atatürk’ün başlattığı kuruluş dönemi, yaşama sevincinin büyüdüğü, insan olma hazzının yaşandığı, onurlu toplum bilicinin oluştuğu, dayanışma ve kardeşlik duygularının yerleştiği dönem olmuştur…

    Bu dönemde Ülkede; önce, köylerde açılan ilkokullarla başlayan eğitim seferberliği. Arkasından Halkevleri, Köy enstitüleri, sinema, tiyatro salonları…

    Fabrikalar, Limanlar, barajlar ve demiryollarıyla birlikte “Güvenli, Mutlu ve Refaha uzanan bir Cumhuriyet doğuyordu…

    Toplum, bir yandan eğitiliyor, diğer yandan sosyalleşiyor, çağın kazanımlarına ayak uyduran süreci başarıyla sürdürüyordu…

    Öyle ki, Modern Türkiye, kadını erkeğiyle dünyaya örnek hale gelmişti…

    Cumhuriyet dönemi, gelişmenin temeli olan kültür ve sanat yaşamı açısından da önemlidir…

    Yüz bir yıl önce Atatürk’ün, “Cumhuriyet’in temeli kültürdür” görüşüyle oluşturduğu eğitim ve kültür politikası, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” yetiştirmişti…

    Özgür düşünen ve düşüncesini korkmadan ifade eden barış yanlısı, bilimle eğitilmiş nesiller, sanatın gücü ve sanatçının önderliğinde çağdaş uygarlığa ulaşılmasını sağladı…

    Atatürk ilkelerine bağlı, laik demokratik sosyal hukuk devletinde yetişen gençler yolumuzu aydınlattı…

    Ta ki AKP iktidarı gelene kadar!

    ∗∗

    Ya şimdi?

    Ülke, Son 5 günde işlenen 6 kadın cinayetiyle, küçük kız çocuklarına karşı uygulanan vahşetle, daha bir yaşına gelmemiş bebeklere yapılan taciz haberleriyle anılan, sapkın, gelenekleri ve ahlaki değerlerinden uzaklaşmış, narko /devlet haline getirildi…

    Yalan ve aldatmacalarla yönetilen ülke, ucube rejimde ekonomisi çökmüş, tüm kurum ve kurulları dağılmış, insanların emeği sömürülen, bilinçli bir şekilde eğitim dışı bırakılan, kız çocuklarını okutmayan, fakirleşmiş, iç barışını kaybetmiş bir durumda…

    ∗∗

    Halkın aydınlanması ve bilinçlenmesinden rahatsız olan Taliban anlayışı, okulları kapatarak, buyurgan, dayatmacı ve ayrıştırıcı siyasal İslamcı ideolojilerini sürdürmeye çalışıyor…

    Bu nedenle günümüzde, “Yurttaşların can ve mal güvenliğini yok eden, ülkenin tüm kaynaklarını yandaşa pervasızca peşkeş çeken, emperyalist işbirlikçilerinin geleceğini Türkiye Halkının bekasına değişen, gayri milli bir anlayışla yönetilmekteyiz…

    ∗∗

    Neyse ki 31 Mart Yerel seçimleri, çağdaşlık adına kazanılanları örnekleriyle gençlere anlatma fırsatı verdi!

    Fikri Sağlar’ın yazısının devamı

  • Tarihi bilmek yanlışı engeller…

    Tarihi bilmek yanlışı engeller…

    Hamas Sözcüsü Haniye, İran’da kaldığı binada öldürüldü.

    Ölümü Ortadoğu’yu karıştırdı…

    Bu önemli suikast, emperyalistlerin belirlediği BOP ’ta (Büyük Ortadoğu Projesi) yer alan tüm ülkelerin geleceğini yakından ilgilendirdiği gibi, ülkemizi de etkiliyor…

    Çünkü İsrail’in kurdurduğu iddia edilen Hamas, iç sıkıntıyı aşma çabalarını sürdüren İsrail’e bir gece yarısı füzelerle saldırdı…

    İsrailli gençlerin Konserinde adeta bir katliam yaşattı…

    Hamas, gençleri öldürdü, kaçırdı ve alıkoydu…

    Bu vahşeti fırsat bilen İsrail, korumasız ve savunmasız sade Filistinlilerin üzerine acımasızca saldırdı.

    Güçsüz olan Filistinlileri orantısız güç kullanarak katleden İsrail, bu bahaneyle öteden beri planladığı soykırım vahşetini gerçekleştirdi…

    Ne yazık ki, insan hakları, demokrasi ve barış şampiyonluğu yapan sözde hukuk devletleri, aylardır alenen yapılan soykırıma seslerini çıkarmadılar…

    Göz göre göre ve acımasızca Filistinli 40 bin çocuk, kadın katledildi…

    Şimdi, Hamas’ın tahrik ettiği İsrail, yaptığı soykırımı meşru müdafaa olarak göstermeye çalışıyor…

    Burada sorulması gereken şu: “Konser katliamı sonrasında İsrail’in bu kadar yoğun bir hırs ve hınçla, Filistin’e adeta savaş ilan edeceğini Hamas bilmiyor muydu?” Muhtemelen biliyordu! Peki niye yaptı?

    ∗∗∗

    Bugünün BOP eş başkanlığını yapan siyasal İslamcılarının, Atatürk Türkiye’siyle çatışmalı oldukları ayyuka çıkan bir gerçek!

    Emperyalistlere karşı zafer kazanan, “yurtta ve dünyada barışı” istemeyi temel ilke edinen Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları, savaş ve soykırıma her zaman karşı çıkmıştır…

    Yani siyasal İslamcılardan farkımız, İsrail’in yaptığı mezalimi insanlık suçu olarak kabul ediyor olmamızdır…

    ∗∗∗

    AKP, bilinen ikiyüzlü oyununu oynamaya devam ediyor!

    Bir yandan sözde Filistinlileri koruyor gibi görünüp hamaset yaparken, diğer yandan İsrail’in tel çitinden, çivisine, yağından şekerine kadar tüm ihtiyaçlarını karşılamayı gemiciklerle sürdürüyor…

    Önceleri, Mersin ve diğer limanlardan İsrail’in istediği mallar alenen gönderildi.

    Daha sonra, yoğun iç baskı nedeniyle ticaretin durdurulduğu açıklandı…

    Ama sadece rota değiştirildi.

    Türkiye’nin farklı ülkelere sattığı antlaşmalı mallar, o ülke limanlarından İsrail’e ulaştırıldı…

    Yunanistan ve KKTC limanlarından İsrail’e giden Türk menşeili malların hacımı bu nedenle çok arttı…

    Yani Din tacirleri, “Filistinli kardeşlerimiz” derken, önce açıktan, şimdide dolaylı yoldan, soykırımcı İsrail’i abat(!) etmeye devam ediyor…

    Tekrar ediyorum! İsrail’de Netanyahu, Filistinlilere tam bir soykırım uyguluyor…

    Özellikle okul ve hastaneleri hedefleyerek, çocuk ve kadınları katlediyor…

    Bir zamanlar Hitler’in Yahudilere uyguladığı vahşeti, şimdi Netanyahu Filistin halkına uyguluyor… ABD Senatosu’nda aldığı alkışlı destek sonrası, daha da cesaretlenen İsrail, yaptıklarıyla dünyanın en vahşi ve haydut devleti konumuna geldi…

    ∗∗∗

    İngiliz Telegraph gazetesinde yayımlanan bir makaleye göre; “MossadHamas lideri İsmail Haniye’nin kaldığı Tahran’daki konukevine patlayıcı yerleştirmek üzere Devrim Muhafızları bünyesindeki ajanlardan yardım aldı.”

    Bu çok önemli ve tehlikeli bir iddia!  Çünkü bu vahim olayla birlikte İsrail uçakları, Lübnan’daki Hizbullah Örgütünü bombalayarak, komutanı Fuad Muhsin Şükür’ü öldürdü…  Yine İsrail, Suriye’nin Golan tepelerindeki Dürzi köyü Mecdel Şems’de düzenlenen futbol turnuvasında 12 sporcuyu  roket saldırısıyla katletti…

    İsrail, Lübnan ve Suriye’yi de savaşa çekmeye çalışıyor…

    ∗∗∗

    Yani İsrail, 24 saat içinde Orta Doğu’nun iki önemli örgütü Hamas ve Hizbullah’ın üst yöneticilerini öldürerek, yeni kanlı ve tehlikeli bir dönem başlatıyor…

    ∗∗∗

    Türkiye tam bir savaş bataklığı haline gelen Ortadoğu’da doğru, akıllı ve etkili bir diplomasi uygulamalıdır.

    Partili Cumhurbaşkanı’nın yaptığı gibi “bir gece ansızın İsrail’e geliriz” hamaseti, Türkiye’yi, sonu olmayan bir maceraya sürükler…

    ∗∗∗

    Partili Cumhurbaşkanı ve şürekasına tavsiyem, tarihi iyi bilmelisiniz ve önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak gelişmelerde ülke yararına doğru kararlar verebilmek için bir destan olan “Kurtuluş Savaşı ve kuruluş sonrasını “iyi öğrenmelisiniz…

    Yoksa, Hamas’ı kurduran akıl, sizleri de istediği gibi oynatır…

    Kaldı ki, bizimle ilgisi olmayan Haniye için ilan edilen yas da bunu gösteriyor…

    Kaynak:Birgun.net

  • Fikri Sağlar: Ateşte yanan şehitlerimiz ve Sinan Ateş

    Fikri Sağlar: Ateşte yanan şehitlerimiz ve Sinan Ateş

    Bugün 2 Temmuz!

    Ülkemiz için onarılamayacak büyük bir kara leke olan “Madımak Katliamı’nda” kaybettiklerimizi saygı ve özlemle 31’inci kez andığımız gün…

    O gün aydın, sanatçı ve gencecik insanlarımız şeriat isteyen, Taliban’lara özenen, cahiliye dönemine dönen vahşi, siyasal İslamcıların katletmesiyle “laik demokratik Türkiye” için canlarını verdiler…

    Demokrasi şehidi oldular

    Acımız ve öfkemiz çok derin!

    “Derin devletin yasadışı ilişkileriyle arkasında durduğu “Madımak Katliamı,” halen işbaşında olan iktidarın gelişini hazırlamıştır.

    Ve Maraş, Çorum, Sivas, Gazi ve 10 Ekim gibi katliamlarının arkasındaki sivil, asker, gerçek faillerin bir gün yargılanacağı ve Alevileri dışlayan anlayışın ülkemizden uzaklaşacağı günlerin yakın olduğunu biliyoruz…

    AKP’nin miadı doldu!

    Kansız, kavgasız günleri özlüyoruz!

    Hata yapılmazsa yeni bir dönemin başlamasına az kaldı…

    ∗∗∗

    AKP iktidarı süresince vahim olaylar yaşadık… “14 Mayıs 2023 TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri” ile “31 Mart 2024 Yerel Yönetimler seçimi” süresince vicdanları yaralayan bir suikast ülke gündeminde olmuştu. 1 Temmuz 2024 yani dün, bu gündem, nihayet yargıya taşındı!

    ∗∗∗

    Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş, Ankara’da hem de gün ortasında öldürülmüştü…

    Dün, Ankara Sincan Cezaevi kampüsündeki Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 22 sanığın yargılamasına başlanıldı.

    İlk oturuma, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu, İYİP GnBş. Müsavat Dervişoğlu, ZaferP GnBş. Ümit Özdağ izledi.

    Türkiye Barolar Birliği BŞ. Erinç Sağkan ile birçok ilin baro başkanları da oturuma katıldı…

    Tetikçi geleneğinin alışkanlığı, davayı sulandırmaktır. Nitekim faillerin salonda yapmaya çalıştıkları “mafyatik gösteriye” izin vermeyen mahkeme, gerekli uyarıyla yargılamaya başladı…

    ∗∗∗

    Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’in dava başlamadan yaptığı açıklama dikkat çekiciydi…

    19 ay beklendikten sonra yargılamanın yapılmasına sevinen Ayşe Ateş;  “İddianame eksik. İsteğim ve beklentim eksik delillerin tamamlanması ve ayrılan 17 kişinin dosyasının bizim dosyamızla birleştirilerek yeni ve tam bir iddianamenin hazırlanması… Aksi halde yarım iddianameyle yarım yargılama olur. İddianamedeki boşluklar doldurulur, verdiğimiz dilekçeler, deliller ve belgeler dosyaya eklenirse yargılama tam olur…

    Şimdilik dosyada yalnızca kiralık katiller ve taşeronlar var.

    Asıl azmettiricilerin, bu işi düzenleyenlerin, suikastı kurgulayanların isimleri ikinci bir dosyada var. Ancak gizli… ”

    ∗∗∗

    Bu açıklamayla Ayşe Ateş, baştan beri altı çizilen ve araştıranların ortaya koyduğu gerçek faillerin “gizlilik” ilkesine dayanılarak saklandığını açıklamış oluyor…

    Ateş, ”Gerek Özgür Özel’in gerekse gazetecilerin işaret ettiği, Sinan Ateş’in arkadaşlarının açıkça isimlerini verdiği MHP yöneticilerini kastederek, ortaya koyulan deliller çevresinde gerçeklere ulaşılacağını” beyan ediyor…

    ∗∗∗

    Hatırlanırsa, ”Ayşe Ateş’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı görüşme” sonrasında

    Erdoğan’ın Ayşe Ateş’e, “adaletin en kısa zamanda ve en hızlı şekilde geleceğinin” sözünü verdiği açıklanmıştı…

    Yazının devamı

  • Fikri Sağlar : Emekçinin son uyarısı!

    Fikri Sağlar : Emekçinin son uyarısı!

    Dün 1 Mayıs’tı…

    Dün, emeğin bayramıydı!

    Dün tüm dünyada, “1 Mayıs” coşkuyla kutlandı…

    “Emeğin en yüce değer” olduğunu insanlığa anlatan bugünü, bayramlara yakışır bir şekilde heyecan ve coşkuyla andılar…

    ***

    Avrupa’da yalnızca biz, AKP yönetimindeki Türkiye’de, emekçiler, daha alanlara gidemeden, bayramlarını neşe ve kıvançla kutlayamadan, birbirilerine sarılamadan iktidarın orantısız gücüyle karşılaştılar…

    Baskı, şiddet ve biber gazı altında, yaralı, kızgın, hınçlı ve iktidara nefret dolu bir şeklide evlerine geri döndüler…

    ***

    Kızmakta ve hırslanmakta çok haklılar!

    Çünkü Anayasa Mahkemesinin, yıllardır emekçilerin Taksim Alanında 1Mayıs Bayramını kutlayamamalarının bir hak gasbı olduğu kararını vermesine karşın iktidarın, “Taksim’i emeğin kutlama alanı yaptırmayacağız “inadına muhatap oldular…

    Bu haksız, adaletsiz, hukuk ve etik dışı muameleye milyonlarca İstanbullu gibi tüm yurttaşlarımız da tepki duydu!

    ***

    Anayasanın 34. Maddesi; “Herkes önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” der…

    Dolayısıyla toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak için yetkili makamlardan izin almak gerekmez…

    Anayasanın açık hükmüne göre bu hak engellenemez.

    Aksine bu hakkı kullananları, devletin güvenlik güçleri korumak zorundadır…

    ***

    Yıllardır AKP iktidarı, 12 Eylül faşist darbesini hazırladığı ve anayasanın 34. Maddesine aykırı olan 2911 Sayılı Yasa’nın valilere verdiği yetkiye sığınarak “Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarına” izin vermiyordu…

    Fikri Sağlar’ın yazısının devamı

  • Fikri Sağlar : Laik demokrasinin gücü; Köy Enstitüleri…

    Fikri Sağlar : Laik demokrasinin gücü; Köy Enstitüleri…

    Laik demokratik ve halkçı Atatürk Cumhuriyeti’nin dünyaya armağan ettiği en önemli kurumlarından bir olan “Köy Enstitülerinin” dün, kuruluşunun 84.Yılıydı…

    Türkiye’nin Eğitim Bayramıydı…

    İktidar “17 Nisan Bayramını,” Köy Enstitülerinden nefret” ettiği için yine unuttu!

    ∗∗∗

    Oysa,” aydınlanma devriminin” en önemli kurumu olan Köy enstitüleri, çağdaş ve saygın Türkiye’nin temel taşı olmuştu…

    Hasan Ali Yücel’in;” “Biz, istiklal mücadelesinden itibaren sosyal hayatımızda yaptığımız büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek istedik.

    Çünkü, ümmet döneminin böyle bir adamı vardı. Bu, imamdı…

    İmam, cemiyetin manen hâkimidir.

    Bu manevi hâkimiyet, maddi tarafa da intikal eder. 

    Biz imamın yerine, köye devrimci düşüncenin adamını göndermeyi istedik.

    Ve bu okulları açtık…

    ∗∗∗

    Sadece bu açıklama bile, “cahil insandan oy alıyoruz!” diyen, eğitime, bilime, insana, emeğe ve doğaya düşman olanların, ülkemizde hangi yöntemle yuvalandıklarını ve neden laik düzene karşı olduklarını gözler önüne seriyor!

    Aslında bu konuda çok şey yazılabilir…

    Ama bir genç öğretmenin mektubu, Köy Enstitülerinin amacını, laik düzen kurulmadan çağdaş, refah içinde ve saygın Türkiye’nin yaratılamayacağını, herkesten daha iyi anlatıyor…

    Kıvançla okuduğum bu yazıyı paylaşıyorum;

    ∗∗∗

    BERKANT ve SAMANYOLU ŞARKISI

    ….Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek

    Hiç merak ettiniz mi, şehirde değil, kerpiç evli bir köyde 1938’de dünyaya gelen ve 2012 yılında aramızdan ayrılan, unutulmaz “Samanyolu” şarkısını söyleyen BERKANT, ortaokuldayken piyano çalmayı nereden biliyordu?

    Yetmiş sene evvel, ilkokuldayken, memleketin yüzde doksanında radyo bile yokken, mızıka ve akordeon çalmayı kimden öğrenmişti?

    Henüz 14 yaşındayken, Frank Sinatra, Dean Martin, Nat King Cole şarkılarından oluşan repertuvara nasıl sahip olabilmişti?
    Dedim ya, 1938’de köyde dünyaya gelen çocuk…

    On sekiz yaşındayken orkestra kurmayı, Saksafon çalmayı, hangi vizyonla akıl etmişti?

    ∗∗∗

    Çünkü…

    Babası Hasan Akgürgen‘in Köy Enstitüleri’ndeki görevi nedeniyle Ankara’nın Hasanoğlan Köyü’nde dünyaya gelmiş, ilkokula Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde başlamış, babasının tayini gereği, Bilecik’e, Denizli’ye gitmiş ama, ailesi tarafından hep “köy Enstitüsü ruhuyla” büyütülmüştü…
    Berkant’ın temel eğitimini aldığı “Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde” ; tarih derslerini Ordinaryüs Profesör Enver Ziya Karalzooteknik derslerini Profesör Selahattin Batu, ekonomi derslerini Profesör Muhlis Etekültür-edebiyat derslerini Sabahattin Eyüboğluziraat derslerini Profesör Kazım Köylücoğrafya derslerini Profesör Ferruh Sanır veriyordu.

    Peki, ya müzik derslerini?

    Âşık Veysel ve Ruhi Su!
    Sene 1945!

    Dahası, Ankara Konservatuarı’nın saygın ustaları klasik müzik öğretiyordu.

    ∗∗∗

    Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nün enstrüman demirbaşı şöyleydi: 259 mandolin, 55 keman, 37 bağlama, 8 akordeon, 3 piyano, 3 davul, 1 metronom ve 1 pikap…
    “Harika çocuklar” Suna Kan ve İdil Biret, enstitüye misafir getiriliyor, teşvik için yaşıtlarından keman ve piyanonun duygu yüklü tınıları köy çocuklarına dinletiliyordu.
    Âşık Veysel ve Ruhi Su ise saz çalmasını öğretiyordu…

    ∗∗∗

    Âşık Veysel, enstitü bahçesine kiraz fidanı dikmiş, seneler sonra ziyaret edip kollarını açarak kiraz ağacına sarılmış, nasıl boy verdiğini hissetmişti…
    Resim yapıyorlar, voleybol oynuyorlardı…

    Sinema salonu vardı, tiyatro salonu vardı…

    ∗∗∗

    Bedri Rahmi Eyüboğlu bir hatırasını şöyle anlatmıştı: “Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne gitmiştik. Okulun hayvanlarını barındıran ahırda bir çocuk gördüm. Gece nöbeti ona düşmüş, elinde kitap vardı, dalmıştı. Shakespeare okuyordu. Okuduğunu nasıl kavradığını, ertesi gün oynadıkları piyeste gördük…”
    Mozart, Vivaldi, Beethoven dinliyorlar; Gorki, Tolstoy, Zola okuyorlardı. Molieré’in “Kibarlık Budalası”nı, Sofokles’in “Kral Oedipus”unu, Gogol’un “Müfettiş”ini sahneliyorlardı.

    ∗∗∗

    Mesela, bir mezuniyet töreni programı sırasıyla şöyleydi: İstiklal Marşı, bağlama konseri, türküler, mandolin konseri, şiirler, keman konseri, piyano konseri, koro, Anton Çehov’un “Bir Evlenme Teklifi”, diploma takdimi ve topluca oynanan zeybek…
    ****

    Gelmiş geçmiş tüm zamanların en şöhretli şarkısı “Samanyolu”nu ölümsüzleştiren, dededen toruna nesiller boyu adeta marş gibi ezberleten BERKANT, işte bu “ruh”un Türkiye’ye armağanıydı…
    İşin ilginç tarafı, romantizm tarihimizin en önemli şarkısının adı “Samanyolu” ama, şarkının içinde tek kelime “Samanyolu” geçmiyordu…

    Fikri Sağlar’ın yazısının devamı

  • Fikri Sağlar : Sorumluluk ve zafer!

    Fikri Sağlar : Sorumluluk ve zafer!

    Bu hafta sonu yani 31 Mart 2024 Pazar günü, sandığa gideceğiz…

    Önemli bir görevin sorumluluğunu taşıdığımız şimdiden bilinmeli…

    Çünkü bu seçim, Türkiye’nin ve halkımızın geleceğiyle ilgili!

    Seçim günü sadece yerel yöneticileri seçmeyeceğiz, aynı zamanda 2018’den beri devleti işgal eden otokratik yapıyı da oylayacağız…

    Din tacirlerinin ülkemize biçtiği amorf bir düzen olan ılımlı İslam (neyse?) ile laik demokrasiyi kabul eden rejim arasındaki tercihimizi yapacağız…

    Demokratik sosyal hukuk devletine mi? Şerri hükümlerle yönetilen, yurttaşı kul yapılmış, halkı ümmet yerine konulmuş, günah işleyen, hırsızların kol gezdiği, emperyalistlerin ülkeyi soyduğu mevcut düzene mi oy vereceğiz?

    ∗∗∗

    Geleceğimizi, mal varlıkları şaibeli, ülkesini soyan, ahlak yoksunu yöneticilere mi, yoksa dürüst namuslu ve halkı için çaba gösteren yetkin insanlara mı teslim edeceğiz?

    İnsanlarına ihanet etmiş kindar ve bağnaz dindarların oluşturduğu nesli mi yoksa, kızları da dahil aydınlanmış çağdaş gençlerin kurduğu bir düzeni mi tercih edeceğiz?

    Kadına şiddet uygulayan hatta öldürme kolaylığına ulaşmış bir toplumda mı? yoksa “Kadın erkek eşittir hatta kadın varlığımızın tek nedenidir” diyen saygın bir çoğunlukta mı yaşamak isteyeceğiz?

    Emeği sömürülmeyen, emeklisi açlığa terkedilmeyen, çiftçisi üreten, elde edilen zenginliği adil üleşen, siyasetçisi sorgulanabilen, devleti hesap veren bir ülkeyi mi hedefliyoruz?

    ∗∗∗

    Yoksa; rüşveti çocuklarıyla paylaşan, para makineleriyle sayıp kasalarına koyan, evdeki milyonlarca doları ve avroyu “oğlum sıfırla” diyerek halktan kaçıran, ayakkabı kutularında milyonlarca döviz saklayan, uyuşturucu kaçakçılığını nüfus ticaretiyle koruyanlara mı oy vereceğiz!!

    Bunlarla yol yürümenin bizleri, çırılçıplak bırakacağını da artık görmeliyiz…

    ∗∗∗

    Atatürk’ün kurduğu laik demokratik sosyal hukuk devleti yerine emperyalistlerin yeni kapitülasyonlarına mahkûm edilmiş bir ülkede yaşamak bize yakışmıyor!

    Talibanlaşan bir anlayışla aydınlık geleceğimizin yok edilmesine izin vermemeliyiz ve torunlarımıza çağdışı bir yaşam bırakma vicdansızlığını yaşamamalıyız…

    ∗∗∗

    İktidar, emeğimizi sömürüyor…

    İktidar, can ve malımıza göz dikiyor…

    İktidar, Anadolu’yu yağmalıyor…

    İktidar, kapitalizmin tüm vahşetini üzerimizde deniyor!

    Çünkü kendini bu ülke ve insanlarına ait hissetmiyor…

    Halkları aldatan, insanları kandıran, kaynaklarımızı çalan bir yönetim biçimi uyguluyor…

    ∗∗∗

    Demokrasiyi askıya aldı…

    İnsanları ayırdı…

    Eşitliği yok etti…

    Zenginliği yandaşa, kalıcı yoksulluk ve de açlığı soyduğu yurttaşa bıraktı…

    Frensiz ve dengesiz ülkeyi keyfince yönetiyor…

    ∗∗∗

    Bir örnek vermek istiyorum…

    Hatırlarsanız; Tank Palet fabrikasının ihtiyaçtan dolayı 50 milyon dolara Katar’a devredildiğini Partili Cumhurbaşkanı bizzat açıklanmıştı.

    Kıyamet koptu ama bir zaman sonra unutturuldu, “fabrika” Katar’a gitti…

    Bir zamanlar bizim olan fabrikanın şimdi en iyi müşterisi biz olduk!

    ∗∗∗

    Geçtiğimiz zaman içinde Ülke hazinesinden 55 milyon doları Elon Musk’ın şirketine vererek Silifkeli hemşerim Alper Gezeravcı’yı uzaya gönderdik

    Sevindik. “Bizim de bir astronotumuz oldu” diye!

    Güzel de!

    Meğer uzaya gönderdiğimiz astronotu, yerel seçimlerde propaganda malzemesi yapmak için yollamışız…

    Astronot Alper işi gücü bırakmış, İzmir Cumhur ittifakı adayı Hamza Dağ’a destek vermek için İzmir’de dolaşıyor….

    55 milyon doları AKP cebinden vermedi, milletin parası harcadı…

    Astronot Gezeravcı acaba, CHP, SOL PARTİ, TİP, TKP, İYİP, DEM, Yeniden Refah ve isimlerini sayamadığım diğer partilerinin mitinglerine davet edilse gider mi?

    Ya da gönderilir mi?

    Gitmez ya da gönderilmezse hukuki müeyyidesi olur mu? (!!!)

    Devletin astronotu mu, Cumhur İttifakı’nın astronotu mu?

    Sadece AKP kullanacaksa, uzay yolculuğu ücreti 55 milyon doların vergilerimizden verildiğine göre AKP’den tahsil edilmesi gerekmiyor mu?

    Bu sorularıma cevap veremeyeceklerini biliyorum…

    Fikri Sağlar’ın yazısının devamı

  • Fikri Sağlar : Yoksulluk kalıcı hale geldi, Artık açlık var.

    Fikri Sağlar : Yoksulluk kalıcı hale geldi, Artık açlık var.

    Türkiye’de siyaset o kadar kirlendi ki, artık yurttaşlar, yolsuzluk, hırsızlık, usulsüzlükleri kanıksar hale geldi. Hatta devletin soyulması, vergilerinin işbirlikçilere gitmesine bile kimse ses çıkarmıyor. Çarşı pazar yanıyor. Her gün açıklanan zamlarla yaşam daha da pahalılaştı.

    Yoksulluk kalıcı hale geldi. Artık açlık var.

    Çiftçi üretemiyor. Zaten İktidar, bilinçli olarak üretmesini de istemiyor. Düşünün, yerli tohum kullanmak yasakladı. Yani, kendi köylümüzü değil, emperyalist ülkelerin çiftçisini kazandırmayı önceliyorlar. Son 21 yılda, 3 Trakya büyüklüğünde tarım alanı yok edildi. Sudan başta olmak üzere, 129 ülkeden 159 çeşit tarım ürünü alıyoruz kimse aldırış etmiyor.

    Hele emeklilerin hali perişan. Aç dolaşıyorlar! 13 milyon emeklinin sesi duyulmuyor.  Birkaç cılız gösteri ve yorulmuş birkaç ses, sorunlarını duyurmaya yetmiyor. İktidar ise “Güneydoğu’da çıkan petrol, 100 bin varile ulaşınca emeklinin maaş sorunun çözeceğiz” diyerek adeta  onlarla dalga geçiyor.

    Daha bir yıl önce, 11 ilde deprem felaketi yaşandı. Resmi kaynaklara göre 50 bin 96 yurttaşımızın öldüğü, 107 bin 204 yaralımızın olduğu ve 520 bin bağımsız birimin yıkılmış ya da ağır hasarlı olarak tespit edildiği açıklandı. Aradan bir sene geçti. Bu arada Cumhurbaşkanlığı seçimi de oldu. Bol bol Vaatler verildi.

    Sonra?

    Siyasiler timsah gözyaşları(!) dökerken, devleti yönetenler bu felaketi unuttu…

    Depremzedeler hala çadırlarda yaşam savaşı vermeye devam ediyor, yani felaketler katlanarak sürüyor.

    ∗∗∗

    Bilinmeli ki 21 yıldır tüm bu yokluk ve felaketler karşısında vicdanı sızlamayan AKP iktidarı, “Siyaset ve siyasetçisinin gerçek yüzünü” gösterdi. Çağdaş bir ülke istemeyen, Atatürk’e hınç duyan, kendi gibi olmayana nefret ve kin kusan bu siyasetçi, artık kendini saklamıyor. Kalitesi düşük, bağımlı ve cahil olan bu siyasetçi profili, ülkede “Cahiliye dönemini” yaşatarak soygun düzenin olabildiğince devam etmesini istiyor. Yurttaşların inancını sömürerek kendi hırsızlıklarının üzerini örtmeye çalışıyor.

    Laik düzen, bu meczup anlayışın önündeki tek engeldir! Laik düzende düşünce ve ifade özgürlüğü, bağımsız yargı, iktidarları sorgulama hakkı vardır. Yani demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış vardır. Anlaşılan o ki onlar,

    Fikri Sağlar’ın yazısının devamı

  • Fikri Sağlar : Asıl failler kimler?

    Fikri Sağlar : Asıl failler kimler?

    Geçtiğimiz cuma ve cumartesi günü Türkiye yeniden yasa büründü!

    Irak’ın kuzeyinde yaklaşık 2 yıldır süren “Pençe-Kilit Harekâtı” bölgesindeki çatışmalarda, 12 askerimizin şehit düştüğü haberini aldık!

    Teröristler tarafından gerçekleştirilen hain saldırıda, iki günde, 12 askerimizin hayatını kaybetmesi ülkemizde infial yarattı.

    İktidarın hamaset dolu nutuklarından kendimiz arındırarak, yaklaşık 2 yıl süren bir harekâtın, neden bitirilemediği ve verilen bunca şehittin sorumluluğunu AKP iktidarının üstlenmediğini neden sorgulamıyoruz?

    Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, yaşananlar sonrası yaptığı açıklamada; “Askeri harekatta şehit verebilirsiniz, ancak, iki yıla yakın süredir devam eden bir operasyon var. Bu süre normal değildir. Operasyon dediğimiz sınırlı süreyle, sınırlı hedeflere yönelik bir askeri harekattır. Daha ne kadar süre şehit vermeye devam edeceksiniz ve ne amaçla?

    Siz TSK olarak bir yıl 8 ay kaldığınız bölgede bu kadar şehit veriyorsanız burada bir sorun vardır.” diyerek devam ediyor. “Askeri harekatın başarı kriteri, kaç tane adam öldürdüğünüz değildir.”

    Bu sert açıklamaya şu ana kadar Millî Savunma Bakanlığından bir açıklama gelmedi.

    Bırakın açıklamayı ortada Bakan yok, adeta kayboldu!

    İlginç olan da bu!

    ∗∗∗

    Mecliste AKP bilinen seçim oyunu gereği, tüm partilerin imzasıyla bu acı olay hakkında bir “ortak bildiri” açıklanması teklifi yaptı.

    Bu kez CHP bu bildiriye imza atmadı.

    CHP’nin gerekçesi haklı ve ibretlikti!

    Önce şu iyi bilinmelidir ki, “Bu konuda asıl sorumlu bugünkü siyasi yönetimdir.”

    ∗∗∗

    AKP kendi erkini sürdürmek adına gençlerin ölmesine göz yuman bir anlayışı 21 yıldır sürdürüyor. Çatışmadan siyasi çıkar elde etmek için yapay mevziler yaratıyor.

    Toplumun milli duygularıyla oynuyor!

    TBMM’yi bilgilendirme zorluluğu olan iktidar, ortak bildiriyle şehitlerin vebalini herkese yüklemek istiyor…

    Ancak CHP, bu oyuna gelmemiş, siyasal İslamcı uyanıklığına alet olmamıştır…

    ∗∗∗

    CHP ayrı bir bildiri açıklayarak terörü kınamış, AKP’nin aksine, terör ve terörü teşvik eden güçleri lanetlemiş ve şehitlerimiz için YAS İLAN edilmesini istemiştir!

    Bu farklılık bile AKP’nin terör konusunda samimiyetinin sorgulanması için yeterli kıstastır!

    ∗∗∗

    Kuzey Irak’ta şehit düşen 12 askerden Piyade Sözleşmeli Er Enis Budak’ın cenaze töreninde bir grup kişi, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e “Özgür dışarı” sloganları atarak tepki gösterdi…

    Manisa’daki şehit cenazesinde yaşanan provokasyona ilişkin CHP Lideri Özgül Özel; “AKP’li bir isim cenazede provokasyon yapılarak saldırı olacağını, cenazeye katılmamı yeniden değerlendirmem gerektiği defalarca söylemişti…

    Cenazeye katıldım. Çünkü CHP’nin bir geri adım atması ve bir santim eğilmesini fırsat bilen AKP, bu millete diz çöktürür. Buna izin vermeyeceğiz” diyerek provokasyonun arkasında AKP’nin olduğunu işaret etti

    ∗∗∗

    AKP’nin bu numaraları artık bayatladı!

    Nitekim Ankara/Çubuk’ta bir şehit cenazesi bahanesiyle önceki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu da linç etmeye kalkışmışlardı!

    Ahlaksızca yapılan bu vahim provokasyonlar halen hafızalardayken Özgür Özel’e yapılanlar boş bir iddia olarak algılanmamalıdır!

    ∗∗∗

    Geçtiğimiz yıllarda açıklanan HDP Manifestosuyla “Silahın bırakılması ilan edilmiş ve Kürt Sorunun çözümü ve barışın oluşturulması için konuşulacak yerinin TBMM ve muhatabının da HDP olduğu” açıklanmıştı…

    Edirne’de tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde PKK’nın hain saldırısı sonucu 12 askerin şehit olmasına ilişkin, “Bizim içimiz yanıyor. Ben defalarca söyledim. Dün toprağa verilen 12 asker benim kardeşimdir. Bu ülkenin yoksul halkının evlatlarıdır. Keşke barışı sağlayabilseydik, onlar yaşayabilselerdi” ifadelerini kullanarak çok önemli bir konuya değindi…

    Demirtaş’ın bu samimi sözleri, AKP iktidarının her seçim yaklaşırken defalarca tekrarladığı, milliyetçi duyguları sömüren “hamaset siyasetini” bir kez daha açığa çıkarıyor!

    Demirtaş ve HDP tarafından beyan edilen “Barış, dayanışma ve kardeşlik anlayışının” bilinmesine karşın, her terör olayı sonrası Meclis’teki Kürtleri ve Siyasi Partilerini düşman göstermek hem ahlaki hem siyasi hem de vicdani çöküşün sonucudur. Gerçek şu ki; emperyalistlerle iş birliğinde bulunan ve BOP eş başkanları olduklarını gururla söyleyen siyasal İslamcılar ülkenin birlik ve beraberliğini bozmak isteyenlerdir!

    ∗∗∗

    Şehitlerin aile evlerini, ocaklarını herhalde ibretle izlediniz.

    Hepsi yoksul ailelerin çocukları… AKP iktidarı ülke kaynaklarını çarçur ettiği ve istihdam yaratmadığı için, gençler ekmek kapısı olarak paralı askerlik yapmak zorunda kalıyorlar!

    Şimdi seçim dönemi, korkarım ki, şehit haberleri artacak!

    Soldaki partilere yalanlarla saldırılacak! Tabii ülkeye ve gençlere bir kere daha yazık olacak!

    AKP’nin taşıdığı vebal çok büyük!

    ∗∗∗

    Gücün temeli bilgi sahibi olmaktır.

    Bilgili toplum, olayların gerçek faillerini görür ve sahtekarları tanır!

    Aldanmaz, gereğini yapar…

    Fikri Sağlar’ın yazısı

  • Fikri Sağlar : Görev ağır!

    Fikri Sağlar : Görev ağır!

    14/28 Mayıs seçimleri üzerinden 7 ay geçti…

    Bu 7 ayda ülke daha da fakirleşti.

    İnsanlar, seçim sonrası  huzur ve refah içinde bir yaşam umuduyla beklerken zam faciasıyla karşı karşıya kaldı…

    Öyle ki bazı medya kuruluşları günlük zamları duyurmak için özel sayfalar hazırlıyor…

    Aslında ekonomiyi allak bulak edenlerden biri ve etkili olanı AKP’nin yandaşlarına kurdurduğu AVM’ler…

    Şimdi zam yaptıklarını saklamak için indirim reklamları veriyorlar…

    Temel gıda maddelerindeki artış yüzde ikiyüzlere ulaştı.

    Temizlik malzemelerindeki fiyat ayarlamalarını takip etmek mümkün değil.

    Bazı iş adamları fiyat ayarlamalarını, kalite ve kantiteyi düşürerek yapıyor. Böylece gizli zamla tüketiciyi aldatıyor…

    İktidar da milletin soyulmasını keyifle seyrediyor!

    Her gün akaryakıta “fiyat ayarlaması” geliyor. Oysa Brent petrolün varil fiyatı düşüyor…

    Yani Devlet en haksız ve acımasız vergiyi KDV ve ÖTV yoluyla alıyor…

    Alınan bu vergiler, kiralardan nakliyeye, ekmekten süte varıncaya kadar tüm hayatı daha da pahalılaştırıyor…

    İnsanlar eziliyor, yoksul ve aç kalanların sayısı giderek artıyor…

    ∗∗∗

    Bugün, geleceğini düşünemeyen bir ülkede yaşıyoruz.

    Ekonomisi çökmüş, tarımı yok olmuş, sosyal yaşantısı bitmiş, adaleti unutmuş bir toplum olarak yaşıyoruz…

    ∗∗∗

    Sade yurttaş, sığınacağı limanı kalmayınca yapılan zamları kanıksıyor.

    Örgütlü toplum oluşmayınca siyasetçinin eline bakıyor.

    Ama Meclis işlevsiz.  Devlet ise ilgisiz…

    Yurttaş patlamak üzere…

    Yerel seçimlerin sonucunu bekliyor…

    ∗∗∗

    CHP’nin yeni yönetimi, bu zor anlarımızda “gelecek hayali” olarak karşımızda duruyor…

    Özgür Özel’in ilk çıkışları ve yargı skandalını yönetme becerisi, şimdilik bir umut ışığı olarak kabul görüyor…

    Devletin yeniden yapılandırılması, gerçek demokrasinin önünün açılması, barış, dayanışma, hak ve özgürlüklerin hayalden gerçeğe dönüştürülmesinin, adalet dağıtan yargı sayesinde olduğu inancını CHP’nin genç kadrolarının taşıdığını biliyorum.

    Fikri Sağlar’ın yazısının devamı