Etiket: Emre Kongar

  • Emre Kongar:‘Aydının’ günümüzdeki görevi

    Emre Kongar:‘Aydının’ günümüzdeki görevi

    Aydın, insanlığa, topluma yol gösteren kişi demektir.

    Aydın, kendi kişisel menfaatini değil, insanlığın, toplumun çıkarlarını düşünen kişi demektir.

    Aydın, Doğru’yu İyi’yi ve Güzel’i, sadece kendisi için, kendi grubu için değil, her zaman, her yerde, herkes için savunan kişidir.

    ***

    “Aydın”ın çok önemli bir özelliği daha vardır:

    Ayrıntıda kaybolmaz; ana sorunu, temel çelişkiyi görür!

    Atatürk’ün Cumhuriyet Devrimi’nin ve çağdaş reformlarının, kısaca Atatürk’ün dehasının, sırrı burada yatıyor:

    Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş nedeninin, Endüstri Devrimi’ni yakalayamamış, Din-Tarım Dönemi’nde kalmış olmasından kaynaklandığını görmüştü.

    Bütün öteki çöküş nedenleri, askeri güçsüzlük, üretimde gerilik, yoksulluk, eğitimin yetersizliği ve okur yazarlığın olmaması, insan haklarının yokluğu, hepsi, insanlığın eriştiği Sanayi Devrimi’nin ve bu devrimin gerektiği siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel yapının gerisinde kalmış olmaktan kaynaklanıyordu.

    Cumhuriyet Devrimi ve onu izleyen “Devrim Yasaları”, bütün bu sorunları kökünden çözecek bir yapının temellerini atıyordu.

    Türkiye Cumhuriyeti’ne ilk karşı çıkış İstiklal Savaşı sırasındaki isyanlarla başlamıştı. Terakkiperver Cumhuriyetçi Fırka, iç isyanlar ve Demokrat Parti’yle devam etti.

    Bütün ülke sorunlarını çözebilecek olan eşitlikçi, özgürlükçü, çağdaş 1961 Anayasası, kabul edildiği andan itibaren aynı güçlerin saldırısıyla sürekli olarak erozyona uğratıldı ve sonunda 1980 darbesi ve onun sonucu olan 1982 Anayasası ile ülkeyi 16 Nisan 2017’de kurulan “Şahsım Devleti” yapısına taşıdı.

    “Şahsım Devleti”, 2023 ve 2024 seçimlerinde iktidarı kesin olarak yitirdiğini görünce 19 Mart 2025 Darbesi’ni başlattı.

    Ve ülke bu darbe sonunda CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı’na, CHP’ye, CHP’li belediyelere ve belediye başkanlarına karşı gerçekleştirilen yargı uygulamalarıyla 20 küsur yıldır yoksulluk ve adaletsizlik yaratan politikaların sonuçlarının doruğa ulaştıkları günümüzdeki boğucu ortama getirildi.

    Bugünkü “Ana Sorun”, “Temel Çelişki” gözden kaçırılmamalıdır: Sorun ne Ekrem İmamoğlu ne Özgür Özel ne CHP’nin geçmiş kurultayları ne de CHP’li belediyeler veya belediye başkanlarıdır:

    Emre Kongar’ın yazısının devamı

  • Emre Kongar:“Barış Komisyonu”

    Emre Kongar:“Barış Komisyonu”

    Cuma günkü yazımda ülkenin siyasal kaderini, çünkü rejimini etkileyecek olan, “adı konmamış” bir “Sürecin” taraflarını ve bu taraflar arasındaki çelişkileri yazmıştım.

    Bu “Sürecin” devamı için oluşturulan ve önceleri “Barış Komisyonu” adıyla, “Anayasa Komisyonu” olmadığı, ondan farklı bir komisyon olduğu vurgulanan “Komisyonun” ismi AKP tarafından “Terörsüz Türkiye” olarak öne sürüldü ama öteki partiler başka isimleri tercih ediyorlar:

    MHP, “Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu” diyor.

    CHP, “Terörsüz Demokratik Türkiye Komisyonu” diyor.

    DEM Parti, “Barış ve Demokratik Toplum Komisyonu” diyor.

    “Komisyon”un ismi üzerinde anlama yok ama yapısı açıklandı:

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un siyasi parti gruplarına gönderdiği yazıya göre, TBMM’de kurulacak 51 kişilik “Başkanlık Komisyonunda” AKP 21, CHP 10, DEM Parti ve MHP dörder, İYİ Parti ve Yeni Yol üçer milletvekili ile temsil edilecek.

    Ayrıca, TBMM’de grubu bulunmayan HÜDA PAR, Yeniden Refah, TİP, EMEP, DSP ve DP de komisyonda birer milletvekili bulunduracak.

    Böylece İktidar kanadı: AKP 21+MHP 4+ HÜDA PAR 1+DSP 1 sandalye olarak, öteki partilere ve gruplara muhtaç olmadan, doğrudan doğruya, 51 kişide 24’e karşı 27 kişi ile çoğunluğa sahip oluyor.

    Bu çoğunluğa, Yeni Yol’dan katılacak olur mu bilemem.

    DEM’in ne yapacağı ise belli değil.

    Bu durumda, İktidar dışındaki partilerin “Komisyonda” birer “Konu mankeni” olacağı, yani İktidarın, Komisyonu, “Terörsüz Türkiye” ve “Barış” bahanesi ile yapacağı (aynen TBMM’de uyguladığı gibi) bütün değişikliklerin ortamı olarak kullanacağı açık.

    Emre Kongar’ın yazısının devamı

    Okura not:

    Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

  • Emre Kongar: Naziler nasıl egemen oldu?

    Emre Kongar: Naziler nasıl egemen oldu?

    Sevgili okurlarım, her zaman ama özellikle bunalım dönemlerinde, sıkıntılı günlerde tarih okumayı seviyorum.

    İnsanlık nerelerden geçmiş, toplumlar hangi gelişme çizgilerini izlemiş, bu gelişme ve değişmeler sırasında ne hatalar yapılmış, bunların bedeli nasıl ödenmiş?

    Tarihteki beş konuyu daima merak etmişimdir:

    1) Yunan mitolojisi.

    2) Fransız Devrimi.

    3) Sovyet Devrimi.

    4) Türk Devrimi.

    5) Nazi çılgınlığı.

    Toplumbilim öğrencisi olarak bu konuları okumaya, öğrenmeye, düşünmeye, irdelemeye doyamadım.

    Muhtemelen doyamadan da öleceğim.

    ***

    Geçmişi irdelerken şunlar gözlerimin önünden geçer:

    1) Günlük bireysel iktidar hesaplarının ve zulmün anlamsızlığı…

    2) Aydınların ya da aydın geçinenlerin, kimi zaman aymazlığı, kimi zaman da ihaneti…

    3) Anlık zafer sevinçlerinin ya da yenilgi hüzünlerinin geçiciliği…

    4) Kahraman rolüne soyunmuş soytarılar, şaklabanlar ve sahtekârlar…

    5) Toplumların zaman zaman nasıl çıldırdığı, zaman zaman da nasıl kahramanlaştığı…

    6) Tarihin gerçek yargıç olduğu.

    ***

    Aşağıdaki yazı, İnternet sitemdeki bir makalemin son bölümü:

    “…Burada tartışmak istediğim konu, siyasal manevralar ya da ince hukuksal ve siyasal oyunlar değildir.

    Üzerinde durmak istediğim nokta ‘devleti ele geçirme mekanizmasının’ yani onlara (Nazilere) kamuoyu vicdanında ve siyasal-hukuksal ortamda tanınan ‘meşruiyetin’ temelleridir.

    Nazilerin meşruiyetlerinin iki temeli olduğunu görüyoruz:

    Bunlardan biri demokrasiyi sadece ‘oy kullanmaya’, yalnızca kaba bir ‘seçim mekanizmasına’ indirgeyen bir uygulama, ikincisi de ‘Germen ırkçılığıdır’.

    Bir başka deyişle, Naziler, ‘ideolojik meşruiyetlerini’ Germen ırkçılığından, ‘yasal-hukuksal meşruiyetlerini de’ ‘seçim mekanizmasından’ almışlardır.

    Sonuç olarak Alman toplumunun ‘iyi ve normal bir bireyi’, devlet kavramı ile Nazi iktidarını özdeşleştiren bir süreç sonunda devlet karşısında korumasız ve yalnız bırakılmış, bu yalnızlaştırma sürecinin ‘mekanizması’ olarak ‘seçim’, ‘ideolojisi’ olarak da ‘Germen ırkçılığı’ kullanılmıştır.

    Böylece ‘meşrulaşan ve devletle özdeşleşen iktidar’, bireyi, kendi cinayet çarkının anlamsız ve karşı konulamaz bir parçası yapmıştır.

    Nazilerin uyguladığı soykırımdan alınacak iki ders:

    Bütün bu kuramsal çözümlemelerimiz gösteriyor ki demokrasinin ayrılmaz bir parçası olan ‘seçim mekanizması’ ve kimliğimizin önemli bir bölümünü oluşturan ‘milliyetçilik ideolojisi’ (ya da ‘dincilik ideolojisi’) son derece tehlikeli kavramlardır.

  • Emre Kongar: Çanakkale Zaferi kitap yasaklatır mı?

    Emre Kongar: Çanakkale Zaferi kitap yasaklatır mı?

    Bugün 18 Mart’ta kutlanan Çanakkale Zaferi’nin 110. Yıldönümü.

    Çanakkale zaferi, sadece Türkiye’nin değil, Dünyanın da tarihini değiştiren bir olaydır.

    ***

    1) Türkiye’nin tarihini değiştirmiştir çünkü Mustafa Kemal’in Atatürk olma yolundaki ilk büyük askeri başarısıdır.

    Mustafa Kemal, kara savaşına başlayan düşmanı Conkbayırı’nda durdurmuştur.

    Bu zafer Mustafa Kemal’in 57. Alay’a “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hâkim olabilir” emriyle kazanılmıştır.

    Atatürk, savaşın bu kritik anını şöyle anlatıyor:

    “…Hayvanları bıraktık, yaya olarak Conkbayırı’na vardık.

    …Vakanın en mühim anı bence budur:

    …261 rakımlı tepeden sahilin tarassut ve teminine memuren (gözetleme ve korunması göreviyle) orada bulunan bir müfreze efradının Conkbayırı’na doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm.

    Bizzat bu efradın önüne çıkarak:

    –Niçin kaçıyorsunuz? dedim.

    –Efendim düşman! dediler.

    –Nerede?

    –İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

    …Ben kuvvetlerimi bırakmışım, efrat on dakika istirahat etsin diye… Düşman da bu tepeye gelmiş… Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın!…

    …O zaman artık bunu bilmiyorum, bir muhakeme-i mantıkiye (mantıki durum tartışması) midir, yoksa şevki tabii (içgüdü) ile midir, bilmiyorum; kaçan efrada:

    –Düşmandan kaçılmaz, dedim.

    –Cephanemiz kalmadı, dediler.

    –Cephaneniz yoksa, süngünüz var, dedim.

    Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım, yere yatırdım…

    …Bu efrat süngü takıp yere yatınca düşman efradı da yere yattı.

    Emre Kongar’ın yazısının devamı

    Emre Kongar

  • Emre Kongar: CHP’nin asgari ücret tepkisi ve Özgür Özel’in hazır cevaplığı!

    Emre Kongar: CHP’nin asgari ücret tepkisi ve Özgür Özel’in hazır cevaplığı!

    Özgür Özel’i en az beş konuda eleştirdim:

    1) Genel Seçimler’den sonra “Erken Seçim gündemimizde yok” dediği için.

    2) “Yumuşama” diye başlayıp “Normalleşme” diye süren süreci başlattığı için.

    3) ABD’de, iktidarın yaptırdığı binayı savunduğu için.

    4) Meclis’te, iktidarın lideri gelirken (CB Başkanı olduğu için) CHP grubunun ayağa kalkmasını istediğinden dolayı.

    5) Parti içinde “Laiklik” konusunda birlik ve bütünlük sağlayamadığı için.

    Ama halka mitinglerle ulaşma stratejisinin ve hazırcevaplığının başarılarını da teslim etmeliyim.

    ***

    CHP, Asgari Ücret konusunda dün yaptığı açıklamada, Özgür Özel’in TÜRK-İŞ’i ziyaretinde söylediklerine ek olarak, şu çarpıcı ifadeleri kullanmış:

    Özgür Özel'den Türk-İş'e ziyaret: 'Komisyona katılmamaları son derece  anlamlı'

    “Hayal kurmanın bile hayalini kuramadığımız ülkede yaşar olduk.

    7 milyondan fazla asgari ücretli, 11 milyon emekli, dolayısıyla en az 70 milyon kişi açlık sınırının altında yaşarken tok yatan Saray iktidarı bizden değildir.

    Emevi Camisi’nde namaz kılma planı yapanlar, önce Türkiye’de emeklinin, emekçinin, ücretlinin, dar gelirlinin cenaze namazını kıldılar.

    Emre Kongar’ın yazısının devamı

  • Emre Kongar:Emperyalizm ve bir Türkiye manzarası

    Emre Kongar:Emperyalizm ve bir Türkiye manzarası

    Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cuma günü, yargılandığı mahkemede yaptığı konuşmada, Erdoğan hakkındaki iddialarını ısrarla tekrarladı, bir özeleştiri yaptı ve Emperyalizmin kurbanı olan bir Türkiye manzarası çizerek önümüzdeki tehlikelere de dikkat çekti.

    Kılıçdaroğlu’nu yıpratması beklenen bu dava, tam tersine hem onu güçlendirdi hem de iddialarını ısrarla ve inanarak tekrarlaması Erdoğan’a ve onun iktidarına siyaseten büyük zarar verdi.

    Aşağıda onun çizdiği, Emperyalizmin sömürdüğü Türkiye manzarası hakkındaki sözlerinin bazılarına yer verdim.

    ***

    Tarih kadar uzun bir yolculuktan geldim Sayın Yargıç…

    …Aslında, bu ülkeyi bölmek ve bizleri kendilerine köle yapmak için amansızca çalışan emperyalistlerdi bizim tek düşmanımız…

    …Biz; sağcı-solcu, seküler-dindar, Alevi-Sünni, Türk-Kürt değildik.

    Biz, dünyanın en güzel toprakları olan bu vatanda, barış, kardeşlik, huzur ve bereket içerisinde yaşama mücadelesi veren

    Ama işgalci güçler ve onların içimizdeki işbirlikçileri eliyle birbirini öldüren

    Gençlerini uyuşturucu baronlarının eline terk etmiş

    Çocuklarının eğitim-sağlık ve beslenme ihtiyaçlarını karşılayamayan

    Gelişmiş dünyanın çoktan unuttuğu saçma konular yüzünden kutuplaşmış

    Emeklisi aç

    Hastası tedavi edilemeyen

    Sınırları korunamayan

    Emeği sömürülen

    İnsanlık onuruna yakışan bir hayattan çok uzaklaşmış

    Ağız dolusu gülmeyi unutmuş

    85 milyon ve tek millet olan kardeşler olduğumuza inandım…

    …Büyük Ortadoğu Projesinin İlk aşaması şudur:

    Emre Kongar’ın yazısının devamı

  • Emre Kongar: VE UMUTSUZLUK YÜKSELİYOR

    Emre Kongar: VE UMUTSUZLUK YÜKSELİYOR

    Yargı çökünce, devlet de çöktü:

    Ülke, hemen hemen her gün bireysel düzeyde tüyler ürperten, toplumsal düzeyde ise deprem yaratan olaylara uyanıyor!

    Makro düzeyde, iktidarın Esenyurt Belediye Başkanı’nın yerine, “terör suçlamasıyla” kayyım ataması, İstanbul, Ankara Büyükşehir Belediyelerine “konser harcamaları dolayısıyla” soruşturma başlatması, siyasette deprem etkisi yaptı.

    En son büyük siyasal deprem ise iktidarın, Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay kararına uymaması ve Yargıtay’ın bir dairesinin bu karara karşı çıkması ile yaşanmıştı.

    Bireysel düzeydeki en son trajedi ise bir annenin, bebeğine, biberonla tiner içirerek öldürmesiyle yaşandı.

    Haberlere göre Kırıkkale’de, 23 yaşındaki bir kadının evlilik dışı doğan çocuğuna babanın sahip çıkmaması üzerine, anne bebeğiyle İstanbul’a gelmiş.

    Anne, bir parkta, 2 yaşındaki bebeğine biberonla tiner içirdikten sonra, Esenler’deki akrabalarına gitmiş.

    Bebek evde fenalaşınca Fatih’te bir hastaneye götürülmüş ve yoğun bakımda, 2 ay sonra ölmüş.

    Bu olayın duyulmasından birkaç gün önce de İzmir’in Selçuk ilçesinde 27 yaşındaki anneleri, kapıyı üzerlerine kilitledikten sonra, sattığı hurdaların parasını almaya gittiği sırada çıkan yangında, babaları hapiste olan 1 ile 5 yaş arasındaki 5 kardeş hayatını kaybetmişti.

    ***

    Hapisteki çocuklar hakkındaki bilgiler şöyle: (https://cisst.org.tr/hapishane-istatistikleri/)

    6.039 kadın mahpusun yanında annesi ile kalan 0-6 yaş grubu çocuk sayısı 759.

    Hapishanelerde 165’i kız çocuğu olmak üzere 12-18 yaş arası 3.690 çocuk bulunmakta.

    ***

    İktidarın, Meclis kararıyla, kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nden, bir gece, bir imza ile çıkması sonunda artan erkek şiddeti, kadınları katletmeye devam ediyor.

    Kadın bianet’in haberine göre, erkekler, Ekim 2024’te en az 49 kadını ve yedi çocuğu öldürdü.  

    Ekim’de en az 29 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı.

    Erkekler, Ekim’de en az 79 kadına şiddet uyguladı, en az 58 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, 40 kadını taciz etti.

    Erkekler, iki kadına tecavüz etti, en az 49 kadını seks işçiliğine zorladı.

    Erkekler, yılın ilk on ayında en az 327 kadını öldürdü.

    Sadece son birkaç olay ise şöyle:

    Bursa’da bir kişi boşanma aşamasında olduğu eşi Özlem’i boğarak öldürdü.

    Malatya’da boşanma aşamasındaki eşi tarafından otomobil içerisinde vurulan Nuran hayatını kaybetti.

    Antalya’da Fadim, 3 ay uzaklaştırma kararı aldırdığı eşi tarafından öldürüldü.

    ***

    VE UMUTSUZLUK YÜKSELİYOR:

    Ve hâlâ AYM ve AİHM kararları uygulanmıyor.

    Ve Kavala, Demirtaş ve Gezi mağdurları hâlâ hapiste.

    Ve OHAL mağdurları hâlâ hak arıyor.

    Ve ulusal ve uluslararası suç örgütleri her yerde.

    Ve uyuşturucu bağımlığı artıyor.

    Ve şiddet artıyor.

    Ve dolandırıcılık artıyor.

    Ve enflasyonun ezdiği halkın geçim sıkıntısı artıyor.

    Ve doktorlar gibi, mühendisler gibi, bilgisayarcılar gibi meslek mensupları, ülkeyi terk ediyor.

    Ve gücü yeten aileler çocuklarını eğitim için yurtdışına yolluyor.

    Ve iktidar, toplumu daha çok baskı altına almak, medyayı iyice susturmak için, yeni yasalar peşinde…

    Ve Kürt sorunu tartışmasını da bu manzaraya rağmen, yönetim süresini uzatmak için kullanıyor!

    Emre Kongar’ın yazısı

  • Emre Kongar:‘İsrail Türkiye’ye saldıracak’ safsatası

    Emre Kongar:‘İsrail Türkiye’ye saldıracak’ safsatası

    Erdoğan/AKP iktidarı, “İsrail’in Filistin ve Lübnan’dan sonra gözünü dikeceği yer bizim vatan topraklarımız olacaktır” dedi ve sanki gerçekten böyle bir durum varmış gibi, muhalefetin “yeni bir bilgi yok” yorumu yaptığı, bir de gizli TBMM oturumu yaptı.

    22 yıllık Erdoğan/AKP iktidarının gerçekdışı yorumlar yaptığı, hayali düşmanlar yarattığı, dünkü dostlarına bugün düşman, dünkü düşmanlarına bugün dost dediği bilinen bir gerçek.

    Ama doğrusu, İsrail’in Türkiye’ye saldıracağına ilişkin sözler, bütün gerçekdışı iddiaları bile geride bırakacak derecede fantastik ve hayali bir safsata!

    ***

    İsrail’in, Batı’nın kendi Yahudi soykırımını affettirmek için destelediği bir haydut devlet olduğu ve Gazze’de Filistinlilere karşı soykırım benzeri bir katliam yaptığı açık bir gerçek.

    Türkiye’deki iktidarın, İslami duyarlılıkları olan kendi seçmenine rağmen, İsrail’e stratejik malların satışına devam ettiği de Metin Cihan gibi gazetecilerin ortaya çıkardığı bir başka gerçek.

    Sanıyorum, iktidar sadece içerde çok sıkıştığı ve dikkatleri dışarıya çevirmek istediği için değil, aynı zamanda kendi seçmenine rağmen İsrail ile ticarete devam etmesinin yarattığı çelişkiyi örtbas etmek için böyle bir söylem gerçekleştirdi.

    ***

    Emekli Büyükelçi Süha Umar, 8 Ekim tarihinde muhalif.com.tr’de iktidarın eylem ve söylemlerindeki İsrail çelişkileri üzerine uzun bir yazı yazdı ve yazısının sonunda, kısaltarak alıntıladığım sekiz soru sordu:

    1) İsrail’in böyle emelleri olduğu biliniyordu ise bu planın en önemli aracı olan Büyük Ortadoğu Projesi Eş Başkanı olmak, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun mudur?

    2) Mısır’ın adeta İsrail yandaşı olması ile, İsrail’in Ortadoğu’da yayılmasının önündeki iki güçlü devletten biri olan Suriye’nin -diğeri İran-, BOP’un en büyük destekçisi ABD ile birlikte parçalanmasına katkıda bulunmak Türkiye’nin çıkarına mıdır?

    3) Özal döneminde Irak’ın kuzeyinde yaratılmasına katkıda bulunduğumuz bir Kürt ünitesinin, Suriye’nin kuzeyinde de ortaya çıkmasına, güçlenmesine yol açmak ne kadar çıkarımıza olmuştur?

    4) Uzun yıllar Ortadoğu’da adı bile olmayan Rusya’nın, güneyimize, Suriye’ye yerleşmesine yol açmak Türkiye’nin ne kadar çıkarınadır?

    5) İsrail’in Türkiye üzerindeki emellerinden bu kadar emin idiysek, onun Doğu Akdeniz gaz ve petrol projelerinde Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile birlikte hareket etmesine yol açan yanlış adımlarımızın Türkiye’ye büyük maliyetini göremedik mi?

    6) Hamas’ı bugün bile terör örgütü olarak görmediğimizi, BM’de tüm dünyanın önünde tekrarlayarak, Hamas’a verdiğimiz destek, İsrail’in ekmeğine yağ sürmek değil midir?

    7) Devlet adamının görevi, halkını gerçekliği oldukça tartışmalı dış ve iç tehditlerle korkutmak mıdır?

    Yoksa doğru politikalarla böyle tehditlerin ortaya çıkmasını önlemek, ortaya çıktığında da gereken önlemleri belirlemek ve almak mıdır?

    8) Yoksa bu sözler de “Siyasette böyle sözler söylenir. Ciddiye almamak gerekir” söyleminin bir başla örneği midir?

    ***

    Benim aklıma başka sorular da geliyor:

    1) Kürecik Radar Üssü’nün gayri resmi işlevleri ve buradan İsrail’e destek sorunu.

    2) Bütün nüfusu 9.5 milyon olan İsrail’in zaten gayri resmi sayıları 10 milyonu geçmiş bulunan sığınmacı/düzensiz göçmen işgali altındaki ülkemize karşı nasıl bir tehdit oluşturabildiği ve bunun kendisi için yaratacağı sorunlar.

    3) Ağır suçlamalardan sonra, yapılan tehditler üzerine, rahip Andrew Brunson’u ABD’ye, gazeteci Deniz Yücel’i Almanya’ya yollayan iktidarı, Batı’ya bağımlılığı.

    4) NATO üyesi olmayan İsrail’in NATO üyesi olan Türkiye’ye saldırmasının stratejik olanaksızlığı.

    ***

    Dış politika yazılarımın sürekli ana fikri:

    Emre Kongar’ın yazısı

  • Emre Kongar: Sinan Ateş, Narin Güran, Reşit Kibar ve Şeyda Yılmaz…

    Emre Kongar: Sinan Ateş, Narin Güran, Reşit Kibar ve Şeyda Yılmaz…

    Sinan Ateş, Narin Güran, Reşit Kibar ve Şeyda Yılmaz…

    Hepimizi infiale sevk eden art arda gelen bu cinayetler…

    Hemen hemen her gün biri öldürülen kadınlar…

    Çocuklara tecavüzler…

    Hayvanların toplu biçimde katledilmeleri.

    Bir toplumda olup biten her şeyden esas olarak iktidar sorumludur:

    Hele bir iktidar Türkiye’de olduğu gibi, 20 yıldan fazla yönetimde kalmış ve rejimi değiştirmişse toplumsal, siyasal ve ekonomik olaylardaki sorumluluğu normal iktidarların çok daha ötesindedir.

    ***

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesi Mustafa Kemal Atatürk, reformlarını, 1923-1938 arasındaki 15 yıla sığdırmıştı.

    Kurucu irade yönetiminin, İsmet İnönü döneminde de devam ettiğini ve Çok Partili Düzen’e geçtiği 1 Kasım 1945’te sona erdiğini düşünsek ve bu 15 yıla 7 yıl daha eklesek bile, ancak 22 yıl ediyor.

    Düşünün ki din ilkelerini politikalarının temeli yapan ve şimdi FETÖ diye terör örgütü ilan ettiği Cemaat ile birlikte, yasama ve yürütme erklerine ilaveten yargı erkini de kötüye kullanarak Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini sarsan Erdoğan/AKP iktidarı, Türkiye’yi, Atatürk-İnönü dönemindeki kurucu iradeden daha uzun bir süredir ülkeyi yönetiyor.

    Dolayısıyla, toplumda gittikçe yükselen nezaketsizlik ve terbiyesizlik üslubunun, şiddetin, özellikle kadınlara yönelik şiddet ve cinayetler ile çocuklara yönelik şiddet ve tecavüzlerin yaygınlaşmasının sorumlusu elbette bu iktidardır.

    Sorun hem Hukuk Devleti’nin tahribi, hem sömürü düzeninin daha derinleştirilerek emekçilerle emeklilerin iyice yoksullaştırılması ve toplumsal dengelerin tümüyle altüst edilmesi hem de gittikçe yaygınlaşan uyuşturucu sorunudur.

    Bir başka deyişle, Erdoğan/AKP döneminde, Hukuk Devleti’nin tahribi ve bu tahribin sonunda yargıya güvenin yok olması ile cezasızlık sendromu…

    Yargı ile birlikte, güvenlik güçlerinin de siyasal etki altına alınması…

    Sömürünün acımasız bir biçimde artması…

    Uyuşturucu bağımlılığının yaygınlaşması…

    Hiç kuşkusuz, Şeyda Yılmaz’ın katledilmesinin, daha doğrusu onu öldüren katilin ortaya çıkmasının arka planındaki toplumsal ortam sorunlarıdır.

    (Sinan Ateş, Narin Güran, Reşit Kibar ve neredeyse her gün biri öldürülen kadın cinayetleri için de aynı yorumlar geçerlidir.)

    ***

    Bu bağlamda, Fernas işçilerinin Bağımsız Maden İş Sendikası ile Soma’dan Ankara’ya başlattıkları yürüyüş, ülkedeki sömürü düzeninin dışavurumlarından sadece biridir.

    Emre Kongar’ın yazısının devamı

  • Emre Kongar : Yumuşama aldatmacası

    Emre Kongar : Yumuşama aldatmacası

    Ağır bir grip ve tam bir ses kaybı yaşadığım hastalık döneminde, konuşma, gezme ve yazıp çizme imkânım olmadı ama bu nedenle, olayları ve kamuoyunun tepkilerini yattığım yerden sürekli olarak daha derinliğine ve genişliğine izlemek olanağına kavuştum.

    ***

    Erdoğan, “Türk siyasetinde yumuşama sürecini başlatalım istiyorum” demiş.

    Siyasetteki gerginlik, 22 yıldır bu toplumun temellerini kemiriyor, rejimi değiştiriyor, ahlakını bozuyor, insanları hapse mahkûm ediyor, herkesi yoksullaştırıyor!

    Hiç kimse benim kadar siyasal gerginliğin toplumu tahrip edici etkilerinden şikâyet edemez.

    Keşke Erdoğan’ın bu sözleri gerçeği yansıtıyor olsa.

    Ama hiç de öyle olduğunu sanmıyorum.

    Çünkü kamuoyunda oluşan yargılar çok farklı.

    ***

    Kamuoyunda “Hangi Erdoğan bunu söylüyor” sorusuna verilen yanıtlar, özet olarak şöyle:

    1) Toplumu bölmek, ayrıştırmak, kişi ve grupları düşmanlaştırmak, insanlarla kavga etmek, onlara hakaret etmek strateji ve taktiklerini, siyasetinin ve iktidarının temeli yapan, 22 yıldır toplumsal değerlerimizin, barış içinde birlikte yaşama kültürümüzün yozlaştırılmasına yol açan…

    2) Yasalara aykırı olarak verilmiş olan geçersiz oyları da saydırarak Anayasa’yı değiştiren, Parlamenter Demokrasiyi “Şahsım Devletine” dönüştüren, bu rejim darbesini “Atı alan Üsküdar’ı geçti” diyerek ilan eden, böylece Cumhuriyet’in “Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti” niteliklerini zedeleyen…

    3) Kendisini eleştirenlere ya da muhaliflerine aşağıdaki sözlerle hakaret eden… “Adi, ahlaksız, affedersin Ermeni, alçak, ananı da al git, (bunlar) ateist, cibilliyetsiz, çapulcu, çakal, çamur, çürük, edep fukarası, edepsiz, eşkıya, gafil, geri zekâlı, haysiyet fukarası, haysiyetsiz, imansız, iki ayyaş, İsrail dölü, kan emici, kitapsız (dinsiz anlamında), (bunlar) komünist, mankafa, namert, namussuz, onursuz, ölü sevici, rezil, sanatçı müsveddesi, sefil, şerefsiz, soysuz, sürtük, terörist, tezek, vampir, virüs, yalaka, (bunlar) Zerdüşt, zürriyetsiz.”

    4) Yargı mekanizmasını kendisine bağlayarak Hukuk Devleti’ni ve ülkedeki Adalet duygusunu yok eden, yargı bağımsızlığını yaralayan, haksız ve hukuksuz davalarla insanları hapiste çürüten…

    5) Meclis’i işlevsiz bırakan…

    6) Tarafsızlık yemini ettiği halde, sürekli olarak taraflı davranan…

    7) Gerek iç ve gerekse dış politikada çok hızlı karar değiştiren ve birbirine zıt uygulamalara imza atan…

    8) Milli Eğitim’i dinselleştirip dogmatikleştirerek çağdaşlıktan uzaklaştıran ve çocuklarımızın geleceklerini karartan…

    9) İzlediği ekonomik ve mali politika ile geniş kitleleri, özellikle de emekli ve emekçileri yoksullaştıran…

    10) Kendilerine oy vermeyen belediyelerdeki halkın hizmet alamayacağını belirten…

    11) İfade özgürlüğüne sınırlama ve kısıtlamalar getiren, Demokratik Toplum Örgütü Liderlerini, gazeteci ve yazarları baskı altına alan, hatta hapse atan…

    AKP’nin Genel Başkanı Erdoğan!

    ***

    Kamuoyunda, “Bu yumuşama söyleminin arkasında bir ‘Yeni Anayasa’ tartışması başlatmak ve böylece ikinci sıraya düşen partinin iktidar ömrünü uzatmak tuzağı yatmaktadır” izlenimi hâkim.

    Emre Kongar’ın yazısının devamı