Etiket: eğitim iş sendikası

  • Eğitim-İş, “ÖĞRETMENİ HEDEF GÖSTEREN DİL BU TABLONUN PARÇASIDIR”

    Eğitim-İş, “ÖĞRETMENİ HEDEF GÖSTEREN DİL BU TABLONUN PARÇASIDIR”

    Resim

    İstanbul’un Çekmeköy ilçesindeki Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde meydana gelen bıçaklı saldırıda öğretmen Fatma Nur Çelik yaşamını yitirdi, iki öğretmen ve bir öğrenci yaralandı. Olayın ardından eğitim camiasından tepkiler yükseldi. Eğitm-İş İzmir Konak’ta bir araya gelerek İzmir İl milli eğitim müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Eğitim- İş kurucusu Yüksel Adıbelli’de katıldı. Açıklamada sık sık “Fatma Nur öğretmen ölümsüzdür”, “Tarikatın bakanı Yusuf Tekin istifa”, “Mustafa Kemal’in öğretmeniyiz” sloganları atıldı.

    Yaşananların münferit bir olay olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen Eğitim-İş İzmir 3 No’lu Şube Başkanı Barış Düdü, “Bu ülkede okulda yine bir öğretmen öldürüldü. Artık yeter! Eğitim yuvasında, çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin en güvende olması gereken yerde bir meslektaşımız katledildi” dedi.

    Hayatını kaybeden öğretmenin 44 yaşında olduğunu hatırlatan Düdü, “Uzun süredir okula gelmeyen bir öğrencinin elini kolunu sallayarak bıçakla okula girebilmesi ve iki öğretmenle bir öğrenciyi hedef alabilmesi bir güvenlik zaafıdır. Bu tablo bir ‘münferit olay’ değildir; yıllardır görmezden gelinen uyarıların sonucudur” diye konuştu.

    Öğrenciyle ilgili rehberlik görüşmeleri yapıldığını, tutanaklar tutulduğunu ve psikiyatrik tedavi sürecinin bilindiğini ifade eden Düdü, “Buna rağmen gerekli önlemler alınmamıştır. Bu açık bir ihmal zinciridir. Bu sorumluluk öğretmenin ya da okul idaresinin üzerine yıkılamaz” ifadelerini kullandı.

    “KAMU OTORİTESİNDEN SÖZ EDİLEMEZ”

    Düdü, “Bir kamu çalışanı görev yaptığı yerde devlet tarafından korunamıyorsa orada kamu otoritesinden söz edilemez” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e seslenen Düdü, “Daha kaç öğretmenimizin can vermesi gerekiyor? Okullardaki güvenlik açığının bedelini canımızla mı ödeyeceğiz? Öğretmenler her gün ölüm korkusuyla mı derse girecek?” sorularını yöneltti.

    “ÖĞRETMENİ HEDEF GÖSTEREN DİL BU TABLONUN PARÇASIDIR”

    Şiddetin tek bir failinin olmadığını vurgulayan Düdü, öğretmenleri itibarsızlaştıran siyasi dilin de bu tablonun bir parçası olduğunu söyledi. “Öğretmeni ötekileştiren, ‘herkes öğretmenlik yapabilir’ diyerek mesleği değersizleştiren anlayış bu iklimi beslemektedir” dedi.

    Düdü, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür” sözünü hatırlatarak, “Bugün öğretmene değer verilmeyen bir sistemin sonucu ile karşı karşıyayız” diye konuştu.

    “EĞİTİMDE ŞİDDET YASASI DERHAL ÇIKARILMALIDIR”

    Eğitim-İş İzmir 3 No’lu Şube Başkanı Barış Düdü, çözüm önerilerini de sıraladı. Okullarda şiddetin nedenlerinin bilimsel olarak ortaya konulması gerektiğini belirten Düdü, “Eğitimde Şiddet Yasası derhal çıkarılmalıdır. Tüm eğitim kurumlarında etkin güvenlik önlemleri alınmalı, eğitimcilerin ve alan uzmanlarının katıldığı somut bir eylem planı hazırlanmalıdır” dedi.

    Faillerin caydırıcı şekilde cezalandırılması gerektiğini ifade eden Düdü, şiddeti meşrulaştıran medya içeriklerinin de denetlenmesi çağrısında bulundu.

    “OKULLAR BARIŞIN VE BİLİMİN MEKÂNI OLMALIDIR”

    Açıklamasında küresel çatışmalara da değinen Düdü, savaş politikalarının çocukları ve eğitim alanlarını hedef aldığını belirterek, “Çocuklar bombaların gölgesinde değil; barış içinde, güvenli okullarda eğitim görmelidir. Öğretmenler ölüm korkusuyla değil, onurla ve güven içinde ders anlatmalıdır” dedi.

    “Artık yeter!” diyerek sözlerini sürdüren Düdü, “Eğitim yuvaları; gerici yapıların, sermayenin ve şiddetin değil; bilimin, laikliğin ve özgürlüğün mekânı olmalıdır. Öğrencilerimizin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanıncaya kadar susmayacağız, mücadele edeceğiz” ifadelerini kullandı.

  • MERSİN’DE ÇEDES davasında gözler idari yargıda!

    MERSİN’DE ÇEDES davasında gözler idari yargıda!

    Mersin’in Akdeniz ilçesine bağlı Karaduvar Mahallesi’ndeki İsa Öner Anadolu Lisesi‘nde 2024 yılında skandal bir olay meydana geldi.

    Akdeniz İlçe Müdürlüğü’nden geldiklerini söyleyen bir grup; okulun konferans salonunda öğrencileri topladı. Ancak görevli öğretmenler A.D. ile E.S, öğrencilerin ders saatinde, veli ve öğretmen izni olmadan toplantıya götürülmesine karşı çıktı. İki öğretmen, öğrencileri salondan çıkıp sınıflarına gitmeleri için uyardı.

    Çoğunluğu Arap Alevi kimliğinden olan mahalle sakinleri de bu gelişmeler üzerine okul idaresine, “Çocuklarımızı bizden habersiz müftülük etkinliğine götürmeyin” diye dilekçe verdi.

    Okul idaresinin şikâyeti üzerine öğretmenler A.D ve E.S hakkında soruşturma açan Akdeniz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, önce öğretmenleri okuldan uzaklaştırdı; ardından “dini eğitimi engelledikleri” gerekçesiyle bir maaş kesme cezası verdi.

    “OĞLUMU SALONDAN ÇIKARDIK, SORAN VELİLERE DE BİLGİ VERDİM”

    Öğretmenlerin örgütlü olduğu Eğitim-İş Sendikası da, bu idari cezaya karşı Mersin 2. İdare Mahkemesi’nde dava açtı.

    Davanın ilk duruşmasında öğretmen A.D., o gün ders saatinde müftülükten geldiklerini söyleyen kişilerin toplantı salonunda öğrencileri topladıklarını, o dönemde 9. sınıfta olan kendi oğlunun da salona götürüldüğünü, salona giderek oğlunu oradan aldığını ve kendisinden izin alınmamasına tepki gösterdiğini anlattı.

    Image

    A.D., Karaduvar sakinlerinden bazı kişilerin kendisine ulaşması üzerine de “Okul idaresinin sizden izin yazısı alması gerekir” diyerek velilere bilgi verdiğini kaydetti.

    “OKUL İDARESİ WHATSAPP GRUBUNDAN BİLGİ VERMİŞ”

    Eğitim-İş Sendikası’nın avukatı Uğur Uğuz da, duruşmada Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) okullarda uygulamak istediği ÇEDES projelerinin yasal dayanağının olmadığını söyledi.

    Davaya konu etkinliğin, okulun yıllık ve aylık planında olmadığını, öğretmenlerin ders saatindeki bu etkinlikten sonradan haberdar olduklarını ve okul idaresinin Whatsapp grubu üzerinden öğretmenlere bilgi verdiğini kaydeden Uğuz, şöyle konuştu:

    Ders saatinde sınıf dışında yapılacak etkinliğe katılacak öğrencilerin velilerinden izin kağıdı alınması gerekirken bu olayda okul idaresi müftülüğün etkinliğine katılmak istemeyen ailelerden yazı istemiş ve fiili durum oluşturulmuştur. Müvekkilim A.D de bu fiili duruma tepki göstermiş ve o an salonda olan oğlunu alıp çıkmıştır. ÇEDES dini eğitim değildir. Bunu Milli Eğitim Bakanı da açıklamıştır. Okullarda dini öğretimin kim tarafından nasıl yapılacağı da yasalarla belirlenmiştir. Bu olayda müvekkilime “dini eğitimi engelleme” gerekçesiyle ceza verilmesinin hukuka uygun olmadığı görüşündeyiz.

    Mersin 2. İdare Mahkemesi heyeti, kararını 15 gün içinde açıklamak üzere duruşmayı sonlandırdı.

    “UYGULAMA MÜFTÜLÜK ÜZERİNDEN YÜRÜYOR”

    Duruşma sonrasında açıklama yapan Eğitim-İş Mersin Şube Başkanı Yakup Tekin, konuya ilişkin yapğtığı açıklamada, şunları kaydetti:

    “ÇEDES uygulaması çevre ve değerler eğitimi üzerine düşünülürken  bir de baktık ki okullarda uygulama, müftülük üzerinden, lise mezunu, herhangi bir pedogojik formasyon almamış, bir eğitim almamış gençler üzerinden uygulama devam ettirilmeye çalışıldı.  Okuldaki, sınıftaki bütün sorumluluk sınıf öğretmenindedir. Sınıf öğretmeni izin vermezse hiçbir uygulamaya katılamaz öğrenciler. ÇEDES bir dini eğitim değildir. ÇEDES protokol gereği öğrencilerin çevreye duyarlılığını artırmak, milli manevi değerlerini artırmak için yapılan bir eğitimdir. Bu eğitim zaten okul saatlerinde yapılamaz, ders saatlerinden öğrenciler alınıp yapılamaz. Ama bakıyoruz ki uygulamada rahatlıkla okulun salonuna toplanıyor ve dini, siyasi eğitim veriliyor. Gazze şehitlerini anma, ölüm olayını meşrulaştırma, öldüğün zaman cennete gitme kavramlar anaokulu dahil bütün kademelerde veriliyor ve bu eğitimden çocuklar pedogojik olarak olumsuz etkileniyor.”

    Kaynak:Cumhuriyet.com.tr

  • Eğitim-İş Sendikası, ‘EĞİTİMDE EN AĞIR TAHRİBAT LAİKLİK ALANINDA’

    Eğitim-İş Sendikası, ‘EĞİTİMDE EN AĞIR TAHRİBAT LAİKLİK ALANINDA’

    Eğitim-İş Sendikası’nın düzenlediği “Nasıl Bir Eğitim? Nasıl Bir Okul?” isimli sempozyumun açılışı dün Ankara’da bir otelde yapıldı. Sempozyumda; eğitimin geleceği, müfredat, öğretmen yetiştirme, okulların fiziki koşulları, çocuk hakları, okul sağlığı, kamusal eğitim hakkı gibi başlıklar tartışıldı. Sempozyumun açılış konuşmasını Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay yaptı.

    Türkiye’de eğitimin içinde bulunduğu tablonun acı, net ve derin olduğunu kaydeden Özbay, “Yıllardır uygulanan politikalar eğitimi tesadüfen değil, bilinçli biçimde çökertmiştir; gerici ve piyasacı bir anlayış eğitime nüfuz etmiş, artık dönüşüm aşamasına geçilmiştir. Bugün cumhuriyet değerlerinden kopuk, eleştirel düşünceyi dışlayan, dini siyasetin aparatı hâline getiren bir zihniyetin şekillendirmeye çalıştığı, sorgulamayan, itaat eden bir nesil hedeflenmektedir. Eğitim, toplumu ortak gelecekte buluşturan bir zemin olmaktan çıkarılmaktadır. Eğitim, kamusal bir hak olmaktan çıkarılmış; velinin gelirine, bütçesine, yaşam koşullarına bağlı bir ayrıcalığa dönüştürülmüştür. Eğitim piyasaya devredilmiş, ticarileştirilmiş, çocukların geleceği ekonomik koşullara göre belirlenir hale gelmiştir. Binlerce kurs ve etüt merkezi, yani dershanelerin yeni ambalajlı hâli, ülkeyi baştan başa kaplamıştır. Öyle ki yalnızca Ankara’nın Çankaya ilçesinde bile özel eğitim kurumlarının sayısı devlet okullarını geçmiştir. Bu tablo, eğitimin kamu güvencesinden koparılarak ekonomik bir ayrıcalığa dönüştürüldüğünün en somut kanıtıdır” diye konuştu.

    ‘EĞİTİMDE EN AĞIR TAHRİBAT LAİKLİK ALANINDA’

    Eğitimde en ağır tahribatın laiklik alanında yaşandığını vurgulayan Özbay, “Gerici müfredat eliyle pozitif bilim derslerinin sayısı azaltılmış, içeriği boşaltılmış; felsefe, kültür, sanat ve sosyal gelişim dersleri geri plana itilmiş; dogmatik içerikler öne çıkarılmıştır. Bakanlık, adım adım Diyanet’in bir alt kurumu gibi yapılandırılmış; tarikatların, cemaatlerin ve piyasa aktörlerinin belirlediği bir karar mekanizmasına dönüştürülmüştür. Eğitim politikaları, pedagojik gerekliliklere göre değil, Saray’ın ideolojik yönelimlerine göre şekillendirilmekte; TÜGVA, TÜRGEV ve benzeri yapılar ile Maarif Vakfı’na tanınan ayrıcalıklar, adeta paralel bir Millî Eğitim Bakanlığı yaratmaktadır. Böylece eğitim, kamusal bir hizmet olmaktan çıkarılarak siyasetin, ideolojinin ve piyasanın müdahalesine açık bir alana dönüşmüştür” dedi.

    ‘ÖĞRETMENİ YOKSULLAŞTIRAN DÜZEN’

    Öğretmen emeğinin değersizleştirilmesinin en çarpıcı göstergesinin atama politikaları olduğunu belirten Özbay, “Öğretmeni yoksullaştıran ve güvencesizleştiren bir düzenin çocuklara güvenli ve sağlıklı bir gelecek sunması mümkün değildir” ifadelerini kullandı. Eğitimle gelecek arasındaki bağın kopma noktasına geldiğine dikkat çeken Özbay, “Okullar; güvenin değil, güvensizliğin, umutların değil, belirsizliğin üretildiği alanlara dönüşmüş durumdadır” diye konuştu. Özbay, çocukların suça eğilimli hale gelmelerinin, eğitime yeteri kadar önem verilmemesinden kaynaklandığını söyledi.

    ‘EĞİTİMDE ÇÖKÜŞÜN SİYASİ SORUMLULUĞU VAR’

    Eğitimdeki çöküşün bir siyasi sorumluluğu olduğunu kaydeden Özbay, “AKP’nin yıllardır izlediği eğitim politikaları; kamusal eğitimi zayıflatmış, özel okulları büyütmüş, MESEM’lerle çocuk işçiliğini kurumsallaştırmış, okul öncesini piyasanın ve dini yapıların alanına terk etmiş, öğretmeni güvencesizleştirmiştir. Bu süreç, Yusuf Tekin döneminde daha da derinleşmiştir. Bugün öğretmen; ekonomik olarak tükenmekte, mesleki olarak yalnızlaştırılmakta ve güvencesizliğe mahkûm edilmektedir” dedi.

    ‘TOPLUMUN AYNASI ÇOCUKLARDIR’

    Çocuğun gelişiminin bireysel bir mesele değil; toplumsal, politik ve kamusal bir örgütlenme meselesi olduğunu ifade eden Özbay, “Toplumun aynası çocuklardır; geri kalan her şey onların ardından gelen gecikmiş yansımadır. Bu ülkenin çocuklarının deneme tahtası olmasına izin vermeyeceğiz; öğretmen emeğinin değersizleştirilmesine seyirci kalmayacağız; eğitim hakkının pazarlık masasına sürülmesine müsaade etmeyeceğiz. Geleceğimizi, bilimle, akılla ve kararlılıkla yeniden inşa edeceğiz” ifadelerini kullandı. Sempozyum bugün yapılacak konuşmalar ile sona erecek.

    Kaynak:Cumhuriyet.com.tr

  • Eğitim-İş Sendikası, Öğretmen emeklisi ve ücretli öğretmen ek işe ihtiyaç duyuyor

    Eğitim-İş Sendikası, Öğretmen emeklisi ve ücretli öğretmen ek işe ihtiyaç duyuyor

    Eğitim-İş Sendikası emekli ve ücretli öğretmenlerin yaşadığı ekonomik çıkmaza ilişkin bir anket yaptı. Ankete Türkiye genelinde 577 emekli ve ücretli öğretmen katıldı. Katılımcıların yüzde 66’sını emekli, yüzde 34’ü ücretli öğretmenler oluşturdu. Emekli öğretmenlerle ilgili yapılan ankette, 25 yıl hizmet veren 1/4 derecesindeki emekli öğretmenin bugün emekli olması halinde ortalama maaşı 33 bin 998 TL olarak açıklandı. Ek iş yapmaya ihtiyaç duyan 65 yaş üstü emekli öğretmenlerin oranının yüzde 28 olduğu görüldü. Eşi çalışmayan emekli öğretmenlerde ise bu oran yüzde 69 oldu. Emekli öğretmenlerin yüzde 59’unun çocukları için ayırdığı aylık ortalama eğitim masrafı en az 15 bin lira olarak belirlendi.

    Image

    YÜZDE 14’Ü TATİLE GİDEBİLİYOR

    Emekli öğretmenlerin yüzde 46’sının aylık ortalama mutfak maliyeti 11 bin lira ile 20 bin lira arasında oldu. Yüzde 26’lik bir kesimin ise mutfak maliyetleri 21 bin ile 30 bin lira olarak ölçüldü. Geri kalan yüzde 28’lik kısımın yüzde 14’ünün 10 bin lira altı, diğer yüzde 14’ünün de 30 bin liranın üstünde bir mutfak maliyeti olduğu görüldü. Emekli öğretmenlerin yüzde 32’sinin fatura maliyeti 2 bin 1- 4 bin lira arası olurken, yüzde 28’nin 6 bin lira üzerinde fatura maliyeti olduğu belirlendi. Maaşları ile en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan emekli öğretmenlerin yüzde 93’ü tasarruf yapamadığını ifade etti. Emekli öğretmenlerin yüzde 37’si şehir dışına hiç çıkamadığını belirtirken, yalnızca yüzde 14’ü tatil için şehir dışına çıkabildiğini söyledi.

    MAAŞININ YARISINDAN FAZLASI ÇOCUĞUN EĞİTİM MASRAFINA GİDİYOR

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen ihtiyacı olmasına karşın öğretmen ataması yapmamak için çıkarttığı, bazen maaşların asgari ücretin bile altında kaldığı ücretli öğretmenlik uygulamasına dahil olan öğretmenlere yönelik yapılan araştırmada ise; sayıları 100 bine yakın olan ücretli öğretmenlerin yaşadıkları ekonomik çıkmaz ve bunun öğretmenlerin gelecek planlamasına olan yansımaları görüldü. Asgari ücretin bile altında kalan ücretle geçim mümkün olmadığı için öğretmenlerin yüzde 75’i ek iş yapma ihtiyacı duyduğunu ifade etti. Emekli öğretmenlerde olduğu gibi ücretli öğretmenlerin de büyük çoğunluğunun (yüzde 48) çocuklarının eğitim maliyeti 15 bin liranın üstünde oldu.

    Image

    ŞEHİR DIŞINA BİLE ÇIKAMIYORLAR

    Ücretli öğretmenlerin yüzde 41’i ise kira ödediğini söyledi. Bu oranın yaklaşık yarısı kadarının kira maliyeti ise 20 bin liranın üstünde oldu. Yine öğretmenlerin yüzde 32’sinin mutfak maliyeti; 11 bin lira ile 15 bin lira arasında olurken, yüzde 16’sının 15-20 bin lira aralığında olduğu görüldü. Ücretli öğretmenlerin yüzde 41’inin fatura için aylık ayırdıkları bütçenin ise 2 bin 1- 4 bin lira arasında olduğu belirtildi. Ücretli öğretmenlerin yüzde 92’si geleceğe dair tasarruf yapamadıklarını belirtirken, bekar öğretmenlerin yüzde 97’si ise ücretli öğretmenlik geliri ile mevcut ekonomik şartlarda evlenebilmesinin mümkün olmadığını düşündüğünü açıkladı. Ankete katılan ücretli öğretmenlerin yarısı şehir dışına hiç çıkamadıklarını ifade etti.

    ‘YOKSULLAŞMAYA DERHAL SON VERİLMELİ’

    Sendikanın ankete ilişkin yayımladığı sonuç kısmında ise şu ifadelere yer verildi: “Çalışan ve emekli tüm öğretmenlerimizin yüksek refah düzeyinde yaşamaları, geçim sıkıntısı çekmemeleri hem öğrencilerin geleceği hem de öğretmenlerimizin verimi için başat gerekliliktir. Bu nedenle sürekli emeklilere yönelik geliştirilen olumsuz algıya ve çalışan, emekli fark etmeksizin emekçiler üzerinden geliştirilen tasarruf ve enflasyonla mücadele politikalarının sonucu olan yoksullaşmaya derhal son verilmelidir.”

     

  • Barış Pehlivan: O müdürün sırtını sıvazlayan karar

    Barış Pehlivan: O müdürün sırtını sıvazlayan karar

    Ergin Kaya Kırbıyık’ı hatırlar mısınız?

    Hani, Bursa’daki Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu’nun müdürü.

    Hani, yardımcısının odasına kapıyı kırarak giren kişi.

    Hani, “Okulda başı açık kız öğrenci olamaz, herkesin başını kapatması gerek” diyen sözde eğitimci.

    Takip edenler bilir, Eğitim-İş Sendikası eğitim hakkını engelleyen bu okul müdürünün hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Peki, bu şikâyeti alan Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ne yaptı?

    Şüpheli müdür Ergin Kaya Kırbıyık’ın ifadesini aldı mı? Hayır.

    O skandal sözlerin kullanıldığı toplantıya tanık velileri dinledi mi? Hayır.

    Araştırdı mı? Suçlamanın ne anlama geldiğine baktı mı? Başı açık öğrencilerin okula alınmamasının anayasaya aykırı olduğunu okudu mu? Hayır, hayır, hayır!

    Şunu yaptı: Davayı geçtik, soruşturma yapılmasına bile gerek yok!

    Yanlış okumadınız…

    Masamda 17 Eylül tarihli, Bursa Cumhuriyet Savcısı Ahmet Aşkın’ın üç sayfalık bir kararı var.

    Şu uzun cümleyle başlıyor:

    “Şikâyetçi vekilinin 28/08/2024 tarihli dilekçesinde özetle; Bursa Mahmut Celalettin Ökten Ortaokulu müdürünün 450-500 kişilik düzenlenen veli bilgilendirme toplantısında ‘başı açık öğrenciye karışırım’ beyanlarında bulunduğunu iddia ederek şikâyette bulunmuştur.”

    Sonrasında savcı uzun uzun AİHM kararlarına atıf yapıp lafı şuraya getiriyor:

    “Şikâyete konu olayın ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirildiği, somut olayda adli soruşturma yapılmasını gerektirir suç ya da suç unsuru bulunmadığı, araştırma yapılmasını gerektirir bir durumun olmadığının açıkça anlaşıldığı, bu nedenle ihbarla ilgili CMK’nin 158/6. maddesi gereğince soruşturma yapılamayacağı kanaatine varılmıştır.”

    Özetle bir okul müdürünün, “Okulda başı açık kız öğrenci olamaz, herkesin başını kapatması gerek” diye velileri uyarması “ifade özgürlüğüymüş!”

    Bazı kararlar karşısında ne desek eksik kalıyor.

    ‘SIRTINI YASLADIĞI SİYASİ İKTİDAR…’

    Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay’ı aradım ve savcılığın şikâyetlerine dair bu kararını nasıl yorumladığını sordum. Özetle şunları söyledi:

    “Okul müdürü, öğrencilerin yaşam tarzlarına ve kıyafetlerine müdahale etmeyi kendine hak görerek ‘başı açık kız öğrenci istemediğini’ açıkça ifade etmiştir. 

    Emin olun ki MEB yetkilileri bu zihniyeti sizden bizden iyi tanıyor. Eğitim ortamlarında olmaması gereken bu zatı atayanlar ve göstermelik soruşturmalarla geçiştirenler yaşananların asıl sorumlusudur diyerek uyarmıştık. 

    Eğitim kurumları, hiçbir bireyin kişisel inançlarını ve ideolojilerini dayatacağı yerler olamaz! Ancak ne yazık ki bu müdürün hukuksuz eylemlerine karşı yaptığımız suç duyurusuna savcılık, soruşturma açılmasına bile gerek görmemiştir. Şikâyet edilen kişi şüpheli sıfatını dahi almadan, olayın içeriğine girilmeksizin bu utanç verici durum görmezden gelinmiştir.

    Bir okul müdürünün, başı açık kız çocuklarının eğitim hakkını yok saymasını, anayasaya ve insan haklarına aykırı bir şekilde ayrımcılık yapmasını, ‘ifade özgürlüğü’ kapsamında değerlendiren bu karar, laik eğitimin karşı karşıya kaldığı tehdidin devlet mekanizmaları tarafından nasıl teşvik edildiğini açıkça göstermektedir. Böyle bir tavırla, anayasal haklarımıza ve toplumumuzun değerlerine saldıranlar korunmakta ve ödüllendirilmektedir.

    Bu olay, yalnızca bir müdürün pervasızca sergilediği bir saldırı değil, arkasında sırtını yasladığı siyasi iktidarın desteğiyle cesaret bulduğu bir eylemdir. Bu cesaret, laikliğe, demokratik değerlere ve tüm topluma karşı yapılan sistemli bir saldırının yansımasıdır.”

    Barış Pehlivan’ın yazısı

  • Eğitim-İş’ten MEB önünde siyah çelenkli protesto: Yasanıza boyun eğmeyeceğiz

    Eğitim-İş’ten MEB önünde siyah çelenkli protesto: Yasanıza boyun eğmeyeceğiz

    Eğitim-İş Sendikası üyeleri, Öğretmenlik Mesleği Kanun teklifini ve yeni müfredatı protesto etmek için Milli Eğitim Bakanlığı önüne siyah çelenk bıraktı. Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Bakanlığı ve Bakanı bir kez daha uyarıyoruz. Çağ dışı müfredatınızı tanımıyoruz. Çağ dışı müfredatı ve tarikatlar ve cemaatlerle yaptığınız protokolleri uygulatmaya zorlamak istediğiniz bu meslek kanununa asla boyun eğmeyeceğiz” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş da yasal mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek, parti olarak gelecek hafta içerisinde sendikalarla bir araya gelerek eğitimin sorunlarını görüşeceklerini söyledi.

    Eğitim ve Bilim İşgörenleri Sendikası (Eğitim-İş), eğitim politikalarını ve Öğretmenlik Mesleği Kanunu teklifini protesto etmek için Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) önüne siyah çelenk bıraktı. Eğitimciler, Meclis’te görüşmeleri ekim ayına bırakılan Öğretmenlik Mesleği Kanun teklifi ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla duyurulan yeni müfredatın geri çekilmesini talep etti. Eş zamanlı olarak Türkiye genelinde de il Milli Eğitim Müdürlükleri önünde açıklama yapılarak siyah çelenk bırakıldı.

    Ankara’da MEB önündeki eylemde açıklamayı Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay yaptı. Eğitimciler, “Direne direne kazanacağız” sloganı attı.

    Özbay, “Bugün Milli Eğitim Bakanlığı önünde, Bakanlığı ve Bakanı bir kez daha uyarıyoruz. Çağ dışı müfredatınızı tanımıyoruz. Tarikat ve cemaatlerle eğitim ortamında yarattığınız, yaratmak istediğiniz fiili işgale izin vermeyeceğiz. Öğretmenlik Meslek Kanunu ile birlikte çağ dışı müfredatı ve tarikatlar ve cemaatlerle yaptığınız protokolleri uygulatmaya zorlamak istediğiniz bu meslek kanununa asla boyun eğmeyeceğiz” diye konuştu. Türkiye genelinde Eğitim-İş olarak Milli Eğitim Müdürlükleri önüne de siyah çelenk bıraktıklarını söyleyen Özbay, “Biz Cumhuriyet’in öğretmenleri ve eğitim emekçileriyiz. Biz halkın öğretmenleriyiz. Biz her koşulda cumhuriyet dersi vermeye devam edeceğiz” dedi.

    “Saray’ın ve bakanlıkların koridorlarında hazırlanan…”

    Öğretmenlik Mesleği Kanun teklifinin öğretmenleri “meslekten tasfiye etme kanunu” olduğunu söyleyen Özbay, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Meclis’te birçok kanun görüşülüyor. Ama Türkiye’de artık herkes şunu biliyor ki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çoğunluk iradesi üzerinden aslında Meclis ruhu ortadan kaldırılmıştır. Yasaların, kanunların hiçbiri maalesef ki milletvekilleri tarafından özgür iradeleri ile hazırlanıp, oylandığı bir süreci yaşamamaktayız. Saray’ın ve bakanlıkların koridorlarında hazırlanan kanunlar, çoğunluk olduğu anlayışıyla milletvekillerin ellerine tutuşturuluyor. Hayvan hakları kanunu diyorsunuz, hayvanlara ötanazi çıkıyor. Vergi kanunu diyorsunuz, halkın daha da yoksullaştığı, yoksullaşmış halkın üzerine daha fazla yük bindiriyorsunuz. Öğretmenlik Meslek Kanunu diyorsunuz, ama hepimiz biliyoruz ki bu öğretmenliği mesleksizleştirme kanunudur. AKP iktidarının kendi memurunu yaratma projesidir. Buna izin vermeyeceğiz.

    “Bütün yurttaşları eğitime ve cumhuriyete sahip çıkmaya çağırıyorum”

    Bu kadar öğretmenlerin ve eğitimcilerin itirazına rağmen, bakanlığın bu meslek kanunun çıkması için yoğun çabasını görüyoruz. Milli Eğitim Komisyonu’nda da ifade etmiştim. Günlerce Meclis’in yanında Eğitim-İş’in ‘öğretmenler odasını’ kurduk. Sonunda geldiğimiz noktada Milli Egemenlik Parkı, polis barikatlarıyla çevrildi. Yakında burayı da polis barikatlarıyla çevirecekler. Halkın Meclis’i ve sokakları halka kapalı. Bu anlayış, Cumhuriyet karşıtı bir anlayıştır. Bugün öğretmenlere karşı yapılan saldırı, Cumhuriyet’e yapılan saldırıdır. Bütün yurttaşları eğitime ve Cumhuriyet’e sahip çıkmaya çağırıyorum.”

    Özçağdaş: “Önümüzde bir fırsat penceresi var”

    Eğitim-İş’in protestosuna destek veren CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş ise konuşmasında şunları kaydetti:

    “Türkiye’de 1.2 milyon öğretmen var. 20 milyon çocuğumuz okullara gidiyor. Dolayısıyla her ailenin eğitim ile ilişkisi var. İktidarın kendisinin de kabul ettiği üzere eğitim, en başarısız olunan alan. Maalesef mevcut Bakan, kendisinden önce gelen bakanların da her yaptığını bozan, eğitimde de kadrolaşmak, kendilerinin ideolojik takıntıları çerçevesinde bir çağ dışı eğitim manifestosuyla devam etmek niyetinde.

    CHP olarak gerek iktidarın söz verip tutmadığı mülakat meselesinde gerekse Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli olarak bilinen müfredata Danıştay’da dava açtık. Yasal platformlarda mücadelemizi sürdürüyoruz. Meclis komisyonlarında uzun uzun anlattık. Bir cevap alamadık. Kanunu yazanların bile tam olarak inanmadığı, sadece öğretmenleri eleyebildikleri kadar eleyerek kendilerine bir kadro yaratmak isteyenlerin hazırladığı bir kanun teklifi. Önümüzde bir fırsat penceresi var. Herkesin derdini çözebilecek bir yasa teklifini hazırlamak için yeterince vaktimiz var. Bu müfredatı uygulamak için zamanımız var. Sayın Bakan ve bürokratlarına sürekli itirazlarda bulunduk. Süreçli cevabı siyasi olarak aldık. Oysa ki Türkiye’nin bu meseleyi akademisyenlerle, eğitim fakülteleriyle, sendikalarla çalışması lazım. Öğretmenlik Meslek Kanunu, hiçbir öğretmenin derdini çözmüyor. Öğretmenlerin gerçek sorunlarını ele alan bir iş yapalım. CHP olarak gelecek hafta içerisinde sendikalarımızla bir araya gelerek eğitim alanındaki sorunları görüşüyor olacağız.”

  • “Laiklik, eğitim sistemimizin de temel taşıdır”

    “Laiklik, eğitim sistemimizin de temel taşıdır”

    Eğitim İş Sendikası, Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde yeni müfredatı protesto etti. Eğitim İş Sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay,” Burası Cumhuriyet’e meydan okuma yeri değil burası Atatürk ve devrimlerini yok sayma yeri değil, burası geleceğin mimari öğretmenleri itibarsızlaştırma yeri değil, burası tarikat ve cemaatlerin yuvası değil, burası Milli Eğitim Bakanlığı” dedi.

    Eğitim İş Sendikası, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ni protesto etmek için Milli Eğitim Bakanlığı önünde toplandı. Sendika Başkanı Özbay, “Burası Cumhuriyet’e meydan okuma yeri değil. Burası Atatürk ve devrimlerini yok sayma yeri değil. Burası geleceğin mimari öğretmenleri itibarsızlaştırma yeri değil. Burası tarikat ve cemaatlerin yuvası değil” dedi. Bakan Tekin’e tepki olarak “tasdikname” veren Özbay, konuşmasının devamında, şunları kaydetti:

    “Biz öğretmenler her sene sonunda karne verirken velilerimize şunu söyleriz ‘Bu karne biraz da sizin karneniz. Yani öğrencinin bazı notlarını yeterli görmüyorsanız dönün kendinize bakın’ Şimdi bugün de Milli Eğitim Bakanı’na eğitimin ve eğitim emekçisinin gerçek sorunlarını görmediği için burada gerçek sorunları anlatma günü. Ama karneyi de hak etmediği için tasdikname vermeyi uygun gördük.”

    ”Eğitim sisteminin sistematik olarak gericileştirildiğini ve niteliksizleştirildiğini, yeni müfredatın da eğitimi parçaladığını” kaydeden Özbay, “İktidarın sorgulamayan nesiller yaratma gayreti bu müfredatta vücut bulmuştur. Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinden biri olan laiklik, eğitim sistemimizin de temel taşıdır” dedi.

    Gençlerin tarikatlara mecbur bırakıldığının altını çizen Özbay, “Tarikat ve cemaatlerle yapılan protokoller ülkenin kurucusuna bile dil uzatıldığı halde koltuğundan edilmeyen yöneticiler ne olduğunu bir tek AKP’nin bildiği milli ve manevi değerlere aykırı düşmezken o değerler bir kız çocuğun mutlu gününde giydiği bir kıyafetle de yerle yeksan olmaz” diye konuştu..

    “Öğretmenin adı var, fikri yok, değeri yok”

    Sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacağını söyleyen Özbay,  şöyle konuştu:

    ”Kadınların ve kız çocuklarının bedeni üzerinden söz hakkı olduğunu sanan Türkiye Cumhuriyeti’nin laik bir ülke olduğunu, Atatürk’ün dediği gibi bu ülkenin asla şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi haline getiremeyeceğini kabul ile idrak edemeyen tüm sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Karma eğitimi tartışmaya açan, kız ve erkek öğrencilerin daha çocuk yaşta yan yana olmasından rahatsız olan zihniyetin kafasında bir sapkınlık var. O nedenle eğer bugün karma eğitimi tartışmaya açıyorsanız kız ve erkek öğrencilerin daha çocuk yaşta bile yan yana oturmasından aklınıza türlü türlü, sapkınca, sapıkça fikirler geliyorsa bunun sorumlusu sizsiniz. Ve Eğer ki görevini bu şekilde kötüye kullanan, kız çocuklarını en özel gününde okul dışında bırakıp önüne jandarma dikilmesine rağmen eğer görevden almıyorsanız buradan ne tadını koyalım? Bu işin sorumlusu Bakan Yusuf Tekin’dir. Eğer bugün görevden almıyorsanız siz de bu işin sorumlusunuz. Sizin hakkınızda da suç duyurusunda bulunacağınızı ilan ediyorum. Öğretmenlik meslek kanunu yani öğretmene bir mobbing kanunu. Öğretmenin adı var, Fikri yok, değeri yok. Diplomasını geçersiz kılmak istenen tek meslek artık öğretmenliktir. Üniversite mezuniyeti uzmanlık belgesi olan diploması artık yok içindedir.”

    “Cumhuriyet değerlerini korumaya devam edelim”

    Yeni müfredat modelinin öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırıldığını belirten Özbay, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Öğretmenlik mesleği itibarsızlaştırılarak eğitimdeki nitelik düşürülmeye çalışılıyor. Bu taslaklar sadece eğitimi değil tüm toplumu olumsuz etkileyecek ve Türkiye’nin geleceğini tehlikeye atacaktır. Bu taslaklara karşı sessiz kalmayacağız. Laiklikle bilimsel eğitimden taviz vermeden, Atatürk ve Cumhuriyet’i savunarak, öğretmenlik desteğinin saygınlığını korumak için hep birlikte mücadeleyi büyütmeliyiz. Sesimizi yükseltelim. Bu gerici adımlara hep birlikte dur diyelim. Eğitimde laiklik, bilimsellik ve öğretmenlik Için hep birlikte mücadeleyi büyütelim. Atatürk’ün içinde yürümeye, cumhuriyet değerlerini korumaya devam edelim.”

  • ÇEDES skandalı bitmiyor…

    ÇEDES skandalı bitmiyor…

    Ankara’nın Mamak ilçesinde öğrencilerin camiye sabah namazına çağrılmasının ardından, yeni bir gelişme de Bursa’da yaşandı. Gürsu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okullara gönderilen bir yazı ile öğrenciler kız ve erkekler ayrı camilere yıl sonu etkinliğine davet edildi. Hukukçular ve eğitimciler, İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün kararına, “Laikliği ve bilimselliği savunmaya devam edeceğiz” tepkisini gösterdi.

    Ankara Mamak Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nce okullara gönderilen yazıyla, ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri kapsamında LGS’ye girecek öğrenciler ve velileri sınav öncesi sabah namazına çağırılmıştı.

    KIZ VE ERKEK AYRIMI

    Ankara’nın ardından bir benzer olayda Bursa’da yaşandı. Gürsu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından okullara gönderilen bir yazı ile öğrenciler kız ve erkekler ayrı camilere yıl sonu etkinliğine davet edildi. Etkinliğin gönüllülüğe dayalı ve veliden izin belgesi olması koşuluyla yapılacağı belirtildi.

    “ANAYASA’YA AYKIRILIK TEŞKİL EDİYOR”

    Gürsu İlçe Milli Eğitim Müdürü Ömer Faruk Bektaş imzasıyla yayımlanan yazı şöyle:

    “İlçe Müftülüğü’nün ilgi (a) Protokole istinaden; (ÇEDES) “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi” Kapsamında 12/06/2024 tarihinde saat 13.00’te İlçemiz Fetih Cami’sinde Erkek öğrencilere yönelik, 13/06/2024 tarihinde saat 13.00’te Kız öğrencilere yönelik Ensar Cami’sinde Yıl Sonu Etkinliği düzenlemek istediklerine ilişkin ilgi yazı ve program ekte sunulmuştur.

    İlçe Müftülüğü’nün düzenlemek istediği ÇEDES Yıl Sonu Etkinliği programı kapsamında okullarımızda ilgili kulüp öğrencilerin gönüllülük esasına dayalı, ücretsiz olarak ve veli izin belgesi alınması kaydıyla, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Milli Eğitim Temel Kanunu ile Türk Milli Eğitim genel amaçlarına uygun olarak, ilgili yasal düzenlemelerde belirtilen ilke, esas ve amaçlara aykırılık teşkil etmeyecek ve eğitim-öğretimi aksatmayacak şekilde, denetimleri ilgili Okul Müdürlükleri tarafından gerçekleştirilmek üzere öğrencilerin katılımı Müdürlüğümüzce uygun görülmektedir.”

    HUKUKÇULAR VE EĞİTİMCİLER TEPKİLİ

    Laiklik Meclisi Sözcüsü hukukçu Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Eğitim-İş Sendikası Bursa Şube Başkanı Yeliz Toy, ilçe milli eğitim müdürünün kararını ANKA Haber Ajansı’na değerlendirdi.

    “Gün geçmiyor ki laik eğitim konusunda bir aykırılık ve ÇEDES adı altında çağdışı değerlerle okulların, öğrencilerin kuşatılması konusunda bir işlem ortaya çıkmasın” diyen Eminağaoğlu, şu ifadeleri kullandı:

    “Mamak İlçesi derken şimdi de Gürsü İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ait olduğu kamuoyuna yansıyan yazı içeriklerinden 2023 Şubat ayından bu yana Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında bir protokol imzalanıp ÇEDES adı altında yıl sonunda da ülkenin her yerinde öğrencilerin kızlı ve erkekli olarak camilere götürüldüğü ortaya çıkmıştır. Bunun anlamı, ÇEDES yoluyla bir yandan imamlar okula sokulmuş, öte yandan öğrenciler de camiye taşınır olmuştur. Öğrenciler için yıl sonundaki bu etkinliklerde veli istek koşulu aranacağı belirtilip meşru bir görüntü amaçlanmış ise de, uygulamada bu durum manevi bir zorlama, dolayısıyla mecburi hal almaktadır. Bu durum yaşanan örneklerle sabittir.”

    “ANAYASA’NIN DEĞİŞMEZ MADDELERİ BİLE DELİK DEŞİK EDİLMİŞTİR”

    Eminaoğlu, açıklamasının devamında “Laik eğitim anayasanın, anayasanın değişmez hükümlerinin gereği olmasına, bu konuda ülkemiz hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bile bulunmasına rağmen, genelge ve uygulamalarla anayasanın değişmez maddeleri bile delik deşik edilmiştir. Anayasa’daki laik eğitim maddelerine bağlı kalmayan, o maddelerden rahatsız olan, o maddeleri tanımayan bir siyasi iktidar, kuşkusuz yeni anayasa söyleminde bu konudaki anayasa maddelerini de hedefine koyacaktır” şeklinde konuştu.

    Yeliz Toy da “Geçmiş yıllarda sene sonu etkinlikleri kapsamında öğrencilerimizin yıl boyunca edindikleri bilgi ve becerileri sundukları kültürel ve sanatsal etkinlikler sergileniyorken, Yeni Türkiye’de bilim, kültür, sanat okuldan kovuluyor; öğrenciler tarikat ve cemaatlerin yöntemleriyle siyasi ve dini propagandaya alet ediliyor” dedi.

    “LAİKLİĞİ VE BİLİMSELLİĞİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ” 

    “Bursa’da ÇEDES kapsamındaki çalışmalar, özellikle yoksul emekçi ailelerin yaşadığı Gürsu ilçemizde yoğunlaşmaktadır” diyen Toy, şunları kaydetti:

    “Geçmişte Gülen cemaati gibi yapıların hedef aldığı yoksul emekçi aile çocukları bu kez ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ ile hedef alınmaktadır. Aynı örgütlenme modeline sahip çıkıldığını gösteren bu uygulamalar kaygımızı artırmaktadır. Gülen cemaatinden miras kalan modeli uygulama hevesindeki bu kamu yöneticilerinin geçmişleri iyi araştırılmalıdır. Bilinçaltlarına yerleşmiş olan bu ve benzeri FETÖ yöntemlerini uygulamaları engellenmelidir.”

    Toy açıklamasının devamında, “Cumhuriyet devrimimizin bize miras bıraktığı aydınlanmacı, ilerici, çağdaş değerlerin etrafında, laikliği insanlığın en kıymetli birikimlerimden kabul eden bir anlayışla; din ve siyaset propagandası yapan, okullarımızı ve çocuklarımızı buna alet eden kişilere geçit vermeyeceğiz. Laik, bilimsel, kamusal eğitimi, çağdaş değerleri, Cumhuriyeti ve bize kazandırdığı birikimi savunmaya, korumaya devam edeceğiz” ifadesine yer verdi.

  • Öğrencilere zorunlu seçmeli din dersi geldi!

    Öğrencilere zorunlu seçmeli din dersi geldi!

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yeni kararına göre ortaokul öğrencileri zorunlu din derslerinin yanında, seçmeli din derslerini de almak zorunda kalacak. Ayrıca tüm okullarda Arapçanın önü açıldı. Eğitimciler, MEB’in dayatmayla okulları dinselleştirdiğini belirtti.

    Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın Tebliğler Dergisi’nde yeni bir karar yayımlandı. Buna göre ortaokullardaki öğrencilere, “insan, toplum ve bilim”, “din, ahlak ve değerler” ile “kültür, sanat ve spor” seçmeli ders gruplarının her birinden en az bir ders seçilmesi zorunlu tutuldu.

    Buna göre öğrenciler, zorunlu din derslerinin yanında, seçmeli din derslerini de almak zorunda kalacak. MEB’in bu kararını yorumlayan eğitimciler, söz konusu adımın eğitimin dinselleştirilmesinin önünün açılması olarak değerlendirirken din derslerinin “zorunlu seçmeli” hale getirilmesini eleştirdi.

    Konu hakkında bir açıklama yapan Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Halihazırda etik dışı uygulamalarıyla bu dersleri seçmeli değil ‘dayatmalı’ haline getiren, okul yöneticilerine “din derslerini seçtirmeleri konusunda” her yıl usulsüz talimatlar veren MEB, bu kez bu dayatmayı daha sistemli hale getirmeye yönelik kritik bir adım atmıştır. Böylece öğrenciler artık zorunlu din dersinin yanında bir de ‘seçmeli’ zorunlu din dersleri almak durumunda bırakılmıştır” dedi.

    ‘HEDEFLERİ ARAPÇA DERS’

    Özbay, yine MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı eliyle yapılan yeni düzenlemeyle ortaokullardaki din derslerinin dört saate çıkarıldığını anımsattı ve şöyle devam etti:

    “İlgili kararın beşinci maddesinde aynı zamanda tüm ortaokullarda birinci sınıfta 18 saat Arapça dersi verilebilmesinin önü açılmıştır. Altıncı maddede ise ‘Velilerin talep ettikleri okullarda on ders saatine kadar her türlü eğitici faaliyet uygulanabilir’ ifadesiyle dernek maskesi takmış gerici vakıflarla daha sık etkinlik yapmaya yasal bir kılıf yaratılmaya çalışılmıştır. Aynı gerici uygulama, liseler için de geçerlidir.”

    Liselerde zorunlu din dersi sayısının kategori kurnazlığıyla haftalık en az 3 saate çıkarıldığını belirten Özbay, “Böylece iktidar bu hamlesiyle 2017’de yaptığı ortaokullarda ve liselerde din kültürü ve ahlak bilgisi ders saatlerini iki ders saatine çıkarmasının ardından arka yollarla bu saatleri daha da artırma yoluna gitmiştir. Türk okullarında Arapçanın önünü açan bu düzenlemenin yanı sıra Anadolu liselerinde ise ikinci yabancı dil olan Almanca ya da Fransızca dersleri zorunlu olmaktan çıkarılıp seçmeli hale getirilmiştir. Eğitimi biraz daha gericileştirecek olan, Cumhuriyetin temel ilkesi olan laiklik ile bariz aykırılıklar taşıyan bu düzenlemeler, eğitim emekçileri açısından da yeni mağduriyetlerin kapısını aralama tehlikesini barındırmaktadır” şeklinde konuştu.

    ‘ZORAKİ HALE GETİRİLMEMELİ’

    27. Dönem CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya ise konu hakkında şu ifadeleri kaydetti:

    “Dünyada bilime dayalı bir eğitimi savunmamız gerekirken bilimden uzaklaşan bir eğitim modelini hayata geçiriyoruz. Matematik, fizik, kimya gibi derslerde ders saati sayısı azalırken özellikle de çocukların gelişimi için sosyal bilimler, spor dersleri neredeyse yok denecek noktaya geldi. Din kültürü ve ahlak bilgisi derslerine öğretmen ataması da yapılmıyor. Artan ders saatlerinin öğretmeni nereden karşılanacak?

    ÇEDES’ten bildiğimiz kadarıyla cami imamlarından. Cami imamlarından öğretmen olmaz. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri seçmeli ders olmak durumundadır. İsteyen her öğrenci dini öğrenmeli. Bunu zoraki bir noktaya getirmemelisiniz. Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu laik ve kamusal eğitimden yana tutum takınmak zorundadır.”

    Kaynak:cumhuriyet.com.tr

     

  • Gericilerden ‘karma eğitim’ kaldırılsın çağrısı!

    Gericilerden ‘karma eğitim’ kaldırılsın çağrısı!

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ‘kız okulları’ açıklamasının ardından gericiler ‘karma eğitim’in kaldırılması için imza kampanyası başlattı. Cumhuriyet’e konuşan Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay, “Laik ve çağdaş eğitimin başlıca koşulu olan karma eğitimin talep adı altında keyfi uygulamalarla kuşatılmasına asla izin verilemez” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, “Veliyi ikna etmek için gerekirse kız okulları da açabilmeliyiz. Veli isterse çocuğunu kız okullarına gönderebilmeli, isterse erkeklerin gittiği okullara gönderebilmeli” ifadeleri tepki çekerken konu yargıya taşındı.

    Tekin’in açıklamasının ardından Türkiye Aile Meclisi Şanlıurfa İl Temsilciliği ve Şanlıurfa’daki gerici STK’ler ‘karma eğitim’in kaldırılması için imza kampanyası başlattı. Grup adına açıklama yapan Handan Karataş, karma eğitimin zorunlu hale getirilmesinin bilimsel bir çalışmanın sonucu değil tamamıyla siyasi ve ideolojik bir tercih olduğunu ileri sürdü.

    “ZORUNLU KARMA EĞİTİMDEN VAZGEÇİLMELİ…”

    “Zorunlu karma eğitimden vazgeçilmeli, her alanda olmak üzere, her yerde kız ve erkek okulları açılmalıdır” diyen Karataş, taleplerini şöyle sıraladı:

    “1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’ndaki ‘karma eğitim zorunludur’ kavramı anayasanın 10. maddesindeki, eşitlik ilkesine aykırıdır, değiştirilmelidir. Bu okullara gitme tercihi veli ve öğrencilere bırakılmalıdır. Eğitimin her alanında toplumun dini hassasiyetleri dikkate alınmalı, düzenlemeler ona göre yapılmalıdır. Akademisyenlerden bir ekip kurulmalı, eğitimin temel sorunları ile birlikte karma eğitimin fayda ve zararları araştırılmalı ve eğitimin sorunları çözüme kavuşturulmalıdır.

    Okullardaki başarısızlıkların sebepleri araştırılmalı, sorunların kaynağı tespit edilerek çözüm üretilmelidir. Okullardaki şiddet, taciz ve gayri ahlaki davranışların sebepleri araştırılmalı bunlara giden yolların önü tıkanmalıdır. Eğitim ideolojiden arındırılmalı, küçük bir azınlığın yüksek sesli itirazlarına mahkum edilmemelidir. Eğitimde nicelikten çok niteliğe önem verilmeli, düzenlemeler ona göre yapılmalıdır. Toplumun ve asrın ihtiyaçlarına uygun alternatif eğitim modelleri geliştirilmeli.”

    PEDOFİLİYİ SAVUNAN İMAMDAN DESTEK

    Karma eğitimin kaldırılması için başlatılan imza kampanyasına pedofiliyi savunan Şanlıurfa Mevlana Halid Camisi İmamı Mehmet Şükrü Dörtbudak’ın da destek vermesi dikkat çekti.

    “BAKAN TEHLİKELİ BİR KAPIYI ARALAMIŞTIR”

    Cumhuriyet’e konuşan Eğitim İş Sendikası Genel Başkanı Kadem Özbay, “Karma eğitimi korumakla görevli bir bakanın onu hedef alan söylemler kullanması çok tehlikeli bir kapıyı aralamıştır. Cemaat ve tarikatları, gerici yapıları bu konularda daha da cesaretlendirmiştir. Maalesef ki Cumhuriyetin birçok kurumunda cemaat ve tarikatların koordinasyonlarını görmekteyiz, onların söylemlerinin en üstten dile getirildiğine şahitlik etmekteyiz” dedi.

    “KARMA EĞİTİM ZORUNLULUKTUR”

    “Karma Eğitim  çocukların ve velilerin tercihine bırakılacak bir konu değildir” diyen Özbay, “Çünkü bir ülkede zorunlu temel eğitim, tüm yurttaşlar için aynı olmak zorundadır. Kız olunca farklı, erkek olunca farklı, şu inanca farklı bu inanca farklı olamaz. Ayrıca zorunlu temel eğitim, bir hak olduğu kadar daimi ve devredilemez bir kamu hizmetidir. Devlet nitelik olarak aynı olan kamu hizmetini yurttaşlarını cinsiyet temelinde ayırarak veremez. Özgürlük talebi, kamunun eşitlik ilkesini yok edemez, göz ardı edemez” ifadelerini kullandı.

    Özbay, “Laik ve çağdaş eğitimin başlıca koşulu olan karma eğitimin talep adı altında keyfi uygulamalarla kuşatılmasına asla izin verilemez” diyerek açıklamasını sonlandırdı.

    Kaynak: cumhuriyet.com.tr