Etiket: cemaat

  • Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, o sözlerini ‘yuttu’

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, o sözlerini ‘yuttu’

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, tarikat ve cemaatlerle protokol yapmaya devam edileceğini açıklamıştı. Tekin, büyük tepki çeken bu sözlerinin üzerine “Bir kere hukuk devletinde yaşıyoruz, biz MEB olarak kiminle protokol yapabiliriz. Herhangi bir cemaatle protokol imzalamamız söz konusu değil” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada tarikat ve cemaatleri “sivil toplum kuruluşu” olarak nitelendirip Bakanlığın bu yapılarla protokol yaptığını ve yapmaya devam edeceğini söylemişti.

    Bakan Tekin, büyük tepki çeken bu konuşmasının ardından yeni bir açıklama yaptı.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın protokol yapabilmesi için karşısında “gerçek” kişilerin olması gerektiğini söyleyen Tekin, “Herhangi bir cemaatle protokol imzalamamız söz konusu değil” iddiasında bulundu.

    Partisine yakın Haber 7’ye açıklamalarda bulunan Tekin’in, konuya ilişkin sözleri şöyle:

    “DEM Parti Sözcüsü söz aldı ve Güneydoğu’da çocukların okullaşma oranlarından bahsetti. Ben de ona PKK’nın eğitimi aksatacak saldırılarından bahsettim. Okullarımızı kullanılamaz hale getirdiler. ‘Çocuklar okula gitmesin dağa gitsin’ mantığıdır bu. İYİ Parti Sözcüsü de bunu görmezden geliyor, Türk milliyetçiliğiyle ilgili ders veriyor orda. Sonra CHP andımız ile ilgili eleştiri yapıyor. HDP ile ittifak yapıyorsunuz sonra andımızın kaldırılmasıyla ilgili eleştiri yapıyorsunuz. Bir kere hukuk devletinde yaşıyoruz, biz MEB olarak kiminle protokol yapabiliriz. Benim protokol yapabilmem için karşımda gerçek biri olmalı. Herhangi bir cemaatle protokol imzalamamız söz konusu değil.”

    Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada tarikatlarla yapılan protokolleri savunan Tekin, “sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Onlarla protokol yapmaya da devam edeceğiz. Çünkü onlar çocukların dağa çıkmasını engelliyor” ifadelerini kullanmıştı.

  • Barış Pehlivan :Çocuklarımız kimin elinde

    Barış Pehlivan :Çocuklarımız kimin elinde

    “İnancımız gereği hayat bir nimet olduğu gibi ölüm de bir nimettir. Eğer ölüm olmasaydı Allah en sevdiği kullarını çok uzun yaşatırdı. Öyle ise genç yaşta yakınları vefat edenler, bunu büyük bir felaket ve ceza olarak görmemeli, sabrederek Allah’ın hoşnut olacağı bir tavır sergilemeye çalışmalıdır. Ölüm hayatın sona ermesinden daha ziyade daha mükemmel bir hayatın başlangıcıdır. İnsanın dünyadan gitmesi de aynı şekilde daha mükemmel ve sonsuz bir hayatın başlangıcı olmaktadır. Çoğu zaman ağırlaşmış hayat yükünden kurtulmaktır. Herkes ölümün nimet yönünü görmeyebilir.” 

    7 yaşındaki çocuğunuza bunlar öğretilse ne düşünürsünüz? Soyut kavramları algılayamayacağı yaştaki çocuğunuz bu anlatılanlardan nasıl etkilenir? En önemlisi, bir tarikat müridi neden çocuğunuza okulda bunları öğretiyor?

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i dinliyorum: “Onlar çocukların dağa çıkmasını engelliyor” diyor. Bakanın savunduğu protokolleri tek tek inceliyorum. Hayrat Vakfı’ndan Ensar Vakfı’na, Server Yaşam Vakfı’ndan Hizmet Vakfı’na kimlerle protokol imzalanmamış ki… Görülüyor ki Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), kendisine emanet ettiğimiz çocuklarımızı yasadışı tarikatlara bağlı “yasal” vakıfların kucağına atıyor.

    NEDİR BU HİZMET VAKFI?

    Yazının girişindeki alıntıyı okudunuz. Okullarda “Değerler Eğitimi” adı altında verilen seminerlerin kaynak kitabında geçiyordu. Tepki çekince kitaptan bazı cümleler çıkarıldı, ortaokuldan itibaren okutulmasına karar verildi. Peki, kimdir bu “değerleri” öğreten?

    Protokol imzalanan kurumlardan biri Hizmet Vakfı. 15 Temmuz 2014’te üç yıllığına imzalanan beş sayfalık protokolü okuyorum. Şu yazıyor: “Bu protokolün amacı, MEB ile Hizmet Vakfı işbirliğinde MEB’e bağlı örgün ve yaygın eğitim kurumlarında değerler eğitimine dair seminerler vermektir.

    Ardından, Hizmet Vakfı’nın internet sitesine girip kurucularının listesine bakıyorum: Abdullah Yeğin, Ahmet Aytimur, Bayram Yüksel, Hüsnü Bayramoğlu, Mustafa Sungur, Said Özdemir, Tahir Mutlu… 

    Evet, Nurcuların 1973’te kurduğu bir vakıftan bahsediyorum. O Hizmet Vakfı ki yaptığı açıklamalarla Nurculuğun yönünü sürekli belirledi. 12 Eylül 1980 darbesini bile desteklediler.

    Gün geldi, bu vakıf bir karar aldı. Said Nursi’nin risalelerini tek elden basacaklardı. Bunun için Nurculuğu temsil edenlerle toplanıldı. Risalelerin basımında otoritenin Hizmet Vakfı olduğunu anlatan 10 maddelik bir mutabakat metni imzalandı. Altında imzası olanlardan biri kimdi dersiniz? Bingo: Fethullah Gülen!

    Sanılmasın ki iş orada kaldı. Hizmet Vakfı, Gülen’in zor zamanlarında hep yanında oldu. Kurucuları, Gülen’i kimi zaman “mesih” bile ilan etti. Yetmedi…

    28 Şubat döneminde, Hizmet Vakfı’nın kurucusu Mustafa Sungur, Bayram Yüksel, Hüsnü Bayramoğlu ve Abdullah Yeğin bir mektup yayımladı. Mektup, Gülen’in Nurculuğa ne kadar büyük hizmetler verdiğini anlatıyordu.

    Yetmedi! Hani “17-25 Aralık milattır” deniyor ya… O tarihten sonra bile FETÖ’ye destek veren yöneticileri vardı Hizmet Vakfı’nın. Hatta kurucularından Hüsnü Bayramoğlu’nun, 15 Temmuz’dan sonra FETÖ ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle kapatılan bir derneği bile Erdoğan’dan rica ederek yeniden açtırmışlığı vardı. Yaz yaz bitmez.

    DERSTE BİLE TARİKATA EMANET

    Peki, Hizmet Vakfı ile yapılan protokolün altında kimin imzası vardı? Dönemin MEB Müsteşarı Tekin’in! Evet, bugünkü bakanın…

    Protokol yenilenince Eğitim Sen iptal için Danıştay’a başvurdu. Önemli gerekçeleri vardı: 2014’teki protokolde, vakıf seminerlerini sadece ders saatleri dışında gerçekleştirebiliyordu. Ancak protokol 2017’de yenilendiğinde, tarikat artık öğrencilere ders saatlerinde de ulaşabilecekti. Sonuç ne mi oldu?

    Danıştay, anayasa ve yönetmeliklere rağmen protokolü iptal etmedi. Sadece Danıştay 8. Dairesi’nin bir üyesi; Yücel Bulmuş karşı oy kullandı. Çoğunluğa itirazında şu gerekçeler dikkat çekti: “Eğitim öğretimin, devletin hizmet alanında ancak memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceğini kurala bağlayan anayasanın amir hükmüne aykırılık teşkil edecektir. 

    Bu nedenle, protokol hükümlerinin örgün ve yaygın eğitim bağlamında dayanak hukuksal düzenlemelerin amaç ve kapsamını aştığı, eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesine ilişkin yetkinin üst hukuk normlarına uygun olarak kullanılmadığı görülmüştür.” 

    Tesadüf mü: Danıştay üyesi Bulmuş, Akit gazetesinin “Danıştay işte bu kafaya emanet” diye manşetten hedef gösterdiği isimdi.

    Unutmayalım ki zamanında Fethullahçıları da “çocukların dağa çıkmasını önlüyorlar” diye savunuyorlardı. O “çocuklar” büyüyünce tanklara halkı bombaladı. Metastaz yaşıyoruz…

    Barış Pehliva’ın yazısı

  • ÇYDD: TARİKAT VE CEMAATLER, SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ OLMADIKLARI GİBİ HUKUK VE YASA DIŞI YAPILARDIR VE İVEDİLİKLE KAPATILMALIDIR

    ÇYDD: TARİKAT VE CEMAATLER, SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ OLMADIKLARI GİBİ HUKUK VE YASA DIŞI YAPILARDIR VE İVEDİLİKLE KAPATILMALIDIR

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in “Sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Onlarla protokol yapmaya devam edeceğiz” sözlerine tepki gösterdi. ÇYDD’den yapılan açıklamada, “Bakan Tekin’in bütçe görüşmeleri sırasında TBMM kürsüsünde gerçekleştirdiği açıklamaları, milli eğitimimizde uzun zamandır devam eden tarikatlaşma ve cemaatleşme tehdit ve tehlikesinin açık bir göstergesidir… Tarikat ve cemaatler, asla bir sivil toplum örgütü olmadıkları gibi hukuk ve yasa dışı yapılardır ve ivedilikle kapatılmalıdır” denildi.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, TBMM Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmeleri sırasında dün yaptığı konuşmada, “Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2023 yılı itibarıyla geçerli 2 bin 709 tane protokolü var. Bunların içerisinde, sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Onlarla protokol yapmaya da devam edeceğiz. Çünkü onlar çocukların dağa çıkmasını engelliyor” demişti. 

    ÇYDD, Bakan Tekin sözlerine bugün yaptığı yazı açıklamayla tepki gösterdi. ÇYDD açıklamasında şunlar kaydedildi: 

    “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bütçe görüşmeleri sırasında TBMM kürsüsünde gerçekleştirdiği açıklamaları, milli eğitimimizde uzun zamandır devam eden tarikatlaşma ve cemaatleşme tehdit ve tehlikesinin açık bir göstergesidir. 

    Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek nitelikte olan 2. maddesinde yer alan düzenlemeye göre demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Milli Eğitim Bakanı’nın TBMM’de yaptığı, tarikatlar ve cemaatler ile iş birliklerinin devam edeceğine yönelik açıklamaları, devletin laik ve demokratik niteliğine açıkça aykırıdır ve Anayasa’nın ihlal edildiğinin kabul edilmesidir. Sayın Bakan’ın konuşmasında net bir şekilde ifade edilen tarikat ve cemaatlerle iş birliği yapma kararlılığı, laik ve bilimsel eğitim sistemine karşı bir politikayı ve saldırıyı açıkça ortaya koymaktadır. 

    Hatırlatırız ki 13 Kasım 1925 tarihli ve 677 sayılı devrim kanunu ile tarikatlar, tekke ve zaviyeler kapatılmıştır. Tarikat ve cemaatler, asla bir sivil toplum örgütü olmadıkları gibi hukuk ve yasa dışı yapılardır ve ivedilikle kapatılmalıdır; zira tarikatların kapatılması, bir gecede alınmış bir karar ile çıkarılmış bir kanunun sonucu değil, tarihsel süreçte yaşanmış çokça isyan, ihanet ve acının sonucunda varılmış bir devlet aklının eseridir. Bu akla ve tarihsel gerçeklere saygı duyulmalıdır. Tarikat ve cemaatlerin hukuken muvazaalı olarak dernek ve vakıf örtüsü altında eğitimdeki etkinlikleri, ideolojik sapmalara yol açarak toplumsal yozlaşmaya neden olmakta ve iç barışımızı tehdit etmektedir. Yakın zaman önce Sayın Bakan’ın bu tehlikeli konuşmayı yaptığı yüce Meclis’imizin de bir tarikat yapılanması olan FETÖ’nün militanlarınca bombalandığı asla unutulmamalıdır. 

    Bununla birlikte, TBMM kürsüsünde bu tehlikeli sözler söylenirken başta ana muhalefet partisi olmak üzere anayasal görevi muhalefet etmek olan siyasi partilere de başta laiklik olmak üzere devletin temel niteliklerini savunma görevlerini hatırlatmak isteriz. 

    ÇYDD olarak, Sayın Bakan göreve başladığında kendisine açık bir mektup yazarak derneğimizin eğitim alanındaki çok ciddi deneyimi ve birikimiyle eğitimdeki sorunların çözümü ve eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması için MEB ile iş birliğine hazır olduğumuzu belirtmiştik. Sayın Bakan ise mektubumuza yanıt bile vermemişti. Sayın Bakan, TBMM kürsüsündeki konuşmasına bağlı kalarak gerçek anlamda sivil toplum örgütleri ile Milli Eğitim Bakanlığı adına iş birliği yapmak istiyorsa biz hazırız. 

    Cumhuriyet’imizin kuruluş ilkelerinden özellikle laik, bilimsel ve kamusal eğitimden ödün vermeden, yetkilileri bu tehlikeli iş birliğinden vazgeçmeye davet ediyoruz.”

  • Dikkat!! Menzil Devleti Ele Geçiriyor!

    Dikkat!! Menzil Devleti Ele Geçiriyor!

    Fethullahçıların ülke içindeki ve dışındaki boşluğunu son yıllarda Menzil Cemaati doldurdu. İktidarın birlikte yürüdüğü Fethullahçıları tasfiye etmesinin ardından Menzil de stratejisini değiştirdi. Neredeyse kadınların sokağa çıkmasına bile karşı olan cemaat kamuda kadınlar eliyle de örgütlenmeye başladı. Aynı şekilde üniversiteli kadınlar üzerine de örgütlenmek için çalışmalara başlayan cemaat, Fethullaçıların izlediği yolu izlemeye başladı.

    Görüntüler Devletin Neredeyse Her Kurumunu Ele Geçiren Menzil'in Köyünden!  Tam Bir Özel Bölge!

    GAVS’IN SOFİLERİ

    Birgün’den İsmail Arı’nın haberine göre; Menzil Cemaati’nin lideri olan ve “Gavs” olarak nitelendirdiği Abdulbaki Erol, cemaati ailesiyle birlikte yönetiyor. Menzil mensupları da “sofi” olarak adlandırılıyor. Milyonlarca ve hatta belki de milyarlarca liralık bir sermayeyi yöneten ve her geçen gün daha da güçlenen cemaatin en güçlü olduğu kamu kurumlarının başında Sağlık Bakanlığı geliyor. Cemaatin emniyet ve jandarma teşkilatı içerisinde de hızla örgütlendiği, emniyet içerisinde çok sayıda polis memuru ile jandarma içerisinde özellikle uzman çavuş ve astsubayların da “sofi” olduğu belirtiliyor. Adalet Bakanlığı içerisinde de yine çok sayıda hâkim ve savcının cemaat mensubu olduğu, bazı başsavcıların, üniversite rektörlerinin ve hatta il jandarma komutanlarının dahi cemaatten olduğu ifade ediliyor.

    Menzil'in sızma stratejileri "bilimsel" tez oldu | Gazete Rüzgârlı

    Bir kamu kurumuna Menzil mensubu bir kişi yönetici yapıldığında hızla kurumu ele geçirmek için faaliyete başlıyor. Önce kurumun müdürleri Menzil mensubu kişiler arasından seçiliyor, ardından söz konusu kamu kurumuna alınan personeller de cemaat üyeleri arasından belirleniyor. Böylece kamu kurumu baştan aşağı ele geçiriliyor.

    Depremlerin ardından çok sayıda skandala imza atan Kızılay içerisinde de benzer bir durum yaşanıyor. Menzil mensubu Fatma Meriç Yılmaz, uzun bir süredir Kızılay’ın ikinci ismiydi. Yılmaz’ın, Kızılay yönetimine girip Kızılay Genel Başkan Yardımcısı olmasıyla birlikte kuruma alınan yöneticilerin Menzil mensupları arasından seçildiği, daha sonra afet depolarındaki özel güvenlik personeli kadrolarının daha “sofiler” tarafından doldurulduğu iddia ediliyor. AHBAP’a çadır satan Kızılay’da Kerem Kınık’ın görevden alınmasının ardından ise Yılmaz başkanvekilliğine getirildi.

    Adıyaman'da Menzil Tarikatı Liderinin Karşılanma Anı Gündem Oldu

    Cemaatin en önemli ticari yapılarından biri Nakış Gıda isimli şirket 6 Şubat depremlerinin ardından Menzil, Nakış Gıda aracılığıyla Kızılay’a yardım kolisi sattı. Bu şirket aracılığı ile cemaat 9 Aralık 2016 tarihinde yönetimi AKP’deyken İBB iştiraki İSPARK’a 84 bin 807 TL bedelle kalıp sabun sattı. Aynı şirket 19 Temmuz 2013 tarihinde de yine İSPARK’a 130 bin 542 TL bedelle ramazan erzağı sattı.

    Öte yandan Kızılay, Menzil Cemaati’ne mensup olan Ferhat Danışman’ın Techno Health isimli şirketine 2019’da 120 milyon Avro’luk ihale vermişti. 20 Mart 2019’da onaylandı. Yine bu şirkete İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü milyonlarca liralık Covid-19 testi ihalesi verdi. Uzun bir süre Megakent’te Covid-19 testlerini Menzilciler yaptı.

    Kızılay’dan ihale alan ve Covid-19 testlerini yapan Techno Health Şirketi’nin sahibi Ferhat Danışman’ın ise Menzil Cemaati’ne mensup olduğu biliniyordu. Danışman, aynı zamanda cemaate ait olan Emsey Hastanesi’nin de yöneticisiydi.

    BİRÇOK ÜLKEDE VARLAR

    Menzil’in cemaat içerisinde paylaştığı bir videoda ise tartışma yaratacak ayrıntılar yer aldı. Cemaat söz konusu video ile ülke içerisinde ve yurtdışındaki birçok ülkede milyonlarca liralık devasa külliyeler ve binalar inşa ettiğini anlatıyor. Videoda yurtdışında Kırgızistan, Malezya, Afganistan’da, yurtiçinde ise Konya, Mersin, Denizli, Ankara, Maraş, Kayseri, Bursa ve Rize’de inşa ettiği veya edeceği devasa yapılar yer alıyor. Bu yapıların milyonlarca liraya mal olacağı hesap edildiğinde cemaatinin nedenli büyük bir parayı yönettiği de daha iyi anlaşılıyor.

    Depremden büyük oranda etkilenen Adıyaman’da Menzil Cemaati “mürid devşirmek” için yoğun bir çalışma başlattı. Adıyaman’da bir binanın enkazının hemen yanında Menzil şeyhinin vekilinin depremzedeleri “tövbe ettirdiği” görüntüler gündem oldu. Görüntülerde, Menzil şeyhinin depremzedelere “Bütün yapmış olduğum günahlardan pişmanım. Keşke yapmasaydım. İnşallah bir daha yapmayacağım. Gavs (Menzil şeyhi) hazretlerini kendime şeyh kabul ettim” sözlerini tekrarlatarak “tövbe ettirdiği” anlaşılıyor. Çevredekilerin ise tövbe seansının ardından “Allah kabul etsin” dediği duyuluyor. Ayrıca Menzil şeyhine cemaat içerisinde “gavs” dendiği de biliniyor. Cemaat içerisinde deprem bölgesinde 25 bin depremzededen “tövbe alındığı” da konuşuluyor.

    Menzil cemaatinin Sağlık Bakanlığı içinde kadrolaştığı iddiaları sürerken ilk Sağlık Turizmi Yetki Belgesi de Menzil cemaatinin hastanesine verildi. Sağlık Bakanlığı iştiraki olan Uluslararası Sağlık Hizmetleri A. Ş.’nin (USHAŞ) açıkladığı Sağlık Turizmi Yetki Belgesi Almaya Hak Kazanan Özel Sağlık Tesisleri listesinde dikkat çeken bir ayrıntı yer aldı. İlk Sağlık Turizmi Yetki Belgesi’nin 2017 yılında “ST-0001” sertifika kodu ile İstanbul’un Pendik ilçesinde bulunan Özel Emsey Hastanesi’ne verildiği belirtildi. Yetki belgesi almak için Özel Keşan Hastanesi 2 Ekim 2017 tarihinde başvurmasına rağmen ilk yetki belgesi 6 Ekim 2017 tarihinde başvuran Özel Emsey Hastanesi’ne verildi. Bu detayın ortaya çıkmasının ardından söz konusu liste USHAŞ’ın internet sitesinden kaldırıldı.

    “GAVS İLAHİ KONUMDA”

    Diyanet tarafından hazırlanan tarikatlar raporunda, cemaatin yapısı anlatılmıştı. Adıyaman’ın Kahta ilçesindeki Menzil köyüne yerleşen Abdülhakim Erol tarafından kurulan cemaatin, tarikat yapılanmasına sahip olduğu belirtildi. “Mürted ve münafık gibi dini terimleri kolayca diğer Müslümanlar için kullandığı” kaydedilen cemaate ilişkin şu tespitler yapıldı: “Mürşid yani tarikatın lideri olağanüstü, hatta bir anlamda yarı ilahi bir konumdadır. Grubun sıralanan görüşleri, sahih İslam anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Bu sakıncalı telakkiler, Menzil cemaatinde daha çok vurgulanmakta ve etki sahası daha çok sade halk tabakası olduğu için daha çok yaygınlaşmaktadır. Son zamanlarda Menzil grubunun bürokraside teşkilatlandığı ve kamuda etkinliğini artırdığı yönünde kamuoyunda bir kanaat dillendirilmeye başlanmıştır. Doğru olması halinde bu tezahürün ülkemizde orta ve uzun vadede sıkıntılara yol açacağı değerlendirilmektedir.”

    Cemaatin lideri Abdulbaki Erol’un kullandığı lüks aracın piyasa değerinin de 10 milyon TL olduğu ama aracın zırhlı olması nedeniyle değerinin 20 milyon TL’yi bulduğu ifade ediliyor. Plakadaki “GH” harflerinin “Gavs hazretleri” anlamına geldiği belirtilirken plakanın sonundaki “2515” rakamlarının da cemaat içerisinde bir sembol olduğu öğrenildi.

    Abdulbaki Erol’un oğlu Seyyid Muhammet Emin Erol yeni bir cip aldı. Lüks cipin piyasa değerinin en az 10 milyon TL olduğu tahmin ediliyor. Lüks aracın plakası ise Seyyid Muhammet Emin Erol’un isimlerinin baş harflerinden oluşan “SME”den oluşuyor.

    Ayrıca Abdulbaki Erol’un kardeşi Seyyid Abdulhalim Erol’un sahibi olduğu lüks aracın da piyasa değerinin en az 4 milyon TL olduğu bildirilirken plakasının da “Gavs” kelimesini temsilen “GVS” harflerinden oluştuğu görüldü. Ayrıca diğer aile üyelerinin de çok sayıda lüks aracı olduğu belirtiliyor.