Etiket: Alev Coşkun

  • CHP lideri Özel, ‘CHP’yi kayyuma bırakmayız’

    CHP lideri Özel, ‘CHP’yi kayyuma bırakmayız’

    Image

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, gazetemiz yazarı Işık Kansu, Ankara Temsilcimiz Sertaç Eş ve muhabirimiz Sarp Sağkal’ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı:

    -DEM Parti’nin Meclis’teki yeni çözüm süreci komisyonunun İmralı’ya gitmesi ve terörist başı Abdullah Öcalan’ı dinlemesi yönünde önerileri var. MHP de bu öneriyi destekledi. Siz nasıl değerlendirirsiniz?

    Komisyon bunu oturur, tartışır. Karar alma mekanizmaları belli. CHP olarak, komisyonun somut gündem önerilerinde konu komisyon üyesi arkadaşların karar verme sınırlarını aşarsa bunu bize getirmeleri lazım. Bize henüz böyle bir şey gelmedi. Komisyon adına kimler gidecek, ne olacak, ne amaçla gidilecek bunları bilmiyoruz. Ama bu zamana kadar bana ‘İmralı’ya gidecek misiniz?’ diye de sordular. Bizim gündemimizde öyle bir şey yok. Komisyonun gündemine bu geldiğinde arkadaşlar neyin ne amaçla geldiğini getirdiklerinde oturacağız, konuşacağız, tartışacağız, bakacağız.

    -Komisyonda iktidar ortakları arasında bir kırılganlık hissediyor musunuz?

    Samimi cevabım, hissediyorum. Ama Devlet Bahçeli bunu söylediğimizde kendisine hakaret olarak kabul edip, bize hakaret etmeye başlıyor. O yüzden hissetmiyorum. Çok iyi geçindiklerini hissediyorum. Birlikte geçinsinler. Hiçbir çatlak hissetmiyorum. Devlet Bey de bize hakaret etmesin. Ama şunu görmek lazım. Başlarken başta bazı temel noktalar söylemişlerdi. Mesela hiçbir pazarlık olmayacaktı. Kayıtsız şartsız silah bırakılacaktı. Bir çağrı olacak, Avrupa, Türkiye, Suriye, İran’ı, Irak’ı etkileyecekti. Sanki YPG de silah bırakacaktı. Bunun doğru olmadığını hepimiz biliyorduk da söyleyene hakaret ediyorlardı. Şimdi Suriye’de yaşananlara, restleşmelere; ABD’nin SDG konusundaki yaklaşımına bakınca komisyonda zamana yayma meselesi var.

    ‘HASTA TUTUKLULARI VE KAYYUMU KONUŞALIM’

    -Süreçte sizin masayı devirmenizi mi bekliyorlar?

    “Komisyonda bir şey olsun suçu CHP’ye yıkalım. Ya da bir şey yapalım, CHP komisyondan ayrılsın. Komisyonu CHP bozmuş olsun, şu sorunlu gündemden kurtulalım” diyorlar. Masayı devirmemizi bekliyorlar. Ama onlara böyle bir konfor alanı bırakacak değilim. Ülkeye bir sürü şey taahhüt ettiler. Şimdi başka bir tablo var. Burada sorunu çözmek için demokratikleşme adımları atmaya ayak sürüyorlar. Sonra “CHP kalksın” diyorlar. Ama ben 18 Mart günü gelseler de “Komisyon kuralım” derdim, son operasyon dalgaları ve partimize kayyum meselelerinden sonra da derdim. Bizi zulmederek ne ıslah edebilirler ne de kızdırıp olduğumuzdan başka bir yere çekebilirler. Masadan kalkıp kalkmama meselesini ilk başta belirlediğimiz kriterlere endeksli söylüyoruz. O masada anayasa konuşmayız. Şehit ailelerinin yüzüne bakamadığımız bir iş yapmayız. Ama demokratikleşme yoluyla Kürt sorununun çözülmesi için her şeyi yaparız. Elimizi taşın altına koyarız. Arkadaşlarımız bu hafta da ilerleyen haftalarda da hasta tutukluları, kayyum meselesini gündeme getirecek. Komisyondan kalkmak yerine komisyonu Türkiye’yi demokratikleştirme adına birkaç güven artırıcı adım atmaya davet edeceğiz. İlk adım hasta tutuklu ve yükümlüler. Ardından da kayyum düzenlemesinin üzerine komisyon konuşsun. Herkesin samimiyetini görelim.

    ‘TARİHTE GÖRÜLMEMİŞ BİR BİRLİKTELİK VAR’

    -Olağan ve olağanüstü kurultay için kararlar aldınız. Kurultay davasının görüleceği 15 Eylül için ne karar bekliyorsunuz?

    Partimizin hukukçularıyla bütün ihtimalleri çalıştık. Aylardır çalışıyoruz. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını hukuki bulmamak ayrı bir şey buna karşı tedbir almamak başka bir şey. Meydanı onlara bırakacak halimiz yok. Meselenin kritik bir yere gittiğini fark ettiğimizde delegelerimiz olağanüstü kongre imzası verdi. Bir buçuk gün içinde delegelerimiz bine yakın imza verdi. Bir kayyum ya da butlan kararı sonrasına İstanbul kongrelerinin olmadığı; Parti Meclisi ve genel başkanın da çağrıcısı olmadığı, delegelerin çağırdığı bir olağanüstü kurultayı teknik ve hukuken planladık. Onu uyguladık. O kurultayı kimse durduramıyor. Çünkü bu yönetime rağmen kurultay yapılıyor demektir. Ben zaten 6 Nisan’da olağanüstü kurultayı çağırmıştım. Ama diyorlar ya “Genel başkan son kongrede seçildiği için, o karar etkili olmaz” diye… Şimdi İstanbul delegeleri ve genel merkez hariç olağanüstü kurultay topluyor. Burada en memnun olduğum konu, parti tarihinin en büyük saldırılarından biriyle karşı karşıya ve saldıranlar partiyi yıldırmayı düşünürken öyle bir birliktelik var ki… Delegeler notere gitti, iki bin lirayı bulan bir masrafı var, imzaları verdiler. Bir buçuk günde başvuruda bulunduk. Tüylerim diken diken oldu, gırtlağım düğümlendi. Delege o kadar farkında ki meselenin, motivasyon en üst noktada. Tarihte bu görülmemiş. İstanbul il kongresini de olağanüstü topluyoruz. 540 imza toplandı. Özgür Çelik, 300 küsür oyla seçilmişti. Yani kendisine oy vermeyenler, destek için imza verdi. Bu CHP’yi bölmeye çalışanların yaptıklarının delegede, üyede, kamuoyunda çok geri teptiğinin en önemli göstergesi.

    ‘İMAMOĞLU’NU BETONA GÖMMEM’

    -Dava sürecinin bundan sonrası için neler söylersiniz?

    Öyle bir noktadayız ki 15,5 milyon insanın adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri’de. Ben milletin adayının üzerine Silivri’de beton dökülmesine izin verir miyim? Oturduğumuz koltuk, Atatürk’ün koltuğu. Onun koltuğuna kayyum dadanmış. İstanbul’a kayyum dadanmış. Biz oraları bırakamayız. Orduyu, polisi harekete geçirirler. Bizi buradan döve döve atarlar. O ayrı bir şey. Biz bu olmadan bu koltukları bırakmayız. Hukuk içinde her şeyi yapıyoruz. Onlar hukukun dışında neyi göze alıyorlarsa fazlasını göze alıyorum. Bu sokakları terörize etmek anlamında değil. Onlar neyi göze alırsa, fazlasını göze alırız. Çünkü bir kelime az konuşursak milleti sustururlar. O yüzden bize yakışmaz. Her şeyi göze aldık. 100 yıl önce verilen mücadele bundan kolay bir mücadele değildi.

    -Hem erken seçim hem de Ekrem İmamoğlu’na özgürlük için yapılan mitinglerinden memnun musunuz? 

    Memnunum. İnsanlar mücadelenin bir parçası olmak istiyor, bunu da kendi şehirlerinde göstermek istiyorlar. Şartlar ne zamana kadar gerektirirse o zamana kadar miting yapacağımızı söyledik. Gittiğimiz her şehirde rekor kırıyoruz. Erdoğan’ın dolduramadığı, artık kaçtığı meydanları dolduruyoruz. Konya’da miting yapmaya kaçındığı meydanı doldurduk. Yozgat’ta dolduramadığı meydanı doldurduk. Bayburt’ta 800 küsür oy aldık ama 20 bin kişiyle miting yaptık. Bu açıdan kıymetli. Giderek güçleniyoruz ve oraya moral oluyoruz. Sadece miting de yapmıyoruz. Gittiğimiz yerde ölçümler yapıyoruz. Seçmen analizi ve miting sonrası anketler yapıyoruz. Mesela AKP, Sinop’ta 42,7 oy almış. Bu pazar seçim olsa 36,7’ye inmiş. CHP yüzde 25 oy almış. Bu pazar seçim olsa 42,5’e çıkmış.

    ‘ERDOĞAN-TRUMP İLİŞKİSİ TÜRKİYE’YE TEHDİT’

    – ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Savunma Bakanlığının adını “Savaş Bakanlığı” yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun bölgemize etkileri ne olur?

    Dünyadaki otoriter, sağ ve popülist liderler, zaten sürekli içeride bu duygulara oynuyor. Trump hem içerisi için bunu yapıyor hem de kendinden çok uzak bir coğrafyaya tehdit olacak şekilde yapıyor. Mesela Trump’ın Gazze’de oteller kuracağını söylemesini çok tehlikeli buluyorum. Türkiye’nin buna karşı net tutum almaması da son derece sorunlu. Diğer yanda Gazze’nin önündeki hidrokarbon yataklarında aklının olduğu belli. Sadece gazino kurmayı değil, oraya egemen olmayı istiyor. Hemen ilerisinde Kıbrıs meselesi var. Erdoğan’ın kendini içeride soktuğu sıkıntıyı çözeceğini düşünerek Trump’la kurduğu ilişkiyi, Türkiye’nin uluslararası çıkarları açısından büyük bir tehdit olarak görüyorum. Trump bu ilişkiyi ustaca yönetiyor. Kendisi açısından, ABD ve İsrail açısından stratejik kazanımlar elde ediyor. Türkiye sadece içeride İsrail saldırısı üzerinden korkuyu duyurarak bir konsolidasyon yapmaya çalışıyor. Ama satranç masasında Trump, Erdoğan’a karşı acımasız ve usta bir açılış yaptı. Köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Bunu çok sorunlu görüyoruz. Dış politika danışma kurulumuzda çok yetkin isimler var. Herkes bu kadar ciddi tehditler varken Türkiye’nin Trump’ın, Tom Barack’ın yaptıklarını duymazdan gelmesini son derece sorunlu görüyor. Bu konuda da eleştirilerimizi dile getiriyoruz. Filistin’in Türkiye tarafından bu kadar yalnız bırakıldığı bir dönem hiç olmamıştı. Bir ABD büyükelçisinin çıkıp da yönetim şekline, Türkiye’nin özellikle iç meselelerine yönelik böyle pervasız açıklamaları hiç olmamıştı. Kıbrıs ve Filistin üzerinde Trump’ın kurduğu oyun Türkiye’yi sadece figüran yapmıyor, önemli kazanımlarımızdan da geriye adım atıyorlar. Çok sorunlu bir noktadayız.

    ALEV COŞKUN’A TEŞEKKÜR

    CHP lideri Özel, partisinin kuruluş yıldönümü nedeniyle odasında çerçeveletip saklanan CHP’nin kuruluş dilekçesini Cumhuriyet’e gösterdi.

    Cumhuriyet Vakfı Başkanı ve gazetemizin imtiyaz sahibi Alev Coşkun’un CHP’nin ilk kongresinin Sivas Kongresi olduğuna yönelik yazılarını anımsatan Özel, “Alev Coşkun’a ithafen aslında 106. yılımız olduğunu biliyoruz. Alev Coşkun’un çok emeği var. Bu hafta 4-9 Eylül kuruluş haftası. Bunu tüzüğümüze koyduk. Artık her yıl böyle kutlanacak. Çünkü Alev Coşkun’un çok üzerinde durduğu bir şey vardı. CHP’nin ilk kongresi 4 Eylül 1919, Sivas Kongresi. O yüzden 106 yaşındayız. Ama resmi kuruluş belgesiyle 102 yaşındayız” ifadelerini kullandı.

  • Alev Coşkun: Atatürk ve Cumhuriyet

    Alev Coşkun: Atatürk ve Cumhuriyet

    Atatürk’ün fikir ve eylem dünyasında, cumhuriyet düşüncesi çok genç yaşlarda başlamıştır.

    Daha harp okulunda okurken henüz yirmili yaşlarda, Osmanlı Devleti’nin çöküşünü görüyor, yeni bir devletin kuruluşunun zorunlu olduğuna inanıyordu.

    Harp okulunu bitirip kurmay yüzbaşı olarak Şam’daki beşinci orduya tayin edildiği zaman (1905) arkadaşlarına şunları söylemişti:

    “Yıkılmakta olan Osmanlı Devleti’nin külleri arasından yeni bir devlet yaratmak gerekmektedir.” 

    Şam’da görev yaparken Osmanlı Devleti’nin, gerek askeri gerekse idari yönden artık yaşamını sürdüremeyeceğine bizzat tanıklık ediyordu. Bu nedenle Ekim 1906 tarihinde “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurdu.

    Şam’daki görevinden, Selanik’e atanınca, günün koşulları içinde Osmanlı Devleti’nin yaşamına son verileceğini ve emperyalist devletler tarafından parçalanarak bölüşüme uğrayacağına daha da kesin olarak inandı.

    23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edildi. Kısa bir süre sonra İstanbul’da başlayan gerici ayaklanmanın bastırılması için Rumeli’deki ordu içinde oluşan harekât ordusunun ilk aşamasında bu ordunun kurmay başkanlığını yaptı.

    Olaylara bizzat tanıklık ediyordu. İttihat Terakki’nin 22 Eylül 1909 tarihinde toplanan ikinci genel kongresinde çok önemli fikirler öne sürdü. Mustafa Kemal bu kongrede “ordu-siyaset” ilişkisi üzerinde konuştu ve “ordunun siyasetten elini çekmesi” gerektiğini açık ve net bir biçimde savundu.

    Henüz yüzbaşı rütbesinde 28 yaşındaki Mustafa Kemal:

    “Siyaset yapacak arkadaşlarımız ordudaki görevlerinden ayrılmalıdırlar. Orduda kalan arkadaşlarımız da kendi konularında çalışmalıdırlar” diyordu.

    Bu durum onun İttihat ve Terakki’den dışlanmasına neden oldu. O tarihten itibaren Mustafa Kemal özellikle askerlik biliminin stratejik konuları üzerine odaklandı. Askeri konularda kitaplar yayımladı.

    I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale, Diyarbakır (Kafkas), Suriye-Filistin cephelerinde çok büyük yararlılıklar ve başarılar gösterdi. Çanakkale savaşındaki stratejik karar ve uygulamalarıyla sömürge dünyasının temel stratejilerini ve I. Dünya Savaşı’nın yürüyüşünü altüst etti.

    MİLLİ MÜCADELE’YE GEÇİŞ

    I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması hükümlerini çok tehlikeli görüyordu. Bu antlaşma Anadolu’yu parçalama antlaşması olduğu gerçeğini şöyle ortaya koymuştur:

    “Osmanlı hükümeti bu anlaşma ile kendini kayıtsız şartsız düşmanlara teslim etmeyi kabul etmiştir. Yalnız kabul etmiş değil, düşmanların vatanı işgal etmeleri için onlara yardım etmeye de söz vermiştir. … Bu anlaşma olduğu gibi uygulandığı takdirde, memleketin baştan sona kadar işgal ve istila edileceği şüphesizdir.”

    Mustafa Kemal bu tarihten itibaren Milli Mücadele için etkin olarak çalışmaya başlamıştır.

    Atatürk 19 Mayıs 1919’da Samsun’a geçti. 22 Haziran 1919’da yayımladığı Amasya İhtilal Bildirgesi her şeyi açıkça ortaya koymaya yeterlidir. Şöyle ki:

    Vatan’ın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.

    Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır.

    Erzurum Kongresi’ni toplamak için Erzurum’a geçen Mustafa Kemal ve arkadaşlarının beklediği oldu. Kongre toplanmadan önce 7/8 Temmuz gecesi Padişah Vahdettin onun askerlikle ilişkisini kesti. Savaş meydanlarında kazandığı rütbe ve nişanlarını elinden aldı. O gece arkadaşları ile yaptığı toplantıda, Mustafa Kemal “Bu mücadele el altından yürütülemez. Mücadeleyi kurumsallaştırmalı ve milleti bu mücadeleye ortak etmeliyiz” dedi.

    Bu kararlar ve eylemler Mustafa Kemal’in Kuvayı Milliyeciliğini ve liderliğini açıkça ortaya koymaktadır. Aynı tarihlerde, Erzurum’da, yakın çalışma arkadaşları eski vali Mazhar Müfit Kansu ve Mutasarrıf Süreyya Yiğit ile yaptığı toplantıda kendisine sorulan sorulara karşı Mazhar Müfit’in not defterine şu cümleyi yazdırdı:

    “Zaferden sonra hükümet şekli cumhuriyet olacaktır. Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır… Tesettür kalkacaktır.” 

    Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur:

    Henüz hiçbir şey belli değildir… Erzurum Kongresi bile henüz yapılmamıştır… İşgaller ne olacak, emperyalist işgal güçlerine karşı nasıl savaş verilecektir, hiçbir şey belli değildir. Ancak tüm bu belirsizlikler içinde Atatürk’ün berrak akıl ve mantık çizgisi ve cumhuriyetçiliği açıkça ortaya çıkıyor.

    Bundan sonra olanları biliyoruz. Kuvayı Milliye’nin örgütlenmesi, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılışı, düzenli ordunun kuruluşu, Meclis ile birlikte demokrasi içinde bağımsızlık savaşının yürütülmesi… 9 Eylül 1922’de zafere ulaşılması.

    Daha sonraki hızlı gelişmeleri biliyoruz. Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması. Barış masasında, emperyalist Batı dünyasının kazanım ve isteklerinin bir bir tarihin çöp sepetine atılması. Saltanatın kaldırılması…

    Artık Mustafa Kemal’in harp okulundan beri düşündüğü ve gerçekleştirmek için adım adım çalıştığı cumhuriyetin ilan edilme zamanı gelmiştir. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.

    Atatürk’e cumhuriyeti en güçlü olduğumuz zaman ilan edelim dendiğinde o, en güçlü olduğumuz gün bugündür yanıtını verdi.

    Cumhuriyet ilan edilirken eski mücadele arkadaşları Orbay ve Karabekir’e neden haber verilmediği sorulur. Tarihin gerçeği şudur, Atatürk onların cumhuriyet rejimine karşı olduğunu biliyordu. Karşıcılara neden haber versin ki?

    Atatürk, cumhuriyeti demokrasinin temeli olarak kabul ediyordu. Cumhuriyet hakkında şöyle diyor:

    “Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller ister. Milletin saltanat ve hâkimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Cumhuriyeti kuranlar onu korumaya da muktedir olmalıdır.” 

    Atatürk Cumhuriyete bağlılığını Onuncu Yıl Nutku’nda da açıkça ortaya koymuştur. Şöyle ki:

    “Yurttaşlarım! 

    Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. 

    Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârâne yürümesine borçluyuz.” 

    YÜZ BİR YILLIK CUMHURİYET

    Cumhuriyet 100. yılını aştı. Aydınlanma ve çağdaşlaşma mücadelesi sürüyor. Aslında 100 yıldır Cumhuriyet ve Aydınlanmaya karşı da bir savaş veriliyor. Gerçekte, Cumhuriyet 100 yıldır karşıdevrimcilerin saldırısı altındadır. Bu saldırı özellikle son 20 yıldır etkin bir şekilde yürütülüyor. Karşıdevrimciler günümüzün etkin iletişim araçlarından yararlanıyor. Dış mihraklı bir örgütlenme ortaya çıkabiliyor. FETÖ hareketi başarılı olamayınca yeni oluşumlar siyasi iktidardan yardım alarak gelişiyorlar.

    Ancak inanıyoruz ki Atatürk’ün Cumhuriyeti ve çağdaşlaşma hareketi geriye döndürülemeyecektir. Genç nesiller, Atatürkçüler, Aydınlanma felsefesine inananlar her şeye karşın Cumhuriyeti koruyacaktır.

    Atatürk Cumhuriyetine inanan bilinçli Türk halkı çağdaşlığı yakalamak düşüncesine inanan Türk gençliği, bu kutsal mücadelesini her koşulda sürdürecek ve başarı sağlayacaktır.

    Atatürkçüler ölmez, Kuvayı Milliyeciler tükenmez.

    Alev Coşkun

    Alev Coşkun’un yazısı

  • CUMHURİYET GAZETESİ, 100. YILINI KUTLUYOR…

    CUMHURİYET GAZETESİ, 100. YILINI KUTLUYOR…

    Cumhuriyet gazetesinin 100. yılı kutlamaları çerçevesinde düzenlediği “100 Yılın Tanığı Cumhuriyet” sergisi açıldı. Cumhuriyet Vakfı Genel Sekreteri Işık Kansu, “Cumhuriyet gazetesine ait milyonlarca belge, fotoğraf, kupür arasından ortaya çıkmış olan bu sergi, gazetemizin 100 yıllık yaşamının belleğinin bir özetidir. Gazetemizin bağımsız, tutarlı ve Cumhuriyet ilkelerinden ayrılmayan çizgisinin bir anlatımıdır. Biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti yaşadıkça Cumhuriyet gazetesi de yaşayacaktır” dedi.

    Cumhuriyet gazetesinin 100. yılı kutlamaları çerçevesinde düzenlenen “100 Yılın Tanığı Cumhuriyet” başlıklı serginin açılışı bu akşam Çankaya Belediye Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirildi. Açılışa; Cumhuriyet Vakfı Genel Sekreteri Işık Kansu, Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun ve Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Sertaç Eş başta olmak üzere siyasetçiler, gazeteciler, STK temsilcileri ve Cumhuriyet Gazetesi okurları katıldı.

    Serginin açılış konuşmasını yapan Cumhuriyet Vakfı Genel Sekreteri Işık Kansu, şunları söyledi:

    “TÜRKİYE CUMHURİYETİ YAŞADIKÇA CUMHURİYET GAZETESİ DE YAŞAYACAKTIR”

    “Cumhuriyet gazetesine ait milyonlarca belge, fotoğraf, kupür arasından ortaya çıkmış olan bu sergi, gazetemizin 100 yıllık yaşamının belleğinin bir özetidir. Gazetemizin bağımsız, tutarlı ve Cumhuriyet ilkelerinden ayrılmayan çizgisinin bir anlatımıdır. Biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti yaşadıkça Cumhuriyet gazetesi de yaşayacaktır.”

    “CUMHURİYET GAZETESİ’Nİ DESTEKLEYEN KENDİ DOSTLARI VE OKUYUCULARIDIR”

    Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun da 100. yılını kutlayan Cumhuriyet gazetesi ve sergiye ilişkin şunları söyledi:

    “Tam yüz yıl önce gazetenin birinci sayısında Yunus Nadi bir başmakale yazıyor ve diyor ki; ‘Bu gazete bir hükümet ve parti gazetesi değildir. Bu gazete, Cumhuriyet ilkelerini savunacak, Atatürk’ün aydınlanma ilkelerini savunacaktır.’ Bu başyazı tam 100 yıl hiç ödün vermeden uygulanmıştır. Cumhuriyet gazetesinin haberleri tarafsızdır, yorumlar ve yazarlar Atatürk ilkelerine ve Cumhuriyet’in temel felsefesine aykırı olmamak koşuluyla istediğini yazabilir.

    Cumhuriyet gazetesinin patronu, holdingi, yan kuruluşları yok. Cumhuriyet gazetesini destekleyen kendi dostları ve okuyucularıdır. Dünyada bu derece vakıf sistemiyle yönetilen ve patronsuz başka bir gazete yok ve bu durum 31 yıldır devam ediyor. Cumhuriyet’in toplumsal ve siyasi gelişmelerinin tanığıdır Cumhuriyet gazetesi.”

  • Alev Coşkun :Hukuk devleti-Hukukun Üstünlüğü

    Alev Coşkun :Hukuk devleti-Hukukun Üstünlüğü

    Hukuk devleti, yasama, yürütme ve yargı erklerinin tüm karar ve uygulamalarında hukuka bağlı ve saygılı olması demektir.

    Evrensel demokrasinin temeli hukuk devletidir. Bu da ilk kural olarak siyasal iktidarın gücünün hukuk ilkeleri çerçevesinde sınırlandırılması ve hukuk içinde denetime tabi tutulması demektir. Hukuk devleti, faaliyet ve kararlarında hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına hukuksal güvenliği sağlayan devlet olarak tanımlanır.

    POLİS DEVLETİ, HUKUK DEVLETİ

    Ortaçağda “polis devleti” geçerliydi, daha sonra “kanun devleti” modeline, sonra da “hukuk devleti”ne ulaşıldı. Bu süreç büyük acılara, kan dökülmesine, ihtilallere neden olmuş ve yüzyıllar sürmüştür.

    Günümüz evrensel demokrasisinin temellerinde, özgür, adil, dürüst hukuka bağlı genel seçimler, vatandaşın temel hak ve özgürlüklerinin anayasal güvencelerle korunması, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı ve güçlerin birbirini denetlediği bir anayasal sistem vardır. Bunlara ilave olarak yasaların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimini gerçekleştirecek, vatandaşın anayasal haklarının güvencesini sağlayacak bir Anayasa Mahkemesi’nin varlığı ve işlerliği şarttır…

    KUVVETLER AYRILIĞI

    Demokrasinin temel ilkesi kuvvetler ayrılığının bilimsel temellerini Fransız düşünür Montesquieu atmıştır.

    1748 yılında yayımlanan “Kanunların Ruhu” (De L’esprit Des Lois) kitabında “İktidarın kötüye kullanılması vatandaş özgürlüğünü ortadan kaldırır. Siyasi kuvveti elinde bulunduran güç, onu kötüye kullanmak eğiliminde olacaktır. Bu nedenle, kuvvetin kuvveti denetlemesi gerekir” diye yazmıştır.

    Alev Coşkun

  • Alev Coşkun :104. yılında Sivas Kongresi

    Alev Coşkun :104. yılında Sivas Kongresi

    Bugün Sivas Kongresi’nin 104. yıldönümüdür. Cumhuriyet gazetesi böyle önemli günlerde daima, Kuvayı Milliye tavrını ortaya koyar.

    Sivas Kongresi, Milli Mücadele tarihimizde çok önemli bir yere sahiptir. Mustafa Kemal’in, Anadolu’ya çıkışının üzerinden henüz 19 gün geçmişti. Havza’da iken İstanbul’a geri çağrıldı.

    Mustafa Kemal bu aşamada yaşamsal derecede önemli bir karar aldı. Kararın esası şudur:

    “Kuvayı Milliye ile ilgili faaliyetler kişisel olmaktan çıkarılmalıdır.”

    Amasya Bildirisi bu kararın ürünüdür. Bu bildiride “vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığının tehlikede” olduğunu belirtiyor, her ilden seçilecek üç kişinin Sivas’ta toplanarak kongreye katılması isteniyordu.

    İSTANBUL HÜKÜMETİNİN KONGREYİ ENGELLEME GİRİŞİMLERİ

    Önce o günün koşullarındaki çok önemli bir konu üzerinde duralım. Erzurum Kongresi’nin başarıyla sonuçlanması, Kuvayı Milliye örgütlenmesinin Anadolu’da etkin bir biçimde sürdürülmesi, Mustafa Kemal’in liderliğini Kuvayı Milliyeciler arasında perçinlemişti.

    İstanbul hükümeti, Sivas’taki kongreyi kesin olarak engellemek istiyordu. En etkin yol Mustafa Kemal’in tutuklanmasıydı. İstanbul hükümeti, bu yoldaki talimatlarını telgrafla valilere bildiriyor, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının girişimlerinin memleket yararına olmadığını ve bu nedenle tutuklanmaları gerektiğini belirtiyordu.

    Alev Coşkun’un yazısının devamı

  • Alev Coşkun :Lozan’ın 100. Yılı Ve Ülke Çıkarları

    Alev Coşkun :Lozan’ın 100. Yılı Ve Ülke Çıkarları

    24 Temmuz 1923’ten bugüne 100 yıl geçti ve Lozan Antlaşması hâlâ varlığını ve gerçekliğini sürdürüyor…

    Genel kabul görmüş bir deyiş vardır: “Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası tapu senedidir.”

    Gerçektir ve yeni Türk devletinin uluslararası bir belge ile kabul edilişidir.

    Kuvayı Milliye’nin hedefi bağımsız Türkiye’nin yaratılmasıydı. Vatan toprakları, üç buçuk yılı aşan zorlu bir mücadele ve kanlı savaşlarla işgalden kurtarıldı.

    Anadolu 9 Eylül 1922’de emperyalist devletlerin desteklediği işgal güçlerinden temizlenmişti. Ancak tüm Trakya ve İstanbul emperyalist devlet askerlerinin işgali altındaydı.

    Mudanya Ateşkes Antlaşması’ndan sonra, Kasım 1922’de Lozan’da barış görüşmeleri başladı. Görüşmelere 15 devlet katılıyordu. İngiltere, Fransa ve İtalya, I. Dünya Savaşı’nın galip devletleri olarak konferansa davet eden ülkeler grubundaydılar.

    Türkiye davet edilen ülke durumundaydı. İngiltere, Lozan Konferansı’nın Batı dünyasındaki lider ülkesiydi ve İngiltere’yi Dışişleri Bakanı Lord Curzon temsil ediyordu. Lord Curzon konferansta “Mondros Ateşkesi”ni ve I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin kesin yenilgisini hatırlattı. Galip devletler Milli Mücadele’yi görmezlikten geliyordu. Bunun üzerine İsmet İnönü, “Ben bağımsızlık savaşı veren bir halkın temsilcisiyim, buraya Mudanya’dan geldim” dedi.

    Alev Coşkun’un yazısının devamı