Etiket: akp iktidarı

  • İmamoğlu’ndan ekonomi politikalarına eleştiriler…

    İmamoğlu’ndan ekonomi politikalarına eleştiriler…

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, iktidarın ekonomi politikalarına eleştirilerde bulundu. Daha önce yaşanmayan ölçekte bir ekonomik dar boğazın içinde olduklarını kaydeden İmamoğlu, “Her şeyden önce, Türkiye’mizin ciddi bir zihinsel değişikliğe ihtiyacı var” dedi. İmamoğlu, “Yeni bir hikayeye ve yeni bir ekonomik modele ihtiyacımız olduğu çok açık ve net” vurgusunu yaptı.

    İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beşiktaş’ta bir otelde düzenlenen “8. İstanbul Ekonomi Zirvesi”nde konuştu.

    “İstanbul”, “ekonomi” ve “zirve” kelimelerinin birbirine çok yakışan üç tarif olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “İstanbul’a, güzel olan her duygu çok yakışıyor. Dünya ölçeğinde lider kentlerden birisi. Ve bu liderliğini en üst seviyede ortaya koyan faaliyetleri yapmalı ve dünyaya iyi mesajlar verebilmeli, öncü mesajlar verebilmeli, uyarılar yapabilmeli. İstanbul’a yakışan budur” dedi.

    “EKONOMİK DAR BOĞAZ İÇİNDEYİZ”

    Dünyanın büyük bir iktisadi değişim ve dönüşüm sürecinde olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, şunları söyledi:

    “Burada olumlu bir tablo çizmek isterdim ama maalesef daha önce yaşamadığımız ölçekte bir ekonomik dar boğazında içerisindeyiz. Türkiye’yi her geçen gün daha da sıkıntıya sokan ekonomi politikaları, 2023 yılı genel seçimleri sonrasında yeniden şekillendi. Etki analizi yapılmadan, istişare edilmeden alınan bir kısım sürpriz kararlar, ekonominin ne yazık ki dengesini bozdu, pek çok şirket ve sektörü de bu aşamada paralize etti. Uygulamada sorunların kaynağını ele almak ve kökünden çözmek yerine, biraz geçmişten kalan 1980’li, 90’lı yıllarda uygulanan tipik kemer sıkma politikaları ne yazık ki benimsendi. Bunlar basit olarak, faiz ve vergi artışı ile kur ve ücretleri baskılamaya dayalı politikalar.

    Türkiye ekonomisindeki yapısal sorunlar ile geçmişten gelen sürdürülebilirlik endişeleri devam ettiği için, uygulanan kemer sıkma politikalarının, yüksek kur riskini azaltma dışında, maalesef istenilen düzeyde etkinliğini henüz göremedik ve yaşayamadık. Üstelik gelir dağılımı adaletsizliği, tarihte görülmemiş ölçüde ülkemizde bizlerin canını acıtacak durumda. Halkın yoksulluğu artıyor. Toplumun büyük bir kesimi eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi zaruri hizmet alanlarına dahi erişimde ciddi sorunlar yaşıyor. Özetle; gerçekleşen veriler, reel sektörde sert daralmanın başladığını, istihdam piyasasında kırılganlığın arttığını, ancak yürütülen politikaların tüketim, beklenti ve varlık fiyatları üzerinde istenilen etkiyi de henüz yaratmadığını gösteriyor.”

    “TÜRKİYE’NİN CİDDİ BİR ZİHİNSEL DEĞİŞİKLİĞE İHTİYACI VAR”

    “Bu gelişmeler, enflasyonu düşürmek için tek başına para politikalarının yeterli olmadığını da bizlere yaşatıyor” diyen İmamoğlu, “Tüm sektörler için geçerli bir durum tespiti yapmak gerekirse; 2024-25 yılının herkes için daha zorlu geçeceğini görmemiz gerekir. Eğer durum böyleyse, ‘ne yapmalı’, daha da önemlisi, ‘nasıl yapmalı’ sorusunu hepimiz kendimize sormak zorundayız. Her şeyden önce, Türkiye’mizin ciddi bir zihinsel değişikliğe ihtiyacı var” dedi.

    İmamoğlu, “Ülkemizin daha fazla büyümesi ve ekonomik şoklara karşı daha dayanıklı olması adına rekabetçiliği, verimliliği ve potansiyel büyümeyi arttırmaya yardımcı olacak, kapsamlı bir yeni bir ekonomik reforma ihtiyacımız vardır. Hatta bundan da öte, tam bir ekonomik paradigma değişimi gerekmektedir. Çünkü, eğer toplumsal durgunluk ve ekonomik dar boğazdan kurtulmak istiyorsak, ülkemizi kalkındıracak yeni politikaları kapsayan yeni bir hikayeye ve yeni bir ekonomik modele ihtiyacımız olduğu çok açık ve net” ifadelerini kullandı.

    8. İstanbul Ekonomi Zirvesi’nin selamlama konuşmalarını, Azerbaycan Ekonomi Bakan Yardımcısı Elnur Aliyev ve Arnavutluk Ekonomi, Kültür ve İnovasyon Bakan Yardımcısı Blerta Rama gerçekleştirdi.

  • Timur Soykan : Çantacı rejiminde kaçakçılık furyası

    Timur Soykan : Çantacı rejiminde kaçakçılık furyası

    Ağustos 2023’te altın ithalatına aylık 12 ton kotası getirildi. İstanbul Altın Borsası’nda altın ithalatı yetkisi olan az sayıdaki şirket büyük servetler kazandı. Kota nedeniyle Türkiye’deki altın fiyatı arttı. VIP geçişleri altın kaçakçılığının güzergâhına dönüştü. Kotayla cari açık kapatılmadı, kayıt dışı bir hal aldı.

    Çantacı rejiminde kaçakçılık furyası

    VIP salonunda altın kaçakçılığı konusundaki haberimiz çok ses getirdi. Ancak yetkili makamlardan bu konuyla ilgili maalesef açıklama yapılmıyor. Biz de araştırmalarımız sonucunda ulaştığımız iddiaları paylaşmak zorunda kalıyoruz.

    Kısaca hatırlatalım:

    Fatih Metin, AKP iktidarında çok etkili siyasi isimlerden biri. 2007-2011 yılları arasında AKP Bolu Milletvekili’ydi. 2011-2015 yılları arasında Gümrük ve Ticaret Bakan Yardımcısı olarak atandı. 2015 yılında AKP Merkez Karar Disiplin Kurulu üyeliğine seçildi. 2015-2019 tarihleri arasında Ekonomi Bakan Yardımcılığı yaptı. 2019 yılında AKP’nin Bolu Belediye Başkan adayı oldu. 2019-2022 yılları arasında ise Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı’ydı. Her zaman Fatih Metin’in arkasındaki gücün eski Gümrük ve Ticaret Bakanı, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı olduğu konuşuldu. Hayati Yazıcı’nın ailesinin Türkiye’deki altın piyasasının en etkili isimleri olduğunu da not etmek gerekiyor.

    Fatih Metin ile eski özel kalemi Yunus Emre Morkoç, 20 Eylül 2024 günü Dubai’den İstanbul’a dönmüştü. Fatih Metin’in refakatinde İstanbul Havalimanı’ndaki VIP salonunu kullanan Yunus Emre Morkoç’un valizinde 60 kilo işlenmemiş altın külçesi bulunmuştu. Havalimanındaki gümrük memurları, bu kaçak altınlarla ilgili tutanak düzenlemiş ancak tutanağa Fatih Metin’in adı yazılmamıştı. İstanbul Gaziosmanpaşa Savcılığı tarafından Yunus Emre Morkoç hakkında soruşturma başlatılmıştı.

    60 KİLO ALTINLA YAKALANDI

    Fatih Metin, Yunus Emre Morkoç’un 60 kilo kaçak altınla yakalandığını ve kendisinin refakatinde VIP’yi kullandığını doğrulamıştı. Ancak Yunus Emre Morkoç’un valizindeki altınlardan haberinin olmadığını savunmuştu. 2,5 yıl önce Tarım ve Orman Bakan Yardımcısıyken Yunus Emre Morkoç’un özel kalemi olarak görev yaptığını anlatan Fatih Metin, “2,5 yıldır benimle resmi bir bağlantısı yok. Sigortalı çalışanım değil, onun ticari işlerini bilmiyorum” demişti.

    ÇAYCININ İNANILMAZ YÜKSELİŞİ

    Yaptığımız araştırmalara göre; Yunus Emre Morkoç, Ankara’da siyasetin kirli bağlantılarının bir portresi olarak tanımlanabilir. İddiaya göre; 2012 yılına kadar Ankara Otogarı’nda taksi sahiplerinin yanında şoförlük ve çaycılık yapıyordu. Fatih Metin’in o dönemki özel kalem müdürü aracılığıyla Yunus Emre Morkoç, Gümrük Bakanlığı’na işçi olarak alındı. Bakanlıkta meyve tabağı hazırlama, çay getirme işleri yaparken gayri meşru işlerde kullanılan bir çantacı olduğu iddia ediliyordu. Fatih Metin, 2015 yılında Ekonomi Bakan Yardımcılığı’na atandı ve Yunus Emre Morkoç’u yine yanına aldı. Sürekli işçi kadrosu verilen Yunus Emre Morkoç maaş alıyor ancak ne iş yaptığını kimse bilmiyordu. 2019 yılında AKP’nin Bolu Belediye Başkan adayı olan Fatih Metin, seçim çalışmalarını yürütürken yanında hep Yunus Emre Morkoç vardı. Bir iddiaya göre; bu seçim kampanyasında bazı şirketlerden alınan paraları Yunus Emre Morkoç taşıyordu.

    Kampanyada bakanlığın tüm olanaklarını da kullandılar. Bu sırada hiç gitmediği bakanlıktan maaşını alıyor ve bakanlığa ait resmi aracı kullanıyordu. Seçimi kaybeden Fatih Metin, Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı olarak atanınca Yunus Emre Morkoç’u özel kalemi yaptı. İddiaya göre; bu 4 yıllık süreçte Yunus Emre Morkoç, Ticaret Bakanlığı’ndan maaş almaya devam etti. Mal varlığında kaynağı açıklanamayan büyük artış oldu. Ankara’da ev ve arsalar satın aldı. 2022 yılında Fatih Metin’in bakan yardımcılığı görevinden alınmasından sonra altın kaçakçılığı faaliyetlerinin başladığı öne sürülüyor. Yunus Emre Morkoç’un bugünkü adıyla Ticaret Bakanlığı’nda sürekli işçi kadrosu devam ediyor ve işe hiç gitmeden maaş alıyordu. VIP salonunda 60 kilo altın yakalattığını haberleştirmemizden sonra Yunus Emre Morkoç’un Ticaret Bakanlığı’ndaki bankamatik memurluğu sona erdi, işten çıkartıldı.

    VIP salonlarında arama yapılmazken Yunus Emre Morkoç’un valizinde altınların yakalanması soru işaretleri doğurmuştu. İstihbarat birimlerinin çalışması sonucu altın kaçakçılığının tespit edildiği öne sürülmüştü. Hatta istihbarat birimlerinin İstanbul Havalimanı’nın VIP salonundan altın kaçakçılığı yapan 5 ismi tespit ettiği iddia edildi. Cumhur İttifakı mensubu üç milletvekilinin yanı sıra iki eski milletvekilinin Dubai’ye çok sık giderek valizlerle altın getirdiği belirlendi.

    Yunus Emre Morkoç çaycıyken Fatih Metin’le ilişkisi sayesinde yükseldi.

    MİLLETVEKİLİ VE KURYE ÖRGÜTÜ

    Eski bir AKP milletvekili ile oğlunun da 7 kurye ile Dubai’den kaçak olarak altın getirdiği ve VIP salonlarını kullandığı iddia ediliyor. Bu milletvekilinin Mart 2024’ten beri refakatinde oğlu ve kurye olarak kullandığı kişilerle sık sık Dubai’ye uçtuğu biliniyor. Bu kişiler her seferinde Dubai’den dolu valizlerle dönüyor. Eski milletvekili ve oğlunun bu altınları İstanbul Kuyumcukent’teki bir şirkete teslim ettikleri ve onlarca milyon dolarlık servet edindikleri öne sürülüyor. Mal varlıklarındaki artış da bunu gözler önüne seriyor. Bu eski milletvekilinin şirketinin sürekli zarar beyan etmesine karşın mayıs ve haziran aylarında son model iki elektrikli ultra lüks otomobil satın alması dikkat çekiyor. Ayrıca Ankara’da on milyonlarca liraya konut ve arsalar satın aldılar. Piyasayı bilen herkesin hemfikir olduğu tespit ise şu: Bunlar buzdağının görünen yüzü. Dubai’nin yanı sıra İran ve Afrika üzerinden büyük bir altın kaçakçılığı faaliyeti tüm hızıyla devam ediyor. TIR’ların gizli bölmelerinde, özel jetlerle külçe külçe altınlar Türkiye’ye kaçak yoldan sokuluyor. Bu kaçakçılıktan Ankara’nın zirvelerindeki pek çok isim büyük servetler ediniyor.

    KAÇAKÇILIK FURYASI

    Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye’nin cari açığının büyük kısmının altın ithalatından kaynaklandığını açıklamıştı. Ağustos 2023’te altın ithalatına aylık 12 ton kotası getirildi. İstanbul Altın Borsası’nda altın ithalatı yetkisi olan az sayıdaki şirket büyük servetler kazandı. Ancak bu kota nedeniyle Türkiye’deki altın fiyatı arttı. Dubai’de altının kilosu 84 bin dolar iken Türkiye’de 88 bin dolara kadar çıkmıştı. Bir kiloda 4 bin dolar fark altın kaçakçılığı furyasına neden oldu. Siyasilerin, üst düzey bürokratların kullanabildiği VIP geçişleri altın kaçakçılığının güzergâhına dönüştü. Altın kotasıyla cari açık kapatılmadı, kayıt dışı bir hal aldı.

    Timur Soykan

    Timur Soykan’ın yazısı

  • DİSK Başkanı Çerkezoğlu : “Ücretleri baskılayarak ya da ücretleri enflasyonun sebebi olarak göstererek enflasyon düşmez”

    DİSK Başkanı Çerkezoğlu : “Ücretleri baskılayarak ya da ücretleri enflasyonun sebebi olarak göstererek enflasyon düşmez”

    DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, AKP iktidarının ekonomi politikalarını eleştirerek; “‘Enflasyonun nedeni ücretler’ dediler, yıl ortasında asgari ücreti artırmadılar ama ne oldu? Milyonlar açlıkla yüz yüze kalırken enflasyon düşmedi. Dolayısıyla enflasyonla, üretime dayalı gerçek bir mücadele şart. Ücretleri baskılayarak enflasyon düşmez, ücretleri enflasyonun sebebi olarak göstermekle de enflasyon düşmez. Ücretleri bu şekilde düşürerek en fazla alım gücünü düşürüp milyonları açlıkla yüz yüze bırakırsınız” dedi.

    Merkez Bankası, geçtiğimiz günlerde eylül ayı Piyasa Katılımcıları Anketi yayınlandı. Piyasa katılımcılarının yıl sonu tüketici fiyat enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 43,31’den yüzde 43,14’e geriledi.

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, iktidarın enflasyon tahminlerinin ve buna odaklı zam politikasının emekçiyi aç bıraktığına dikkat çekerek AKP’nin ekonomi yönetimini eleştirdi. Çerkezoğlu’nun ANKA Haber Ajansı’na yaptığı açıklamalar şöyle:

    “TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyonun da yine tahmin edilenin üzerinde olduğu bir süreci yaşıyoruz”

    “Türkiye çok yüksek enflasyonlu bir sürece girdi ve bu yüksek enflasyonlu süreç Türkiye’de milyonlarca işçinin, emekçinin, emeklinin, kamu çalışanlarının çok ciddi yoksullaşmasına sebep oluyor. Bunun aslında esas olarak iki tane nedeni var. Birincisi, Türkiye’de bütün emek gelirleri TÜİK tarafından açıklanan resmi enflasyona göre belirleniyor. İkincisi de, gerçeğin çok altında baskılanmış enflasyon rakamları nedeniyle bütün ücretler de resmi enflasyon rakamı üzerinden belirlendiği için gerçek enflasyon karşısında her gün daha fazla yoksullaşan, her gün alım gücü gerileyen emekçiler olarak hayatımız sürdürmeye çalışıyoruz. Hükümetin enflasyon tahminleri de aynı zamanda ücretleri belirleyen önemli bir gösterge haline geldi. Hem OVP’de hem 12. Kalkınma Planı’nda hükümet sürekli birtakım enflasyon tahminlerinde bulunuyor ama daha sonra bunu revize etmek zorunda kalıyor ama hiçbir zaman tutmayan ve her zaman gerçek enflasyonun bu rakamın çok çok üstünde olduğu, TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyonun da yine tahmin edilenin üzerinde olduğu bir süreci yaşıyoruz.

    Bu, ücretlerin daha da fazla düşmesine, alım gücünün daha da fazla gerilemesine sebep oluyor. Üstelik özellikle geçtiğimiz hafta açıklanan OVP’de hükümet, önümüzdeki yıl için belirlenecek asgari ücret konusunda hedeflenen enflasyon üzerinden belirleneceğini ifade ediyor. 2025 yılı için de hükümetin hedeflediği enflasyon beklentisi yüzde 17-18 civarında. Diyorlar ki, ‘2025 asgari ücretini yüzde 17-18 beklenen enflasyon üzerinden yapacağız.’ Hani onun üzerine 2-3 puan da kendileri eklerler ama bu bütün emekçilerin -asgari ücretle çalışanlar başta olmak üzere bütün işçilerin- çok ciddi bir biçimde yoksullaşması demek. Bu politikadan vazgeçilmesi şart. Enflasyon doğru ölçülmeli, ‘enflasyon düştü’ demekle düşmüyor çünkü. İkincisi de, bütün emek gelirlerinin sadece resmi enflasyon rakamı üzerinden belirlenmesi, beklenen enflasyon üzerinden belirlenmesi bu yoksullaşmayı çok ciddi bir biçimde artırıyor.

    “Ücretleri bu şekilde düşürerek en fazla alım gücünü düşürüp milyonları açlıkla yüz yüze bırakırsınız”

    Enflasyonun nedeni ücretler olarak gösteriliyor. Bu kocaman bir yalan. Türkiye’de enflasyonun nedeni ücretler asla değil. Bütün ekonomik veriler, bütün bilim insanlarının ifadelerinde çok açık bir biçimde görüyoruz ki enflasyonun nedeni ücretler değil. Ücretler çok küçük bir etken. Türkiye’de bu yüksek enflasyonun nedeni her şeyden önce dolarizasyondur, bazı arz problemleridir ve esas olarak şirketlerin, bankaların aşırı karlarıdır. Eğer enflasyonla gerçek anlamda bir mücadele verilmesi düşünülüyorsa enflasyonun nedeninin doğru teşhis edilmesi lazım. ‘Enflasyonun nedeni ücretler’ dediler, yıl ortasında asgari ücreti artırmadılar ama ne oldu? Milyonlar açlıkla yüz yüze kalırken enflasyon düşmedi. Dolayısıyla enflasyonla gerçek bir mücadele, üretime dayalı, kalıcı, güvenceli istihdam yaratacak bir ekonomik politika ve enflasyonu yaratan gerçek sebeplerle etkin bir mücadele şart. Ücretleri baskılayarak enflasyon düşmez, ücretleri enflasyonun sebebi olarak göstermekle de enflasyon düşmez. Ücretleri bu şekilde düşürerek en fazla alım gücünü düşürüp milyonları açlıkla yüz yüze bırakırsınız.

    “Kara tablonun nedeni ülkeyi 22 yıldır yöneten iktidarın politikaları”

    Kim nereye giderse gitsin. İster Bakan, ister Cumhurbaşkanı, ister Merkez Bankası Başkanı nereye giderse gitsin, bu ülkede yaşayan 85 milyon insanla temas ettiğiniz anda en önemli sorunun geçim derdi olduğunu herkes görür. Çünkü gerçekten ürettiğimiz değerin bölüşümü anlamında 100 yılını geride bıraktığımız Cumhuriyet tarihimizin en kötü dönemini yaşıyoruz. Hepimiz çalışıyoruz, hepimiz üretiyoruz ama emeğin, emekçilerin çalışanların ürettiğimiz değerden aldığı Cumhuriyet tarihinin en düşük düzeylerinde, yüzde 25-26’lara düştü. Öyle bir düzen kurdular ki Türkiye’de bu düzenin bütün çarkları vergi politikasından ücret politikasına kadar bu düzenin bütün çarkları zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak üzere dönüyor. Bu da milyonların yoksullaştığı çok küçük bir azınlığın da hızla zenginleştiği gelir ve servet dağılımında olağanüstü bir adaletsizliğin yaşandığı bir dönemi ortaya koydu. Bu kara tablonun nedeni ülkeyi 22 yıldır yöneten iktidarın politikaları, onların sınıfsal ve siyasal tercihleri. Bu iktidarın sözcüsü olan kişilerin bu gerçeklikle yüz yüze kalması da son derece doğal ama burada ülkeyi yönetenler açısından yapılması gereken şey, bunu değiştirecek adımlar atmaktır. Bunu değiştirecek adım da çok açıktır. Hepimizin çalışarak ürettiği toplam değer, 85 milyon insanı insanca yaşatmaya yeter de artar bile, yeter ki tercihler değişsin.”

  • Fikri Sağlar : Yoksulluk kalıcı hale geldi, Artık açlık var.

    Fikri Sağlar : Yoksulluk kalıcı hale geldi, Artık açlık var.

    Türkiye’de siyaset o kadar kirlendi ki, artık yurttaşlar, yolsuzluk, hırsızlık, usulsüzlükleri kanıksar hale geldi. Hatta devletin soyulması, vergilerinin işbirlikçilere gitmesine bile kimse ses çıkarmıyor. Çarşı pazar yanıyor. Her gün açıklanan zamlarla yaşam daha da pahalılaştı.

    Yoksulluk kalıcı hale geldi. Artık açlık var.

    Çiftçi üretemiyor. Zaten İktidar, bilinçli olarak üretmesini de istemiyor. Düşünün, yerli tohum kullanmak yasakladı. Yani, kendi köylümüzü değil, emperyalist ülkelerin çiftçisini kazandırmayı önceliyorlar. Son 21 yılda, 3 Trakya büyüklüğünde tarım alanı yok edildi. Sudan başta olmak üzere, 129 ülkeden 159 çeşit tarım ürünü alıyoruz kimse aldırış etmiyor.

    Hele emeklilerin hali perişan. Aç dolaşıyorlar! 13 milyon emeklinin sesi duyulmuyor.  Birkaç cılız gösteri ve yorulmuş birkaç ses, sorunlarını duyurmaya yetmiyor. İktidar ise “Güneydoğu’da çıkan petrol, 100 bin varile ulaşınca emeklinin maaş sorunun çözeceğiz” diyerek adeta  onlarla dalga geçiyor.

    Daha bir yıl önce, 11 ilde deprem felaketi yaşandı. Resmi kaynaklara göre 50 bin 96 yurttaşımızın öldüğü, 107 bin 204 yaralımızın olduğu ve 520 bin bağımsız birimin yıkılmış ya da ağır hasarlı olarak tespit edildiği açıklandı. Aradan bir sene geçti. Bu arada Cumhurbaşkanlığı seçimi de oldu. Bol bol Vaatler verildi.

    Sonra?

    Siyasiler timsah gözyaşları(!) dökerken, devleti yönetenler bu felaketi unuttu…

    Depremzedeler hala çadırlarda yaşam savaşı vermeye devam ediyor, yani felaketler katlanarak sürüyor.

    ∗∗∗

    Bilinmeli ki 21 yıldır tüm bu yokluk ve felaketler karşısında vicdanı sızlamayan AKP iktidarı, “Siyaset ve siyasetçisinin gerçek yüzünü” gösterdi. Çağdaş bir ülke istemeyen, Atatürk’e hınç duyan, kendi gibi olmayana nefret ve kin kusan bu siyasetçi, artık kendini saklamıyor. Kalitesi düşük, bağımlı ve cahil olan bu siyasetçi profili, ülkede “Cahiliye dönemini” yaşatarak soygun düzenin olabildiğince devam etmesini istiyor. Yurttaşların inancını sömürerek kendi hırsızlıklarının üzerini örtmeye çalışıyor.

    Laik düzen, bu meczup anlayışın önündeki tek engeldir! Laik düzende düşünce ve ifade özgürlüğü, bağımsız yargı, iktidarları sorgulama hakkı vardır. Yani demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış vardır. Anlaşılan o ki onlar,

    Fikri Sağlar’ın yazısının devamı

  • Fikri Sağlar : Asıl failler kimler?

    Fikri Sağlar : Asıl failler kimler?

    Geçtiğimiz cuma ve cumartesi günü Türkiye yeniden yasa büründü!

    Irak’ın kuzeyinde yaklaşık 2 yıldır süren “Pençe-Kilit Harekâtı” bölgesindeki çatışmalarda, 12 askerimizin şehit düştüğü haberini aldık!

    Teröristler tarafından gerçekleştirilen hain saldırıda, iki günde, 12 askerimizin hayatını kaybetmesi ülkemizde infial yarattı.

    İktidarın hamaset dolu nutuklarından kendimiz arındırarak, yaklaşık 2 yıl süren bir harekâtın, neden bitirilemediği ve verilen bunca şehittin sorumluluğunu AKP iktidarının üstlenmediğini neden sorgulamıyoruz?

    Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, yaşananlar sonrası yaptığı açıklamada; “Askeri harekatta şehit verebilirsiniz, ancak, iki yıla yakın süredir devam eden bir operasyon var. Bu süre normal değildir. Operasyon dediğimiz sınırlı süreyle, sınırlı hedeflere yönelik bir askeri harekattır. Daha ne kadar süre şehit vermeye devam edeceksiniz ve ne amaçla?

    Siz TSK olarak bir yıl 8 ay kaldığınız bölgede bu kadar şehit veriyorsanız burada bir sorun vardır.” diyerek devam ediyor. “Askeri harekatın başarı kriteri, kaç tane adam öldürdüğünüz değildir.”

    Bu sert açıklamaya şu ana kadar Millî Savunma Bakanlığından bir açıklama gelmedi.

    Bırakın açıklamayı ortada Bakan yok, adeta kayboldu!

    İlginç olan da bu!

    ∗∗∗

    Mecliste AKP bilinen seçim oyunu gereği, tüm partilerin imzasıyla bu acı olay hakkında bir “ortak bildiri” açıklanması teklifi yaptı.

    Bu kez CHP bu bildiriye imza atmadı.

    CHP’nin gerekçesi haklı ve ibretlikti!

    Önce şu iyi bilinmelidir ki, “Bu konuda asıl sorumlu bugünkü siyasi yönetimdir.”

    ∗∗∗

    AKP kendi erkini sürdürmek adına gençlerin ölmesine göz yuman bir anlayışı 21 yıldır sürdürüyor. Çatışmadan siyasi çıkar elde etmek için yapay mevziler yaratıyor.

    Toplumun milli duygularıyla oynuyor!

    TBMM’yi bilgilendirme zorluluğu olan iktidar, ortak bildiriyle şehitlerin vebalini herkese yüklemek istiyor…

    Ancak CHP, bu oyuna gelmemiş, siyasal İslamcı uyanıklığına alet olmamıştır…

    ∗∗∗

    CHP ayrı bir bildiri açıklayarak terörü kınamış, AKP’nin aksine, terör ve terörü teşvik eden güçleri lanetlemiş ve şehitlerimiz için YAS İLAN edilmesini istemiştir!

    Bu farklılık bile AKP’nin terör konusunda samimiyetinin sorgulanması için yeterli kıstastır!

    ∗∗∗

    Kuzey Irak’ta şehit düşen 12 askerden Piyade Sözleşmeli Er Enis Budak’ın cenaze töreninde bir grup kişi, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e “Özgür dışarı” sloganları atarak tepki gösterdi…

    Manisa’daki şehit cenazesinde yaşanan provokasyona ilişkin CHP Lideri Özgül Özel; “AKP’li bir isim cenazede provokasyon yapılarak saldırı olacağını, cenazeye katılmamı yeniden değerlendirmem gerektiği defalarca söylemişti…

    Cenazeye katıldım. Çünkü CHP’nin bir geri adım atması ve bir santim eğilmesini fırsat bilen AKP, bu millete diz çöktürür. Buna izin vermeyeceğiz” diyerek provokasyonun arkasında AKP’nin olduğunu işaret etti

    ∗∗∗

    AKP’nin bu numaraları artık bayatladı!

    Nitekim Ankara/Çubuk’ta bir şehit cenazesi bahanesiyle önceki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu da linç etmeye kalkışmışlardı!

    Ahlaksızca yapılan bu vahim provokasyonlar halen hafızalardayken Özgür Özel’e yapılanlar boş bir iddia olarak algılanmamalıdır!

    ∗∗∗

    Geçtiğimiz yıllarda açıklanan HDP Manifestosuyla “Silahın bırakılması ilan edilmiş ve Kürt Sorunun çözümü ve barışın oluşturulması için konuşulacak yerinin TBMM ve muhatabının da HDP olduğu” açıklanmıştı…

    Edirne’de tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Pençe-Kilit Harekâtı bölgesinde PKK’nın hain saldırısı sonucu 12 askerin şehit olmasına ilişkin, “Bizim içimiz yanıyor. Ben defalarca söyledim. Dün toprağa verilen 12 asker benim kardeşimdir. Bu ülkenin yoksul halkının evlatlarıdır. Keşke barışı sağlayabilseydik, onlar yaşayabilselerdi” ifadelerini kullanarak çok önemli bir konuya değindi…

    Demirtaş’ın bu samimi sözleri, AKP iktidarının her seçim yaklaşırken defalarca tekrarladığı, milliyetçi duyguları sömüren “hamaset siyasetini” bir kez daha açığa çıkarıyor!

    Demirtaş ve HDP tarafından beyan edilen “Barış, dayanışma ve kardeşlik anlayışının” bilinmesine karşın, her terör olayı sonrası Meclis’teki Kürtleri ve Siyasi Partilerini düşman göstermek hem ahlaki hem siyasi hem de vicdani çöküşün sonucudur. Gerçek şu ki; emperyalistlerle iş birliğinde bulunan ve BOP eş başkanları olduklarını gururla söyleyen siyasal İslamcılar ülkenin birlik ve beraberliğini bozmak isteyenlerdir!

    ∗∗∗

    Şehitlerin aile evlerini, ocaklarını herhalde ibretle izlediniz.

    Hepsi yoksul ailelerin çocukları… AKP iktidarı ülke kaynaklarını çarçur ettiği ve istihdam yaratmadığı için, gençler ekmek kapısı olarak paralı askerlik yapmak zorunda kalıyorlar!

    Şimdi seçim dönemi, korkarım ki, şehit haberleri artacak!

    Soldaki partilere yalanlarla saldırılacak! Tabii ülkeye ve gençlere bir kere daha yazık olacak!

    AKP’nin taşıdığı vebal çok büyük!

    ∗∗∗

    Gücün temeli bilgi sahibi olmaktır.

    Bilgili toplum, olayların gerçek faillerini görür ve sahtekarları tanır!

    Aldanmaz, gereğini yapar…

    Fikri Sağlar’ın yazısı

  • Hiç kimse AKP’nin kirli siyasetine imza atmak zorunda değil

    Hiç kimse AKP’nin kirli siyasetine imza atmak zorunda değil

    CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında partisinin diğer siyasi partilerden ayrı bir bildiri yayınlamasının gerekçesini açıkladı. Başarır, “Hiç kimse AKP’nin kirli siyasetine, yanlışlarına, 21 yıldır ülkeyi getirdiği noktaya ortak imza atmak zorunda değil” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, TBMM’de, partisinin Irak’ın kuzeyinde hayatını kaybeden 12 asker için diğer siyasi partilerden ayrı olarak bir bildiri yayınlamasına ilişkin bir basın toplantısı düzenledi.

    “Hiç kimse AKP’nin kirli siyasetine, yanlışlarına, 21 yıldır ülkeyi getirdiği noktaya ortak imza atmak zorunda değil” diyen Başarır, “Ülkeyi terör yuvası haline getiren, sınır güvenliğini ortadan kaldıran bu partinin eylemleriyle artık Meclis’te ortak imzayla kamuoyunun karşısına çıkmak istemiyoruz. CHP bireysel olarak tekil açıklamasını yapmıştır, tepkisini ve önerilerini ortaya koymuştur. CHP ne DEM ne AKP ne de bir başka parti bu hassas konuda iradesini ortaklaştırmak zorunda değil” ifadelerini kullandı.

    CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, CHP’nin, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında konuştu.

    Başarır, “Bir şehit için bırakın makamı bırakın o Cumhurbaşkanlığı koltuğunu dünyayı yıkarız. Biz CHP grubu olarak artık bireysel açıklamamızı yapacağız ve AKP grubuyla asla ortak imza atmayacağız” dedi.

    CHP’li Başarır’ın açıklamaları şu şekilde:

    “Dün CHP grubu olarak PKK terör örgütünü ve benzerlerini lanetleyen bir bildiri yayınladık. İçimiz acıyor, üzgünüz, endişeliyiz. AKP grubu ortak bir bildiri yayınlamak istedi. Şunu söylemek isterim CHP grubu tekil olarak 85 milyonun acısını, endişesini dile getirecek bir bildiriyi üç grup başkanvekili ve Genel Başkanımızın imzasıyla kamuoyuyla paylaştı. AKP bu ülkede iktidar olduğunda bir; bölücü terör örgütünün başındaki o yaratık cezaevindeydi. 1999-2000-2001-2002 toplam 20 şehit vermişiz. 21 yılda binlerce evladımız şehit olmuş. Ülkeyi terör yuvası haline getiren, sınır güvenliğini ortadan kaldıran bu partinin eylemleriyle artık Meclis’te ortak imzayla kamuoyunun karşısına çıkmak istemiyoruz.

    İdlib’te 36 evladımız şehit oldu. CHP, İYİ Parti, MHP ve AKP ortak bir bildiri yayınladık. Meclis olarak üzüntümüzü dile getirdik. Üzülerek söylüyorum ki bu ülkenin Cumhurbaşkanı terörle mücadele konusunda, bu olayın failleri konusunda her yetkiyi almasına rağmen, desteği almasına rağmen soluğu Putin’in kapısında aldı ve bekletilerek bu ülkeyi, yurttaşları büyük bir üzüntüye boğdu. Aynı şeyler Gar operasyonu, nasıl bir duruş sergiledi? Biz her seçim yaklaşırken aynı olayları, aynı hikayeleri AKP grubundan duymaktan bıktık ve sıkıldık. Terörü lanetliyoruz. Mehmetçik’in tırnağını bile dünyalara değişmeyiz. Ama 21 yılda ülkeyi bu hale getirenler, askerimiz şehit edilirken Rusya’da faillerinin kapısında bekleyenler artık ortak imza konusunda bizden hiçbir şey beklemesin.

    “BUGÜN NÖBETÇİ OLARAK BU MECLİS’TE OLAN BAKAN BAŞSAĞLIĞI DİLEYEMEDİ”

    Ülke nereden, nereye geldi. Çok fazla bir şey istemedik. ‘Neden milli yas ilan edilmiyor’ dedik. Çünkü aynı saatlerde TRT’de müzik programı vardı. Suudi kralı öldüğü zaman milli yas ilan edenler 12 evladımız şehit olmuş niye bu iradeyi ortaya koyamıyor. Milli Savunma Bakanı gelip bir zahmet Meclis’e bilgi versin. Endişeliyiz, daha fazla kaybımız var mı, nasıl bu yaratıklar bu üsse sızabiliyor, nasıl 12 tane askerimizi şehit edebiliyor bunu duymak istiyoruz, bunu açıklamasını istiyoruz. Bugün sabah 11.05 Meclis açıldı bir talepte bulundum. İçtüzük madde 59 gündem dışı konuşma; ‘Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar olağanüstü acele hallerde gündem dışı söz isterlerse başkan bu isteği yerine getirir.’ Milli Savunma Bakanı dün gece gelebilirdi, gelmedi.

    Meclis Başkanı Bekir Bozdağ, şu anda Meclis’te olan Bakan Mehmet Şimşek’e döndü, ‘Bir sözünüz var mı?’ dedi. ‘Yok’ dedi. Bugün nöbetçi olarak bu Meclis’te olan bakan başsağlığı dileyemedi. Kendisi bilgi alıp bakandan, bilgi verebilirdi. 10 dakika konuşabilirdi, biz sorular sorabilirdik. Ama maalesef ki Meclis bu tür iletişimlere kapalı. Dün kamuoyuna üzüntülerimizi, endişelerimizi açıklayan bildirimizi yayınladık, 4 partinin imzasından fazlası var. Artık algılarla bu olayın üzerine gidemeyiz. Şehitlerimiz ve terör seçim malzemesi olmayacak kadar önemli ve mühim bir konudur. Hiç kimse bu ülkedeki şehitleri, terör meselesini seçimler yaklaşırken bir algı operasyonu haline getirmesin. 14 Mayıs’ta gördük bizim paramızla, İletişim Başkanlığı’nın parasıyla Karayılan denen alçağın görüntüleriyle sahte videolar yapıldı. Biz bunu istemiyoruz, biz meselenin özünü ve gerçeğini parlamentoda konuşmak ve çözüm bulmak istiyoruz.

    “HİÇ KİMSE AKP’NİN KİRLİ SİYASETİNE İMZA ATMAK ZORUNDA DEĞİL”

    Her seçim yaklaşırken aynı hikayeleri bu ülkede görmek istemiyoruz. Şehitlerimiz 85 milyon ve bizim için kıymetlidir. Mersin’de ben canımı şehit olarak vermişim, gelmişsiniz burada kimi suçluyorsunuz siz? Bir bakandan bilgi almak istemek çok mu bu Meclis’te? Kapalı oturum yapalım dedik. 12 şehit vermişiz bütçenin maddelerini görüşüyoruz. CHP bireysel olarak tekil açıklamasını yapmıştır, tepkisini ve önerilerini ortaya koymuştur. CHP ne DEM ne AKP ne de bir başka parti bu hassas konuda iradesini ortaklaştırmak zorunda değil. Hiç kimse AKP’nin kirli siyasetine, yanlışlarına, 21 yıldır ülkeyi getirdiği noktaya ortak imza atmak zorunda değil. Bu vatan bu bayrak bu şehitler hepimizin. O yüzden ülkeme, yurttaşlarımıza sesleniyoruz; üzüntülüyüz, acılıyız, sinirliyiz, endişeliyiz. Bu sorunun çözüm noktası da Meclis’tir. Bakan da gelip burada bilgi vermelidir, kapalı oturumda da konuşmalıyız.”

    “BİR ŞEHİT İÇİN BIRAKIN MAKAMI BIRAKIN O CUMHURBAŞKANLIĞI KOLTUĞUNU DÜNYAYI YIKARIZ”

    Açıklamaların ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Başarır, şunları söyledi:

    “CHP, belki de tarihimizdeki en alçak saldırılardan biri olan 36 askerimiz şehit olduktan sonra İdlib’te bu iradeyi ortaya koydu. Gidip Putin’e hesap sorması için koydu, kapısında 10 dk 20 dk beklemesi için değil. Eğer açıklamamızda bir yanlışlık görüyorsanız, eksiklik görüyorsanız ki fazlası var. Benim dün teklifim her parti çıksın basına açıklamasını, endişelerini, 85 milyona başsağlığını açıklasındı. Hiçbir partiyle de bu konuda ortaklaşmadık. O sebeple alınan karar doğrudur. Bundan sonra bu iktidara kerpiç evlerden, sıvasız evlerden, damsız evlerden giden şehitlerin tabii ki hesabını soracağız. O evi yaptıracaklarmış, şimdi mi aklınıza geldi?

    Benim ailemde de şu anda Güney Doğu’da görev yapan 2 askerimiz var. Bakın evlerine maalesef ki üzülerek söylüyorum Türkiye’nin hiçbir yerinden şehit cenazesi gelmesin. Ama hep neden damsız, sıvasız, kerpiç evlerden geliyor? Birileri bunun üzerinden siyaset yapıyor. Birileri onun katillerinin videosunu paylaşacak kadar seçimlerde alçaklaşıyor. Tüm bildirilere bugüne kadar destek oldu. Ne oldu bunun karşılığında, bir seçim kazanmak adına bu ülkenin vergisiyle, parasıyla, Karayılan’ın sahte videolarını paylaştı bu ülkenin Cumhurbaşkanı. İşte benim içimi acıtan budur. Bir şehit için bırakın makamı bırakın o Cumhurbaşkanlığı koltuğunu dünyayı yıkarız. Biz CHP grubu olarak artık bireysel açıklamamızı yapacağız ve AKP grubuyla asla ortak imza atmayacağız.”

    “MSB VE İÇİŞLERİ BAKANLIĞI BU İLLETİN ADINI RESMİ AÇIKLAMALARDA YAZMIYOR, BİZ DE YAZMIYORUZ”

    Başarır, ‘Meclis bildirisinin içeriğine dair bir şerhiniz var mı?’ sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Asla, ne olabilir? Bizim bildirimizle onların bildirisi arasında bir fark görüyor musunuz? Bir kez daha söylüyorum PKK terör örgütü haindir, yaptıkları alçaklıktır. Ama gerek Milli Savunma Bakanlığımız gerek İçişleri Bakanlığımız bu illetin adını resmi açıklamalarında yazmıyor, bizde yazmıyoruz. Ama her yerde de söylüyoruz, söyleriz çünkü bizim üçüncü genel başkanımız bu terör örgütünün başındaki adamı bu ülkeye getirmiştir, cezaevine atmıştır. Onla görüşmek, iş çevirmekte Recep Tayyip Erdoğan’a düşmüştür. Fark bu işte bu yüzden imza atmıyoruz. Artık yeter. Her seçime giderken aynı hikayeyi duymaktan bıktık. Bırakın bunu, şehit meselesi, terör meselesi ortak sorunumuz diyorsanız seçim malzemesi yapmayacaksınız, geleceksiniz hep beraber bu sorunu burada çözeceğiz.”

  • ANKARA’DAKİ KADINLARDAN OKULLARDA BİR ÖĞÜN ÜCRETSİZ YEMEK TALEBİ…

    ANKARA’DAKİ KADINLARDAN OKULLARDA BİR ÖĞÜN ÜCRETSİZ YEMEK TALEBİ…

    Tuzluçayır Kadınları Dayanışma Derneği üyeleri, bugün Ankara’da öğrencilere okulda bir öğün ücretsiz yemek verilmesi talebiyle eylem yaptı. EMEP Milletvekili Sevda Karaca, “Sosyal medya hesaplarınızdan ‘Çocuklar günde 3 ana öğün, 2 ara öğün yemeli; gelişmeleri için bu lazım’ diyorsunuz. Hiç utanmadan aynı tweeti attığınız gün, okul öncesi gruplarında bir öğün ücretsiz yemek hakkını, dişlerimiz ile tırnaklarımız ile kazandığımız hakkı gasp ediyorsunuz. Utanmıyor musunuz çocukları aç bırakmaktan” dedi. Torununa bakan bir babaanne ise “Beslenme koyamıyorum. Sesimizi duyun artık. Marketlere gidemez olduk. Kuru ekmekleri ıslatıp yedirmeye başladık çocuklarımıza. Peynir bizim için lüks oldu, yumurta lüks oldu” diye isyan etti.

    Ankara’da bulunan Tuzluçayır Kadınları Dayanışma Derneği üyeleri, bugün dernek binası önünde öğrencilere bir öğün ücretsiz yemek verilmesine ilişkin basın açıklaması yaptı. EMEP Milletvekili Sevda Karaca’nın da destek verdiği basın açıklamasına birçok kadın ve öğrencilerin velileri de katıldı.

    “ÇOCUKLARIMIZ OKULLARA AÇ GİDİYOR”

    Tuzluçayır Kadınları Dayanışma Derneği’nden Elif Sancı, şunları söyledi:

    “Bizim geçen yıldan beri mücadele ettiğimiz, sokak imza topladığımız ve ana sınıflarında başlayan beslenme hakkı bugünden itibaren verilmemeye başlandı. Biz diyoruz ki, bu çocukların ilkokullarda, ortaokullarda ve liselerde bütün çocuklara ayrımsız olarak yemek verilmelidir derken bugün görüyoruz ki ortaokullarda ve liselerde ÇEDES uygulaması ile okullara imam atanırken, onlara bütçe ayrılırken çocuklarımızın beslenmesine koyulacak sütten kesilmiştir diyoruz. Çocuklarımızın bütün devlet okullarında bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek hakkıdır. Çocuklarımız okullara aç gidiyor.

    “DEVLET OKULLARINDA BİR ÇOCUK DAHA AÇ KALMASIN”

    Devlet okullarında bir çocuk daha aç kalmasın. Herkes eşit beslensin, sağlıklı beslensin. Ayrımsız okullarda herkese bir öğün beslenme dağıtılsın istiyoruz. Veliler bizlere diyor ki, okullarda ne zaman yemek dağıtılmaya başlanacak… Çocuklar, okullarda aç kalıyor. En temel ihtiyaçlardan yumurtanın kolisi, bir peynir, bir zeytinin ne kadar olduğunu biliyoruz. Biz zaten geçinemiyoruz. Biz diyoruz ki, her gün beslenmeye ne koyacağını düşünen veliler için, bir çocuk daha aç kalmaması için çocukların sağlıklı beslenmesi için ilkokullarda, ortaokullarda ve lisede ayrımsız bütün çocuklara devlet okullarında beslenme dağıtılmalıdır.”

    “UTANMIYOR MUSUNUZ ÇOCUKLARI AÇ BIRAKMAKTAN?”

    Sevda Karaca ise şunları dedi:

    “Biz bu dernek aracılığı ile ülkenin dört bir tarafında bir öğün ücretsiz yemek isteyen, bunun hak olduğunu söyleyen kadınlar adına Milli Eğitim Bakanlığı’na dava açtık. Dedik ki, ülkede milyonlarca çocuk, okula aç gidiyorken okulda açlıktan bayılan çocuklar varken, anneler ve babalar her gün okula çocuğunu okula gönderirken bir dilim ekmeği nasıl koyacağını düşünüyorken siz o bakanlıkları nasıl işgal edersiniz diye sorduk onlara. Yüzlerce insanın imza verdiği, eylemlerle, imza kampanyalarıyla, etkinliklerle yürüttüğümüz bu kampanyamızda Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın aracılığı ile aslında bütün AKP iktidarına şu soruyu sorduk; bugün asgari ücretin açlık sınırında olduğu bir memlekette, yoksulluk sınırının 40 bin liraya vardığı bir memlekette bir tek çocuğa günde bir öğün sağlayabilmek için emekçilerin cebinden en az 5 bin lira çıkmak zorunda. Kalkıp bize, sosyal medya hesaplarınızdan ‘Çocuklar günde 3 ana öğün, 2 ara öğün yemeli; gelişmeleri için bu lazım’ diyorsunuz. Hiç utanmadan aynı tweeti attığınız gün, okul öncesi gruplarında bir öğün ücretsiz yemek hakkımızı, dişlerimiz ile tırnaklarımız ile kazandığımız hakkı gasp ediyorsunuz. Buradan soruyoruz, utanmıyor musunuz? Utanmıyor musunuz çocukları aç bırakmaktan?

    “SİZİN TASARRUFUNUZUN HESABINI NEDEN HEP YOKSUL HALK ÇEKİYOR”

  • CHP İSTANBUL İL BAŞKANLIĞI, ZAMLARA KARŞI GEZİCİ BİR SERGİ HAZIRLADI…

    CHP İSTANBUL İL BAŞKANLIĞI, ZAMLARA KARŞI GEZİCİ BİR SERGİ HAZIRLADI…

    CHP İstanbul İl Başkanlığı, iktidarın yaptığı zamlara karşı “muazZam Bir Sergi” adıyla, kentin tüm ilçelerine gidecek gezici bir sergi hazırladı. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, “Yılın ikinci yarısında da korkunç bir zam fırtınası bekliyor hepimizi. Saray sosyetesi ve her türlü ekonomik krizden daha da zenginleşerek çıkan bir avuç mutlu azınlığı saymazsak eğer, olan yine fakire fukaraya, işçiye, emekliye, emekçiye, kadınlara, öğrencilere ve çocuklarımıza oluyor” dedi.

    İktidarın son dönemde yaptığı zamlara karşı CHP İstanbul İl Başkanlığı, gezici “muazZam Bir Sergi” hazırladı. Pazarlarda, sokaklarda yurttaşlarla buluşulacak çalışmanın tanıtım toplantısı bugün il binasında yapıldı. Zam gelen birçok ürünün resminin olduğu sergide, ürünlerin fiyatı 50 gün önceyle kıyaslanarak yapılan zam oranı da not olarak eklendi.

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, iktidarın seçim öncesi tüm tuşlara basarak yurttaşlara çay kaşığıyla verdiklerini seçim sonrasında devalüasyonla, vergilerle ve kepçeyle geri almaya başladığını söyledi. Kaftancıoğlu, şöyle konuştu:

    “SARAY SOSYETESİNİ SAYMAZSAK OLAN FAKİRE, EMEKLİYE, EMEKÇİYE, KADINLARA OLUYOR: ‘Ben ekonomistim’ diyen bir tek adam ve yönetiminin yüzünden İstanbul’da da zamlar, vatandaşlarımızı çarpmaya başladı. Erdoğan ve AKP iktidarı, hatalarının ve tercihlerinin faturalarını halka kesmeye başladılar bir kez daha. Ne yazık ki görünen köy kılavuz istemiyor. Yılın ikinci yarısında da korkunç bir zam fırtınası bekliyor hepimizi. Saray sosyetesi ve her türlü ekonomik krizden daha da zenginleşerek çıkan bir avuç mutlu azınlığı saymazsak eğer olan yine fakire fukaraya, işçiye, emekliye, emekçiye, kadınlara, öğrencilere ve çocuklarımıza oluyor. Güzel memleketimizin her köşesi gibi İstanbul’da da vatandaşlarımız zamlardan nefes alamaz hâle gelmiş durumda. Emekli maaşlarının yüzde 25 arttığı, asgari ücretin 11 bin 402 lira olduğu, haziran ayı açlık sınırının 10 binin üzerinde, yoksulluk sınırının ise 36 binin üzerinde olduğu günümüzde İstanbul’da da yaşamak pek mümkün değil artık. Çocuklarımızın sağlıklı beslenemediği, sağlıklı beslenmeden mahrum kaldıkları, mutfaklarda ocağa iki tencerenin yan yana konulamadığı, öğrenci evlerinde makarna dışında bir şeyin pişmediği, tek çocuklu bir ailede bile bir akşam dışarıya, yemeğe, sinemaya gidilemediği, enflasyon altında ezilmiş maaşların birkaç ay öncesinden henüz alınmadan bittiğini görüyoruz.

    DÖRT YILDA METREKARE BAŞINA KİRA, 14 LİRADAN 114 LİRAYA ÇIKTI: İstanbul’da ayrıca artan ev kiraları da işin cabası. Sizlere Türkiye’deki kira artışının yıllara dair bir oranını vermek istiyorum metrekare başına. Türkiye’de kira artışı metrekare başına ortalama 2019 yılında 14 liraymış. 2020 yılında 16 lira, 2021 yılında 22 lira, 2022 yılında 48 lira ve 2023 yılında ise metrekare başına 114 lira. Yani dört yılda metrekare başına kira fiyatı Türkiye ortalamasında 14 liradan 114 liraya çıkmış. İstanbul’da bu durum çok daha acıklı açıkçası. Kimi ilçelerden örnek vermek isterim. Örneğin Sarıyer ilçemizde metrekare başına ortalama kira ücreti 300 lira, Beşiktaş’ta 261 lira, Beyoğlu’nda 208 lira. Kira ücretinin en düşük olduğu ilçelerden biri olan Esenyurt’ta 101 lira. Arnavutköy’de ise metrekare başına 97 liraya vatandaşlarımız ev kiralamak zorunda kalıyorlar. Yine geçen günlerde gördük. Bu orantısız artışlar ve kontrolsüz süreçler, ev sahibiyle kiracıların birbirine düşmelerine ve ne yazık ki hepimiz üzecek, karşımıza çıkan öldürmelere, cinayetlere vesile oluyor.

    TRAFİKTE DE SERGİMİZİ VATANDAŞLARIMIZ GÖRECEKLER: AKP iktidarı, mevcut ekonomik buhrana bir yandan sebep oluyor, diğer yandan ise fırsatçılar, dış güçler ve benzeri gibi yarattıkları hayali düşmanlarla hedef saptırmaya çalışıyorlar. Sanki benzin, pompa çıkış fiyatı yıllar içinde dünyada yüzde 8 artmışken ülkemizde kısacık bir süreçte yüzde 73 artmamış gibi. Dolayısıyla bizler, Cumhuriyet Halk Partisi örgütleri olarak bu zamların ve vatandaşın yaşadığı bu gerçekliğin tek ama tek sorumlusunun AKP iktidarı ve ‘Ben her şeyi bilirim ve ekonomistim’ diyen tek adam yönetimi olduğunu bugünden itibaren, bugüne kadar olduğu gibi ve çok daha güçlü bir şekilde vatandaşlarımızla paylaşacağız, vatandaşlarımızı dinleyeceğiz. Muazzam aksiyonlar alma konusunda, ülkeyi muazzam bir felakete sürükleme konusunda bu kadar başarılı bir iktidar olduğu için İstanbul’da ‘muazZam Bir Sergi’ açmaya karar verdik. Bu sergimizin yeri İstanbul’un bütün pazarları, bütün sokakları olacak ve trafikte de sergimizi vatandaşlarımız görecekler. Önümüzdeki günlerde yapacağımız çoklu çalışma ile vatandaşlarımızın zamlar konusunda ve iktidarın kötü yönetimi konusunda tepkilerini örgütleyeceğiz.

    TEK SORUMLUNUN İKTİDAR OLDUĞUNU VE ÇARENİN YİNE VATANDAŞLARIMIZDA OLDUĞUNU TEKRARLAYACAĞIZ: Bu süreçlerin tek ama tek sorumlusunun iktidar olduğunu ve çarenin yine vatandaşlarımızda olduğunu tekrar edeceğiz. Bugünden itibaren İstanbul’umuzun 39 ilçesinde bütün pazarlarda, örgütlerimizle birlikte ‘muazZam’ stantlarımızı açacağız. Zamlarla ilgili broşürlerimizi dağıtacağız. Vatandaşlarımızı dinlemeye başlayacağız. Çalışmamızın yine önemli bir ayağı da şu anda sizlerin de görmüş olduğu ‘muazZam bir sergi’ dediğimiz zam sergisi olacak. Sergi boyunca göreceğiniz ürünlerin tamamı seçimden 50 gün önceki fiyatlarıyla 50 gün sonraki fiyatları konularak teşhir edilecek. Aynı zamanda güya zam adı altındaki maaş artışları ve ürünlerdeki astronomik yükseliş ve bu yükselişle maaşların kıyaslaması sergimizin ana konularından biri olarak gözlemlenecek. Gabar’da bulunan ve birilerinin söylemine göre gravitesi çok yüksek petrolün pompa fiyatlarına yansıması da sergimizin gündemi olacak elbette.

    MEYDANLARDA VATANDAŞLARIMIZLA BULUŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ: Bu arada ürünler o kadar çok pahalı ki serginin hazırlanmasında büyük katkı sunan Kent Ekonomisi Komisyonu’ndaki arkadaşlarım, sergilemek için bile ürünleri alamadıklarından ürünlerin görselleriyle sergimiz gerçekleşti. Arkamızda gördüğünüz sergimiz, bugün il başkanlığımızda teşhir edildikten sonra yarından itibaren trafikte, İstanbul’un bütün sokaklarında -elbette artacak olan benzin fiyatlarına gücümüz yettiği ölçüde- meydanlarda olacak ve vatandaşlarımızla buluşmaya devam edeceğiz. Vatandaşlarımızdan bir istirhamım var. Trafikte sergimizle karşılaşan araç sahipleri kornalarıyla sergimize destek olabilir, zamlara tepkilerini gösterebilirler. Sosyal medyada da ‘muazZam’ etiketiyle zamlara olan tepkilerini bizlerle paylaşabilirler.

    İKTİDARIN ZAMLARINA SESSİZ KALMAYACAĞIMIZI GÖSTERİP MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ: Biz CHP olarak şunu biliyoruz. Hiçbir şey ama hiçbir şey haklı ve hakkını örgütleyen halktan güçlü değildir. O yüzden biz CHP olarak, CHP İstanbul Örgütü olarak hep beraber tepkimizi örgütleyeceğiz, çarenin yine vatandaşlarımızda olduğunu söyleyeceğiz. Bu tepkiyi toplumsallaştırarak iktidarın zamlarına sessiz kalmayacağımızı gösterip mücadelemize devam edeceğiz. Bu zamlarla birlikte yaşanabilir bir Türkiye’yi hep beraber ama hep beraber oluşturacağız. Hiçbir şekilde umutsuz olmayacağız. Hiçbir şey haklı ve hakkını örgütleyerek alan halktan daha fazla güçlü olamaz. Bu mücadeleyi hem toplumsallaştıracağız hem de büyüteceğiz.”